ÂRİF, Kethudâ-zâde Hacı Mehmed Ârif Efendi

(d. 1182/1768 - ö. 1265/1849)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

İstanbul'da 1182/1768 yılında doğdu. Asıl adı Hacı Mehmed Ârif Efendi'dir. Şiirlerinde Ârif mahlasını kullandı. Re'îsü'l-Ulemâ, Vâlide Sultan kethudâsı El-hâc Hâfız Mehmed Sâdık Efendi'nin oğludur. Annesi Hasan Can soyundandı. Kethudâ-zâde sanıyla tanındı. Babasının Medine-i Münevvere kadılığına tayininde onunla birlikte küçük yaşta iken Medîne'ye gitti. Hac görevini yerine getirdikten sonra İstanbul'a döndü. Fatih Camisi'nde Tırnava Müftî-zâdesi Abdurrahîm Efendi'nin dersine devam etti. Burada Akâ'id-i Celâl'e kadar okudu. Hocasının vefatı üzerine Milâsî Müftî-zâde'den eksik kalan tahsilini tamamlayıp icâzetnâme aldı. Kâmus mütercimi Mehmed Âsım, Ayvansaraylı Münzevî Sâlih, Kadı-zâde Mehmed Efendi, Birâder-zâde Hafîdi Sâkıb Efendi, meşhur Hoca Neş'et Efendi, Sünbül-zâde Vehbî Efendi, Re'îsü'l-Müneccimîn Râkım ve Laz Mehmed Efendi gibi önemli hocalardan birçok bilimde dersler aldı. Meşhur Palabıyık Hoca'dan İlm-i Hey'et, Hendese-hâne'de Gelenbevî İsmâil Efendi'den riyaziyat, Bulgârî İsmâil Efendi'den tasavvuf okudu. 1210/1795 senesinde müderris oldu. 1238/1822 senesinde Halep, 1248/1832 senesinde Bursa mevleviyetlerine atandı. 1252/1836 senesinde Mekke, 1254/1838 tarihinde İstanbul, 1263/1847 yılında Anadolu Kazaskerliği payeleri verildi. Halep ve Bursa mevleviyetlerinde bizzat bulunup diğerlerini rütbe ile geçerek bizzat o yerlerde bulunup görev yapmadı. 1241/1826 senesinde yeniçeriliğin kaldırılması esnasında Bektaşiler muhtelif yerlere sürgüne gönderilmiştir. Bu sırada ulemadan Kürd Abdurrahmân Efendi, "Kethudâ-zâde Bektâşîdir, mezhebsizdir, Şânî-zâde'yi sürgüne gönderdiğimiz gibi bunu da göndermeli." diye bağırması üzerine bilahare kazasker olan Çerkeşli Mehmed Râfî' Efendi, "Utanın, Kethudâ-zâde hepinizin hocasıdır, ben de okudum, mezhebi, itikadı pak bir adamdır." diyerek Ârif Efendi'yi sürgüne gönderilmekten kurtarmıştı. Ârif Efendi, 1265/1849 senesinde Beşiktaş Sarayı'nın arkasındaki evinde seksen yaşlarındayken vefat etti. Beşiktaş'ta Yahyâ Efendi Türbesinin haziresindeki kabristana defnedildi. Kardeşi Ahmed Muhtâr Hamdî Efendi de müderris ve şairdir. Ömrünün son yıllarında müderrisliği terkederek dervişane bir hayat sürmüş ve Ârif Efendi'den on yıl kadar sonra vefat etmiştir.

İlginç bir kişiliğe sahip olan Ârif Efendi, pederi hayatta iken Sadrazam Yûsuf Paşa'nın kızıyla evlenmiş ve bundan Ali Rızâ Bey doğmuştur. Hanımı evde oturmayıp araba ile sürekli akrabalarına gidermiş. Ârif Bey'in defalarca ihtarına rağmen bu huyundan vazgeçmeyince onu boşamaya mecbur kalmış, Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa'nın hanımını tekrar almasını tavsiye etmesi üzerine de talak-ı selâse ile boşadım diyerek reddetmiş. İbnü'l-Emin'e göre Ârif Efendi orta boylu, doğan burunlu, açık alınlı, beyaz yüzlü, al yanaklı, hafif sakallı imiş, yanaklarında sakal yok gibiymiş. Fransız enfiyesi çeker, nargile kullanır, bol bol şekerli kahve içermiş. Çok sayıda kedi beslermiş. O devirde kimsenin cesaret edemeyeceği bir şekilde kiliseye gider, başındaki kavuğuyla yukarıda bir yerde oturur; yabancı elçiliklerin balolarında bulunurmuş. Ârif Efendi Ehl-i Beyt'e son derece bağlı imiş, mal ve mülke rağbeti yokmuş, fakirliğe ve zarurete tahammül edermiş, hatta kırk yıllık uşağı Beşiktaşlı Seyyid Ağa kayıkçılık ve balıkçılık yaparak Ârif Efendi'nin geçimini sağlarmış, ölümünde evinde bir ibrik ve leğen ile sırtındaki elbiseden başka birşey bulunamamış. Fakat kırk sandık dolusu nefis yazma kitabı varmış ve bunların çoğunu Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey almış (İnal 1988: 36).

Bilinen tek eseri Dîvân'ıdır. Bu eser Dîvân-ı Kethudâ-zâde Ârif adıyla 1271/1855 yılında İstanbul'da taşbaskı olarak 38 sayfa hâlinde basılmıştır. Dîvân'da 37 gazel, 2 kaside, 17 tarih, 4 tahmis, 3 muhammes, 6 kıt'a, 2 şarkı ve 16 beyit yer almaktadır. Dîvân'ın başında Ârif Efendi'nin en değerli öğrencilerinden Evkaf Nâzırı Tevhîd Efendi tarafından yazılan muhtasar hayat hikâyesinde şöyle deniliyor: Felsefî ve tasavvufi bilimlerde özellikle matematik biliminde meşhur olup herkes onun bu bilgisinden faydalanırdı. Kişilik olarak resmiyetten, dünya süslerinden hoşlanmayan, vakur ve mütevazı, ilim ve irfan sahipleriyle ve dervişlerle sohbeti seven bir karakterdeydi. Nesir ve nazımda yazdıkları çok ise de bunlar kayıt altına alınmamıştı. Yazdığı bazı manzumeleri bir mecliste okurken orada bulunanlar bunları kaydederlerdi. Buna rağmen söylediği şiirlerin büyük bir kısmı kayboldu. Ben de dostların elinde bulunan onun tespit edebildiğim şiirlerini tertip ettim ve bu şekilde yayımladım (Dîvân-ı Kethudâ-zâde Ârif 1271: 3). Emîn Efendi tarafından hazırlanan Menâkıb-ı Kethudâ-zâde Ârif Efendi adıyla bilinen ve Kethudâ-zâde Efendi'nin Tercüme-i Hâline Zeyl-i Âcizânemdir başlığıyla basılan eserde bu Dîvân hakkında Emîn Efendi şöyle diyor: Ârif Efendi vefatından beş on gün evvel şiirlerini bana verip "Al yaz da yine getir." dedi ve ben de yazdıktan sonra kendisine iade ettim. Sonra bu istinsah ettiğim şiirleri Tevhîd Efendi'ye verdim, o da bana sormadan bunları bastırdı. Bazı şiirleri ona vermeyi unuttuğumdan bunları bu zeyle aldım (Emîn 1294: 5). Ârif Efendi'nin, "Kırk elli yaşına kadar pek çok şiir söyledim. Bir Arnavut uşağım vardı o bunları kaybetti." dediğini ve matbu Dîvân'daki şiirlerin çoğunu elli yaşından sonra söylediğini de Emîn Efendi rivayet etmektedir (1294: 6).

Ârif Efendi, devrindeki pek çok ilim ve hukuk adamının hocalığını yaptı. O devirde kurulan Heyet-i İlmiyye'ye dahil olmuştu. Bu heyetin toplantılarında edebiyat ve felsefeden bahseden konuşmalar, sohbetler yapardı. Farsçayı Hoca Neş'et'ten öğrenen, henüz öğrenci iken Farsçada maharet ve şöhreti olduğundan Fatih Camisi'nde ders okuduğu sırada hocasına Gülistan okutan, fakat diğer öğrencilerin görüp de "Bizim hoca bir şey bilmiyormuş." dememeleri için bu dersi kimsenin görmediği bir yerde veren, seksen senelik hayatını ilme vakfeden Ârif Efendi, son nefesine kadar talebe yetiştirdi. Her sınıf halktan pek çok kimse ondan istifade etti. Kendisi "İran'da da Turan'da da öğrencim var." dermiş. Sultan II. Mahmûd ve Sultan Abdülmecîd de Ârif Efendi'ye saygı gösterir, devletle ilgili bazı müşkil işleri ona sorar, hediyeler ve atiyeler gönderirlermiş. Hatta Sultan II. Mahmûd ona Beşiktaş Sarayı'nın arkasında Arap İskelesi semtinde bir ev almış imiş.

Fatîn şiiri hakkında şöyle diyor: Aklî ve naklî ilimlerde ve Arapça, Farsça bilimlerinde eşsiz ve benzersiz, her türlü manaya âşina olup müretteb bir divanı vardır (1271: 262). Osmanlı Müellifleri'nde de Ârif Efendi ve şiiri hakkında şu değerlendirmeler yapılıyor: Meydanda Dîvânçe'sinden başka bir eseri görülemez. Esâsen şâ'irlikden ziyade riyâziyyât ve hikemiyyâta intisâb ile şöhreti var idi. Hükemâ-yı İslâmiyye'den sayılmaktadır (Bursalı Mehmed Tâhir 1333: 325). İbnü'l-Emin de Mu'allim Nâcî'nin, Ârif'in şiiri hakkında şunları söylediğini naklediyor: Ârif, Dîvânçe'sindeki şiirlerden anlaşıldığı kadarıyla birinci sınıf bir şair değildir. Hatta orta dereceli bir şair bile saymamak gerekir. Bununla beraber hoşça beyitleri de yok değildir. Herşeye rağmen Ârif, şairler sınıfından sayılabilir (İnal 1988: 36).

Kaynakça

Bursalı Mehmed Tahir (1333). Osmanlı Müellifleri. C. II. İstanbul.

Dîvân-ı Kethudâ-zâde Ârif (1271). İstanbul.

Emîn (1294). Kethudâ-zâde Efendi'nin Tercüme-i Hâline Zeyl-i Âcizânemdir. İstanbul.

Fatîn Dâvud (1271). Hâtimetü'l‑Eş‘âr. İstanbul.

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (1988). Son Asır Türk Şairleri. C. I. İstanbul: Dergah Yay.

Mehmed Ârif Kethudâ-zâde (1271). Dîvân-ı Kethudâ-zâde Ârif. İstanbul.

Mehmed Süreyya (1311). Sicill-i Osmânî. C. III. İstanbul.

Şemseddin Sâmî (1311). Kâmûsü'l‑A‘lâm. C. IV. İstanbul.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1956). "Nizâm-ı Cedîd Ricâlinden Vâlide Sultân Kethudâsı Meşhûr Yûsuf Ağa ve Kethudâ-zâde Ârif Efendi". Ankara. Belleten. (79): 485-525.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. MEHMET ARSLAN
Yayın Tarihi: 26.12.2014
Güncelleme Tarihi: 08.12.2020

Eserlerinden Örnekler

Gazel

Ruh kim verâ-yı kâkül-i terden zuhûr eder

Gûyâ ki âfitâb seherden zuhûr eder

 

Elbette ser-firâz-ı hakîkat olur mecâz

Görmez misin ki şu'le şererden zuhûr eder

 

Mercân bedîd olsa sadefden aceb midir

Bârân-ı eşk-i dîde cigerden zuhûr eder

 

Fer'in şerâfetin dahi inkâr eylemem

Nahl-ı bülend tohm-ı şecerden zuhûr eder

 

Ser-efgen-i derîçe-i fikr olma Ârifâ

Bir gün o mâh cânib-i derden zuhûr eder

Dîvân-ı Kethudâ-zâde Ârif (1271). İstanbul. 28.

 

Gazel

Kurretü'l-ayn-ı Habîb-i Kibriyâ'sın yâ Hüseyn

Nûr-ı çeşm-i Şâh-ı Merdân Murtazâ'sın yâ Hüseyn

 

Hem ciger-pâre-i Zehrâ Fâtıma hayru'n-nisâ

Ehl-i beyt-i Mustafâ Âl-i Abâ'sın yâ Hüseyn

 

Halken ü hulken müşâbihsin Resûlullâh'a sen

Nâzenîn-i enbiyâ vü evliyâsın yâ Hüseyn

 

Seyyid-i şübbân-ı cennet dendi şânında senin

Pîşvâ-yı etkıyâ vü asfiyâsın yâ Hüseyn

 

Vâlidin şânında dendi "Lâ fetâ illâ Alî"

Mazhar-ı sırr-ı etemm-i lâ fetâsın yâ Hüseyn

 

Ehl-i mahşer dest-i Haydar'dan içerken kevseri

Sen susuzlukdan şehîd-i Kerbelâ'sın yâ Hüseyn

 

Kıl şefâ'at Ârif'e ceddin Muhammed aşkına

Arsa-i mahşerde makbûlü'r-recâsın yâ Hüseyn

(Bursalı Mehmed Tahir (1333). Osmanlı Müellifleri. C. II. İstanbul. 325.)

 

Gazel

Ol siyeh-çeşm-i füsûn-kârına kurbân olayım

Ya'nî câdû-yı ciger-hârına kurbân olayım

 

Birisidir gül-i ra'nâ biri anber şebnem

Dâne-i hâline ruhsârına kurbân olayım

 

Târ-ı zülfünde nice âşık-ı miskîn berdâr

Şeyh Mansûr-veş ol dârına kurbân olayım

 

Anladım harf-i vefâ nâz ile güftârından

Söyle bin cân ile güftârına kurbân olayım

 

Sâkiyâ aşdı başımdan keremin sağ olasın

Sunduğun sâgar-ı ser-şârına kurbân olayım

 

Bir nigâh eyle çelîpâ gibidir âgûşum

Mû-miyânındaki zünnârına kurbân olayım

 

Ayağından boyanur Ârif-i zârın kana

Reh-i kûyunda olan hârına kurbân olayım

(Emîn (1294). Kethudâ-zâde Efendi'nin Tercüme-i Hâline Zeyl-i Âcizânemdir. İstanbul. 31.)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Halil Gökkayad. 5 Mayıs 1969 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2Kâmil Eşfak Berkid. 17 Mayıs 1948 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3ŞERÎF, Mehmed Efendi b. İmâm Seyfullah Efendid. ? - ö. 1758-59Doğum YeriGörüntüle
4SABRÎ, Karayılan-zâde Seyyid Mehmed Emind. 1768 - ö. 1814Doğum YılıGörüntüle
5SIDKÎ, Sânîd. 1768 - ö. 1833Doğum YılıGörüntüle
6SEYRÂNÎ, Ispartalıd. ? - ö. 1844-1849Ölüm YılıGörüntüle
7HÂTİF, Mehmed Hâtif Efendid. ? - ö. 1849Ölüm YılıGörüntüle
8NÂLÎ, Nâlî Nu'mân Efendi, Kalkandelenlid. ? - ö. 1849Ölüm YılıGörüntüle
9MEHMED ŞERÎFd. 1557 - ö. 1631MeslekGörüntüle
10CA’FER, Tâcî-zâde Ca’fer Çelebid. Ağustos 1452 - ö. 18 Ağustos 1515MeslekGörüntüle
11ABDÜLHAK, Abdülhak Molla Efendid. 1786 - ö. 1854MeslekGörüntüle
12NÂTIKÎ, Ahmed Dursund. 1785 - ö. 1863Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13ÂKİF PAŞAd. 1787 - ö. 1845Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14HAYDAR, Ali Haydar Efendi, İstanbullud. 1837 - ö. 1903Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15PERVÂNE, Derviş Pervâned. ? - ö. 1543Madde AdıGörüntüle
16MUHÎTÎd. 1553 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17ADLÎ, Gazi Mustafa Paşa-zâde İbrâhim Beyd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle