FEYZÎ/ SÎMÎ, Sîmkeşzâde

(d. 1626-27/1036 - ö. 5 Kasım 1690/2 Safer 1102)
divan şairi
(Divan-Tekke / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

1036 / 1626-27) İstanbul’da doğdu (Özcan, 1989: 37, Çapan, 2005: 457, M. Süreyya, 1308: 41). Adı Hasan, babasının adı Mehmed’dir (Özcan, 1989: 37, İnce, 2005: 573). Beyazıt’taki Sîmkeşhâne’de gümüş ve altın tel çeken bir zanaatkâr ailesine mensup olduğu için Sîmkeşzâde künyesini almıştır (Özcan, 1989: 37). Onun dini-tasavvufî eğitimi Halvetiyye tarikatında başlamıştır. 18 yaşına geldiğinde Halvetî şeyhlerinden Abdulahad Nûri (Sivâsî 1594-1651)’ye intisap edip çileye çekilmiştir. Ardından bu zaviyede bir müddet Bolbolcuzâde Abdulkerim Efendi’nin görevini yapmıştır (Özcan, 1989: 37). Tahsili esnasında Fâzıl Molla Çelebi (ö. 1677), Bıçakçı Mehmed Efendi (ö. 1697) (Özcan, 1989: 37), ders-i âmm Sâlih Efendi (ö. 1718) gibi hocalardan ilim tahsil edip icâzet almıştır (Özcan, 1989: 37). Nakîbü’l-eşrâf Kudsîzâde Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1674)’nin yanında muîdlik yaptıktan sonra 40 akçe maaşla müderrisliğe başlamıştır (Özcan, 1989: 38). Ayrıca Halvetî ve Nakşıbendî şeyhlerinden Kudsîzâde (Özcan, 1989: 37) ve Koska’daki Hekim Çelebi zâviyesi şeyhi Bosnevî Osman Efendi (ö.1664) (Özcan, 1989: 37) ile Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi el-Hâc Ahmed Dede (ö. 1667)’den icâzet aldı (Özcan, 1989: 37). Melâmiye-i Bayramiyye meşâyıhından Şeyh Beşir Efendi’ye intisâb ettiği Şeyh Nazmi Efendi’nin Hediyyetü’l-ihvân adlı eserinde mezkûrdur (Bursalı M. Tahir, 1333: 139). Halvetîliğin İstanbul’da gelişmesinde ve kollarının açılmasında önemli rolü olan Sîmkeşzâde, İstanbul’da sırasıyla Seyyid Yâkub Efendi (?-?) yerine Topkapı dışındaki Takyeci İbrahim Ağa Câmii’ne Cuma şeyhi, 1668-69’da, Kılıç Ali Paşa Camii’ne Pazar vaizi olmuştur. Nihayet 1675’te Emîr Buhârî Tekkesi’ne şeyh olan Hasan Efendi İstanbul’da ( 2 Safer 1102) 1690 tarihinde 5 Kasım Salı gecesi sabaha karşı vefat etmiştir (Özcan, 1989: 38). Emîr Buhârî dâmâdı Mahmud Çelebi dergâhına defnedilen şeyhin (Bursalı M. Tahir, 1333: 139) dergâh civarındaki mezar taşında Şair Rüşdî Ahmed Efendi (?-?)’nin “Ola cây-ı Feyz-i İlâhî cinân” olarak düşürdüğü vefat tarihi kayıtlıdır (Özcan, 1989: 38, Abdulkadiroğlu, 1985: 430). Oğlu, Vekâyiu’l-fuzalâ sahibi Şeyhî Mehmed Efendi (d. 1078/1667-68 öl. 1145/1732-33) müderrislik yapacakken vefat eden babasının yerine postnişin olmuştur (Levend, 1988: 360, Babinger, 1992: 292).

Manzum eserlerinin bulunduğu ve tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde kayıtlı (TY, nr. 428) olan külliyatın Divan kısmı doktora tezi (Coşkun, 1990) ve mesnevileri müstakil olarak (Coşkun, 1997: X) çalışılmıştır.

1. Divan:  Feyzî’nin külliyâtı içindedir. Divanda üçü na’t olmak üzere 25 kaside, dört terkib-i bend, bir müsemmen, dört müseddes, Bâki, Riyâzî ve Nev’î gibi şairlerin gazellerine tahmisler, 355 gazel, yirmi dört kıt’a, on yedi rubâî, yirmi bir müfred mevcuttur.

2. Mi’râcnâme-i Resûl-i Ekrem: 196 beyitten ibaret olup 1649’da kaleme alınan eser, külliyâtın 52b-57a varakları arasında mevcuttur. Klasik mesnevi tertibine uygun olan ve on bölümden oluşan eser, aruzun fe’ilâtün (fâ’ilâtün) mefâ’ilün fe’ilün (fa’lün) kalıbıyla yazılmıştır. Eser, bir kâmil zâtın, Feyzî’nin şeyhi Abdulahad Nûri’ye, mi’râcın sırrının, Burak’ın vasıflarının, , “Kabe kavseyn”in anlamının ne olduğu ve Peygamberin Burakla nereye kadar gittiği gibi soruları sormasının ardından şeyhinin şairden bir mi’râcnâme yazmasını istemesiyle ortaya çıkmıştır (Coşkun 1997: 28).

3. Cevâbnâme-i Mevlânâ-yı Makdîs : külliyâtın 57b-61a varakları arasında bulunan 161 beyitlik bir mesnevidir. 31 Ekim, Pazar, 1649 tarihinde yazılmıştır. Fe’ilâtün (fâ’ilâtün)/mefâ’ilün/fe’ilün (fa’lün) kalıbıyla kaleme alınmıştır. Eser Şeyh Abduahad Nuri’nin Cuma Şeyhi sıfatıyla camii kürsüsünde vaaz ederken cemaatten birinin kendisine yönelttiği “Lâ illâ nedir, Kur’ân nerededir, Üç oğul ile dört ana nedir?” sorularına verdiği cevapların o esnada cemaat arasında bulunan müridi Feyzî’den manzum hâle getirilmesini istemesi üzerine yazılmıştır. Hâtime kısmında eserin nasıl yazıldığı anlatılmıştır (Coşkun 1997: 29-30).

4. Gamze vü Dil: klasik mesnevi tertibinde ve fe’ilâtün (fâ’ilâtün)/mefâ’ilün/fe’ilün (Fa’lün) kalıbıyla yazılan eser, dinî, tasavvufî ve ahlâkî mahiyette olup külliyatın 1b-51b varakları arasında yer almaktadır. Toplam 2241 beyit olan mesnevi 1654-55 yılında yazılmış ve IV. Mehmed’e sunulmuştur. Eser baştan sona tasavvufî fikirler, telmihler ve Halvetî tarikatının âdâbını aktardığından bu tarîkat için önemli bir kaynak durumundadır (Coşkun 1997: 17).

5. Sûre-i Bakara Zeyli : Mensur olarak kaleme alınan eser, Beyzâvî’nin tefsirindeki Bakara suresi tefsirinin zeylidir. Müellif hattı olan bir nüshası, Topkapı Sarayı Müzesi No:1980 A. 214’tedir. 1684 tarihinde telif edilen bu nüsha, 917 varaktır (Coşkun 1997: 46).

Gençken şiir yazmaya başladığı, ilk mahlası “Sîmî”yi dedesinin Sîmkeşbaşı olması dolayısıyla Şeyhülislam şair Zekerriyâzâde Yahya (1561-1644)’nın verdiği bilinmektedir (Özcan, 1989: 38, ). Şeyhi Abdulahad Nuri Şeyh Hasan Efendi’ye Feyzî mahlasını vermiştir (Özcan, 1989: 38). Tezkire yazarlarında övülen şairi çağdaşı şair ve tezkireci Güftî ağır sözlerle yermektedir. Şiiri için pek çok olumsuz sıfat yakıştırdığı 15 beyitlik manzumesinin son beytinde Güftî şöyle demektedir:

Olsa ger levs-i levha-yı tekrar / Böyledür şi’r-i şeyh-i nâdire-kâr (Yılmaz, 2001: 193)

Sîmkeşzâde Şeyh Hasan Efendi Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere üç dile de hâkim dir(Özcan, 1989: 38, M. Süreyya, 1308: 41, Bursalı M. Tahir, 1333: 139). Feyzî mahlasıyla yazdığı şiirlerinde bilhassa da gazellerinde yer yer Türkçenin konuşma dili özelliklerini de barındıran şairin mürettep divanı vardır. Divanında IV. Mehmed (Avcı Mehmed) dönemi (1648-1687) şairlerinden olarak IV. Mehmed’e de bir kaside yazmış olan Feyzî, şiirlerinde genel itibarıyla hem beşerî, hem tasavvufî aşka yer vermiş zaman zaman külfetli olsa da genellikle sade ve samimi bir dil kullanmıştır. Çeşitli edebî sanat ve söz oyunlarının görüldüğü şiirlerinde “gazel-i bî-nokta” denilen tarzda üç gazel yazmıştır (Coşkun 1997:14). Divânında çoğunluğu Bâkî ve Riyâzî’ye yazdığı nazireler olmak üzere, Mahirî, Kadrî, İsmetî, Mesnevî şârihi Abdullah Efendi, Belîgî, Rûhî-i Bağdâdî, Şerif Sabrî, Âlî, Ganîzâde Nâdirî, Nev’î gibi şairlere de nazireler yazmıştır. Mürettep divanından başka Vakayiü’l-Fuzala’nın ifadesiyle “âsâr-ı ilmiyelerinden Tefsîr-i Beyzâvî’nin Sure-i Şerife-i Bakara’da –li’l-fukarailleziyne uhsıru fî sebîlillâhi- âyet-i kerimesi mahalline mahsus risâleler” gibi dini eserler veren (Özcan, 1989: 38) Şeyh Hasan Efendi Feyzî mahlasıyla dinî-tasavvufî konularda mesneviler de yazmıştır. 17. yüzyılın mesnevi şairleri arasında yerini alan Sîmkeşzâde Feyzî’nin şairliği, Safayi tezkiresinde, “eş’ârı âşıkâne ve güftârı sûfîyâne” (Çapan, 2005: 457) sıfatlarıyla anılsa da tasavvufî neşvenin öne çıktığı şiirlerinde didaktik bir söyleyiş hâkim olmuştur (Şentürk-Kartal, 2013: 417). Fuzûli’nin Sıhhat u Maraz, Fazlî’nin Gül ü Bülbül’ü gibi alegorik bir mesnevi olan Gamze vü Dil adlı eserinde Fars edebiyatının özellikle de Fettâh-ı Nişâpûrî (ö. 1448)’nin Hüsn ü Dil adlı eserinin etkisi vardır (Coşkun, 1997: VII, Macit, 2006: 59).

Kaynakça

Abdulkadiroğlu, Abdulkerim (hzl.)(1985). İsmail Beliğ, Nuhbetü’l-Âsâr Li Zeyli Zübdetü’l-Eş’âr. Ankara: Gazi Üniversitesi Yay.

Babinger, Franz (1992). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri. Çev. Coşkun Üçok, Ankara: KB yay.

Bursalı Mehmed Tahir (1333). Osmanlı Müellifleri. C. I. İstanbul.

Coşkun, Ali Osman (1990). “Sîm-keşzâde Feyzî”. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. (5): 33-39.

Coşkun, Ali Osman (1990). Sîmkeşzâde Feyzî’nin Divanı: İnceleme-Metin-İndeks. Doktora Tezi.Ankara: Gazi Üniversitesi.

Coşkun, Ali Osman (1997). Sîmkeşzâde Feyzî’nin Mesnevileri (İnceleme-Metin-Sözlük). Samsun: Otak Form Ofset.

Coşkun, Ali Osman (2009). “Simkeşzâde Feyzî”.İslam Ansiklopedisi. C.37. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 213-214.

Coşkun, Ali Osman (hzl.)(2001). Abdulahad Nûrî Dîvânı. Ankara: MEB Yay.

Çapan, Pervin (hzl.)(2005). Mustafa Safayi Efendi Tezkire-i Safâî (Nuhbetü’l-Âsâr Min Fevâyidi’l-Eş’âr) İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM Yay.

İnce, Adnan (2005). Tezkiretü’ş-Şu’arâ Sâlim Efendi. Ankara: AKM Yay.

Levend, Agâh Sırrı (1988). Türk Edebiyatı Tarihi Giriş. Ankara: TTK Yay.

Macit, Muhsin (2006), “Mesneviler”. Türk Edebiyatı Tarihi. C.2. İstanbul:KTB Yay. 55-72.

Mehmed Süreyya (1308). Sicil-i Osmânî. C. 4. İstanbul: Matbaa-i Amire.

Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Şeyhî Mehmed Efendi Şakâ’ik-i Nu’mâniyye ve Zeyilleri “Vakâyiü’l-Fuzalâ”. C. 3. İstanbul: Çağrı Yay.

Şentürk, Ahmet-Kartal, Ahmed (2013). Eski Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Dergâh Yay.

Yılmaz, Kâşif (2001). Güftî ve Teşrîfâtü’ş-Şu’arâsı, Ankara: AKM Yay.

 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. NURAN ÖZTÜRK
Yayın Tarihi: 02.02.2015

Eserlerinden Örnekler

Eserlerinden Örnekler

Kasîde Der Vasf-ı Işk

Gönül kim burka’-endâz oldugın yârun ümîd eyler

Hicâb eyler o mihr ü kâkülin gâyet şedîd eyler

Telâfî eylemez bin cevri derse âşık-ı zâre

Pey-â-pey nâz ü istignâsını turmaz cedîd eyler

Mücellâ bir aceb şemşîr-i âteş-tâbdur gamzen

Ki zîrâ bir nazarda niçe mazlûmı şehîd eyler

Fürûzân olmada gitdikce nâr-ı ışkı sînemde

Dil-i divâne yine nâle-i “hel min mezîd” eyler

Perîşân oldugınca turra-i ruhsâr cânâne

Ukûl-i hurde-dânî gûyiyâ evrâk-ı bîd eyler

Ham eyler kaddin erbâb-ı gamun hatt-ı girîh-gîrün

Visâlün kim ki eyler ârzû fikri ba’îd eyler

Hevâsına düşen ser-rişte-i gîsû-yı dildârun

El irmez yok yire tazyî-i evkât-ı medîd eyler

Müsellemdür ana mülk-i kemâl-i nâz u istignâ

Berât-ı hüsnüne tugrâ-yı ebrûsın keşîd eyler

Hadeng-i gamzeden bir mîşeyistân oldı sînem kim

Derûnunda gönül-veş pençe-şîri nâ-bedîd eyler

İnen dil virme müjgânına bir nâvek-figendür

Nişânın gördügünce niçe bin san’at bedîd eyler

Ne mümkin zâhid-i yâbis sözin dil istimâ’ itmek

Kişiyi ışk-ı mutlak târik-i guft ü şînîd eyler

Aceb mi ger ferâmûş eylesem leyl ü nehârı kim

Gören çeşm-i siyâhın terk-i sevdâ vü sefîd eyler

Lebün yâd eyleyelden câm-ı Cem devrin temâm itmiş

Şeb-i zülfünde dil şimdengirü bezm-i cedîd eyler

Müheyyâ meclis-i ışkında nakd-i derd-i dil-dârun

Fedâ-yı câna zahm-ı gamzesi her dem nüvîd eyler

Miyân-ı ebrûvânı kevkeb-i dürri-i tâ’lidür

Bedîdâr oldugınca nûr-ı çeşmi ber-mezîd eyler

Sezâdur gamzesin insân aynım gibi gözlersem

Nazar insânı ber-hûrdâr ider cânâ sa’îd eyler

Nazar kılma fakîr-i ışka ey zâhid hakaretle

Seni rûhum bu ışkun kim gedâsı Bâyezîd eyler

Ne sûret gösterürsin sûfî rust-a-hîz-i halvetde

Görür erbâb-ı haşr-ı ma’nevî çeşmin hadîd eyler

Kebûter-sâ dilüm ihdâ-yı bezm-i vasl-ı yâr itsem

O Cem-hû câm-ı cevrin nukl-i hicrânın atîd eyler (Coşkun 1990: 218-219)

Gazel

Hem-dem itmem aklı gam-hâr-ı derûn olmaz bana

Reh-neverd-i vâdi-i deşt-i cünûn olmaz bana

Ezber itdüm ders-i hicrân-ı kitâb-ı ışkdan

Gayrı hîç şimden-girû müşkil mütûn olmaz bana

Âsumân-âsâ kesilmez inkılâb u devrden

İhtiyârum aldı dil cây-ı sükûn olmaz bana

Sâlik-i ser-menzil-i işrâk-ı ışk oldum yine

Akl-ı Ristâlîs-i hikmet reh-nümûn olmaz bana

Tıfl-ı dil kand-i kelâmumla bulur âsâyişi

Şi’r-i terden özge ey FEYZÎ füsûn olmaz bana (Coşkun 1990:305)

Gazel

Zahm-ı câne çâre yok tîmâr güc

Cânı bezl itsen güc olsan zâr güc

Eylemez bin kere efgân itse dil

Merhametle bir nazar dildâr güc

Çekdi ruhsârına gîsûsun yine

Feth-i genc âsân u def’-i mâr güc

Yâr yâr olmaz vifâk olmaz bedîd

Kim felekde tâli’-i hem-vâr güc

FEYZİYÂ ol târik-i güft ü şînîd

Işkı zîrâ ketm güc izhâr güc (Coşkun 1990: 327)

Tarih Kıt’ası

Terk-i dünyâ itdi kutbü’l-vâsılîn

Yani şeyhim hazret-i Abdulahad

Nûr idi togdı vü tolındı yine

Tutdı kevni zulmet-i firkat meded

Bezm-i fânîden çeküp bir dem ayak

Oldı mest-i meclis-i aşk-ı Samed

Iyş ü âlemden ferâgat eyledi

İtdi kurb-ı üns-i Mevlâyı sened

FEYZİYÂ didüm ol dem târihini

Gitdi bezm-i cennete Abdulahad” h. 1061/m. 1651 (Coşkun 2001: 5).

 Mesnevı

Bâ’is-i te’lîf in nüshast in

Bir gice pister-i tefekkürde

Cân-ı zâr olmuş idi âzûrde

Kâr-ı âlemden eylemişdi ferâg

İşlemekdeydi lîk sînede dâg

Ber-taraf kılmış idi dünyayı

Pest görmüşdi cây-ı a’lâyı

Nice lâg eylemişdi bî-hûde

Ömri harc eylemiş tekâpûde

Gâh aşk ile olmuş âlûde

Bir zamân olmamışdı âsûde

Gâh mihnetle yâr u gâr olmış

Gâh zahmetle kârı zâr olmış

Hâk-veş cismin eylemiş pâ-mâl

Bulmamış bir enîs-i ber-hem-hâl

Geh olup tab’ı âb-veş seyyâl

Menzili olmamış makâm-ı visâl

Niçe derd ü niçe belâ görmiş

Niçe hicrân u ibtilâ görmiş

Çerh elinden yimiş tabanca-i gam

İtmiş anı şikeste pençe-i gam

İtmemiş bir dem ol harîf-i gamı

Nâ’il-i lutfı def’ idüp elemi

 ::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Söze âgâz idüp dehân açdı

Aña gencîne-i nihân açdı (Gaze vü Dil’den 428-470. beyitler; Coşkun 1997: 76-79)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1ÂRİF, Cabbâr-zâde Mehmed Ârif Beyd. 1828 - ö. 1920Doğum YeriGörüntüle
2Geçer, İlhand. 1917 - ö. 19 Ocak 2004Doğum YeriGörüntüle
3Altan, Çetind. 22 Haziran 1927 - ö. 22 Ekim 2015Doğum YeriGörüntüle
4ÂRİF, Cabbâr-zâde Mehmed Ârif Beyd. 1828 - ö. 1920Doğum YılıGörüntüle
5Geçer, İlhand. 1917 - ö. 19 Ocak 2004Doğum YılıGörüntüle
6Altan, Çetind. 22 Haziran 1927 - ö. 22 Ekim 2015Doğum YılıGörüntüle
7ÂRİF, Cabbâr-zâde Mehmed Ârif Beyd. 1828 - ö. 1920Ölüm YılıGörüntüle
8Geçer, İlhand. 1917 - ö. 19 Ocak 2004Ölüm YılıGörüntüle
9Altan, Çetind. 22 Haziran 1927 - ö. 22 Ekim 2015Ölüm YılıGörüntüle
10ÂRİF, Cabbâr-zâde Mehmed Ârif Beyd. 1828 - ö. 1920MeslekGörüntüle
11Geçer, İlhand. 1917 - ö. 19 Ocak 2004MeslekGörüntüle
12Altan, Çetind. 22 Haziran 1927 - ö. 22 Ekim 2015MeslekGörüntüle
13ÂRİF, Cabbâr-zâde Mehmed Ârif Beyd. 1828 - ö. 1920Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Geçer, İlhand. 1917 - ö. 19 Ocak 2004Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Altan, Çetind. 22 Haziran 1927 - ö. 22 Ekim 2015Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ÂRİF, Cabbâr-zâde Mehmed Ârif Beyd. 1828 - ö. 1920Madde AdıGörüntüle
17Geçer, İlhand. 1917 - ö. 19 Ocak 2004Madde AdıGörüntüle
18Altan, Çetind. 22 Haziran 1927 - ö. 22 Ekim 2015Madde AdıGörüntüle