EKREM, Recâ'î-zâde Mahmûd Ekrem Bey

(d. 1847/1263 - ö. 1914/1332)
eleştirmen, roman yazarı, şair, eğitimci, mütercim
(Divan/Yazılı Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

İstanbul'da 1263/1847 yılında pederinin Vaniköyü'ndeki yalısında doğdu. Tam adı Recâ'î-zâde Mahmûd Ekrem Bey'dir. Şiirlerinde Ekrem mahlasını kullandı. Babası, Tanzimat'tan sonra Takvîm-hâne nazırlığı yapan şair, hattat ve vakanüvis Mehmed Şâkir Recâ'î Efendi; annesi, sülalesi Timurtaş Paşa'ya dayanan Râbi'a Adeviye Hanım'dır. Küçük yaşta babasından Arapça ve Farsça öğrendi. Bir süre Bayezit Rüşdiyesi'nde ve Mekteb-i İrfân'da okudu. Daha sonra Harbiye İ'dâdîsi'ne girdi. Ulûm-ı riyâziyyeye meyil ve kabiliyeti olduğu hâlde bilahare edebiyata heves ettiğinden mektebi hoş görmemeye başladı. Bir aralık sıhhati de bozulduğundan babası Recâ'î Efendi oğlunun asker olamayacağını anlayarak ikinci sınıfta iken Ekrem'i okuldan almak zorunda kaldı ve 1279/1862 yılında Hâriciye Mektûbî Kalemine memur ettirdi. Burada bir yandan eski şiir anlayışına bağlı Leskofçalı Gâlib ve Hersekli Ârif Hikmet, öte yandan Nâmık Kemâl ve Âyetullâh Bey gibi yenilikçi fikirlere sahip gençlerle tanıştı. Bu arada Fransızca öğrenerek Batı kültür ve edebiyatını tanıma fırsatı buldu. Divan edebiyatı tarzında şiirler yazmaya, Fransızcadan bazı tercümeler yapmaya başladı. İlk yazıları Tasvîr-i Efkâr, Terakkî, Hakâyıku'l-Vekâyi' ve Hazîne-i Evrâk gazetelerinde yayımlandı. 1283/1866 yılında Mâliye Eshâm Kalemine, üç ay kadar sonra da Tahrîr-i Emlâk Kalemine geçti. Nâmık Kemâl 1284/1867 Mayıs'ında Fransa'ya kaçarken Tasvîr-i Efkâr'ın sorumluluğunu ona bıraktı. 1285/1868 yılında amcası Ârif Efendi'nin kızı Güzîde Hanım ile evlendi. 1289/1872 senesinde Şûrâ-yı Devlet muavinliğine getirildi, dört sene muavinlik, dört buçuk sene başmuavinlik yaptı, birçok komisyonda görev aldı. 1293/1876 yılında tedavi için bir süre Viyana yakınlarında bir kasabada kaldı. 1294/1877'de Şûrâ-yı Devlet üyeliğine terfi ettirildi ve bu esnada Hey'et-i A'yân ve Meb'ûsân'a Şûrâ'yı Devlet'ten komiser olarak atandı. Daha sonra 1314/1896 yılında Şûrâ-yı Devlet Temyiz Mahkemesi ve iki ay kadar sonra Tanzimat Dairesi üyeliğine getirildi. 1295-1305/1878-1887 yılları arasında Mekteb-i Sultânî ile Mekteb-i Mülkiyye'de edebiyat hocalığı yaptı. Bu yıllarda Nâmık Kemâl ve Abdülhak Hâmid ile mektuplaşması sanat hayatının yönünü belirlemesinde önemli bir rol oynadı. Mekteb-i Mülkiyye'de okuttuğu ders notlarını Ta'lîm-i Edebiyât adıyla yayımlaması edebiyat çevrelerinde büyük bir yankı uyandırdı ve doğrudan doğruya şahsını hedef alan tenkitlere yol açtı. "Üstat Ekrem" olarak anılmasında bu okuldaki dersleri ile bu kitabının etkisi büyük rol oynadı. Zemzeme mukaddimesiyle Takdîr-i Elhân adlı eserlerini Mu'allim Nâcî Demdeme başlığıyla yazdığı yazılarında eleştirdi. Gerek ilk çocuğu Pirâye'nin ve uzun yıllar yatalak olan oğlu Emced'in ölümü gerekse bu tenkitlerle idareden gördüğü baskılar yüzünden bunalan Ekrem'i 1301/1883 yılında dünaya gelen oğlu Nijâd tekrar hayata bağladı. 1307/1889 yılında İtalyanların Trablusgarb'a tecavüzlerini engelleyecek sebepleri tedkik etmek üzere Trablusgarb'a gönderilen heyette bulundu. Dönüşte yaşadığı sıkıntılardan kurtulma düşüncesiyle Avrupa'ya kaçmaya niyet ettiyse de Malta konsolosu tarafından İstanbul'a gönderildi. Hava değişimi için bir süre 1308-1311/1890-1893 yılları arasında Büyükada'da oturması hükümetçe uygun görüldü. 1313/1895 yılında Ma'lûmât gazetesi sahibi Baba Tâhir'le aralarında çıkan tartışma devam ederken Mekteb-i Mülkiyye'den öğrencisi Ahmed İhsân'a yayımlamakta olduğu Servet-i Fünûn'u yeni edebiyat anlayışını savunan gençlere açmasını tavsiye etti. Böylece 1314/1896 yılı başlarında Servet-i Fünûn mecmuası etrafında Edebiyât-ı Cedîde hareketi kurulmuş oldu. Ancak büyük ümitler bağladığı topluluğun beş yıl sonra dağılması ve çok sevdiği oğlu Nijâd'ın genç yaşta 1316/1898 yılında ölümü Ekrem için büyük bir darbe oldu ve tekrar edebiyat çevrelerinden uzaklaşmasına sebebiyet verdi. Bundan sonra bir inziva dönemi yaşadı. 1326/1908 yılında II. Meşrutiyet'in ardından kurulan Kâmil Paşa kabinesinde Evkâf Nazırlığı görevi verildiyse de bu görevinden kısa süre sonra istifa etti. Daha sonra kurulan hükümette de Maarif Nazırlığı teklif edildi, onu da kabul etmedi. Bunun üzerine Meclis-i A'yân üyeliğine getirildi. Ölünceye kadar bu görevde kaldı. 1332/1914 yılında İstanbul'da Şişli'deki evinde vefat etti. Cenazesi ertesi gün Ayasofya Camisi'ne nakledildi, büyük bir kalabalıkla cenaze namazı kılındı, Sirkeci İskelesi'nden vapurla Anadolu Hisarı'na götürüldü ve Anadoluhisarı'ndaki Küçüksu mezarlığına oğlu Nijâd'ın yanına defnedildi. Ercüment Ekrem Talu'nun babası olan Recâ'î-zâde Ekrem, bâlâ rütbesiyle birinci Osmânî ve Mecîdî nişanlarına ve gümüş imtiyaz madalyasına sahipti (Uçman 2007: 503; Parlatır 2003: 288, 289; İnal 1988: 274, 275).

Eserleri alfabetik olarak şunlardır:

1. Afîfe Anjelik: Tiyatrodur. 1287/1870 yılında 35 sayfa hâlinde İstanbul'da basılmıştır.

2. Araba Sevdâsı Yâhut Bihrûz Bey'in Âşıklığı: Ekrem'in en meşhur romanıdır. 1314/1896 yılında 175 sayfa hâlinde İstanbul'da basılmıştır.

3. Atala: Romandır, Chateaubrian'dan çeviridir. İstanbul'da 1288/1872 senesinde 141 sayfa hâlinde basılmıştır.

4. Atala Yâhut Amerikan Vahşileri: Chateaubrian'dan çevirdiği Atala adlı romanı bu isimle tiyatro hâline getirmiştir. İstanbul'da 1290/1873 yılında 113 sayfa hâlinde basılmıştır.

5. Çok Bilen Çok Yanılır: Tiyatrodur. 1332/1916 senesinde 132 sayfa hâlinde İstanbul'da basılmıştır.

6. Kudemâdan Birkaç Şâ'ir: Bazı hâl tercümelerini verir, önsözü önemlidir. 1305/188 yılında 60 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

7. Mes Prisons Tercümesi: Silvio Pellico'dan çeviridir. İstanbul'da 1291/1874 yılında 284 sayfa olarak basıldı.

8. Muhsin Bey Yâhut Şâ'irliğin Hazîn Bir Netîcesi: Uzun hikâyedir. 1307/1890 yılında 70 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

9. Müntehâbât-ı Edebiyye: 1289/1872 senesinde İstanbul'da basıldı.

10. Nâçîz: Nazım-Nesir karışık batıdan yapılmış bazı tercümelerdir. 1302/1885 yılında 156 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

11. Nağme-i Seher - Manzûm ve Mensûr Dîvânçe-i Eş'âr: Şiirlerinden oluşmaktadır. İstanbul'da 1288/1871 senesinde 183 sayfa hâlinde basıldı.

12. Nefrîn: Şiirlerinden oluşmaktadır. 1332/1914 yılında İstanbul'da 31 sayfa hâlinde basıldı.

13. Nijâd Ekrem: Genç yaşta ölen oğlu için yazdığı şiirlerden oluşmaktadır. İki cilt hâlinde olan bu eserin birinci cildi 1316/1900 senesinde 237 sayfa, ikinci cildi de 1326/1910 senesinde 168 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

14. Pejmürde: Şiir-Nesir karışık bir eserdir. 1311/1893 yılında 181 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

15. Sâ'ime: Hikayedir. İstanbul'da 1314/1898 senesinde İkdâm gazetesinde tefrika edildi.

16. Şemsâ: Kısa hikayedir. 1313/1895 yılında 63 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

17. Takdîr-i Elhân: Menemenli-zâde Tâhir'in Elhân adlı şiir kitabı için yazdığı takrizdir. 1301/1884 yılında İstanbul'da 85 sayfa olarak basıldı.

18. Takrîzât: Yeni şiir denemelerinde bulunan gençlerin eserlerine yazdığı takrizlerden oluşmaktadır. İstanbul'da 1314/1896 senesinde 78 sayfa hâlinde basıldı.

19. Ta'lîm-i Edebiyât: 1299/1882 yılında 398 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı. Edebiyat öğretimi için ders kitabı olarak hazırlanan bu eser çevresinde çok çeşitli münakaşalar yapılmış ve eser ciddi eleştirilere de uğramıştır. Ekrem'in bu eserde edebiyat nazariyelerini anlatırken seçtiği örnekler çoğunlukla yenilik edebiyatını benimseyenlerden Nâmık Kemâl, Şinâsî, Abdülhak Hâmid, Menemenli-zâde Mehmed Tâhir gibi yazar ve şairlerdendir. Eski edebiyat ürünlerine ve bu edebiyat geleneğini sürdürenlere pek az yer vermiştir. Eser Ma'nâ Yâhud Fikir, Üslûb, Üslûb Süsleri tarzında üç ana bölümden oluşmaktadır. Özellikle üçüncü bölümde Mecâzlar'ı yeni bir sistemle değerlendirmiş ayrıca Lafız Sanatları bölümünde de eski edebiyattaki on iki kadar sanatı işlemiştir. Edebiyat nazariyâtı açısından çok önemli bir eser olarak kabul edilmektedir.

20. Tefekkür: Şiir-Nesir karışık bir eserdir. 1303/1886 yılında İstanbul'da 50 sayfa hâlinde basıldı.

21. Vuslat Yâhut Süreksiz Sevinç: Tiyatrodur. 1291/1874 yılında İstanbul'da 120 sayfa hâlinde basıldı.

22. Yâdigâr-ı Şebâb: Şiirlerinden oluşmaktadır. İstanbul'da 1290/1873 yılında 16 sayfa hâlinde basıldı.

23. Zemzeme I: Şiirlerinden oluşmaktadır. 1299/1882 yılında İstanbul'da 84 sayfa hâlinde basıldı.

24. Zemzeme II: Şiirlerinden oluşmaktadır. 1301/1884 yılında İstanbul'da 91 sayfa hâlinde basıldı.

25. Zemzeme III: Şiirlerinden oluşmaktadır. 1300/1883 yılında İstanbul'da 111 sayfa hâlinde basıldı.

İbnü'l-Emin'e göre Recâ'î-zâde Ekrem Bey doğru, temiz, ciddi, anlayışı kuvvetli, çabuk gücenen, son derece duygulu ve hassas bir zat idi (İnal 1988: 279). Şiir, tiyatro, hikaye, roman ve edebiyat nazariyesi türlerinde eserler veren, batıdan tercümeler yapan Recâ'î-zâde Ekrem edebiyat zevkini aileden aldı. Babası hem kültürlü bir zat, hem de edebiyat ve özellikle şiirle uğraşmakta, ağabeyi Mehmed Celâl de yazdığı şiirlerle çevresinde tanınmaktaydı. Nâmık Kemâl'i tanıdıktan sonra edebî çevre ile yakından tanışmış oldu ve onun sayesinde Encümen-i Şu'arâ toplantılarına katıldı. Ekrem'in edebiyatımızda en önemli yeri nazariyatçı oluşudur. Bu yönü ile o, edebiyatımızın düşünen adamı olarak tanınmıştır. Batılı düşünce ve görüşleri edebiyatımıza kazandıran odur. Yeni yetişen gençleri destekleyen, onlara yön veren yine odur. Mekteb-i Mülkiye'de başlayan hocalığı ile bu okulda okutulmak üzere yazdığı Ta'lîm-i Edebiyât adlı eserinden başlayarak bir çok eserinde sanat ve edebiyatı ve özellikle şiiri güzel sanatların bir kolu olarak değerlendirdi. Sanatta olduğu gibi edebiyatta da "güzellik"i ön planda tuttu. Bu güzelliğin nasıl yaratılabileceği üzerinde durdu. Ona göre edebî eseri bütünleyen iki ana unsur vardı: Biri "muhteva güzelliği" öteki "üslup güzelliği"dir. Recâ'î-zâde Ekrem'in Türk edebiyatında yeni, daha doğrusu batılı edebî türlerin kazandırılmasında da önemli rolü vardır. Türk edebiyatında 1860'lı yıllarda Şinâsî ile başlayıp Nâmık Kemâl ve Abdülhak Hâmid ile gelişen yenileşme hareketinin başlıca temsilcilerinden biridir. Tanzimat devrinin diğer yazarları gibi çok yönlü bir şahsiyete sahip olan Recâ'î-zâde Ekrem, bir yandan divan şiiri geleneğini sürdürürken bir yandan da halk söyleyişleriyle mahallileşme akımından etkilenmiştir. Ancak bütün bunların üstünde kendisi esas itibariyle romantik Fransız şiirinin etkisi altındadır. Şiirlerine hakim olan unsurlar arasında aşk, tabiat ve ölümle ilgili duygu ve düşünceler başta gelmektedir. Hece vezniyle yazdığı birkaç şiir dışında aruz veznini kullanan Recâ'î-zâde Ekrem, Nâmık Kemâl'in coşkun söyleyişiyle Abdülhak Hâmid'in metafizik derinliğe sahip şiirleri arasında kalmış orta seviyede bir şair olarak kabul edilmektedir. Kısaca Recâ'î-zâde Ekrem, "Sanat sanat içindir" görüşünü benimseyen Tanzimat edebiyatının çok yönlü bir sanatçısıdır (Uçman 2007: 503, 504; Parlatır 2003: 290, 291). Recâ'î-zâde Ekrem'in şiir, tiyatro, hikaye ve roman tarzındaki eserleri İsmail Parlatır, Nurullah Çetin ve Hakan Sazyek tarafından Recâî-zâde M. Ekrem - Bütün Eserleri başlığı altında üç cilt halinde Latin harfleriyle yayımlanmıştır (bk. Parlatır vd. 1997).

Kaynakça

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (1988). Son Asır Türk Şairleri. C. I. İstanbul: Dergah Yay.

Parlatır, İsmail (1995). Recâîzâde Mahmut Ekrem. Ankara: AKM. Yay.

Parlatır, İsmail (2003). "Ekrem, Recâizâde Mahmud". Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. III. Ankara: AKM Yay. 288-291.

Parlatır, İsmail - Nurullah Çetin - Hakan Sazyek (1997). Recâî-zâde M. Ekrem - Bütün Eserleri. 3 Cilt. İstanbul: Milli Eğitim Yay.

Sevük, İsmail Habib (1926). Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi. İstanbul.

Tanpınar, Ahmet Hamdi (1976). 19. Asır Türk Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul.

Uçman Abdullah (2007). "Recâîzâde Mahmud Ekrem". İslam Ansiklopedisi. C. 34. İstanbul: TDV. Yay.

Yetiş, Kazım (1996). Talim-i Edebiyat'ın Retorik ve Edebiyat Nazariyâtı Sahasında Getirdiği Yenilikler. Ankara: AKM. Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. MEHMET ARSLAN
Yayın Tarihi: 23.10.2014

Eserlerinden Örnekler

Gazel

Âteşîndir eşk-i çeşm-i girye-bârım âteşîn

Aşk ile pür-sûzum olmaz mı buhârım âteşîn

Eyleyim ifnâ vücûdum âteş-i seyyâl ile

Dehrde olsun benim de intihârım âteşîn

Od düşürdü câna bir âteş-mizâcın hasreti

Olmasın mı dostlar feryâd u zârım âteşîn

Ben gidersem böyle âteşler içinde korkarım

Sâye salmaz servim olmakla mezârım âteşîn

İhtirâkıyla olur âteş-fürûz-ı kalb-i mâh

Oldu nûr-ı kevkeb-i sevdâ-medârım âteşîn

Câm-ı la'lin va'd edip âteş bırakdın cânıma

Âteşîn ruhsârım etdin intizârım âteşîn

Sâye-i mihrindedir ey meh ki izler terk eder

Evc-i ulviyyetde sıyt-i iştihârım âteşîn

Unsurumda gâlib olmuş âteşim Ekrem benim

Kim düşer her fikr ü hiss-i rûh-dârım âteşîn

Şevki Yok - Muhammes

Gül hazîn bülbül perîşân bâğ-zârın şevki yok

Derd-nâk olmuş hezâr-ı nağme-kârın şevki yok

Başka bir hâletle çağlar cûy-bârın şevki yok

Âh edip inler nesîm-i bî-karârın şevki yok

Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârın şevki yok

Farkı yokdur giryeden rûy-ı çemende jâlenin

Hûn-ı hasretle dolar câm-ı safâsı lâlenin

Meh bile gayretle âgûşunda ağlar hâlenin

Gönlüme te'sîri olmaz âteş-i seyyâlenin

Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârın şevki yok

Rûha verdikçe peyâm-ı hasretin her bir sehâb

Câna geldikçe temâşâ-yı ufukdan pîç ü tâb

İhtizâz eyler çemen izhâr eder bin ıztırâb

Hem tabî'at münfa'il hecrinle hem gönlüm harâb

Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârın şevki yok

Parlatır, İsmail - Nurullah Çetin - Hakan Sazyek (1997). Recâî-zâde M. Ekrem - Bütün Eserleri. C. II. İstanbul: Milli Eğitim Yay. 296, 366.

Ta'lîm-i Edebiyât'tan:

Üslûb-ı hakîkînin hayâl ile ihtilâtı yokdur. Fikir ve nazara ve muhâkemâta müstenid olan mevâdda elverir. Âsâr-ı ilmiyyenin bir tercümân-ı sâhib-vakârıdır. Çünki mü'ellefât-ı ilmiyye tenşît-i fikre değil tebyîn-i hakîkate mahsûs olduğundan tezyînât-ı edebiyye ihtiyâcından vârestedir. Üslûb-ı mecâzî ise fikir ve nazardan ziyâde zevk-i vicdâniyyeden, hissiyâtdan tevellüd eder. Nazar-ı dikkate çarpan bir şey ta'rîf değil tasvîr olunmak ve ondan birtakım nikât ve muhassenât çıkarılmak istenilince üslûb-ı mecâzîye - hemân gayr-i ihtiyârî bir sûretle - çıkılarak hem bir muharrire hem bir san'atkâra â'id vazîfenin ikisi birden icrâ olunur.

Recâ'î-zâde Mahmûd Ekrem (1330). Ta'lîm-i Edebiyât. İstanbul. 217.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Hasan Fehmi Eged. 1902 - ö. 1978Doğum YeriGörüntüle
2Haldun Haluk Marlalıd. 14 Nisan 1926 - ö. 7 Şubat 2014Doğum YeriGörüntüle
3Umran, Sedatd. 1925 - ö. 7 Ağustos 2013Doğum YeriGörüntüle
4Şevket, Şakird. 1847 - ö. 1878Doğum YılıGörüntüle
5KELAMÎ/GÖLLETLİ KELAMİ BABA, Ahmetd. 1847 - ö. 1927Doğum YılıGörüntüle
6HAYRET, Mehmed Bahâeddîn Hayret Efendi, Adanalı Hoca Hayret Efendid. 1847-48 - ö. 1913Doğum YılıGörüntüle
7Faik Reşadd. 26 Eylül 1851 - ö. 26 Haziran 1914Ölüm YılıGörüntüle
8NAKDÎ, Hacı Ömerd. ? - ö. 1909-1914?Ölüm YılıGörüntüle
9İsmail Gaspıralıd. 8 Mart 1851 - ö. 11 Eylül 1914Ölüm YılıGörüntüle
10Ercilasun, Ahmet Bicand. 08.02.1943 - ö. ?MeslekGörüntüle
11NEVRES, Mehmed Nevres Paşad. 1825 - ö. 1872MeslekGörüntüle
12İsmail Gezgind. 01 Şubat 1965 - ö. ?MeslekGörüntüle
13SENÎH, Süleyman Senîhd. 1822 - ö. 1900Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14SA'ÎDd. ? - ö. 1817-22 arası?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15KEMÂL PAŞA, İsmâ'îl Sâdık Kemâld. 1828 - ö. 1892Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16NECÎB, Nûh Necîb Beyd. ? - ö. 1836Madde AdıGörüntüle
17NÛRÎ, Halil Nûrî Beyd. ? - ö. 1799Madde AdıGörüntüle
18Necdet Şahind. 1929 - ö. ?Madde AdıGörüntüle