Ali Suavi

Ali Efendi, Hacı Ali Efendi, El-Hac Ali Efendi, Küçük Hoca
(d. 8 Aralık 1839 / ö. 20 Mayıs 1878)
Gazeteci, yazar, ansiklopedist, eğitimci, düşünce adamı
(Yeni Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

İstanbul’da, Cerrahpaşa’da doğdu (Kuntay 1946: 8). Babası Hüseyin Ağa, Çankırı'nın Çerkeş kazasına bağlı Viranşehir nahiyesinin günümüzde “Çaylı” denilen Çay köyündendi (Danişmend 1942: 8). Suavi'nin Sıbyan mektebinde başlayan eğitim hayatı Davutpaşa Rüştiyesinde devam etti. Ardından Bâb-ı Seraskerîde Dersaadet Yoklama Kalemine memur olarak girdi. Sami Paşa’nın maarif nazırlığı sırasında girdiği rüştiye muallimliği imtihanında büyük başarı göstererek Bursa Rüştiyesine Muallim-i Evvel tayin edildi (İrtem 2003: 139). Bir yıl kaldığı Bursa’dan sonra Sofya’da ticaret mahkemesi reisliği, ardından Filibe’de tahrirat müdürlüğü görevlerinde bulundu (Çelik 1993: 5-6). İstanbul’a döndükten sonra Sami Paşa’nın konağına yerleşti; Fransızcayı burada öğrendi (Doğan 1991: 222). Bir yıla yakın Şehzade Camii’nde ders verdi ve dinî ilimlerdeki bilgisiyle Namık Kemal başta olmak üzere İstanbul’daki aydınların dikkatini çekti (Uçman 1989: 445). 1867'nin Ocak'ında Filip Efendi’nin Muhbir’inde gazeteciliğe başladı. Dönemin siyasî ve sosyal meseleleriyle ilgili eleştiri dolu yazılar kaleme aldığı Muhbir (Çelik 1994: 71-72), otuz ikinci sayıdan itibaren Âli Paşa’nın çıkardığı sansür nizamnamesiyle hükümet tarafından kapatıldı ve Suavi 25 Şubat 1867’de Kastamonu’ya sürgün edildi. Kastamonu’da iki buçuk ay gözetim altında kaldıktan sonra Mustafa Fazıl Paşa’nın daveti üzerine gizlice İstanbul’a geldi. 22 Mayıs 1867’de Courrier d’Orient gazetesinin sahibi Jean Pietri’nin yardımlarıyla Avrupa’ya kaçtı ve kendisini Mesina limanında bekleyen Namık Kemal ve Ziya Paşa'yla Paris’e gitti. 30 Mayıs 1867’de Paris’e varan bu üç Osmanlı aydını, doğruca Mustafa Fazıl’ın konağına gitti (Uçman 1989: 446). 1865 yazında, Belgrad Ormanları’nda yaptıkları toplantıyla (Mardin 1998: 17) İstanbul’da Meslek Cemiyetini kuran Mehmed, Reşâd ve Nûrî Bey’lerin de katılımıyla; Temmuz 1867’de Avrupa’da, Mustafa Fazıl’ın ekonomik açıdan desteklediği Yeni Osmanlılar Cemiyeti kuruldu (Bilgegil 1976: 356). 10 Ağustos 1867’de Paşa’nın konağında yapılan toplantıda, cemiyeti temsil etmesi amacıyla Suavi’nin bir gazete çıkarması ve çeyrek milyon franklık bir fonun Ziya Bey’in denetimine verilmesi kararlaştırıldı (Davison 2005: 222). 31 Ağustos 1867’de basının her anlamda serbest bulunduğu Londra’da Muhbir (Le Mukhbir)’in ilk sayısını çıkaran Suavi (Ebuzziya Tevfik 1973: 149), aynı zamanda İngiliz Marie Stewar Lugh'la evlendi. Muhbir'in ilk sayısından itibaren Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin amaçları dışında bir yayın politikası izledi. Osmanlının kültür ve eğitim meseleleri üzerinde yoğunlaşan yazılar yazarak Muhbir’e maarif gazetesi özelliği kazandıran Suavi’nin bildiğini okuyan tavrı cemiyetin diğer üyeleriyle arasını açtı. Gönderdikleri mektup aracılığıyla Yeni Osmanlılara ait resmî mührün gazeteden çıkarılmasını isteyen Namık Kemal ve Ziya Bey (Tanpınar 1985: 232), o sırada İstanbul’da bulunan Mustafa Fazıl Paşa’nın direktifleriyle 29 Haziran 1868’de, cemiyeti temsil etmesi amacıyla Londra’da Hürriyet gazetesini çıkardı (Doğan 1991: 203). Cemiyetin reisi Mustafa Fazıl Paşa’nın Avrupa’ya gelen Sultan Aziz’e verdiği arzuhalle İstanbul’a dönmesi üzerine arkadaşlarıyla hiçbir bağı kalmayan Suavi, kandırılmış hissettiği gibi, amaca ihanetle suçladığı Paşa’nın Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nden ihracına dair bir beyanname yayımladı (Danişmend 1942: 12-13). Dolayısıyla bu gençleri vatanlarından, işlerinden ayırarak Avrupa’da birleştiren de; aralarındaki uyuşmazlığa ilk defa yol açan da Mustafa Fazıl Paşa oldu (Bilgegil 1979: 123). Muhbir kapandıktan (3 Kasım 1968) sonra Paris’e geçen Suavi, 1869'un Temmuzundan itibaren Ulûm'u çıkarmaya başladı. Yirminci sayıdan itibaren gazeteye ek Kamusu’l-Ulûm ve’l-Ma’arif adlı alfabetik bir ansiklopedi yayımladı. Türkçe ilk resimli ansiklopedi denemesi olan bu yayın, 1870 Alman-Fransız Savaşı'nın başlamasıyla yarıda kaldı. Paris’ten ayrılarak Lyon'a geldi ve burada Muvakkaten Ulûm Müşterilerine adında bir dergi çıkardı. Alman işgalinin sona ermesiyle tekrar Paris’e döndü. Yeni Osmanlılar, İstanbul basınında siyasî suçla yurtdışında sürgünde bulunanların affedilmelerine ilişkin duyuruların yayımlanması üzerine Kasım 1871’den itibaren Türkiye’ye dönmeye başladı (Doğan 1991: 207). Suavi’nin dönmek için yaptığı başvuru ise reddedildi. 1876 sonbaharına kadar Paris’te kalan Suavi bu süreçte hürriyet ve meşrutiyeti hedef alan yazılar yazdı. Batı karşıtı bir ruhla kaleme aldığı yazılar, ülkeye dönebilmek adına inandığı değerleri inkâr etmesi şeklinde yorumlansa da asıl neden, Türk dostu oldukları bilinen İngiliz Urquhart ve Fransız Le Play’la kurduğu yakın ilişkiydi (Çelik 1994: 584). Tahta çıktıktan bir ay sonra Sultan Abdülhamid’e, geri dönmek için dilekçe gönderen Suavi’nin başvurusu kabul edildi ve Suavi 3 Kasım 1876’da İstanbul’a döndü. Suavi, İstanbul’a döndüğünde artık hürriyete ve meşrutiyete inanmıyordu. Onun bu yönde değişimi, II. Abdülhamid’in hoşuna gitti (Kuntay 1946: 152). Gelir gelmez Sultan Abdülhamid’in çocuklarına öğretmen ve saray kütüphanesine yönetici olarak atandı. Aynı zamanda Abdülhamid’in başdanışmanı oldu. Vakit, Basiret, Sadakat, Müsavat ve Ümran'da meşrutiyet karşıtı yazılar yazmayı sürdürdü. Yurt dışında sürgünde bulunan Mithat Paşa aleyhinde de yazılar yazarak Abdülhamid’in güvenini kazandı. Fransızcayı iyi bilmesi ve Avrupa tarzı eğitim kurumlarını yakından tanıması nedeniyle 1 Şubat 1877’de Mekteb-i Sultanî müdürlüğüne atandı. Millî ve İslâmî yönünün etkisiyle okulda köklü bir ıslahat girişimi başlattı (Çelik 1993: 31-32). Mücadele ettiği sorunların başında gayrımüslim öğrencilerin sayıca fazla oluşu, Bulgar öğrencilerin devlete karşı silahlı eylem planları, öğretmenlerden bazılarının zararlı ve bölücü faaliyetleri ve okulda uygulanan öğretim yönteminin yetersizliği geliyordu (Akyüz 1982: 122-123). Suavi, okulu öğretmen kadrosu ve müfredat bakımından İstanbul’un İslâmî atmosferine taşıdığı için dönemin Maarif Nazırı Münif Paşa’nın; Osmanlı-Rus Savaşı ile ilgili olarak İngiltere aleyhine yazıyla da İngiliz elçisi Henry Layard’ın tepkisini çekti. Layard, Babıâli’ye şikâyet ettiği Suavi’yi görevden aldırdı (Çelik 1993: 36). Sultani müdürlüğünden alındıktan sonra işsiz kalsa da cami vaazları, gazete makaleleri aracılığıyla Osmanlı-Rus savaşı hakkında kamuoyunu bilinçlendirmeye devam etti. Bir yandan da Rus tehdidi altındaki Balkan muhacirleri için yardım kampanyası başlattı (Doğan 1991: 213). Urquhart ve çevresindekilerin etkisiyle, Osmanlı devletinin Rusya’dan güçlü olduğuna ve savaşı sürdürmeleri gerektiğine inandığından, Osmanlının yenilgiyi kabul edip Ayastefanos Anlaşması'nı imzalamasını kabullenemedi. Devleti yabancı elçilerin idaresinden kurtarmak ve Kırcaali’de devam eden mücadelenin başına Sultan Murad’ı geçirmek için (Çelik 1993: 47), 20 Mayıs 1878’de Rumeli’den kaçıp İstanbul’a gelen birkaç yüz muhacirle Çırağan Sarayı’nı bastı. Sultan Murad’ı dışarıya çıkarmaya çalışırken; Beşiktaş Zabıta Amiri Hasan Paşa tarafından öldürüldü (Uzunçarşılı 1944: 79-83). “Çırağan Vak’ası” olarak bilinen bu olayda can veren Suavi’nin İngiliz ve Rus ajanı olduğu yönünde iddialar ortaya atıldı. Karısının İngiliz olması da aleyhinde kullanıldı.

Osmanlı'da benzeri görülmemiş bir muhalefet grubunun üyelerinden olan Ali Suavi, hayatı boyunca devletin sorunlarına çözüm üretmek adına mücadele etti; bu mücadelesini şeriatın felsefi temeline dayandırdı. Ona göre siyasî iktidarın zulüm ve istibdadını ortadan kaldırmanın hem İslâmî, hem de meşru tek yolu meşrutiyet rejimiydi (Çelik 1994: 562). Muhbir’deki yazılarında bu düşüncelerini açıkça dile getiremese de zaman zaman bir millet meclisinin gerekliliğinden söz etti (Çelik 1994: 565). Londra’da çıkardığı Muhbir’de tüm milletin temsil edildiği bir parlamentoyu şart koştu. Ulûm’un on sekizinci sayısında yayımladığı “Demokrasi” adlı makalesi bu görüşlerini en şeffaf yansıttığı yazı oldu (Danişmend 1942: 23). Kişilerin sosyal statüleri ne olursa olsun hukuk önünde eşit sayılmaları gerektiğini; bunun İslâm’ın ilkeleri arasında zaten var olduğunu vurguladı (Doğan 1991: 279-280). İdarecilerin yaptıklarını denetleyen bir sistemi hayatının sonuna kadar savunsa da, Osmanlı devletinin oluşturduğu dinler ve milletler mozaiğinin de etkisiyle, modern anlamda bir parlamenter sistemin devletin derdine çare olamayacağına inandı. Dolayısıyla, önceden savunduğu popüler demokrasi isteğinden vazgeçti (Çelik 1993: 76). Laiklik ve İslâm hukuku hakkındaki görüşleri ise çoğu kez yanlış yorumlandı. Ulûm'daki “Yarım fakih din yıkar” başlıklı makalede, siyasetin esasının şeriat değil; coğrafya, iktisat ve ahlâk olduğunu vurguladı (Danişmend 1942: 21-22). Seyyit Şerif Cürcani’den alıntıladığı bu cümle, laikliği savunduğu şeklinde yorumlandı. Oysa İslâm hukukunun her zaman ve zeminin ihtiyacına cevap verecek esneklikte olduğunu; devletin sıkıntılarının, kanunlarından değil, bu kanunları icra eden devlet memurlarından kaynaklandığını her fırsatta savundu (Çelik 1994: 695). Suavi’nin en önemli yönü, Türklük ve Türkçülük davasını başlatması oldu. Sarah Davids'ce Fransızcaya çevrilen Kitabü’l-ilm’in-nâfi'den hareketle geliştirdiği Türkçülük düşüncesini (Tanpınar 1985: 244), henüz siyasî bir ideoloji olmamakla birlikte Hîve adlı kitabı ile Ulûm’da yayımladığı “Türk”, “Türklerin mesâî-i zihniyyeleri”, “Osmâniyânın ulûma hizmeti”, “Lisan ve hatt-ı Türkî”, “İslâmda resim ve tasvir ve timsal” adlı makalelerinde ortaya koydu (Danişmend 1942: 23-24). Türklerin Anadolu’daki varlıklarının çok eskiye dayandığını; edebiyat, şiir, fizik, astronomi, hukuk gibi disiplinlerde pek çok başarılara imza attıklarını örneklerle açıkladı (Doğan 1991: 308). Suavi’nin Türklük düşüncesi nasıl ki Müslümanlıktan bağımsız değilse (Danişmend 1942: 25), Türkçe hakkındaki görüşleri de Türkçü düşüncelerinden bağımsız değildi. Tarih ve dil birliğinden yana olan Suavi’ye göre ülkenin içerisinde bulunduğu sıkıntıların nedenlerinden biri de herkesin üzerinde anlaştığı resmî dilinin olmayışıydı. Ortak bir dilden yoksun olmak eğitimde güçlüğe, devlet işlerinde karışıklığa, sosyal yapıda da farklı milletlerden oluşan halkın bir bütün hissedemeyişine neden olmaktaydı (Çelik 1994: 643). Osmanlıca diye bir dilin olmadığını, “Osmanlıca” deyimini politik bulduğunu ifade etti. Dillerin kelime alışverişi yapmalarını son derece doğal bulmakla birlikte gereksiz yabancı sözcüklerin Türkçeden çıkarılıp dilin sadeleştirilmesi gerektiğini savundu (Dizdaroğlu 1958: 375-376).

Siyasetle uğraşmasının sonucu sanat duygusundan yoksun, dili kuru, üslûbu yavan; ancak anlaşılır eserler yazdı (Tanpınar 1985: 234). Toplumu bilinçlendirmek adına cami kubbesinin altında ilk kez bir siyasî konferans veren; meşrutiyet, eşitlik, hürriyet kavramlarını İslâm ilmine dayanarak savunan; ilk şahsî salnameyi ve resimli ansiklopediyi yazan; sistemsiz de olsa Türkçülük ve Türkçecilik düşüncesini başlatan; Osmanlıca diye bir dil olmadığını Şemsettin Sami’den çeyrek asır önce söyleyen ve bu düşünceleriyle Ahmed Vefik Paşa, Şemseddin Sami gibi pek çok ismi etkileyen Suavi, halkın içinden gelen fakir bir esnaf çocuğuydu. Onun bu özelliği, cami cemaatinin ve kahvehane topluluklarının nabzını tutmasını sağlasa da savunduğu düşünceleri hep bir “çırpınış” şeklinde dile getirmesine neden oldu. Tanpınar’a göre “eserleriyle değil, karakteriyle izah edilmesi gereken” Suavi (1985: 234-235), son çırpınışını II. Abdülhamid’e yönelik darbe girişimiyle yaptı ve hayatındaki bunca ilklere rağmen tarih sayfalarına “Çırağan Vak’ası”yla kazındı.

Kaynakça

Akyüz, Yahya (1982). “Galatasaray Lisesinin Islahına İlişkin Ali Suâvi’nin Girişimlerini Gösteren Bir Belge”. Belleten. C.XLVI, S.CLXXXI. Ankara. 121-131.
Bilgegil, M. Kaya (1976). Yakın Çağ Türk Kültür ve Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar I: Yeni Osmanlılar. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yay.
Bilgegil, M. Kaya (1979). Ziyâ Paşa Üzerinde Bir Araştırma. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yay.
Çelik, Hüseyin (1993). Ali Suavi. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.
Çelik, Hüseyin (1994). Ali Suavî ve Dönemi. İstanbul: İletişim Yay.
Danişmend, İsmail Hami (1942). Ali Suâvi’nin Türkçülüğü. İstanbul: CHP Genel Sekreterliği.
Davison, Roderic H. (2005). Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform, 1856-1876. Çev. O. Akınhay. İstanbul: Agora Kitaplığı.
Dizdaroğlu, Hikmet (1958). “Ali Suavi’de Dil Anlayışı”. Türk Dili. S. LXXX. Ankara. 374-380.
Doğan, İsmail (1991). Tanzimatın İki Ucu: Münif Paşa ve Ali Suavi. İstanbul: İz Yay.
Ebuzziya Tevfik (1973). Yeni Osmanlılar Tarihi Cilt I. Çev. Ziyad Ebüzziya. İstanbul: Kervan Kitapçılık.
İrtem, Süleyman Kâni (2003). Sultan Murad ve Ali Suavi Olayı. Yay. Hzl. O. Selim Kocahanoğlu. İstanbul: Temel Yay.
Kuntay, Midhat Cemal (1946). Sarıklı İhtilalci Ali Suavi. İstanbul: Ahmet Halit Kitabevi.
Mardin, Şerif (1998). Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu. İstanbul: İletişim Yay.
Tanpınar, Ahmet Hamdi (1985). 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Çağlayan Kitabevi.
Uçman, Abdullah (1989). “Ali Suâvi”, İslâm Ansiklopedisi, C.II. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 445-448.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1944). “Ali Suâvi ve Çırağan Sarayı Vak’ası”. Belleten. S.XXIX, C.VIII, Ankara. 71-118.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. ESRA SAZYEK
Yayın Tarihi: 07.06.2018

Eser AdıYayın eviBasım yılıEser türü
Ehemmiyet-i Hıfz-ı MalTasvir-i Efkâr’da tefrika halinde / İstanbul1865Diğer
Santorin RisalesiRuznâme-i Ceride-i Havadis’te tefrika halinde / İstanbul1866Diğer
Giyotiyos’un Ahlâka Ait Risalesinin TercümesiRuznâme-i Ceride-i Havadis’te tefrika halinde / İstanbul1867Çeviri
Arabî İbare Usulu’l-Fıkh TercümesiMuhbir / Londra1868Çeviri
Türkiye Fi 1288― / Paris1871Diğer
Mısır Fi 1288― / Paris1871Diğer
Defter-i Amâl-i Ali Paşa― / Paris1871-72?Diğer
Tacryr Ou Relation de Mohammed Effendi― / Paris1872Gezi Yazısı
Türkiye Fi 1290― / Paris1873Diğer
Hive Fi Muharrem 1290Impr. De Victor Goupy / Paris1873Diğer
Nasır-ed-Din Chah D’IRAN― / Paris1873Diğer
Le Tableau de Sèbès (Lugaz-ı Kabis)― / Paris1873Çeviri
Takvimü’t-Tevârih― / Paris1874Diğer
A Propos de L’Herzégovine (I)― / Paris1875Diğer
David Urquhart’ın New Castle Foreign Affairs Committee’nin başkanı Mister Crawshay’e Osmanlı dış borçları ile ilgili olarak yazdığı mektubun tercümesi― / Paris1875Çeviri
A Propos de L’Herzégovine (II)― / Paris1876Diğer
A Propos de L’Herzégovine-MONTENEGRO (III)Imp. De Victor Goupy / Paris1876Diğer
Question of the Day, Turk or Christian― / Londra1876Diğer
Foreign Affairs Committee’lerin Sultan Abdulaziz’e yazdıkları bir mektubun tercümesi― / Paris1876Çeviri
Hukuku'ş-ŞevariSırat-ı Müstakim Kütüphanesi / İstanbul1909Diğer

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1VAHÎD/ RESMÎ, Vahîd Mehmed Efendid. ? - ö. 21 Ağustos 1677Doğum YeriGörüntüle
2Yalçın, Hatice Berrind. 03 Ağustos 1956 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Sevinç Erbulakd. 20 Ekim 1975 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4SEYYİDd. 1839-1840 - ö. 1910Doğum YılıGörüntüle
5FATMA KAMİLE HANIMd. 1839 - ö. 1921Doğum YılıGörüntüle
6NÂKÂMd. 1839 - ö. 1906Doğum YılıGörüntüle
7ABDULLAH RÂMİZ PAŞA, İstanbullud. 1818 - ö. 1878Ölüm YılıGörüntüle
8HÂLET, İbrâhim Hâlet Bey, İstanbullud. 1837 - ö. 1878Ölüm YılıGörüntüle
9HİKMET, Ahmedd. 1832 - ö. 1878Ölüm YılıGörüntüle
10Karayel, Perihand. 1940 - ö. ?MeslekGörüntüle
11Jozef Habib Gerezd. 14 Haziran 1926 - ö. ?MeslekGörüntüle
12Nilüfer Kuyaşd. 1954 - ö. ?MeslekGörüntüle
13Ahmet Haşimd. 1887 - ö. 4 Haziran 1933Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Çavdaroğlu, Şerifd. 11 Aralık 1873 - ö. 3 Eylül 1958Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Gönensay, Hıfzı Tevfikd. 1892 - ö. 13 Kasım 1949Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ZÂKÎ, Abdullah Zâkî Efendi, A‘mâ Zâkîd. 1808-09? - ö. 1832-33Madde AdıGörüntüle
17HÂFIZ, Erzurumlu İshâk Efendid. 1838 - ö. 1903Madde AdıGörüntüle
18ALİ BAKİ, Ali Baki Güld. 1897 - ö. 24.12.1956Madde AdıGörüntüle