ÂSAF, Mahmûd Celâleddîn Paşa

(d. 1853/1270 - ö. 1903/1320)
divan şairi, devlet adamı
(Divan/Yazılı Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Dâmad Mahmûd Celâleddin Paşa, 1270/1853 yılında İstanbul'da doğdu. "Halîl Paşa-zâde Mahmûd Celâleddin" ibaresi ebced hesabıyla doğum tarihini verir. Asıl adı Mahmûd Celâleddîn'dir. Şiirlerinde Âsaf mahlasını kullandı. Babası eski sadrazamlardan Hüsrev Paşa'nın kölesi ve II. Mahmûd'un kızlarından Sâliha Sultan ile evli olan Gürcü Halîl Rif'at Paşa'dır. Mahmûd Celâleddîn, Halîl Rif'at Paşa'nın diğer eşinden doğmuştur. Pederi 1855'te vefat ettiğinden iki yaşında yetim kaldı ve babasının kahyası ve Konya valisi meşhur Ali Kemâlî Paşa'nın nezaretinde büyüdü. İlk tahsiline yeni açlımış bir mektepte başlayan Mahmûd Bey bilahare mektepten alınmış ve hususi surette evde okutturulmuştur. Tahsil devresinin tamamlanmasından sonra Bâbıâlî'ye intisap etmiş, bir aralık henüz öğrendiği Fransızcasını kuvvetlendirmesi için Paris Sefâreti'ne memur olarak gönderilmiş ve bir müddet sonra da İstanbul'a dönmüştür. Celâleddîn Mahmûd Bey genç yaşta Sadaret Mektûbî Kalemi'ne, sonra da Âmedî Odası'na memur edildi. 1876 yılında Sultan Abdülmecîd'in kızlarından Senîha Sultan ile evlendirildi ve rütbe-i ûlâ sınıf-ı evveli verilerek Şûrâ-yı Devlet üyeliğine tayin olundu. Henüz 24 yaşındayken 1877'de vezir ve 1878'de Sadık Paşa Kabinesinde Adliye Nazırı oldu. Paşanın bu genç yaşta nazır oluşu kimileri tarafından padişah akrabalığına bağlanmıştır. Nezareti kısa sürede düzene sokarak Sultan Abdulhamîd'in güvenini kazandı. Dolayısıyla kayınbiraderi de olan Sultan Abdulhamîd memleket işleri hakkında kendisiyle hasbihal etmeye başladı. Fakat bu durum kısa sürdü. 1878'de Cleanti Scalieri - Azîz Bey Komitesi'nin Şehzade Murâd Efendi'yi tahta geçirme teşebbüsü neticesiz kaldı. Bu teşebbüste eşi Senîha Hanım'ın dahli olduğu haberi üzerine Padişah suçlu olup olmadığını pek araştırmadan şüphe üzerine Mahmûd Celâleddîn Paşa'nın azlini sağladı. Bir rivayete göre de yaşının gençliği ve bu memuriyet için lazım gelen evsafı havi olmamasından bahis ile sadrazam Saffet Paşa tarafından yazılan arz üzerine birkaç ay süren nazırlık görevinden alındı ve Şura-yı Devlet azalığına iade olundu. Adliye Nazırlığından azli Dâmad Mahmûd Paşa'ya çok ağır gelmişti. Hatta daha sonra Sultan Abdulhamîd kendisine Evkaf Nezareti'ni vermek yoluyla eski dostluğun ihyasına teşebbüs etmiş ise de Paşa bu teklifi reddetmiştir. Haksız yere azlini izzet-i nefis meselesi yapan Paşa bir daha Sultan Abdulhamîd'le mesai birliğine yanaşmamıştır. Mahmûd Paşa sarayla münasebetlerini kestikten sonra yalısında inzivaya çekilmiş, bir yandan dostları ve ziyaretçileriyle edebî sohbetlere girişerek vakit geçirmiş öbür yandan da oğulları Mehmed Sabahaddîn ile Ahmed Lütfullah'ın tahsilleriyle bizzat meşgul olmuştur. Bir ara padişaha layihalar sunmaya başladı, bu layihalara Sultan Abdulhamîd'in ehemmiyet vermemesi üzerine Paşa, memleketteki haksızlıklara, hele kendisinin daima casuslarla sarılı olmasına dayanamayarak Avrupa'ya kaçmaya karar verdi. Bir rivayete göre de bu kaçış kararı Sultan Abdulhamîd'den istenen Bağdat şimendiferleri imtiyazının kendisine verilmemesiyle ilgilidir. Paşa ve ailesince bir sabit fikir hâline gelen Avrupa seyahati nihayet dostlarından İsviçreli Mösyö Charlier'in yardımıyla gerçekleşmiş, 1899 yılında Georgie adlı bir vapura gizlice binerek Marsilya'ya gitmişlerdir. Kaçış haberi sarayda endişe ile karşılanmış, rivayete göre Abdulhamîd bu haberi alınca düşüp bayılmış ve uzun müddet kendisine gelememiştir. Marsilya'da gemiden inip Paris'e giden Paşa, oğullarıyla beraber Paris'te bir müddet kaldıktan sonra oradan Cenevre'ye geçtiler. İsviçre'de İshak Sükûti, Tunalı Hilmi, Nûrî Ahmed, Reşîd, Halîl Muvaffak, Âkil Muhtar ve Refîk Beylerle birlikte Osmanlı Gazetesi'ni çıkarmaya başlarlar. Burada Paşa, Abdulhamîd aleyhinde keskin üslubu ile kaleme aldığı en sert eleştirileri yayımlamaya başlar. Bir süre sonra da gazetenin bütün sorumluluğunu Paşa üzerine alır. Bir süre sonra Mahmûd Celâleddîn Paşa İngiltere'ye geçer ve gazeteyi de Folkeston'a taşır. İstanbul'a dönmeye ikna teşebbüsleri, Jöntürkler arasındaki liderlik mücadeleleri ve entrikalar, paşanın dönmek için ileri sürdüğü gerçekleşmesi mümkün olmayan şartlar onu İngiltere'den ayrılmaya zorladı. Hidiv Abbas Hilmî Paşa'nın davetiyle Kahire'ye gitti. Bir zaman sonra suikast teşebbüsleri ve sıla hasreti Paşa'yı İstanbul'a dönmeye razı etti fakat oğullarının itirazları ve Jöntürk kongresi toplamak istediklerini bir beyanname ile duyurmaları gibi sebepler buna mani oldu. Mısır'da hidivle araları açıldığı için Paşa önce oğullarını Avrupa'ya göndermiş, sonra kendisi de İskenderiye yoluyla Paris'e gitmiştir. Paris'in havasına bir türlü uyum sağlayamadığı ve biraz da ucuz yaşamak için orada uzun müddet kalmaz ve Korfu'ya geçer. Korfu'da çok ağır hastalanan Paşa'nın hayatından doktorlar ümidini keserler. Sultan Abdulhamîd İstanbul'a dönmesi için tekrar ısrarla haber gönderir, Paşa çok sert bir ret cevabı vererek dönmeyeceğini söyler. Bunun üzerine Abdulhamîd Yunan hükümeti nezdinde girişimlerde bulunarak Paşa'yı Korfu'dan çıkarır. Bilahare Paşa'nın idamına hükmedildiği gazetelerde resmen ilan edilir. Paris'e dönen Paşa bir aralık kış münasebetiyle Brüksel'e nakledilir. Orada tekrar ağırca hastalanınca Sultan Hamîd onu özel bir trenle İstanbul'a getirtmek ister. Paşa da dönmeyi ister lakin oğulları onu ikna ederek 1 Ocak 1903'te bir beyanat verdirirler, bir rivayete göre de onun adına verdikleri bir beyanatla burada ölmeyi tercih ettiğini duyururlar. Mahmûd Celaleddîn Paşa 1320/17 Ocak 1903'te vefat eder. Bu vefat Jöntürkler arasında büyük teessürler uyandırmış, Avrupa'da yayımlanan bütün gazeteler de uzun makalelerle bu teessürü izhar etmişlerdir. Hatta Ahmed Rıza Bey, Paşa'nın geçici kabri başında söylediği nutukta, "Memleketimizde birleşmeyi ümit ederken bir gün böyle bir kabristanda toplanacağımız ve bu na'aş-ı hürriyet-nakşın karşısında kemâl-i ihtirâmla saf bağlayacağımız hâtırımıza gelmezdi" demiştir (Ceylan 2003:17). Ölümünden bir hafta sonra yayımlanan gazetelerde şu ilan neşredildi: "Bundan evvel Avrupa'ya firâr etmiş olan Dâmâd Mahmûd Paşa'nın hakkında usûlen icrâ kılınan ta'kîbât-ı adliye netîcesinde lâhık olan hüküm mûcibince rütbe ve nişânı ref' ve nez' olunmuş olduğu hâlde bu kerre Brüksel'de vefâtı vukû'una mebnî na'şının pederinin makberesi yanına defn olunmak üzere Dersa'âdet'e nakl ve irsâli hakkında hâriciye nezâret-i celîlesinden Paris sefâret-i seniyyesine teblîgât icrâ kılınmışdır" (İnal 1988. 59). Fakat oğulları cenazeyi İstanbul'a göndermeyi reddederler. Cenaze Paris'te Pere-Lachaise Mezarlığı'na gömülür. II. Meşrutiyet'ten hemen sonra oğlu Sabahaddîn Bey, 1909'da İstanbul'a dönerken babasının kalan kemiklerini yanında getirmiş, büyük bir kalabalıkla vapurdan alınmış, pek gösterişli bir merasimle Eyüp'te Bostan İskelesi'nde Hüsrev Paşa Dairesi'nde pederinin kabri civarına defnedilmiştir.

Eserleri şunlardır:

1. Dîvân: Dâmâd Halil Paşa-zâde Dâmad Mahmûd Paşa'nın Eş'ârı adıyla 1316 yılında 511 sayfa hâlinde Kahire'de basılmıştır. Ömür Ceylan tarafından 2003 yılında yayımlanmıştır. Yayımlanan Dîvân 2378 beyit, 77 bend, 163 rubâ'î ve 122 mısra'ı içerir. Dîvân'da 5 mesnevi, 8 kaside, 10 tahmis, 174 gazel, 163 rubâ'î, 18 kıt'a, 9 nazm, 8 şarkı, 2 tarih manzumesi, 47 matla', 59 beyit, 122 mısra bulunmaktadır. Âsaf'ın başka şiirleri de olduğu, bu Dîvân'ın bütün şiirlerini kapsamamaktadır.

2. Tezkire-i Ulemâ: "Tezkire-i Ulemâ, Ulemâ-yı Arab'ın Hilâfet Hakkında Şer'-i Mübîn ve Ahbâr-ı Sahîhadan İktibâsları ve Emîrü'l-Ahrâr Dâmad Mahmûd Paşa'dan Sultân Abdulhamîd-i Sânî'ye Mektûb" alt başlığını taşıyan bu eser 15 sayfa olarak 1316'da Kahire'de basılmıştır.

Mahmûd Celâleddîn Paşa'nın Kuruçeşme'deki yalısı, Tophanelioğlu'ndaki konağı ve Pendik'teki köşkü devrinin irfan ve sanat mahfillerinin önde gelenlerindendi. Devrin önemli şair ve aydınlarından Hoca Hayret Efendi, Hersekli Ârif Hikmet, Üsküdarlı Tal'at, Üsküdarlı Sâfî, Hüseyin Dâniş, Paşa'ya Âsaf mahlasını veren Manastırlı Fâik Bey onun encümeninde yer alır, şiir sohbetleri ve edebî muhavereler yaparlardı. Yazdığı şiirleri Hazîne-i Fünûn, Mecmû'a-i Edebiyye, Hamiyet, Resimli Gazete gibi dergilerinde "Dâmad Mahmûd, M. Âsaf ve Âsaf" imzasıyla neşretmiştir. Manzumeleri arasında birçok şaire nazireler bulunan Âsaf'ın, kasidelerde Nef'î'nin, vatani manzumelerde Nâmık Kemal'in, hikemi ve sosyal içerikli şiirlerde Ziyâ Paşa'nın, âşıkâne tarzda ise Leskofçalı Gâlib ve Manastırlı Fâ'ik Bey'in tesirinde kaldığı görülür (Ceylan 2003: 20). İnal, onun şahsiyetini ve şiirini şöyle değerlendirir: "Mahmûd Paşa merhûm nâzik, dil-nevâz, kadir-şinâs, sühan-perdâz, nüktedân bir zât-ı irfân-simât idi. Âsaf mahlasıyla üstâdâne şi'ir söyledi (1988: 60). Halidiye şeyhlerinin büyüklerinden Feyzullah Efendi'ye intisap etmiş olan Âsaf'ın Dîvân'ında bazı dinî muhtevalı şiirler de görülmektedir. Âsaf Türk edebiyatının tampon bölgesi olan XIX. yüzyılda yetişmiş, mahallileşme cereyanından hemen hemen hiç etkilenmeden fakat harc-ı âlem fikir unsuru ile manzumeler vücuda getirmiş, şiirden tat alan bir Paşa olarak kendine has bir encümeni olan, hayatının son demlerini vatandan uzak ve bilfiil siyasi mücadeleler içinde geçirmiş son divan şairlerimizden biridir (Ceylan 2003: 25). Avrupa'da bulunduğu sıralarda gazetelerde özellikle Osmanlı gazetesinde yazdığı onlarca yazısı - ki bunların bir kısmı keskin eleştiri yazılarıdır - bulunmaktadır.

Kaynakça

Ceylan, Ömür (2003). Hânedânda Bir Âsî - Dâmâd Mahmûd Celâleddin Paşa - Âsaf Dîvânı. Ankara: Akçağ Yay.

Ergun, Sadeddin Nüzhet (yty.). Türk Şairleri. C. I. İstanbul.

Gövsa, İbrahim. Alaeddin (1933-1935). Meşhur Adamlar, Hayatları, Eserleri. C. 3. İstanbul.

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (1988). Son Asır Türk Şairleri. C. I. İstanbul. Dergah Yay.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatcı (hzl.) (2001). Mehmed Nail Tuman, Tuhfe-i Nâ'ilî-Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. C. I. Ankara: Bizim Büro Yay.

Özgül, M. Kayahan (2002). "Âsaf". Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. I. Ankara: AKM Yay. 461, 462.

Tanpınar, A. Hamdi (1976). XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (1977). "Âsaf, Mahmud Celâleddin Paşa (Damat)". C. I. İstanbul: Dergah Yay. 171.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. MEHMET ARSLAN
Yayın Tarihi: 24.06.2014
Güncelleme Tarihi: 01.12.2020

Eserlerinden Örnekler

Gazel

Ne dense hâlet-i hicrânı tasvîr eylemek müşkil

Şeb-i deycûru sûzişlerle tenvîr eylemek müşkil

Ne rütbe âh vâh etsen de ol şâh iltifât etmez

Fakîrin hâli müstağnîye te'sîr eylemek müşkil

Ne yapsam acz-i hâlimdir bana bir perde-i hâ'il

Bu derd-i cân-hırâş-ı dehre tedbîr eylemek müşkil

Hesâb etdim kitâb etdim nihâyet böyle hall etdim

Yed-i kudret ne tarh ederse teksîr eylemek müşkil

Nedir bu gerdiş-i âlem müsebbib kim nedir esbâb

Ne bir kasvetli rü'yâmış ki ta'bîr eylemek müşkil

Kolay zann etme idrâk-i me'âl-i hilkati Âsaf

Mu'akkiddir kitâb-ı kevn tefsîr eylemek müşkil

Kasîde - Der-Şikâyet-i Kaht-ı Ricâl'den

Ey nâzır-ı menâzır-ı devrân-ı bî-karâr

Gördün mü hîç kimseyi yok böyle bir diyâr

Sâhib-nazar nasıl acımaz ol diyâra kim

Göz çok fakat gören gözeten dîde perde-dâr

Bir memleket ki âb u havâsı hayât-bahş

Bir memleket ki şâh u gedâsı marîz-vâr

Bir memleket ki şûh-ı dil-ârâ fakat verem

Evvel bakışda nûr ise de son bakışda nâr

Bir memleket ki bâğ-ı cinândan numûne lîk

Her gûşesinde dûzahiyân eylemiş karâr

Bir memleket ki kân-ı cevâhir iken kadîm

Yağmagerân elinde bugün etmiş iftikâr

Bir memleket ki mahkeme-i adl ü dâd iken

Eyler bugün mezâlim-i hâkimle iştihâr

Zulmün harâb-gerde-i dest-i kazâsıdır

Ol memleket ki adl ile olmuşdu üstüvâr

Dâd u adâletin adı var kendi bî-vücûd

Kur'ân-ı Hak okunsa da yokdur ki iktidâr

Bir bak şerî'atın o İlâhî kitâbına

Hiç var mı böyle mes'ele-i cebr ü ihtiyâr

Bir bak ecânibin turuk-ı insilâkine

Hiç var mı böyle bir reh-i nâ-refte-i demâr

Bilmem ne istiyor felek-i dûn bu mülkden

Teslît eder durur nice hûn-hârı bî-şümâr

Rubâ'î

Tâli' vatanımdan yine dûr etdi beni

Bî-çâre vü bî-hâb u huzûr etdi beni

Güldürmedi bir gün beni ber-vefk-i merâm

Bir heykel-i giryân-ı fütûr etdi beni

Rubâ'î

Râhat yüzü görmedim ki geldim geleli

Vardır diyeyim zamânenin râhat ili

Hak yoksa da iştikâya aczim söyler

Allâh bana verdi cümle derd ü ileli

(Ceylan, Ömür (2003). Hânedânda Bir Âsî - Dâmâd Mahmûd Celâleddin Paşa - Âsaf Dîvânı. Ankara: Akçağ Yay. 69-70, 188, 251.)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1RİF\'AT, Enderûnî Fazlî-zâde Ahmed Efendid. ? - ö. 1792-93Doğum YeriGörüntüle
2SUN\\\'Î ÇELEBİd. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Cüneyt Ayrald. 13 Şubat 1954 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4MERKEZ-ZÂDE ŞÜKRÜd. 1853 - ö. 1916Doğum YılıGörüntüle
5GÂLİB/FİKRÎ, Mehmed Gâlib Bey, Niğdelid. 1853 - ö. 1915Doğum YılıGörüntüle
6MURTAZAd. 1853 - ö. 1902Doğum YılıGörüntüle
7FAZLÎd. ? - ö. 1903-04’te hayattaÖlüm YılıGörüntüle
8HİKMET, Hersekli Ârif Hikmet Beyd. 1839 - ö. 1903Ölüm YılıGörüntüle
9MUKİMÎd. 1850 - ö. 1903Ölüm YılıGörüntüle
10EYYÛB SABRÎ PAŞA, Yenişehirlid. ? - ö. 1890MeslekGörüntüle
11PERTEV, İbrahim Edhem Pertev Paşa, Erzurumlud. 1824 - ö. 1872MeslekGörüntüle
12Refik Ahmet Sevengild. 1903 - ö. 13 Eylül 1970MeslekGörüntüle
13REŞÎD, Reşîd Efendid. ? - ö. 1822-24Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14HÂMÎ, Hâmî Efendid. ? - ö. 1842-43Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15HÂFIZ HIZIR İLYÂS, Enderunlud. 1801 - ö. 1864Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ÇISUYA TUTUNGd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17NESÎM, Mehmed Nesîmd. ? - ö. 1855Madde AdıGörüntüle
18REŞÎD, Reşîd Efendid. ? - ö. 1822-24Madde AdıGörüntüle