Beyatlı, Yahya Kemal

Esrar, Ahmet Âgâh, Âgâh Kemâl, Mehmet Âgâh, Süleyman Sadi, S. S., Yahya Kemâl, Üsküb Belediye Reisi İbrahim Naci Beyzade Âgâh Kemâl, **, Üsküplü Âgâh Kemâl
(d. 2 Aralık 1884 / ö. 1 Kasım 1958)
şair, yazar, eğitimci, siyasetçi, diplomat
(Yeni Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı “Ahmet Agâh” olan Yahya Kemal, Üsküp'te doğmuştur. Üsküp Belediye Başkanı Nişli İbrahim Naci ile şair Leskofçalı Galip'in yeğeni olan Nakiye Hanım'ın oğludur. Yahya Kemal’in ataları, evlâd-ı fâtihândan yani Rumeli’yi ilk fetheden Türklerdendir. 1377’de Yahşi Bey, Niş’i fethederken yanında Yahya Kemal’in bilinen en eski atası olan Şehsuvar Bey de bulunmaktadır. Şehsuvar, “Beyatlı” demektir ve Yahya Kemal soyadını buradan almıştır.

Yahya Kemal’in anne ve babası aynı atada birleşirler.

Şiir yazmaya başlayınca adını “Agâh Kemal” yapar, aşağı yukarı 1915 yılına kadar bu adı kullanır. Ancak daha sonra yazı ve şiirlerinde “Yahya Kemal” takma adını kullanır ve bu adı nüfusuna yazdırır.

Yahya Kemal, önce Yeni Mektep'e gitmiş, ancak buradaki öğrenciliği pek başarılı geçmeyince Üsküp'te yeni açılan Mekteb-i Edeb'e kaydedilmiştir.

1892’de Üsküp İdadisi (Lise)'ne girmiş, ailesi Selanik'e taşınınca oradaki İdadi'ye nakletmiş, fakat annesinin ölümü, babasının yeniden evlenmesi üzerine tekrar Üsküp'te okumak zorunda kalmıştır. 1902'de İstanbul'a gönderilmiş ve burada Vefa İdadisi'nde okumuştur. Bu arada Mühendishane mezunu olan, ancak batıcı fikirlerinden dolayı askerlikten çıkarılan Serezli Zeki Bey'in etkisinde kalarak 1903’te Jön Türk olmak üzere Paris'e kaçmıştır.

Paris'te Meaux Okulu'nda bir yıl yatılı olarak okuyup Fransızcasını ilerleten Yahya Kemal, daha sonra 1904’te Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu'na girmiştir. Bu sırada Ahmet Rıza, Abdullah Cevdet, Samipaşazade Sezai, Prens Sabahattin gibi ileri gelen Jön Türkler'le ilişki kuran Yahya Kemal, Abdülhak Şinasi Hisar ve sonradan Türkiye Komünist Partisi'nin lideri olan Şefik Hüsnü ile dost olmuştur.

1912 yılında Paris’ten İstanbul'a döndükten sonra 1913’te Darüşşafaka (öksüz ve yetim çocuklar için açılan okul)'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yapmıştır. 1914’te Medresetü'l-Vâizîn (vaiz yetiştiren okul)'de de Medeniyet Tarihi dersleri vermiştir. Daha sonra 1916-1919 yılları arasında Darülfünun (İstanbul Üniversitesi)'da Medeniyet Tarihi, Batı Edebiyatı Tarihi ve Türk Edebiyatı Tarihi derslerinde müderris (profesör) olarak görev aldı. Mütareke (1918 Mondros Mütarekesi)'den sonra Âti, İleri, Tevhid-i Efkâr, Hâkimiyet-i Milliye gazetelerinde ve arkadaşlarıyla çıkardığı Dergâh dergisinde Millî Mücadele'yi destekleyen yazılar yazdı. 1922’de Barış antlaşması için Lozan'a giden heyette danışman olarak yer aldı. 1923’te de Urfa milletvekili oldu.

1926’da Varşova, 1929’da Madrit'te orta elçi olarak görevlendirildi. Madrit'teyken 1931’de Lizbon elçiliğini de yürüttü. 1934-35 döneminde Yozgat, 1935-1943 döneminde Tekirdağ ve 1943-1946 döneminde İstanbul milletvekili olarak görev yaptı. Halkevleri sanat danışmanlığı yaptı ve 1949’da Pakistan Büyükelçisi iken emekli oldu. 1958’de de öldü. Yahya Kemal hiç evlenmemiş olup ömrünün son yıllarını Park Otel'de geçirmiştir.

Yahya Kemal, Selanik İdadisi (Lise)'nde "Esrâr" takma adıyla şiirler söylemeye başladı. İlk şiirini mahalle komşuları olan Redife adındaki bir genç kız için "türkü güftesi olarak" yazdığını belirtmektedir. İstanbul'a geldikten sonra Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin gibi Servet-i Fünun şairlerinin etkisinde yazılan gençlik şiirlerini “Âgâh Kemal” imzasıyla İrtika, Mâlumat dergilerinde yayımlamıştır.

1918'den itibaren Yeni Mecmua, Edebî Mecmua, Şair, Büyük Mecmua, Şair Nedim, Yarın, İnci, Dergâh dergilerinde şiirlerini yayımlamaya başladı. "Hayal Şehir" adlı şiiriyle 1948 İnönü Sanat Armağanı'nı kazandı. Millî edebiyatın öncü şairlerinden ve Türk milliyetçiliğinin kurucularındandır.

Yahya Kemal, Divan Şiirine büyük bir önem verdi, bu edebiyatı dikkatle inceledi ve buradan kendi zamanına, kendi şiirine aktarabildiklerini taşımaya çalıştı. Bu büyük ve verimli kaynaktan oldukça bereketli bir şekilde beslendi. O, Klasik Türk şiirini Avrupaî bir havada yeniden üretme çabası içinde oldu. Divan şairinin zarif, kıvrak, ahenkli Türkçesine, edasına, ifade kabiliyetine değer verdi. Divan şiirinden söz varlığını almıştır ama mazmun unsuruna fazla yer vermemiştir.

Tarihin kahramanlıklarını, değişik olaylarını, güzelliklerini ve güzellerini kendi zamanının diliyle yansıtma anlayışı doğrultusunda Osmanlı Türkçesini kullanarak gazel, şarkı, rubai gibi Divan şiiri nazım şekilleriyle şiirler yazmıştır.

18. yüzyıl İstanbul’unun Lale Devrini, Sadabad eğlencelerini, Boğaz sefalarını, o zamanın güzelliklerini, o dönemin Osmanlı Türkçesini kullanarak yansıtmıştır. Bu şiirlerinde Divan şiirinin özünü, sesini, ahengini, havasını, eskimeyen güzelliklerini modern bir üslup ve anlayışla yeniden üretmeye çalıştı. Kitabın adından da (Eski Şiirin Rüzgârıyla) anlaşılacağı gibi buradaki metinler, eski şiirimizin yani Divan şiirimizin rüzgârıyla, onun havasıyla yazılmış yeni şiirleridir. Onların Neo-Klasik olmaları bu bağlamdadır.

Yahya Kemal, 1903’te Paris’e yani mektebe bir Batı hayranı, alafrangalık ve Jön Türklük heveslisi olarak gitti. Fakat 1912’de eve, memlekete Türklüğünün farkına varmış, millî şuura ermiş bir Türk olarak döndü. Yani eğitim gördüğü, okuduğu, tahsil aldığı mektepten hizmet edeceği, öğrendiklerini uygulayacağı memleketine döndü. Batı kültür, düşünce, sanat ve edebiyatından alınması gereken dersi, tekniği ve malzemeyi almış; ama bunları kendi özgün sanatçı kişiliğinde eriterek ve gerektiği kadar kullanarak kendine ait millî bir edebiyat yapmış, özgün bir milliyetçilik düşüncesi geliştirmiştir.

Yahya Kemal, halkın sorunlarına, sosyal ve siyasi sorunlara hemen hemen hiç yer vermemiştir. Mesela halkın yoksulluğunu Marksist şairler gibi istismar etmemiştir. Onun şiirlerinde zaman zaman halkın fakirliği gibi sosyal ve ekonomik sorunları yansır ama bu, millî hayatımızın, toplumsal yaşantımızın değişik manzaraları olarak ve başka maksatlarla ele alınır.

Türkçeyi kullanma konusunda millî, onun dışında milliyetçidir. Onun Türk milliyetçiliği, Türk milletinin sorunlarını, değerlerini düşünmek ve yaymaktan ibarettir. Türklerin millet oluşunu, bir sosyolog, bir psikolog, bir tarihçi ve siyaset bilimci gibi düşünmüş, felsefesini yapmış, bu konuda fikir yürütmüş ve şiirlerinde de Türk milliyetini hisseden bir Türk olarak terennüm etmiştir. Türk millî değerlerinin milletleşme sürecimizdeki önemini kavramış ve bu değerlerin halk arasında yaşaması gereğine inanmıştır.

Yahya Kemal, Türk tarihinin 1071 sonrasını atlı, akıncı, göçebe, avcı, kavim medeniyetinden yerleşik şehir medeniyetine geçiş sürecinin belirgin bir başlangıcı olarak alıyor. 1071 öncesini kavim tarihi, 1071 sonrasını millet dönemi olarak görüyor. Yahya Kemal, esas itibariyle ideal milliyetçilik yerine reel milliyetçiliği esas almıştır. Ziya Gökalp’ın ideal anlamdaki soyut Turan milliyetçiliğine karşı o, reel anlamda Anadolu milliyetçiliğini benimsemiştir. Yani, Yahya Kemal, daha çok realist bir milliyetçidir ya da realiteye dayanan idealist bir milliyetçidir. 1071’den sonra Anadolu’da oluşan bir milletin tarihi, dili, kültürü, sanatı, edebiyatı, yaşayış tarzı; her şeyi Anadolu coğrafyası merkez alınarak oluşmuştur. Reel olan budur. Bu yüzden 1071 öncesini kable’t-tarih (tarih öncesi) olarak kabul eder.

Yahya Kemal, Türk edebiyatının önde gelen İstanbul şairlerinden biridir. Yahya Kemal için Türk coğrafyası bir bakıma İstanbul’dur. Yani İstanbul, nüfusu, tarihi, kültürü, gelenek görenekleri, dili, mimarisi gibi hususlarda Türk coğrafyasının, Anadolu’nun her bakımdan bir özeti gibidir. O İstanbul’u bir tutku hâlinde sevmekte, tarihini, kültürünü, tabii yapısını; her şeyini büyük bir aşkla sevmekte ve şiirlerinde bunu yansıtmaktadır. Şair açık mekân, coğrafî mekân anlamında şiirlerinde özellikle İstanbul’a yer vermiş, buna mukabil Anadolu’yu hemen hemen hiç konu edinmemiştir.

İkinci Meşrutiyet Dönemi’nden itibaren Yahya Kemal, kadına kültürel, millî bir işlev yüklemeye başlar. Yahya Kemal, Türk edebiyatında Türk kadınını sistemleştirmiş olduğu Türk millî kültür bireşiminin somut bir simgesi olarak algılayan ve yansıtan ilk önemli Türk şairidir. Bu bakımdan öncü bir kimliğe sahiptir.

Şair, ayrıca Türk milliyetinin temel unsurlarından birisi olarak mimarîyi görür. Türk millî ruhunun en iyi somutlaştığı, en güzel ve estetik biçimde ifadeye kavuştuğu sanat olarak mimariyi önemser. Mimariye önem vermesinin bir sebebi var. Türkler Anadolu’ya geldikten sonra bu toprakları vatan hâline getirmek, Türk-İslam yurdu yapmak için yerleşmeye, şehirleşmeye; dolayısıyla mimariye önem vermişlerdir.

Türk milleti, taşı toprağı, ağacı en güzel şekle sokarak büyük mimarî eserler ortaya koyduğu gibi; sesi de güzel, zarif, ahenkli bir kıvama sokarak musiki dehasını duyurmuştur. Yahya Kemal, özellikle Klasik Türk musikisi üzerinde durur ve bu sanatı Türk milliyetinin yapı taşlarından biri olarak kabul eder.

Yahya Kemal, aşk ve kadın konusuna bireysel bir konu olarak yer verdiği gibi sosyal, millî bir konu olarak da işlemiştir. Bu durum genellikle paraleldir. Yani şair aşka, bir kadına olan duygusal bağlanım anlamında tamamen bireysel bir duygu olarak bakmamıştır. Onun aşk ve kadın konulu şiirlerinde ferdî ve millî duygular iç içe geçmiş hâldedir.

Yahya Kemal, özellikle son şiirlerinde ihtiyarlık ve ölüm konusuna ağırlık verdi. O, ölüm konusunda çok felsefî yaklaşımlar sergilemeye çalışmadığı gibi bireysel duygular bağlamında dramatik bir yaklaşımla da algılamadı. Yani ölümün felsefesini yapmaz ve ölüm karşısında feryad ü figan etmez. O, daha çok geleneksel Doğu kültürüne ait bakış açısına bağlı kalarak ölüme rindane bir teslimiyetle yaklaştı.

Yahya Kemal’de ihtiyarlık ve ölüm birlikte düşünülür. İhtiyarlık hem gençlik zamanının neşesinin sönmesi, hem dünyanın güzelliklerinin, hayatın zevkinin son bulması demek olan ölüme yaklaşma halidir.

Yahya Kemal, sonsuzluk duygusunu derinden hisseden ve şiirinde etkili bir biçimde yansıtan bir şairdir. Onda sonsuzluk duygusu 3 alanda belirir: 1.Bireysel anlamda kendi ruhunda. 2.Toplumsal anlamda Türk milletinde. 3.Tabiatta.

Yahya Kemal, her şeyden önce yaşayan Türkçenin şairidir. Türk milletinin günlük konuşma dilini en ince, işlek ve zarif biçimiyle kullanmaya çalıştı. Divan şiiri geleneğine bağlı olan şiirlerinde Arapça ve Farsça söz varlıklarıyla dolu eski Osmanlı Türkçesi dil anlayışını benimsemiştir. Ancak diğer şiirlerinde konuşma diline; özellikle de İstanbul Türkçesine yer vermiştir. Dolayısıyla hem çağdaş konuşma dilini hem de Divan şiiri dilini kullanmıştır. O, “beyaz lisan” dediği sade, işlek, apaydınlık bir Türkçeyi kullanmaya çalıştı. Yahya Kemal’in açık, anlaşılır bir üslubu vardır. Cümleyi, ifadeyi ve anlamı açık bir şekilde verir. Şiirlerinde ve yazılarında İstanbul Türkçesinin en güzel örneklerini vermiştir. Konuşulan Türkçeye önem verdi. Şiirinde berrak, külfetsiz, samimi, aydınlık bir beyaz lisana yer verdi. Ona göre beyaz lisan, söylediğimiz Türkçedir. Beyaz lisan ile bir dilin yalnız kendisine mahsus, süssüz, doğal, samimi, yalın ifade özelliklerini kast eder. Yahya Kemal, şiiri nağme olarak gören bir şairdir. Şiirde ritme yani iç musiki (derunî ahenk, iç ahenk)ye önem verir. Şiirde önemli olan, mısradaki kelimelerin bir beste hâlinde armoni oluşturmasıdır. Yahya Kemal, “Ok” şiiri dışında şiirlerini aruz vezniyle yazmıştır. O aruz vezninin ahenk üreten yapısına bağlıdır ve hayrandır. Yahya Kemal, şiir yazarken özellikle mükemmel mısra, güzel mısra, mısra-ı berceste yapmaya çok özen göstermiştir. Şair, şiirsel bütünlüğü olan mısra peşindeydi. Yahya Kemal, eski ve yeni nazım şekillerini birlikte kullanmıştır. Gazel, şarkı, mesnevi, rubai, tahmis, taştir, kıta gibi Divan şiir nazım şekillerini yanında serbest nazma da yer verdi.

Kaynakça

Ayvazoğlu, Beşir (2008). Yahya Kemal Eve Dönen Adam. İstanbul: Kapı Yayınları

Bek, Kemal (2001. Yahya Kemal Beyatlı Yaşamı ve Yapıtlarını Okuma Kılavuzu. İstanbul: Tarih ve Özne Yayınları

Ökten, Sadettin (2008). Yahya Kemal’in Rüzgariyle. İstanbul: Ötüken Neşriyat

Tanpınar, Ahmet Hamdi (1962). Yahya Kemal. İstanbul: Dergâh Yayınları

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. NURULLAH ÇETİN
Yayın Tarihi: 13.09.2018

Eser AdıYayın eviBasım yılıEser türü
Kendi Gök KubbemizYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1961Şiir
Eski Şiirin RüzgârıylaYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1962Şiir
Rubaîler ve Hayam Rubaîlerini Türkçe SöyleyişYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1963Şiir
Aziz İstanbulİstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları / İstanbul1964Deneme
Eğil Dağlarİstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları / İstanbul1966Deneme
Siyasî Hikâyelerİstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları / İstanbul1968Hikâye
Siyasî ve Edebî PortrelerYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1968Biyografi
Edebiyata DairYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1971Deneme
Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî HatıralarımYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1973Hatıra
Tarih MusâhabeleriYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1975Deneme
Bitmemiş ŞiirlerYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1976Şiir
Mektuplar-MakalelerYahya Kemal Enstitüsü / İstanbul1977Mektup

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Enver (İlyaz) Asımd. 1955 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2VÂLİHÎ, Kadızâde Ahmed Vâlihî Çelebid. ? - ö. 1599Doğum YeriGörüntüle
3HÂKÎ, Yûsufd. ? - ö. 1480-81 - 1512-13 ?Doğum YeriGörüntüle
4Aykaç, Fazıl Ahmetd. 1884 - ö. 5 Aralık 1967Doğum YılıGörüntüle
5Ruhsan Nevvared. 10 Şubat 1884 - ö. 15 Mart 1913Doğum YılıGörüntüle
6TAYYİPd. 1884 - ö. 1989Doğum YılıGörüntüle
7ŞEYH CÜNEYDd. 1893 - ö. 1958Ölüm YılıGörüntüle
8Cemil Cahit Cemd. 1909 - ö. 1958Ölüm YılıGörüntüle
9AĞLAR BABA/BAKİ/BAKİ BABA/AĞLAR/AĞLAR GÜLMEZ/İRŞÂDÎ, İrşâdîd. 1979 - ö. 18.07.1958Ölüm YılıGörüntüle
10Turla, Ayşed. 07 Kasım 1963 - ö. ?MeslekGörüntüle
11Baki Koşard. 28 Mayıs 1969 - ö. 6 Temmuz 2006MeslekGörüntüle
12Efe Güzelgözd. 01 Ocak 1964 - ö. ?MeslekGörüntüle
13Rey, Ahmet Reşitd. 1870 - ö. 14 Ağustos 1955Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Zühdi Mehmed (TAYYİPZADE)d. 1854 - ö. 1914Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Miskioğlu, Nafid. 21 Eylül 1886 - ö. 2 Temmuz 1947Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ÂTIF, Süleymân Âtıf Efendid. ? - ö. 1844Madde AdıGörüntüle
17Zileli, Günd. 24 Ekim 1946 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
18Sağdıç, Ruhi Nacid. 1895 - ö. 1958Madde AdıGörüntüle