ALİ ULVÎ BABA, Mehmed Ali Çerkeşî

(d. 1864?/? - ö. 1919/?)
tekke şairi
(Tekke / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Ali Ulvî Baba hakkında yapılan araştırmalar incelendiğinde pek çok özelliği ortak, sadece ölüm tarihi konusunda farklılık gösteren iki Ali Ulvî Baba'nın varlığı tespit edilmiştir. Bu kişilerin aynı kişi mi yoksa farklı kişiler mi oldukları hakkında kesin bir şey söylemek henüz mümkün değildir. Ali Ulvî Baba, İzmir’de doğmuş bir Bektaşi şairi olup ne zaman doğduğu tam olarak bilinmemektedir. Mehmed Ali Hilmî Dede Baba’dan ikrar almıştır. Eserinin mukaddimesinde “Makalât-ı Mehmed Ali Şerkeşî elmülâkkap Ali Ulvî Baba” tabiri vardır. Kitabın nihayetindeki mühürden de kendisinin Balpınar Bektaşi tekkesi babası olduğu anlaşılmaktadır (Ergun 1956: 274; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi 1977: 117). Abdülbaki Gölpınarlı’nın verdiği malumata göre; 55 yaşlarında olan Ali Ulvî Baba Yunanlıların İzmir’i işgali sırasında vurularak şehit olduğu söylenmektedir (Ergun 1956: 274). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nde 1919’da öldüğü kayıtlıdır (1977: 117). Ali Ulvi Baba’nın ölüm yılının 1919 olduğu ve 55 yaşında öldüğü düşünüldüğünde 1864 yılında doğduğu sonucuna varılabilir.

İsmail Kasap ve Yusuf Turan Günaydın’ın yayına hazırladıkları Ali Ulvî Baba, Bektâşîlik Makâlâtı adlı eserde adı, doğum tarihi, unvanı, postnişinlik yaptığı tekke ve eser adı aynı olan bir Ali Ulvî Baba’dan da söz edilir. 1919’da öldüğü bilinen Ali Ulvî Baba, bu kaynakta ölüm tarihi 1954 olarak gösterilmiştir. Hayatına dair bilgilerin muğlak olduğu görülen Ali Ulvî Baba hakkında Kasap ve Günaydın, şu bilgiyi aktarmaktadır: Ali Ulvî Baba unvanlı Mehmed Ali Çerkeşî son dönem Bektaşi postnişinlerindendir. Kesin olmamakla birlikte 1864’te Çankırı’nın Çerkeş ilçesinde doğdu, 1951 veya 1954’te İzmir’de öldü. Gençlik döneminde askeriyeye girdi ve tabur imamlığı göreviyle İstiklal Savaşı’na katıldı. Süvari Yüzbaşılığından emekli oldu. Bektaşiliğe askerliği döneminde, Şahkulu Sultan Dergâhı’nda Mehmed Ali Hilmi Dedebaba (1842-1909)’dan el alarak intisap etti. Önce Ali Nutkî Baba (1869-1936)’dan, daha sonra Nafi Baba (1833-1912) ve Salih Niyazi Dedebaba (ö. 1941)’dan Babalık icazeti aldı. Bir adı da Mızraklı Dergâhı olan İzmir Balpınarı Tekkesinde postnişinlik yaptı. Târîh-i Şâh-ı Velâyet, Mevlûd-i Hazret-i İmâm Ali, Şecere-i Hacı Bektaş-ı Velî ve Bektaşilik Makâlâtı adlı eserleri vardır (Kasap-Günaydın 2006: 7-12).

Ali Ulvî Baba’nın 1341 (M. 1926) de İzmir’de tab’olunan Bektaşî Makalâtı isimli küçük bir eseri vardır (Ergun 1956: 274; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi 1977: 117). Bektaşîlik Makâlâtı, Ali Ulvî Baba’nın bu eseri Ahmed Rıfkı (1884-1935)’nın Bektaşî Sırrı adlı eserine yazılmış bir reddiyedir (Kasap-Günaydın 2006: 7-12).

Ali Ulvî Baba, eserinin ön sözünde bu eseri yazma amacını şu şekilde açıklar: Bu kitapçığı yazmaktaki acizane amacım, öteden beri kamuoyunda Bektaşî Sırrı adıyla hayret ve kuşku doğuran görüşleri mümkün olduğunca gidermek ve saygıdeğer halka Bektaşiliğin gerçeklerini sunmaktır. Sultanların ezici saltanatı, baskıcı zulmü karşısında gizli kalan bazı gerçekler Bektaşi Sırrı adıyla dillerde dolaşa dolaşa kâh hayret gerektiren bir muamma, kâh Tarikat-ı Aliyye aleyhine bir iftira biçimini kazanıyordu. Şimdi bu gerçekleri açıklamaya engel olacak herhangi bir sebep yoktur. Bunun için saygıdeğer halkı manasız düşüncelerden kurtarmak emeliyle şu kitapçığı kaleme aldım (Kasap- Günaydın; Http://Www.Hbvdergisi.Gazi.Edu.Tr /İndex.Php/Tkhbvd/Article/Download/895/884).

Ali Ulvî Baba’nın Bektaşî Makalâtı adlı eseri, birkaç açıdan dikkate değer bir eser olup her şeyden önce “Bektaşiliğe yeni bir düzen vermek” istemiş bir postnişinin dilinden Bektaşilik Yolu’nun son derece veciz ifadelerle anlatılışıdır. Mızraklı Dergâhı olarak anılan İzmir Balpınarı Tekkesi’nin son postnişini olan Ali Ulvî Baba, eserin ikinci kısmında Hacı Bektaş-ı Veli’nin “mücerred” (evlenmemiş) olup olmadığı konusunda düşüncelerini aktarır. Bu bölümün devamında, bizzat kendisinin derlemiş olduğu ve muhibbana takdim ettiği Hz. Ali’nin faziletleri hakkında söylenmiş hadisler yer alır. Bütün olarak bakıldığında, hem Bektaşi Yolu’nun sırlarını anlatan tasavvufi bir eser, hem de Hacı Bektaş-ı Veli’nin “mücerredliği” bağlamında onu daha iyi anlamaya aracı olan bir eser, hem de Hz. Ali’nin faziletlerini Peygamber’in dilinden öğrenmeyi sağlayan bir eserdir. Kitap Ali Ulvî Baba’nın bir nefesiyle biter. Ali Ulvî Baba Bektaşilik Makalatı adlı eserinde cami ve cemevinin inanç ve ibadet dünyamızdaki yeri hakkında şunlardan bahseder: Camide ezan-ı Muhammedi okunur; meydanda (cemevinde) gülbang-i Muhammedi çekilir. Camide Fatiha Suresi okunur el yüze sürülür; meydanda Fatiha Suresi'nin sırrına varılır, yüz ele sürülür. Cami şeriat kapısıdır; meydan tarikat kapısı. Cami gündüz açıktır, gece kapalı; meydan gündüz kapalıdır, gece açıktır. Camide namaz var; meydanda niyaz. Camide Allah'ın Cemal'i tecelli eder ve caminin zikri “la ilahe illallah”tır; meydanda Allah'ın Celal'i tecelli eder ve meydanın zikri “hü”dür (gerçeğe hü). Herkesin bilmediği bir başka gerçekse şu: Minareden ezan-ı Muhammedi'yi okuyan müzezzinlerin piri de Bilal-i Habeşi'dir; meydanda deyiş ve nefes okuyan zakirlerin piri de Bilal-i Habeşi'dir (Eğri, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-osman-egri/1075300-cami-ve-cemevi-projesi-1).

Kasap ve Günaydın da Ali Ulvî Baba’nın bu eseri hakkında şu bilgiyi vermektedir: 1341/1922’de basılmış olan eserin ikinci bölümünde özellikle Hacı Bektaş Velî’nin mücerred (bekâr) olup olmadığı tartışması ele alınmış, reddiye kapsamında değilmiş gibi görünen birinci bölümde ise dolaylı yoldan da olsa Bektaşilik-Hurufilik ilişkisine değinilmiştir. Hacı Bektaş Velî’nin mutlak anlamda mücerred (bekâr) olduğunu savunan Ahmed Rıfkı’ya karşılık Ali Ulvî Baba, Çelebilik postunun bulunmasının Babagân postunun bulunmamasını gerektirmediğini, her ikisinin de Bektaşilik tarihinde farklı bir yerinin bulunduğunu düşünmektedir. Yine Bektaşiliğin Hurufilikle hiçbir ilgisi bulunmadığını savunan A. Rıfkı’ya karşılık Ulvî Baba eserinin başında harf sembolizmiyle oluşturulmuş ilgi çekici cümlelere ve şiir parçalarına yer verir. A. Rıfkı’nın eserine Ali Ulvî Baba’nın dışında Çelebi Cemaleddin Efendi (1862-1920?), Müncî Baba Mehmed Süreyya (ö. 1942) ve Balabanî Ziyaeddin Hüsni gibi Bektaşi çevrelere mensup kişilerce de reddiye yazılmıştır (2006: 7-12).

Kaynakça

“Ali Ulvî Baba” (1977). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi Devirler/İsimler/Eserler/Terimler. C.1. İstanbul: Dergâh Yay. s. 117.

Çift, Salih (2009). “Bektâşî Geleneğinde Vahdet-i Vücûd ve İbnü’l-Arabî”, Tasavvuf | İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi (İbnü’l-Arabî Özel Sayısı-2) Sayı: 23. s. 257-279.

Eğri, Osman. http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-osman-egri/1075300-cami-ve-cemevi-projesi-1; erişim tarihi 18.09. 2014.

Ergun, Sadeddin Nüzhet (1956), Bektaşi Edebiyatı Antolojisi Ondokuzuncu Asırdan Beri Bektaşi- Kızılbaş Alevî Şairleri ve Nefesleri, İstanbul: Maarif Kitaphanesi.

Kasap, İsmail- Yusuf Turan Günaydın (2006). Ali Ulvî Baba, Bektâşîlik Makâlâtı. İstanbul: Horasan Yay.

Kasap, İsmail- Yusuf Turan Günaydın. “Ali Ulvî Baba’nın Bektaşilik Makalâtı’ndan Mücerretlik Postuyla İlgili İkinci Bölüm” Http://Www.Hbvdergisi.Gazi.Edu.Tr  /İndex.Php/Tkhbvd/Article/Download/895/884; erişim tarihi 18. 09.2014.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: ARAŞ. GÖR. AYDAN ENER SU
Yayın Tarihi: 09.01.2015

Eserlerinden Örnekler

İlahi

Bak veçhi yâra ya Hay

Gelmiş kemâle ya Hay

Bakî vü lâyezaldir.

Ermez zevale ya Hay

Kim secde eylemezse

Böyle cemâle ya Hay

Dünyada âhırette

Ermez visâle ya Hay

Didar-i Haktır işte

Sıtk ile gel niyâz et

Divara secde etme

Girme vebâle ya Hay

Allah kabul eder mi

Riya ile namazı

Bihudedir kapılma

Böyle hayâle ya Hay

Geç küfr ile imandan

Ahret ile cihandan

Uğraşmayıp nihayet

Bu kil ü kale Hay

Vâsıl olur mu Hakka

Ehl-i riya olanlar

Ey sofi hiç sığar mı

Mızrak çuvala ya Hay

Metheylemişken Allah

Kur’anda bu şarâbı

Niçün haram diyorsun

Böyle helâle ya Hay

Ulvî Baba bu nutku

Hakkın dilile söyler

Sâki inayet eyle

Doldur piyâle ya Hay

Ergun, Sadeddin Nüzhet (1956), Bektaşi Edebiyatı Antolojisi Ondokuzuncu Asırdan Beri Bektaşi- Kızılbaş Alevî Şairleri ve Nefesleri, İstanbul: Maarif Kitaphanesi. 275.

II. Bölüm

[1] İmdi Balım Sultân hazretlerinin âlem-i irtihâle intikâllerinden sonra Çelebiyân beyninde zuhûr eden rekâbet ve hâricden vukû bulan müdâhale ve şemâtet Dergâh-ı Şerîfte sâkin fukarâ ve dervîşânın emniyetini selb ederek tamâm otuz altı sene müddet mücerred pôstu Babagândan hâlî kalmış idi. Rivâyet olunduğu üzere zikri mürûr eden Sersem Alî Baba ki ol zamânda mîr-i mîrândan ve tuğ u „alem sâhibi kaviyyü‟l-iktidâr vüzerâdan iken zâten muhibbân-ı Bektaşiyeden olmasına binâen terk-i dağdağa-i vezâret ve kat‟-ı rişte-i taalluk ve mâsivâ ile Dergâh-ı Şerîfte ihtiyâr-ı uzlet etmiş idi. Bâde zamânin izhâr-ı burhân ile bâ-işâret-i aliyye-i Hazret-i Pîr, dokuz yüz elli sekiz târîhinde Baba pôsta kuûd edip tekyenin idâre ve fukarâsının terbiyesinde zâhiren ve bâtınen himmet eylemişlerdir ki onlardan sonra bu usûl ber-vech-i silsile cârî olmuştur. İşte bu Tarîkat-ı „Aliyyeden dahi sâhibü‟l-burhân nice ehl-i hakîkat zuhûra gelmiştir ki la-yu„addır. Ve lâkin her nasılsa icrâ-yı küfr ve mel„anetlerine bu Tarîk-ı „Aliyyeyi siper eden birtakım mülhid ve münâfıkların zuhûriyle meydâna koydukları bid‟atler kâbil-i te‟vîl olamadığından bâis-i levm ve bâdî-i kadh u ta‟n-ı tarîk oldular. Ne„ûzü bi‟llâhi mine‟z-zeyği ve‟z-zeleli ve sûi‟l-i„tikâd ve fesâdü‟l-„amel (Kasap- Günaydın; Http://Www.Hbvdergisi.Gazi.Edu.Tr/İndex.Php/Tkhbvd/Article/Download/895/884)

İkinci Bölüm (Sadeleştirilmiş Metin)

Balım Sultan Hazretlerinin öte dünyaya göçüşünden sonra Çelebiler arasında ortaya çıkan rekabet ve dış sebeplerle meydana gelen müdahale ve şamatalar, Dergâh-ı Şerifte oturan fakir ve dervişlerin güvenliğini ortadan kaldırmış ve tam otuz altı yıl boyunca Mücerret Postu Babağândan boşalmıştı. Rivayet edildiğine göre Sersem Ali Baba –ki o zamanki emirlerden, tuğ ve alem sahibi iktidarı güçlü vezirlerden iken- zaten Bektaşi sempatizanı olduğu için vezirlik dağdağasını terk etmiş, masiva ve dünya bağlılığından uzaklaşmış ve Dergâh-ı Şerîfte yalnız yaşamayı seçmişti. Zamanla burhan gösterip, Hazret-i Pir’in yüce işaretleriyle dokuz yüz elli sekiz tarihinde Baba Postuna oturup tekkenin idare ve fukarasının eğitiminde zahir ve bâtın yönlerinden himmet sarf etmişlerdir ki onlardan sonra bu yol, silsile aracılığıyla işleyegelmiştir. İşte bu yüce tarikatten burhan sahibi nice hakikat ehli ortaya çıkmıştır ki sayılamayacak kadar çoktur. Fakat her nasılsa küfür ve melanetlerine bu yüce tarikati siper edinen birtakım mülhit ve münafıkların ortaya çıkarak, uydurdukları bidatlar yorum götürmediğinden kınanmaya, kötülenmeye ve yolun lanetlenmesine sebep oldular. Günahlardan, sürçmelerden, kötü inanıştan ve bozuk amelden Allah‟a sığınırız (Kasap- Günaydın;Http://Www.Hbvdergisi.Gazi.Edu.Tr/İndex.Php/Tkhbvd/Article/Download/895/884).


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Sezer Ergörd. 01 Ocak 1965 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2Pazarkaya, Yükseld. 24 Şubat 1940 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Fuat Erend. 1980 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4Sezer Ergörd. 01 Ocak 1965 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5Pazarkaya, Yükseld. 24 Şubat 1940 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6Fuat Erend. 1980 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7Sezer Ergörd. 01 Ocak 1965 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
8Pazarkaya, Yükseld. 24 Şubat 1940 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
9Fuat Erend. 1980 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10Sezer Ergörd. 01 Ocak 1965 - ö. ?MeslekGörüntüle
11Pazarkaya, Yükseld. 24 Şubat 1940 - ö. ?MeslekGörüntüle
12Fuat Erend. 1980 - ö. ?MeslekGörüntüle
13Sezer Ergörd. 01 Ocak 1965 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Pazarkaya, Yükseld. 24 Şubat 1940 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Fuat Erend. 1980 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Sezer Ergörd. 01 Ocak 1965 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17Pazarkaya, Yükseld. 24 Şubat 1940 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
18Fuat Erend. 1980 - ö. ?Madde AdıGörüntüle