ÂSIM, Seyyid Ahmed Âsım Efendi (Mütercim)

(d. ?/? - ö. 1819/1235)
divan şairi, tarihçi ve lügat yazarı
(Divan/Yazılı Edebiyat / 18. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Antep’te doğdu. Asıl adı Ahmed’dir. Antep Şer’iyye Mahkemesi başkâtibi Mehmed Cenânî Efendi’nin oğludur. İlk tahsilini Ömerzâde Hâfız, ve Hacı Hasanzâde Efendi’lerden aldıktan sonra Antep’in meşhur âlimlerinden Necîb Abdullah Efendi’nin derslerinden istifade etti. Yine hadis ilminde meşhur olan Antep âlimlerinden Hacı Mehmed ve onun kardeşi Ahmed Efendi’den hadis dersi aldı. Bir müddet mahkeme kâtipliği yaptıktan sonra Antep mutasarrıfı Battalzâde Mehmed Nuri Paşa’ya divan kâtibi oldu. 1204/1789-90 yılında sarayla arası açılan Nuri Paşa’nın görevinden azledilerek idama mahkûm edilmesi üzerine, Antep’e gönderilen birlikler şehri muhasara altına aldı. Âsım Efendi, çıkan çatışma ve yağmalamalar karşısında ailesiyle birlikte Kilis’e iltica etti. Burada yaklaşık sekiz ay kaldıktan sonra İstanbul’a geldi. 1205/1790-91 yılları arasında Hüseyin Tebrizî’nin Burhân-ı Kâtı’ adını taşıyan Farsça lugatini Tıbyân-ı Nâfi’ der-Terceme-i Burhân-ı Kâtı’ adıyla Türkçeye tercüme edip III. Selim’e takdim etti. Bunun üzerine padişah tarafından kendisine sefaret, vekayi tahriri ve nâme-nüvislik görevleri ile hareket-i dâhil rütbesiyle bir medrese ruûsu ve bir ev verildi. 1211/1796 yılında Tatarcık Abdullah Efendi’nin delaleti ile müderrislik yeterlik belgesi aldı. 1213/1798 yılında Arapça öğrenmek isteyenler için Tuhfe-i Vehbî’ye nazîre olarak Tuhfe-i Âsım’ı kaleme aldı. Bir müddet sonra da Halepli İbrâhim b. Mustafa el-Mudarî’nin Nazmü’s-Sîre (Siyer-i Halebî) adlı Arapça kitabının tercümesini bitirerek III. Selim’e takdim etti. Yine III. Selim’in yardımıyla 1215/1800-01’de Mısır üzerinden Hicaz’a gitti ve Medine’de görüştüğü hocası Abdullah Necîb Efendi’nin tavsiyesiyle Şerh-i Siyer-i Halebî’yi yazdı. Dönüşte Şam ve Halep’e, oradan da Antep’e ve Maraş’a gitti. Ailesiyle birlikte İstanbul’a dönen Âsım Efendi, bir müddet sıkıntı çektiyse de III. Selim ve II. Mahmud’un yardımlarıyla rahat bir nefes aldı. Aynı yıl kendisine Gürânî Mescidi’nde ders okutma izni verildi. 1222/1807 yılında ise istifa eden Âmir Efendi’nin yerine vakanüvis tayin edildi. Ölünceye kadar bu görevde kalan Âsım Efendi, Süleymaniye müderrisi iken Selanik kadılığına gönderildi. Bu görevden azlinden sonra İstanbul’a döndü. 1235/1819 yılında vebadan öldü. Karacaahmet Mezarlığı’nda medfundur.

Eserleri şunlardır:

1. Burhân-ı Kâtı’ Tercümesi (Tibyân-ı Nâfi’ der Terceme-i Burhân-ı Kâtı’): Muhammed Hüseyin b. Halef-i Tebrîzî tarafından yazılan Farsça sözlüğün tercümesidir. Âsım Efendi, önsözünde Kamûsü’l-Acem diye isimlendirdiği, fakat Burhân-ı Kâtı’ Tercümesi diye anılan bu sözlükte Farsça kelimelerle birlikte astronomi, astroloji, felsefe, tasavvuf ve hendese gibi ilimlere dair bilgilerin de bulunduğunu belirtir. Tercümeyi yaparken sadece aslına bağlı kalmamış, otuzdan fazla sözlükten yararlanarak eseri farklı bir tertibe sokmuştur. Birçok yazma nüshası bulunan Burhân-ı Katı’ Tercümesi, birkaç defa basılmış, Mürsel Öztürk ve Derya Örs tarafından yeni harflerle neşredilmiştir (2009).

2. Kâmûs Tercümesi (el-Okyânûsü’l-Basît fî Tercemeti’l-Kâmûsi’l-Muhît): Fîrûzâbâdî’nin El-Kâmûsü’l-Muhît adlı Arapça sözlüğünün Türkçeye tercümesidir. Âsım Efendi’ye bu büyük çalışmayı Medine’de iken hocası Abdullah Necîb Efendi tavsiye etmiştir. Beş yılda tamamlanan eser, 1229/1814’te II. Mahmud’a takdim edilmiştir. Âsım Efendi, El-Kâmûs’u çevirirken Murtazâ ez-Zebîdî’nin Tâcü’l-Arûs adlı şerhinden de faydalanmış, ayet, hadis ve şiir örnekleri vermiş, ayrıca El-Muhkem, El-Ubâb gibi kaynaklardan yeni kelimeler ve anlamlar eklemiştir. Âsım Efendi, tercümesinde Arapça kelimelere Türkçe karşılık bulmakta büyük gayret ve titizlik göstermiştir. Bu yönüyle eser, Türkçenin zengin bir sözlüğü niteliğindedir. Özellikle bitki ve hayvan adları gibi bilinmesi güç kelimelerin tespitinde yöre ağızlarından da yararlanmıştır. Birkaç defa basılan Kâmûs Tercümesi üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. İlk iki cildi, Mustafa Koç ve Eyüp Tanrıverdi tarafından yeni harflerle yayımlanmıştır (2013).

3. Tuhfe-i Âsım: Arapça öğrenmek isteyenler için hazırlanan manzum bir sözlüktür. 1251 beyitten oluşan eserin girişinde iki mesnevi, alfabenin her harfiyle kafiyeli altmış altı kıta, sonunda da üç mesnevi vardır. Eser, tarif edilen eşyanın özelliklerine göre bölümlere ayrılmıştır. 1254/1838 yılında baskısı yapılan eser, Dursun Ali Türkmen tarafından yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır (1995).

4. Târih: Vakanüvislik yaptığı dönemde yazmıştır. Olayları nereden yazmaya başlayacağını tespit için selefleri Pertev ve Âmir Efendilerin müsveddelerini istemiş ve eserini 1218/1804 yılından başlatmıştır. Seleflerinin dağınık ve liste halindeki müsveddelerinden başka Dîvân-ı Hümâyun kalemlerinden çıkardığı malzemeyi de kullanmıştır. Âsım Efendi, 1804-1806 yılları arası olaylarını yazıp sadarete sunmuş, fakat Alemdar Vak’ası’nda Bâbıâli ile birlikte Vekâyi’-nâme’si de yanmıştır. Sultan Mahmud kendisini III. Selim’in hal’inden itibaren olayları yazmakla görevlendirince Âsım Efendi, takdim ettiği Vekâyi’-nâme’nin müsveddelerinden temize çektiği metni padişaha sunmuştur. Âsım Efendi Vekâyi’-nâme’sini II. Mahmud’un cülûsuna kadar getirmiş, kalan on iki yıllık zabıt müsveddelerini halefi Şânîzâde Mehmed Atâ'ullah’a devretmiştir. Mütercim Âsım, 1218-1221/1803-1807 Vekâyi’-nâme’sinin ardından yirmi beşer cüz hâlinde iki cilt daha sunmuştur. Bunlardan ilkinin 1221/1807 ile 1222/1807-1808 yılı olaylarından bir kısmını ihtiva ettiği, ikincisinin ise 1222/1808 sonlarından II. Mahmud’un cülûsuna kadar (Temmuz 1222/1808) gelen hadiseleri ele aldığı anlaşılmaktadır.

5. Merhu’l-Meâlî fî Şerhi Kasideti’l-Emâlî: Sirâcüddin Ali b. Osman El-Ûşî’nin kelâma dair El-Emâlî adlı eserinin şerhi olup III. Selim’e sunulmuştur.

6. Terceme-i Siyer-i Halebî: İbrahim b. Mustafa el-Halebî el-Mudârî’nin 63 beyitlik Nazmü’s-Sîre adlı eserinin açıklamalı tercümesidir. Bazı müellifler tarafından yanlışlıkla Nûreddin el-Halebî’ye izafe edilen bu eser de III. Selim’e sunulmuştur. Eser, 1248/1832 yılında basılmıştır.

7. Makâle-i İstibsâr-âmiz der Beyân-ı Âmeden-i İngiliz: On altı varaktan ibaret olup İngilizlerin İstanbul’a gelişini tasvir eden eser, Şefik-nâme’ye nazire olarak yazılmış gibidir. Eser, Mustafa Behcet Efendi tarafından tercüme edildiği belirtilerek Rûznâme-i Cerîde-i Havâdis’in 171-201. nüshalarında yayımlanmıştır (Kaçalin 2006: 201).

Tarih görüşlerini İbn-i Haldun ve Nâimâ’dan alan Âsım Efendi, İslami esaslara uygun bir devlet düşüncesi taşır. Nâimâ’dan Cevdet Paşa’ya kadar gelen vakanüvislerin, hatta genelde tarihçilerin en kıymetlisi ve en sanatkârı olan Asım, tenkitçi görüşleri, toplum psikolojisini anlatan umumi tahlilleri, şahısları ve olayları tasvir ederken biraz mübalağalı olsa da çok canlı bir şekilde ifade eden Osmanlı tarihçiliğinin nadir simalarından biridir. Namık Kemal ve Ziya Paşa, Âsım’ın Burhân ve Kâmûs tercümelerindeki üslubunu yeni nesrin bir numunesi gibi telakki etmişlerdir. Köprülü ise, onun Âkif Paşa ile beraber Tanzimat nesrinin ilk müjdecisi gibi gösterilmesinin yanlış olduğunu belirtir ve Âsım’ın ara sıra çok canlı ve kuvvetli tasvirleri olsa da dilinin muğlak ve oyuncaklı, üslubunun ise ağır ve tatsız olduğunu belirtir (1979: 671-72).

Mütercim Âsım Efendi, yazdığı az sayıdaki gazel ve tarihlerinde devrindeki şiir geleneğine uymuştur. Bu şiirler, edebî muhitlerde rağbet bulamamıştır. Bu yüzden her ne kadar Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler söylese de bir şair olmaktan çok iyi bir nasir olarak şöhret bulmuştur (Köprülü 1979: 672). Mahmud Kemal İnal da Âsım Efendi’nin yazdığı şiirlerin şairane yaratılışa uygun olmadığını, zaten Âsım’ın kendisinin de şairlik iddiasında bulunmadığını ifade eder (1999: 100).

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1998). Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmânî (Yâhud Tezkîre-i Meşâhir-i Osmânî). C. 1. İstanbul: Kültür Bakanlığı-Tarih Vakfı Ortak Yay. 326.

Arslan Mehmed (hzl.) (2003). Mehmed Cemâleddin, Osmanlı Tarih ve Müverrihleri, -Âyîne-i Zurefâ-. İstanbul Kitabevi Yay. 67-69.

Babinger, Franz (1992). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, (çev. Coşkun Üçok). Ankara: Kültür Bakanlığı Yay. 368-69.

Çınarcı, M. Nuri (hzl.) (2007). Şeyhülislâm Ârif Hikmet Beyin Tezkiretü’ş Şu’ârâsı ve Transkripsiyonlu Metni. Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi. 84.

Çifçi, Ömer (hzl.). Fatîn Davut, Hâtimetü’l-Eş’âr, (Fatîn Tezkiresi), Ankara: KTB. Yay. E-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83503/fatin-davud---hatimetul-esar.html [Erişim Tarihi: 01.02.2014]. 285.

Erdem, Mehmet Dursun (2005). “Manzum Sözlükler ve Tuhfe-i Âsım”. İnternational Journal of Central Asian Studies.Volume 10-1. 197-215.

Ergun, Sadettin Nüzhet (1936). Türk Şairleri. C. 1. İstanbul. 266-69.

Gökyay, Orhan Şaik (1988). “Burhan-ı Kâtı’ Tercümesi”. TDV İslam Ansiklopedisi. C. 8. İstanbul: TDV Yay. 434.

İnal, İbnü’l-Emin Mahmud Kemal (1999). Son Asır Türk Şâirleri, C. I. (Haz. Müjgân Cunbur). Ankara: AKM Yay.

İpekten, Halûk, M. İsen, R. Toparlı, N. Okçu ve T. Karabey (1998). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KTB Yay.

Kaçalin, Mustafa S. (2006). “Mütercim Âsım Efendi”. TDV İslam Ansiklopedisi. C. 32. İstanbul: TDV Yay. 200-201.

Köprülü, M. Fuad (1979). “Âsım Efendi”. İslam Ansiklopedisi. C. I. İstanbul: MEB Yay. 665-673.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatçı (hzl.) (2001). Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî- Dîvân Şâirlerinin Muhtasar Biyografileri. C. 2. Ankara: Bizim Büro Yay. 618.

Öztürk, Mürsel ve Derya Örs (2009). Burhân-ı Katı. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Şemseddin Sâmî (1314). Kâmûsu’l-Âlâm. C. 4. İstanbul: Mihran Matbaası. 3046.

Türkmen, Dursun Ali (1995). Mütercim Âsım Efendi ve Tuhfe-i Âsım. Yüksek Lisans Tezi. Samsun: Ondokuz Mayıs Üniv.

Yavuz, Fikri ve İsmail Özen (hzl) (1972). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri. C. 1. İstanbul: Meral Yay. 268-71.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. YUNUS KAPLAN
Yayın Tarihi: 17.04.2014

Eserlerinden Örnekler

 Gazel

Nice bir hizmet-i mahlûk ile mahzûl olalım

Sâ’il-i hak olalım nâ’il-i mes’ûl olalım

Akalım pâyına bir bahr-ı hamiyyet bulalım

Sıla-i himmetine mâ gibi mevsûl olalım

Biz de sûret virelim kendimize kâbil ise

Girelim ehl-i safâ bezmine makbûl olalım

Getir ey sâki yeter eyledin işgâl bizi

Bir zamân da mey-i bî-gîş ile meşgûl olalım

Kalmadan hâk-ı mezelletde hemân ey ‘Âsım

Âzim-i sû-yı semâ-sây-ı Sitanbul olalım

İnal, İbnü’l-Emin Mahmud Kemal (1999). Son Asır Türk Şâirleri, C. I. (Haz. Müjgân Cunbur). Ankara: AKM Yay. 102.

Burhân-ı Kâtı’ Tercümesi’nden

Evvelki Fâide: Zebân-ı Fârisî envaından mütedâvil ve müstamel olan Derî, Pehlevî ve Pârsî lügatlerinin tarifleri beyânındadır.

Ma’lûm ola ki işbu maksudumuz olan zeban-ı Pârsînin mensubun ileyhi ki Pârs maddesidir, hakîkatinde ihtilâf olunmuştur. Müverrihîn-i Fürs’den bazılar beyânına göre İbn Pehlev b. Sâm b. Nûh aleyhi’s-selâmdır. Pârs ıtlak olunan mülk-i mahut onun tasarrufunda olmak münasebetiyle kendisine mensup ve ismiyle mevsum olundu. Bazılardan İbn ‘Âmûr b. Yâfes b. Nûh aleyhi’s-selâm ismiyle tesmiye olunduğu menkuldür. ‘Alâ kile’t-takdîreyn Fârs lafzı Pârsdan muarrep olmak iktizâ eder. Müverrihîn-i Arab bu resme beyan ettiler ki Pedrâm b. Erfehşed b. Sâm b. Nûh aleyhi’s-selâm on nefer evlâdı vardı. Her biri fâris-i meydân-ı celâdet olmakla mübalağaten fâris ile ki ıstılahımızda ondan keskin atçı ve binici ile tabir olunur, mülakkap meşhur olup zürriyetleri dahi pederlerine nispet olunmakla her birine Farisî ve mecmuuna Fârisiyân ıtlak olundu. Pes bu tevcihe göre Farisiyân taifesi Pedrâm-ı mezbur neslinden hasıl ve münşa’ib olmuş olur. El-’ilmu ‘indallâh (Öztürk ve Örs 2009: XXII-XXIII).

Mâbûn: Sâbûn vezninde. Bir illet ismidir ki beyne’l-avâm, kibar marazı ile maruftur. Mi-dehed, mef’ûl oğlana da denir. Arâbîde dahi bu manayadır. Zira ibneden ism-i mefuldür. Pes Farisîde mâbun lafzı, tahrif-i mana ile müferrestir. Asıl ibne o illetin ismidir. Onu üç kısımla tabir eylediler. 1. Lûti-yi sâl-hurde kudret-i kıvamdan kalmakla hükemanın dediği tersine bumîdir. Tiresi lezzeti dübüründen alır. 2. Zaman-ı cevânîde mef’ullük edip onunla mahzuz olmakla bir dahi terk eyleyemez. 3. Sagir iken kendi akranı oğlancıklar bunun üzerinde baliğ olmakla müte’affin meniden kurtçağızlar tekevvün edip daima gicişir durur. Mademki nutfe bulmaya gıdaları hasıl olup sükunet virmezler.

Mâc: Mâh manasınadır ki aydır. Arabîde kamer denir. Cim hâ’dan bedeldir. Râvi, nâkil ve muhâki manasınadır. Hassseten râvi-yi eş’âr-ı Rudekî adıdır.

Mâç: Cim-i Fârisîyle. Bûse, öpüş manasınadır. Arabîde kuble denir.

-u mûç: Kâç u kûç vezninde. Bûs u lûs manasınadır ki öpüp yalamaktır. Kediler yavruların yaladığı gibi. Zahiren sütüyle tesmiye kâbilindendir.

Mâçûçe: Cim-i Fârisîyle mâsûçe vezninde. Huni tabir olunan emzikli zarftır ki onunla çocukların boğazına ağız otu ve deva dökerler.

Mâd: Zâd vezninde. Mâder muhaffefidir. Ana, vâlide manasınadır.

Ma’d: Sa’d vezninde. Husyetu’s-sa’leb ismidir ki Türkîde salep denilen köktür.

Mâdender: Mâder-ender muhaffefidir ki üvey anaya denir.

Mâder-i âb u âteş: O kimsedir ki yanık yanık bükâ eyleye.

Mâder-i bâğ: Zeminden kinayedir. İzafet-i beyâniye cihetiyle bağ ve bahçelik ıtlak olunur. Ümmü’l-eşcâr ve’l-ezhâr olduğu itibarıyla (Öztürk ve Örs 2009: 495).


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1SAİD BABAd. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2MAHREMÎd. 1848 - ö. 1911Doğum YeriGörüntüle
3TÂHİRd. 1720 - ö. 1770?Doğum YeriGörüntüle
4SAİD BABAd. ? - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5MAHREMÎd. 1848 - ö. 1911Doğum YılıGörüntüle
6TÂHİRd. 1720 - ö. 1770?Doğum YılıGörüntüle
7SAİD BABAd. ? - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
8MAHREMÎd. 1848 - ö. 1911Ölüm YılıGörüntüle
9TÂHİRd. 1720 - ö. 1770?Ölüm YılıGörüntüle
10SAİD BABAd. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
11MAHREMÎd. 1848 - ö. 1911MeslekGörüntüle
12TÂHİRd. 1720 - ö. 1770?MeslekGörüntüle
13SAİD BABAd. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14MAHREMÎd. 1848 - ö. 1911Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15TÂHİRd. 1720 - ö. 1770?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16SAİD BABAd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17MAHREMÎd. 1848 - ö. 1911Madde AdıGörüntüle
18TÂHİRd. 1720 - ö. 1770?Madde AdıGörüntüle