M.Akil Koyuncu

A.Asfer, Safir
(d. Mart 1302/1886 / ö. 8 Mart 1977)
Gazeteci, yazar,şair, çevirmen, öğretmen
(Polisiye – Bilim Kurgu / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Hayatının büyük bir bölümünü İzmir’de sürdürmüş olan M. Akil Koyuncu, Selanik vilayeti muhasebe memuru Mustafa Fevzi Bey’in oğludur. Ömer Faruk Huyugüzel’in aktardığına göre rüştiye ve idâdî tahsilini Fevziye Mektebi’nde görmüştür. Ömer Faruk Huyugüzel, II. Meşrutiyet döneminin ilânının hemen ardından Selânik’te yayın hayatına başlayan ve dönemin önemli mecmualarından biri olan Bağçe dergisinin imtiyaz sahibi Necip Necati’nin, Akil Koyuncu’nun ağabeyi olduğunu söylerken (Huyugüzel 2000), Celal Arslan ise Necip Necati’nin Ali Ulvi [Elöve]’nin ağabeyi olduğunu belirtir (Arslan 2008). 1912 yılında Müsavat ve Anadolu gazeteleri arasında meydana gelen bir tartışmada ailesinin Selanik “dönmelerinden” olduğu gündeme gelir. Ancak daha sonra 1926 yılında Hizmet gazetesi başyazarı Zeynel Besim’in kendisini bu yönlü ithamına rağmen, Akil Koyuncu bu konuya yine 1926 yılında Anadolu gazetesinde kaleme aldığı “Müsavat-Hizmet” adlı makalesinde açıklık kazandırır. Bu makalesinde Türklüğü, “damarlarda gezen ve mahiyeti hakkında kimyevî bir tahlil yapmak imkânı olmayan kanla değil, ruh birliği, his birliği, hars birliği, lisan birliği ile tebeyyün eden bir keyfiyet” olarak tanımlar. Bunun yanı sıra İstanbul’dan aldığı kongre davetiyesinden de anlaşılacağı üzere Türk Ocağı’nın da mensubu olan Koyuncu, II. Meşrutiyet devrindeki millî edebiyat içinde yer alan ve Selânik’te başlayan, Ziya Gökalp’in önderliğindeki Yeni Lisan Hareketi’nde, Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem ile birlikte ciddi görevler üstlenen isimlerden biridir.

Fevziye Mektebi’nden 1903 yılında mezun olan Koyuncu, İstanbul’a gelerek Mülkiye Baytar Mektebi’ne kaydolmuştur. Fakat sağlık sorunları nedeniyle eğitimine ancak sekiz ay kadar devam ettikten sonra bu okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır. Akil Koyuncu’nun, II. Meşrutiyet’ten sonra Resne’de hürriyet kahramanı Niyazi Bey adına açılan okulda müdür olarak bir sene çalıştığını, ardından ağabeyi Necip Necati ile birlikte İzmir’e geldiğini Köylü gazetesindeki bir haberden öğreniyoruz. Bu dönemde gazetecilik mesleğini sürdürürken, Hizmet gazetesinin sahibi İbrahim Refik Bey’in kurduğu ve ağabeyi Necip Necati’nin müdür olarak görev yaptığı özel bir okul olan Hadîka-i Maârif Mektebi’nde de öğretmen olarak çalışır. Nüzhet Haşim’in aktardığı bir bilgiye göre Anadolu gazetesi başmuharriri iken 1912 senesi sonlarına doğru İzmir Sultanisi edebiyat öğretmenliğine tayin edilir ve burada iki yıl görev yapar. Ahenk gazetesinde yayımlanan bir tayin haberi sayesinde 1914 yılında Çanakkale Sultanisi’ne nakledildiğini öğreniriz. Yazarın İzmir’e gidişinin siyasi nedenlerle olduğunu ise Orhan Rahmi’ye verdiği röportajda yine kendisi açıklar. Bu röportajında aşırı İttihatçı tutumundan dolayı Balkan Savaşı’nın ardından Kâmil Paşa hükümetinin iktidarda olduğu sırada yazdığı eleştirel yazılar sebebiyle “Divan-ı Harb”e verildiğini, mahkûm olacağını sezince de İzmir’e kaçmaktan başka yol bulamadığını söyler. O dönemde İzmir valisi olan Ahmed Reşid Rey (H. Nazım) II. Meşrutiyet dönemini anlatan hatıralarında bu konuyu farklı değerlendirerek, “İttihatçı yamaklarından” biri olduğunu, kendisinin Ankara ve Kudüs’te görevi sırasında yolsuzluklar yaptığına dair iftiralarla dolu bir makale kaleme aldığını, bunun üzerine mahkemeye verildiğini, hapis ve para cezasına mahkûm olduğunu, Babıâlî baskınının ardından cezalarının gayr-i hukuki bir biçimde ortadan kaldırıldığını aktarır.

Yazarın uzun fakat kesintili bir yazı hayatı olmuştur. M.Akil Koyuncu, Orhan Rahmi’ye verdiği röportajda ilk yazısının 1905 yılından itibaren Selânik’te çıkan Çocuk Bahçesi dergisinde “Mektep Sahnelerinden” başlığı ile yayımlandığını söyler. Daha sonra ise Kadın, Genç Kalemler, Hüsn ve Şiir, Manastır, Aşiyan, Servet-i Fünûn, Türk Yurdu ve Yeni Mecmua, Büyük Mecmua, Fikirler, Gençlik gibi çeşitli dergilerde, Yarın, Sada-yı Hak, Halkın Sesi, İleri, Köylü, Anadolu, Alsancak, İttihad gibi gazetelerde makaleleri, çeviri roman tefrikası ve şiirleri, adapte piyesleri yayımlanır.

Akil Koyuncu Necip Necati’nin imtiyaz sahibi olduğu Selanik’te yayımlanan Bağçe dergisinde 1908-1909 yıllarında Yıldız adlı Abdülhamid dönemini anlatan bir roman kaleme almıştır. Bunun dışında yine Bahçe dergisinde Racine’in Iphigenia adlı eserine yaptığı manzum tercüme de tefrika edilmiştir. Koyuncu, Hüsn ve Şiir dergisinde ise sıkça kullandığı müsteardan biri olan A. Asfer imzasıyla 1910 Eylül’e dek pek çok şiir yayımlamıştır. A. Asfer müstearını kullandığını Ömer Seyfeddin’in 1909 yılındaki notlarından öğreniriz. Ömer Seyfeddin’in Haziran 1911 tarihli “İrtica Haberi” adlı öyküsünde adı geçen “kızıl saçlı Selânikli Âkil, o sıralarda Selânik’te çıkan Bahçe dergisinde yayımladığım bir şiirimi ithaf ettiğim genç şairdir. Şakalarımda andığım A. Asfer bu gencin kullandığı takma addır.” şeklindeki açıklaması bu bilgiyi kesinleştirir. Ömer Seyfeddin’in Bahçe dergisinde A. Asfer’e ithaf ettiği “Ma’bed-i Harâb” adlı bir şiiri bulunmaktadır. Hüsn ve Şiir dergisinde makale ve şiirlerinin yayımlanmasının ardından bu derginin Selanik’te başka bir kadronun elinde yeni bir biçimle çıktığı sırada dergiye Genç Kalemler adını teklif eden ve kabul ettiren de Akil Koyuncu olmuştur. Ömer Seyfeddin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp’in elinde Yeni Lisan Hareketi yoğunlaştığı sırada, ders kitapları, Batı klasiklerini Türkçeye çevirme çalışmalarında yine Ömer Seyfeddin, Ali Canip, M. Mermi, Nesimi Sârım ve Rasim Haşmet’le birlikte Akil Koyuncu da yer alır. 1912 Temmuzuna kadar Genç Kalemler dergisinde Akil Koyuncu’nun, A. Asfer imzalı şiir ve çevirileri yayımlanır. 1910-1914 yılında İzmir’de çeşitli gazetelerde imzası görünen yazar, Ağustos 1910-Şubat 1911 arasında Resmolu Ferit ile yazı politikasını yürüttüğü Köylü gazetesinde Safir takma adıyla şiir ve çeviri romanlar yayımlar. Bunlardan biri Aralık 1910’da Edmond Abo’dan tercüme ettiği Dağlar Kralı’dır. Köylü gazetesinin başyazarlığını sürdürdüğü, Ali Canib’in Genç Kalemler’de “Kahkaha” takma adıyla kaleme aldığı “Handekâr Sahife: Akil Koyuncu” başlıklı yazısında “Şimdi Köylü’nün ser muharriridir” ifadesinden anlaşılır. Yine bu gazetede İzmir’in bir başka önemli gazetesi Ahenk’in başyazarı İdris Şinasi ile hararetli kalem tartışmaları da yapmıştır. Köylü’nün sorumlu müdürü Mehmet Refet ile birlikte Ziya Gökalp’in fikirlerinin paralelinde hazırlanan Gençlik adlı kısa süreli bir dergi de yayımlar. Burada ve yine Mehmet Refet’in çıkardığı Alsancak gazetesinde de şiir, mensur şiir ve yazılarının bulunduğunu Ömer Faruk Huyugüzel tespit etmiştir.

1911 Aralık ayından itibaren Köylü gazetesinden ayrılarak İttihat ve Terakki’nin İzmir’deki yayın organı olan Anadolu gazetesinde başyazarlık yapmaya başlar. Burada kaleme aldığı yazılarla İzmir’deki Türkçülük akımını güçlendirdiği düşünülen Koyuncu, 1914 yılına dek bu gazetede çalışır. Daha sonra gazeteyi Haydar Rüştü’ye devrederek Çanakkale’ye gider.

Cumhuriyet’in ilânından sonra 1930’a dek yine Anadolu gazetesinde yazmaya devam eder. Bunun dışında 1924 yılında Sada-yı Hak’da Prens Devlet Mirza Han’dan yaptığı Fiyola adlı bir roman tercümesi, yine röportajında bildirdiği gibi Jean Richmen’den Korsan adlı manzum bir piyes adaptesi de yayımlamıştır. 1936-1949 yılları arasında Sada-yı Hak’ın adı değiştirilerek yayımlanan ve Halkın Sesi adını alan gazetede de yazıları mevcuttur. Bunun dışında Fikirler dergisinde az sayıda yazı ve hikâyeleri olmakla birlikte yine bu dergide Temmuz 1938-Mart 1939 tarihlerinde Korsan adlı bir oyununun yayımlandığı, İleri’de yine Yıldız adlı bir perdelik manzum piyesi ve Yarın gazetesinde yazı ve şiirleri olduğu, 1936 yılında Halkın Sesi gazetesinde Bertha Burck’tan Nişanlı adlı yarım kalmış bir tercüme roman tefrikası olduğu bilgisini Ömer Faruk Huyugüzel aktarır. M. Akil Koyuncu, edebî eserlerinin yanı sıra 1940’lı yıllarda kooperatifçilik üzerine Türk Kooperatifçilik Cemiyeti için çeşitli rehber kitaplar da çevirmiştir.

Erol Üyepazarcı’nın tespitine göre Koyuncu’nun, M. Âkil adıyla yayımladığı Karanlık Konakta Ne var? adlı bir polisiye romanı bulunmaktadır (Üyepazarcı 2006:281-282). Fakat bu bilgiye ihtiyatlı yaklaşmak gerekmektedir. Karanlık Konakta Ne var? romanının Sâmi Aziz’in Hortlayan Cellat adlı diğer bir polisiye roman ile arasında ciddi benzerliklerden dolayı, bu romanların aynı yazara ait olabileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde eserler veren fakat Türk edebiyatı tarihinde kanonun dışında kalarak unutulan, pek çok şiiri, mizahi ve siyasi yazıları çeşitli gazete ve dergilerde dağınık halde bulunan, tercüme/adapte romanları ve piyesleri tefrika halinde kalan ve kendisi hakkında derli toplu bir çalışmayı hak eden Akil Koyuncu, 1950’li yıllarda İstanbul’a yerleşmiş, 8 Mart 1977 yılında da yine İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

M. Akil Koyuncu'nun, dönemin birçok dergi ve gazetesinde yayımlanan siyasi ve mizahi yazıları, tercüme ve adapte romanları, piyesleri ve şiirleri döneminde kitap olarak yayımlanmamıştır. Kitap olarak yayımlanan tek kitabı Karanlık Konakta Ne Var? adlı polisiye romanıdır. Dönemin başarılı polisiyeleri arasında sayılabilecek nadir eserlerden biri olan romanda, ilginç ve açıklanması zor cinayetler ve bu cinayetlerin gizemli Belkıs Süreyya ile ilişkisi ana kurguyu oluşturmaktadır. Karanlık Konakta Ne Var? akıl ve hurafelerin karşı karşıya getirildiği, bunların arasındaki çatışmanın sürekli kılındığı bir romandır. Bu çatışma hali polisiye anlatının temel unsurlarından olan gerçeklik olgusunu canlı tutmanın yanı sıra bir yandan okuru sürekli soru sormaya ve bu sorulara cevap aramaya iterek aktif kılar, bir yandan da muamma ve merak unsurlarının öne çıkmasına olanak sağlayarak şaşırtır. Korkunç cinayetleri işleyen kimdir? Mahmud Şevket Paşa’nın ruhu “Müntakim Hayalet” mi yoksa cinayet mevkinde parmak izi, düğme, kumaş parçası gibi deliller bırakan canlı kanlı bir insan mı? Yazarın bizzat kendisinin kitabının başında dile getirdiği düşünceler onun polisiye romana bakışı ve edebi anlayışı hakkında bize önemli ipuçları vermektedir: “Bu satırların muharriri, yani ben, hiçbir nazariye ve hiçbir iddia vaz’ına niyetim olmadan tıpkı bir demir parçasının suya atıldığı zaman batmaya mecbur olması gibi, görüneni görmeye ve kaydetmeye mecbur bir fotoğraf plakı vazifesini yaparak başımdan geçenleri size birer birer anlatacağım… Şu kadar olsun söylemeden duramayacağım ki hadiselerin asıllarını, menşeilerini ve hakiki amillerini araştıranlardan –ki alimlerdir- hiç biri hakikate vâsıl olduklarını iddia edemeyecekleri gibi yeryüzünde herkesçe bilinmiş, anlaşılmış ve kabulünde ittifak hasıl olmuş tek bir hakikat yoktur. İşte beni müteselli eden de hasıl olmuş tek bir hakikat olmadığı hakikatidir. Çünkü hepsi zahiren birer hakikat olarak başımdan geçen vâkıalar meçhul kuvvetler tarafından idare edilen öyle esrarlı sergüzeştlerdir ki hakikat olmamaları hakikat olmalarından daha az tehlikeli, görünmemeleri görünmelerinden daha çok faydalı ve bilinmemeleri bilinmelerinden daha muvafıktır.”

Bunun dışında 1908-1909 yıllarında Bağçe dergisinde tefrika edilen Yıldız adlı romanı da edebi çevrelerde ilgiyle karşılanmıştır. Bu tefrika romanın 17 Temmuz sene 324 tarihli önsözünde romanın ihtivası hakkında bilgi veren yazar kendi bakış açısı hakkında da ipuçları verir: “Bu bir romandı ki, yaşanmış ve hakiki bir vakayı tasvir etmiş olduğunu zannetmem. Ancak Yıldız ve hayatının hakikatle temas eden bir temaşasıdır.” Bu tefrika roman Yıldız Sarayı'nda geçen bir cinayeti konu edinmiştir.

Selanik ve İzmir’de yoğun gazetecilik faaliyetlerinde bulunan yazar, bu dönemlerde kaleme aldığı şiirlerinde ise ölüm, aşk, sosyal meseleler, ayrılık, sıla özlemi gibi konuları ele alırken, şiirlerinden bazılarını Tevfik Fikret başta olmak üzere, Tahsin Nahid, İsmail Suphi, Ali Canip Yöntem gibi isimlere ithaf eder. Aruzu kullanan şair, “Köylü Kardeşlerime I- II” , “Dilenciler” adlı şiirlerinde Mehmet Emin’in de tesiriyle hece vezni kullanır. Ayrıca bazı şiirlerinde sonnet tarzını da dener. “Resne”, “Zenginlerimize”, “Hayata Dair”, “Ölüme Karşı”, “Şopenhauer” adını taşıyan şiirleri sonnet tarzındaki manzumeleridir. Hegel, Eflatun, Verhaeren, Auguste Comte gibi felsefecilerin isimlerini anarak Tevfik Fikret’e ithaf ettiği “Hüsn Nedir?” adlı şiirinde ise anjanbman tarzını kullanması dikkate değerdir.

Kaynakça

Kaynakça

M. Âkil (2013). Karanlık Konakta Ne Var? Yay. Haz. Banu Öztürk. İstanbul: Labirent Yayınları.

“M. Akil Koyuncu Hakkındaki Çeşitli Gazete Haberleri”. Köylü. S.565. 27 Temmuz 1326/10 Temmuz 1910.

“M. Akil Koyuncu Hakkındaki Çeşitli Gazete Haberleri”. Ahenk. S.5551. 19 Eylül1330/2 Ekim 1914.

Alangu,Tahir (1968). Ömer Seyfettin. İstanbul. 140, 166, 173-174.

Arslan, Celal (2008). “Bahçe Dergisi (1908-1910)”. Bilig. S.47. 167-176.

Haşim, Nüzhet (2013). "Âkil Koyuncu". Milli Edebiyata Doğru. Yay. Haz. Recep Duymaz. İstanbul: Akademik Kitaplar. 83-88.

Huyugüzel, Ömer Faruk (2000). “Akil Koyuncu”. İzmir Fikir ve Sanat Adamları (1850-1950). Ankara:Kültür Bakanlığı Yayınları. 40-44.

Kahyâ, Mustafa (1998). Âkil Koyuncu- Hayatı, Edebi Şahsiyeti, Eserleri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Koyuncu, Akil (1926). “Müsavat-Hizmet”. Anadolu. S.3576.

Kültür, İsmet (1943). “Bir Başmuharrirle Konuşma”. İzmir Kültür Gazetesi. S.12.

Öktem, Haydar Rüştü (1991). Mütareke ve İşgal Anıları. S.5.

Rahmi Orhan (1977). “Akil Koyuncu Bey Tahrir Hayatını Anlatıyor”. Hizmet. S.905.

Rey, Ahmed Reşid (H.Nazım) (1945). Canlı Tarihler-Gördüklerim-Yaptıklarım (1890-1922). İstanbul: Türkiye Yayınları. 140.

Şahin, Seval (2017). Cinai Meseleler Osmanlı-TürkPolisiye Edebiyatında Biçim ve İdeoloji (1884-1928). İstanbul: İletişim Yayınları.

Şahin, Seval (2012). "Tarihin Sayfalarında Kaybolmuş Başarılı Bir Polisiye: Hortlayan Cellat". Kitap-lık. Eylül-Ekim. s.154-157.

Üyepazarcı, Erol (2008). Korkmayınız Mister Sherlock Holmes-Türkiye’de Polisiye Romanın 125 Yıllık Öyküsü I-II. İstanbul: Oğlak Yayınları.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. BANU ÖZTÜRK
Yayın Tarihi: 04.12.2018

Eser AdıYayın eviBasım yılıEser türü
Kiralık Konakta Ne Var?Amedî Matbaası / İstanbul1928Roman
Kiralık Konakta Ne Var?Labirent / İstanbul2013Roman

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1MU'ÎN, Mehmed Mu'în Efendid. ? - ö. 1652-1653Doğum YeriGörüntüle
2Fazlı Necipd. 21 Nisan 1864 - ö. 19 Haziran 1932Doğum YeriGörüntüle
3Fuat Ömer Keskinoğlud. 1906 - ö. 22 Ağustos 1967Doğum YeriGörüntüle
4MU'ÎN, Mehmed Mu'în Efendid. ? - ö. 1652-1653Doğum YılıGörüntüle
5Fazlı Necipd. 21 Nisan 1864 - ö. 19 Haziran 1932Doğum YılıGörüntüle
6Fuat Ömer Keskinoğlud. 1906 - ö. 22 Ağustos 1967Doğum YılıGörüntüle
7MU'ÎN, Mehmed Mu'în Efendid. ? - ö. 1652-1653Ölüm YılıGörüntüle
8Fazlı Necipd. 21 Nisan 1864 - ö. 19 Haziran 1932Ölüm YılıGörüntüle
9Fuat Ömer Keskinoğlud. 1906 - ö. 22 Ağustos 1967Ölüm YılıGörüntüle
10MU'ÎN, Mehmed Mu'în Efendid. ? - ö. 1652-1653MeslekGörüntüle
11Fazlı Necipd. 21 Nisan 1864 - ö. 19 Haziran 1932MeslekGörüntüle
12Fuat Ömer Keskinoğlud. 1906 - ö. 22 Ağustos 1967MeslekGörüntüle
13MU'ÎN, Mehmed Mu'în Efendid. ? - ö. 1652-1653Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Fazlı Necipd. 21 Nisan 1864 - ö. 19 Haziran 1932Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Fuat Ömer Keskinoğlud. 1906 - ö. 22 Ağustos 1967Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16MU'ÎN, Mehmed Mu'în Efendid. ? - ö. 1652-1653Madde AdıGörüntüle
17Fazlı Necipd. 21 Nisan 1864 - ö. 19 Haziran 1932Madde AdıGörüntüle
18Fuat Ömer Keskinoğlud. 1906 - ö. 22 Ağustos 1967Madde AdıGörüntüle