BOSNEVÎ, Abdullah (Rumî)

(d. 1584/992 - ö. 1644/1054)
tekke şairi
(Tekke / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Abdullah b. Muhammed olan mutasavvıfın tam adı Abdullah Abdî b. Muhammed er-Rûmî el-Bayramî’dir. “Şârih-i Füsûs” olarak meşhur olmuş ve doğduğu yere nispetle “Bosnevî” diye tanınmıştır. Ayrıca eserlerinde “Abdi”, “Rumî” ve özellikle Bosna’da “Gaibî” mahlaslarını kullanmıştır. İlim ve kemâl sâhibi bir kişi olup, aklî ve naklî ilimlerde âlim idi. Abdullah Bosnevî Bosna’da 992/1584 tarihinde dünyaya gelmiştir. Ailesi hakkında kaynaklardaki bilgiler çok sınırlıdır. Süreyya, Abdullah Efendi’nin Hasan isminde bir oğlunun olduğunu ve müderris olan bu zatın Kudüs Mollalığı’na getirildiğini, 1069/1659 Şaban ayında vefat ettiğini söylemektedir. (Yuvalı-Aktan 1995, 3:419) Abdullah Bosnevî, ilköğrenimini Bosna’da bitirdikten sonra İstanbul’a giderek zamanının ünlü bilginlerinden İslâmî Bilimleri okudu. Daha sonra tasavvuf konularına ilgi duyarak Bursa’ya gitti ve orada Bayramiye tarikatının Melamilik kolunun şeyhlerinden Hasan Kabadûz’a intisap etti. Hasan Kabadûz Efendi’nin feyz ve himmetleri ile yüksek derecelere kavuşmuştur (Özcan 1989: 1, 146). Şeyh Abdülmecid Halvetî’den de yararlanan Bosnevî, Bursa’dan ayrılıp Hicaz, Mısır ve daha sonra da hac yolculuğuna çıkmıştır. İlmî ve tasavvufî konulara hakimiyeti sayesinde bir taraftan tasavvufî düşüncenin, diğer yandan Melâmîliğin bu bölgelerde tanınıp yayılmasında etkili olmuştur. Hac dönüşü Şam’a uğrayarak burada eserlerini şerh etmeye ve düşüncelerini yaymaya çalıştığı tasavvufî düşüncenin en önemli isminden biri olan İbn-i Arabî’nin kabrini ziyaret eder ve bir süre kabrin civarında halvete girerek Şeyh-i Ekber’in manevî dünyasından feyz almıştır. Bosnevî daha sonra Konya’ya gelerek İbn-i Arabî düşüncesinin önemli diğer bir ismi Sadreddin Konevî’nin kabrini ziyaret eder. Konya’da bulunduğu sırada hastalanmış ve 1054/1644 yılında Konya’da vefat etmiştir. Ölüm tarihi ile ilgili kaynaklarda farklı tarihler mevcuttur. Genel kanı olarak 1644 yılı daha muteber gözükmektedir. Vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî’nin türbesi yakınında toprağa verilmiştir. Abdullah Bosnevî’nin kabir taşına, “ Hâzâ kabrü garibillâhi fî ardihi ve semaihi Abdullah el-Bonevî er-Rûmî el-Bayramî/ Bu, yerde ve gökte Allah’ın garibi Abdullah el-Bosnevî, er-Rûmî, el- Bayrâmî’nin kabridir.” yazılmasını vasiyet ettiği rivayet edilmiştir. Abdullah Bosnevî’nin Türbesi Şeyh Sadreddin Konevî Türbesi ile karşı karşıyadır (Yavuz-Özen 1972: I, 43).

Daha çok tasavvuf konusunda eserler veren Abdullah Bosnevî’nin eserleri üzerine Abdullah Kartal, Abdullah Bosnevî ve Merâtib-i Vücûd İle İlgili Bir Risalesi ve Mehmet Malik Bankır, Şerh-i Cezire-i Mesnevi (Metin-İnceleme-Sözlük) adlı birer yüksek lisans tezi hazırlamıştır. Edebiyat tarihimize kazandırdığı eserler bakımından oldukça üretken bir şahsiyet olarak kabul edilen Abdullah Bosnevi’nin kültür birikimini yazmış olduğu eserlerde görmek mümkündür. Verdiği eserler açısından “velud” bir yazar olarak kabul edilen Bosnevi, eserlerinde derin anlam inceliği bulunan ve hacim bakımından farklı olan yaklaşık altmışın üzerindeki eserlerinin hemen hepsinin tasavvufla ilgili ve öğretici nitelikte olması bu eserlerin değerini daha da artırmıştır. Eserlerinden edebiyatla ilgili olanların bazıları şunlardır:

1. Tecelliyâtü Araisi'n-Nusûs Fî Manassâti Hikemi'l-Fusûs: Bosnevî, Türk ve Arap edebiyatında “Şarihü'l-Fusûs” olarak tanınmasına neden olan Fusûs şerhini H. 1019 yılında tamamlamıştır. Fusûs şerhi ilk eseridir. Eseri "intifâ-ı nas ve ızhâr-ı ma'rifet-i hak" için Türkçe şerh etmeyi düşündüğünü, "kitabın hakikatini anlaşılır kılmak ve gizli manalara" işaret etmek üzere "vahdet-i vücudun" çeşitli sorunlarını mukaddimede kısmında on iki bölümde incelediğini söylemektedir. Eserin yazma kayıtları, Süleymaniye-Şehit Ali Paşa, nr. 1244, H. 1019; diğeri Süleymaniye-Şehit Ali Paşa, H. 1021 nr. 1246’dadır.

2. Şerh-i Fusûs: Fusûs adlı eserin Türkçe şerhinin Arap toplumunda meşhur olması üzerine Arap alimleri bu eserin Arapça şerh etmesi için Bosnevi'ye müracaatta bulunmuşlardır. Bosnevi, bunun üzerine Fusûs’u Arapça olarak şerh etmiştir. Türkçe şerhe yakın bir çeviri olan bu eserin nüshası Süleymaniye Ktp, Şehit Ali Paşa, nr. 1247'dedir.

3. Şerh-i Cezire-i Mesnevi: Abdullah Bosnevî’'nin bir ahlak ve tasavvuf eseri olan Şerh-i Cezire-i Mesnevî’si, edebiyatımızda bir gelenek halini almış olan şerh edebiyatına güzel bir örnek teşkil etmektedir. Klasik mesnevi tarzında tertip edilmiş olan eser, 8673 beyitten ve otuz üç bölümden meydana gelmektedir. Mesnevi, aruzun en çok kullanılan vezni olan fâilâtün/ fâilâtün / fâilün kalıbıyla yazılmıştır. 1629'de 4. Murat döneminde yazılmış olan Şerh-i Cezire-i Mesnevi'nin bir çok nüshası vardır. Bunlardan biride Beyazıt Devlet Kütüphanesi 9262 numarada kayıtlıdır ve 239 varaktan oluşmuştur. 

4. Gülşen-i Râz-ı Arifân Fi Usul-i Râh-i İrfân: Ayet ve hadisleri başlık yaparak varlığın vücuda gelişini nazm ile anlatan Türkçe bir eserdir. Yazma eser kütüphanelerinde nüshaları mevcuttur.

5. Kasidetü Abdülmecid es-Sivasî: Abdülmecid Sivasî’nin kasidesinin şerhidir.

6. Şerhu Kasidetü'I-Münfrice: Türkçe bir şerhtir.

7. Şerhu Beyt-i Mesnevi: Mesnevi’nin bir beytini şerh etmiştir. Bunlardan başka tasavvuf ve tefsirle ilgili birçok eseri vardır. (Kartal 1994: 299)

Klasik edebiyata kazandırdığı eserlere bakıldığında, onun oldukça üretken bir şahsiyet olduğu kabul edilir. Eserlerinde tasavvufî manzum ve mensur metinlerin şerhine önem veren Bosnevî, tasavvufî bakış açısından hareketle altmışın üzerinde eser vererek bu alandaki değerini ortaya koymuştur. Eserlerindeki ana tema İbn-i Arabî’ye bağlılık ve vahdet-i vücudun zor meselelerini açığa çıkarmaktır. Bosnevî, düşüncesinin derinliğini sanat ve edebiyatla birleştirmek suretiyle fikirlerini ortaya koymuştur. Eserlerinde sanat kaygısı gütmemiş, eserlerinde Arapça ve Farsça’yı da çok iyi kullanmıştır. İşlediği konulara hâkim bir sûfî şairdir. Bütün şiirlerinde tasavvufi neşveyi görmek mümkündür. 

Kaynakça

Abdullah Bosnevî. Şerh-i Cezîre-i Mesnevî. Beyazıt Devlet Küt. nr. 9262.

Akkuş, Mehmet ve A. Yılmaz (hzl.) (2011). Osman-zâde Vassaf Sefine-i Evliya. C. 3. İstanbul: Kitabevi Yay. 

Bankır, M. Malik (2005). “Te’lif ve Tercüme Bir Eser: Şerh-i Cezîre-i Mesnevî", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. 27: 155-168.

Bankır, Mehmet Malik (2004). Şerh-i Cezîre-i Mesnevî (Metin-İnceleme-Sözlük). Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Kara, Mustafa (1998). “Abdullah Bosnevi”, İslam Ansiklopedisi. C.1. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. s. 87.

Kartal, Abdullah (1994). “Bursa’da Bosnalı Bir Melâmî Abdullah Bosnevî”, Uludağ Üniv. İlahiyat Fak. Dergisi. 6: 297-311.

Kartal, Abdullah (1996). Abdullah Bosnevî ve Merâtib-i Vücûd İle İlgili Bir Risalesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi.

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989). Şakâik-i Numaniye ve Zeyilleri Vekâyiu’l-Fudalâ. C. 1. İstanbul: Çağrı Yay.

Sarı Abdullah Efendi. Cevheretü’l-Bidaye. Süleymaniye Ktp. Ayasofya No: 1786. s. 142.

Uz, M. Ali (hzl.) (2010). “Abdullah Bosnevî”. Konya Ansiklopedisi. Konya. s. 1-5.

Yavuz, A Fikri ve İ. Özen(hzl.) (1972). Bursalı Mehmed Tahir Osmanlı Müellifleri. C. 1. İstanbul: Meral Yay.

Yılmaz, Necdet (2001). Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, Sûfîler, Devlet ve Ulemâ (XVII. yüzyıl). İstanbul: Osav Yay.

Yuvalı, Abdülkadir - Aktan, Ali (hzl.) (1995). Mehmed Süreyya Sicill-i Osmânî. C. 3. İstanbul: Sebil Yay.

 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. MEHMET ÜNAL
Yayın Tarihi: 06.07.2014

Eserlerinden Örnekler

  

ŞERH-İ MANZÛME-İ CEZÎRE-İ MESNEVÎ

Hakka hamd olsun ki mübdî kâinât

Ol durur hem hâlık-ı mevt ü hayât

Hem salavât ile selâm olsun atâ

Hak Resûli Mustafa’ya dâimâ

Âline olsun dahi ashâbına

Tabi’îne cümle hem ahbabına

Bilgil iy cân âşikârâ vü nihân

Varidi bir ârif-i her dü cihân

Mevlevîler içre bir kâmil vücûd

Ârif-i billâh bir sâhib şühûd

Mâ-sivâ âlâyişinden kalbi pâk

Sâdık âşık ismi Yûsuf Sine-çâk

Mesnevîden cild-i şeşden intihâb

Eylemişdi muhtasar bir hoş kitâb

Üç yüz altmış altı beyt ihrâc idüp

Her birin lü’lü-i fark-ı tâc idüp

Nâmı beyt ü her biri bir ulu şehr

Namı katre her biri bir ulu nehr

Tesmiye kılmış o merd-i ma’nevî

Ol kitâb içün cezîre mesnevî

Mesnevî deryâdur adasıdur ol

Mesnevî neydür sâdâsıdur ol

Pes yine bir merd-i fâzıl mevlevî

Vakıf-ı esrâr u râz-i mesnevî

K’ana ilmî dirler idi hâs u âm

Merd-i kâmil idi hem sâhib-kelâm

Pes bu üç yüz altmış altı beyti ol

Döndürüp Türkîye göstermişdi yol

Tercüme kılmışdı hem şerh ü beyân

Müşkilâtın hall idüp kılmış ayân

Anı şerh itmişdi yanî nesr ile

Yazmışidi muktezâ-yı asr ile

Biz de dâmânı idüben der-miyân

Nazm ile kılduk: anı şerh ü beyân

Bir güzel şerh ana yazduk nazm ile

Kim okundukça safa virsün dile

Fehmümüz denlü idüp esrâr-ı keşf

Cândan itdük rûyı ol dildâr-ı keşf

Varidât-ı hakkı yazduk fetâ

Hoş bilüp anı inâyât-ı Hudâ

Mevhibât-ı Hazret-i Bârîyi biz

Yazduk itdük halka dildârîyi biz

Âşıkân-ı sâdıkâne bezl-i şevk

Eyleyüp bagışladuk envâ-i zevk

Ehl-i tevhîd ârifâna çok kelâm

Dilden itdük nazm u gönderdük selâm

Umaruz anlar da ide bezl-i lutf

Hoş göreler bast ideler nezl-i lutf

Damen-i afvila setr idüp kusûr

İdeler tekmîl eger varsa küsûr

Örteler zellât-ı elfâzum benüm

Dutalar çok yirine azum benüm

Kim bu Abdullâh fakîr-i Bosnevî

Mazhar-ı eltâf-ı râz-ı mesnevî

Çokluk ilme itmişdür iştigâl

Keşf-i hakdur sözleri virmiş makâl

Abdullah Bosnevî. Şerh-i Cezîre-i Mesnevî. Beyazıt Devlet Küt. nr. 9262. Vr. 1b-2a.

  NA’T-I ŞERÎF

Bir gül-i ruhsârın oldum cân ile efkendesi

Zâr ider bülbül misâli dil anın giryendesi

Haste-i aşkım bu gün ey şehlerin şeh-bendesi

Bu firâş-ı mihnet içre kalmışım dil-bestesi

Ben gibi var mı cihânda olmaya hiç kimsesi

Gel yetiş imdadıma ey kimsesizler kimsesi

Bosnavî’yim kemterîyim şâh-velâyet gel yetiş

Dest-i gamda kalmışım tâc-ı saâdet gel yetiş

Kûh-ı firkat içre kaldım kıl hidâyet gel yetiş

Pây-mâl oldum meded eyle inâyet gel yetiş

Ben gibi var mı cihânda olmaya hiç kimsesi

Gel yetiş imdadıma ey kimsesizler kimsesi

Akkuş, Mehmet ve A. Yılmaz (hzl.) (2011). Osman-zâde Vassaf Sefine-i Evliya. C. 2. İstanbul: Kitabevi Yay. 551.

  HÂTİME

Mesken iken bana gül-zâr-i firâğ

Bağ hâmûşı iken cana turağ

Yani şerh-i mesnevîden sonra ben

Atmıyorken nesneye keşf ü dehen

Bade şerh-i cild-i sâlîs mesnevî

Yazmıyorken nesne hîç iy manevî

Çekmiş iken baş ferâğat ceybine

Yazmıyorken fâş şühûdun gaybına

İtmiyorken yanî keşf ü feth-i râz

Yazmıyorken hikmet ü sırr-ı remâz

Bir muhib akdâmı virdi bana şevk

Şöyle k’andan kalb u cânum toldı zevk

Pes anun akdâmı ile bâhuşû

Bu cezîre nazmına kıldum şürû

Sa’y u ikdâm ile cehd-i tâm ile

Silk-i nazma anı getürdüm bele

Hân Muradun devletinde oldı nazm

İtmeye kimse bu nazmı kadeha azm

Lutfıdur anun çü bahr u âfitâb

Pes o şeh nâmına nazm oldı kitâb

Hakka şâd hamd u senâ oldı tamâm

Devlet-i şehde bu şeyhüm ey hümâm

Yanî kim sultân Murâd asrında ben

Eyledüm tanzîm bu nazmı be-fen

Sâyesinde buldı tab’um kuvveti

Lutf-i Hak’la yardım itdi devleti

Kim bu nazmı böyle tekmîl eyledüm

Nârumı envâra tebdîl eyledüm

Biz bu denlü itdük izhâr-i hüner

Kim dilerse artucak dizsün Güher

Meblağ-i ilm ü bizâ’um üzre ben

Acz ile neşr eyledüm bu denlü fen

İsteyen itsün ziyâde keşf-i râz

İtmesün hîç ictinâb u ihtirâz

Biz taarruz itmezüz ana şehâ

Eylerüz sultâna bil dilden duâ

Bizim işimüz duâ-yı şeh durur

Şâha itmeyen duâ gümreh durur

Bu zemîn turdukça dursun Hân Murâd

Yanî sürsün saltanat Sultân Murâd

Dünya turdukça o sultân-i zamân

Devlet içre dâyim olsun şâdmân

Tâ ki dâyirdür bu mâh u âfitâb

Ömri olsun tâze baht u izzi tâb

Tâ ki dâyirdür kubâb-ı bî-sütûn

Hânedân-ı saltanat olsun masun

Arta günden güne izz ü ref’eti

Görmeye a’dâ yedinden âfeti

Eylerüm ihvân u yârândan ricâ

Kılalar nazm okudukça duâ

Her okundukça bu Türkî mesnevî

Yâd ola hayr ile Abd-i Bosnevî

Her kim anı hayr ile yâd eyleye

Dü cihânda Hak anı şâd eyleye

Çün nazumum işbu resme virdi âl

Düşdi pes târîh nazm-ı bî-bedel

Abdullah Bosnevî. Şerh-i Cezîre-i Mesnevî. Beyazıt Devlet Küt. nr. 9262. Vr. 243a-244a.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1ÂSIM, Mütevellîzâde Âsım Ahmedd. ? - ö. 19. yy.Doğum YeriGörüntüle
2FÂZIL PAŞAd. 1795 - ö. 1882Doğum YeriGörüntüle
3HABİBÎ (HASİBÎ), Habîb Deded. ? - ö. 1643-44Doğum YeriGörüntüle
4ABDÎ, Sarı Abdullah Efendid. 12 Mart 1584 - ö. 27 Ekim 1660Doğum YılıGörüntüle
5REFİ‘Î, Atâzâde Mehmedd. 1584 - ö. 1660Doğum YılıGörüntüle
6SABUHİ, Şeyh Ahmed Deded. 1584 - ö. 1647Doğum YılıGörüntüle
7RİYÂZÎ, Mehmed Riyâzî Efendid. 1572 - ö. 1644Ölüm YılıGörüntüle
8KELÎMÎ, Seyyit Musa Efendid. ? - ö. 1644Ölüm YılıGörüntüle
9Fütûhî, Abdülaziz Fütûhî Efendid. ? - ö. 1644-45Ölüm YılıGörüntüle
10SÂBİR PÂRSÂ, Ağa-zâde Sâbir Pârsâ Muhammed Efendi, Pârsâ Sâbir Muhammed Deded. ? - ö. 1679-80MeslekGörüntüle
11FEDÂ’Î, Mehmed Deded. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
12ŞAH İSMAİL, İsmail Özalpd. 1938 - ö. ?MeslekGörüntüle
13DERVİŞ MEHMEDd. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14ÂCİZÎ, Aziz Mahmûd Urmevîd. ? - ö. 1639Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15BÎÇÂREd. 1600 - ö. 1657Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16DUKAKİNZÂDE, Ahmed Beyd. ? - ö. 16. yyMadde AdıGörüntüle
17ALÎ/TUGRÂYÎ, Lâm Ali Çelebid. ? - ö. 1620-21Madde AdıGörüntüle
18HİKMET, Ahmedd. 1832 - ö. 1878Madde AdıGörüntüle