HAKKI YORGANSIZ/YORGANSIZ HAKKI/YORGANSIZ/BAYRAKTAR HAKKI ÇAVUŞ/HAKKI ÇAVUŞ/BAYRAKTAROĞLU/YORGANSIZOĞLU/YORGANSIZ HAKKI ÇAVUŞ/ÇAVUŞ, Hakkı Bayraktar

(d. 1898,1894,1895,1889 (?) / ö. 17.02.1964)
halk şairi, kırkıcı
(Âşık ve Tekke / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Kastamonu’da dünyaya gelen âşığın doğum tarihi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Nasıh Güngör âşığın doğum tarihini 1898 (1942: 77), Mustafa Eski 1895 (1975: 9), İhsan Hınçer 1894 (1961: 2326), 1967 Kastamonu İl Yıllığı 1898 (1968: 244) ve 1973 Kastamonu İl Yıllığı ise 1889 (1973: 193) olarak ifade etmektedir. Âşık ise “Hayat Destanı”nda “Bin üç yüz on birde dünyaya geldim” şeklinde kendi doğum tarihini belirtmektedir. Bu tarih ise 1894’e karşılık gelmektedir (Eski 1975: 108). Âşık Hakkı’nın evleri Hisarardı semtinin Hacı Hamza mahallesinde Şeyh Şaban-ı Velî Külliyesi yakınlarındadır. Babası kasap eşrafından Hüseyin Efendi (1860(?)-1925), annesi ise Âşık Zikrî’nin kızı Cemile Hanım (1862-1945)’dır. Ailesinin tek oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Hakkı’nın dedesi Sultan Abdülaziz’in bayraktarlarından Halil Efendi’dir. Bu nedenle dedesinin adını ve mesleğini soyadı kanunu çıktıktan sonra “Halil Bayraktaroğlu” şeklinde soyadı olarak almıştır. Nüfus cüzdanındaki asıl adı “Hakkı Halil Bayraktaroğlu”dur (Şenel 1997: 3). Ancak halk şairi olarak ün kazandıktan sonra daha çok “Hakkı Çavuş, Yorgansız (Eski 1975: 9), Yorgansızın Hakkı, Yorgansız Hakkı Çavuş” olarak tanınmıştır (Şenel 1997: 5).

Âşığın eğitim hayatıyla ilgili farklı görüşler vardır. Nasıh Güngör, Âşık Hakkı’nın dört-beş yaşlarında mahalle mektebinde ilköğrenimine başladığı bilgisini vermektedir. Babası Hüseyin Efendi’nin vefat etmesinden sonra maddi olarak sıkıntıya düşünce yedi-sekiz yaşlarında annesiyle birlikte İstanbul’a gitmiştir. Burada Fatihli Mustafa Paşa’nın himayesinde Bayezit Rüştiyesi’ne kaydolmuştur. Kendisinin ifadesine göre o dönemin ortaokulu ve lisesi olan rüştiye ve sultanide öğrenim görmüştür (Güngör 1942: 77). Eğitimiyle ilgili diğer bir görüşe göre Hakkı’nın babası Hüseyin Ağa, İstanbul’a kasaplık hayvan götürürken bir defasında oğlu Hakkı’yı da yanında götürmüştür. Hakkı, o zaman sekiz yaşındadır. Babası okuması için onu İstanbul’da bırakmıştır. İstanbul’da "elifbe"yi söken Hakkı’yı babası daha sonra tekrar Kastamonu’ya getirmiştir. Kastamonu’da Kuran öğrenmesi için onu Ayşe Hoca’ya göndermiştir. Daha sonra Kastamonu’da Fevziye Mektebi’ne gitmiş, orayı bitirdikten sonra da Rüştiye’ye devam etmiştir. İdâdî’de okurken tahsilini yarıda bırakmıştır (Hınçer 1961: 2326). Kendisi yazı yazmada maharetli olduğu için bir süre kâtip olarak çalışmış ve on sekiz-on dokuz yaşına kadar bu şekilde hayat sürdürmüştür. Aynı yıllarda başlayan savaşlar nedeniyle ilan edilen seferberlikle silah altına alınmış ve asker olarak ilk önce Beykoz’a gönderilmiştir (Güngör 1942: 77). Askerlik hayatı boyunca birçok cephede savaşmıştır. Mustafa Eski, Hakkı’nın Balkan Savaşı’na katıldığını belirtirken (1975: 9) Süleyman Şenel ise âşığın bu savaşa katılmadığını ifade etmektedir (1997: 10). Hakkı, I. Dünya Savaşı’nın hemen hemen bütün cephelerinde yer alarak savaşmıştır. En sonunda Mısır’da İngilizlere esir düşmüştür. I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmayla esirlikten kurtularak İstanbul üzerinden memleketine dönmüştür. Daha sonra Kurtuluş Savaşı’na da katılmıştır. Bu savaş bitiminde “başçavuş” rütbesi ve “gazi” unvanı ile memleketine dönmüştür. Kendisine “Hakkı Çavuş” denmesi bu sebepledir. “Yorgansız” adını almasıyla/verilmesiyle ilgili farklı görüşler vardır. Birincisi; Hakkı, savaşlarda cephelerde çoğu zaman yorgansız yatmak zorunda kalmış ve daha sonra bunu da alışkanlık hâline getirdiği için kendisine “Yorgansız” denmiştir. İkinci görüşe göre ise Âşık Hakkı’nın oğlu Lütfi Bayraktar, babasının halasının kocasına Yorgansız dendiği için ona da bu isim verildiğini belirtmektedir. Âşığın kendisine özgü bir giyimi vardır: ayağında bir çizme ya da yemeni, bacağında siyah, şeritli bir potur, belinde Tosya kuşağı ve üzerinde gümüş işlemeli silahlık, sırtında bir yelek, yakasında madalyaları, gümüş zincir ve saati bulunurmuş. Başında daima bir kalpak taşırmış. Tütün tabakası, sigara ağızlığı ve tespihi en sevdiği eşyalarıymış (Eski 1975: 9-11). Âşık, Araçlı Naime Hanım'la evlenmiştir. Bu evliliğinden Lütfi adında bir oğlu olmuş ve o da terzilik yaparak hayatını sürdürmüştür (Şenel 1997: 12). Âşık, çok yönlü bir kişi olup uzun süre güreş yapmıştır. Güzel yazı yazma konusunda yetenekli olan âşık, o dönem Osmanlı Devleti’nin damga ve mühürlerini hazırlayan meşhur hattat ve müzisyen Mustafa Nami’den özel dersler almıştır. Ondan sülüs, rika, nesih, talik gibi yazı stillerini öğrenmiştir (Eski 1975: 11).

Çok gezgin bir âşık olan Yorgansız, hem kendisini geliştirip tanıtmak hem de para kazanmak için yılın belli dönemleri saz omuzunda yurdun birçok yerini dolaşmış ve âşık meclislerinde bulunarak fasıllara katılmıştır. Fakat o dönemlerde halkın âşıklara olan ilgisinin azalması ve her yerde müşavere edecek derecede âşık bulunmadığından bu gezilerinin büyük kısmı onun için beklediği gibi geçmemiştir (Güngör 1942: 78). Her yıl İstanbul’a giderek fasıllar tertip eden Âşık Hakkı, önceleri Sadi Yaver Ataman’ın, sonraları ise Şemsi Yastıman’ın konuğu olmuştur. Ankara’da Ekrem Gürenli, Avni Özbenli ve Silivri’de hemşehrisi İsmail Hakkı Yılanlıoğlu’na da zaman zaman ziyaretlerde bulunmuştur (Şenel 1997: 11). Bu arada yine Kastamonu’ya gelen halk ozanları geleneğe uyarak kendisini ziyaret edip burada fasıl yapmak için ondan izin alırlarmış. Yorgansız da bu durumdan hoşnut olur ve onlara yardımcı olurmuş. Âşık, Kastamonu’da yarışma yapma konusunda uzun süre yalnız kalmış, zaman zaman İhsan Ozanoğlu ile fasıllar düzenlemiştir. Kastamonu’da tertip edilen bütün meclislerde başköşede yer almış ve özellikle eski valilerden Avni Doğan, Yorgansız’a büyük itibar göstererek maddi ve manevi her türlü yardımda bulunmuştur (Eski 1975: 11-12).

Âşık, kendi hâlinde yaşamayı seven, gösterişten uzak bir kişi olarak hayatını sürdürmüştür. Halk gibi gezen, halk gibi düşünen, haksızlığa ve menfaatçiliğe tahammülü olmayan bir kişidir. Hayatı boyunca da bunun mücadelesini vermiş, yeri geldiğinde de sözünü esirgemeden eleştirmiştir (Şenel 1997: 11). Duygusal bir mizaca sahip olan Yorgansız, küçük olaylardan bile derin şekilde etkilenmiştir. Âşığın zaaflarından birisi alkol, afyon ve esrara düşkün olmasıdır. Şiirlerini çoğunlukla bu maddeleri aldıktan sonra söylediği bilinmektedir. Kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmeyi prensip edinen âşık, hayatının son zamanlarında kırkıcılık (tiftik) işi yapmıştır. Ölmeden kısa bir süre önce İhsan Ozanoğlu’nun yanına giderek helalleşmiş, uzun yıllar önünden sarhoş olarak geçtiği Şeyh Şaban-ı Velî’nin türbesine giderek tövbe etmiştir. Bu olaydan kısa bir süre sonra 17 Şubat 1964’te hayata gözlerini yummuştur. Mezarı Gümüşlece Mezarlığı’ndaki aile kabristanındadır (Eski 1975: 12-13).

Âşık Hakkı’nın doğuştan gelen âşıklık kabiliyetinin yanında ailesinin ve öğreniminin de yetişmesinde büyük katkısı vardır. Çünkü Âşık Hakkı’nın annesi Cemile Hanım da güzel şiir söyleyen bir kişi olarak bilinmektedir. Âşık, ilk şiir tecrübesini annesinden öğrenmiştir (Eski 1975: 17). Yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında saz omuzunda gurbete giden Hakkı, âşıklık geleneğini iyi bilen ve Âşık Dertli’nin yetiştirmesi Geredeli Topal Figânî’nin çırağı olan Ilgazlı Nâilî’nin çırağı olmuştur. Bu beraberlik sonucunda Yorgansız Hakkı, âşıklık geleneği hakkında köklü bir bilgi ve tecrübe sahibi olmuş, saz çalma ve söz söyleme vasıflarının inceliklerini ustası Âşık Nâilî’den öğrenmiştir (Şenel 1997: 10). Sahip olduğu vasıf ve yetenekleri yanında mûsikî yönüyle de örnek olabilen ve sanatında mûsikîyi etkili bir biçimde kullanabilen ender âşıklardandır. Küçük yaşta saz çalmasını öğrenen Âşık Hakkı’nın belli bir ustası olmamış, çevresinden duyduğu/gördüğüyle kendisini geliştirmiştir. Mahalli saz ustalarından Bergıya, Gırnaoğlu, Hüpyallah ve Karakadıoğlu Rıfat Efendi’den de yararlanmıştır. Sazın yanında cura da çalmaktadır (Şenel 1997: 23-26). Sazındaki eski ahengi bozmaması, sazıyla birlikte söylediği türkü ve şarkıları eski usulle icra etmeye devam etmesi o günün şartları açısından emsali bulunmayacak bir meziyettir (Güngör 1942: 79). Nâilî’nin yanındayken Âşık Râzî Baba, Mudurnulu Âşık Mecbûrî, Âşık Muharrem, Âşık Pekmezci gibi yörenin meşhur şairleriyle de yakın münasebet içerisinde olmuştur. Bunlarla atışmalar yaparak saz çalma ve şiir söyleme kabiliyetini geliştirmiştir (Yücel 1993: 128). Sesi de güzel olan âşık, saz çalıp söylemesinin yanında çoğu zaman Şeyh Şaban-ı Velî Camisi’nde ezan okumuş, bayramlarda müezzinlik yapmış, dini meclislerde münacat ve na’t okumuştur. İrticalen şiir söylemekte büyük yeteneğe sahip olan Âşık Hakkı’nın ezberinde bir kaç fasıl yapabilecek kadar şiir bulunurmuş. Ayrıca karşısındakinin söylediği şiirleri hemen ezberleyecek hafıza ve kabiliyete de sahipmiş (Eski 1975: 21).

Âşık Hakkı, mahalli şairlerden Bergıya, Gırnaoğlu, Âşık Hasan ve Ozanoğlu’nun dışında diğer bölge âşıklarından Nâilî ve Müdâmî ile de fasıllar düzenleyip atışmalar yapmıştır. Atışmalarda/Yarışmalarda çok nezaketli ve dikkatli olduğu, kimsenin gönlünü kırmadığı bilinmektedir. Hatta fasıl sonunda karşısındaki kendisinden büyükse hemen elini öper, genç veya akranı ise elini sıkarmış (Eski 1975: 19).

Âşık, şiirlerinde çoğunlukla “Hakkı” mahlasını kullanmasının yanında, “Âşık Hakkı, Hakkı Yorgansız, Yorgansız, Yorgansız Hakkı, Bayraktar Hakkı Çavuş, Hakkı Çavuş, Bayraktaroğlu, Yorgansızoğlu, Yorgansız Hakkı Çavuş, Çavuş” mahlaslarını da kullanmıştır.

Şiirlerini hem aruz hem de hece ölçüsüyle yazan/söyleyen Âşık Hakkı’nın manzumeleri daha çok hece ölçüsüyledir. Heceyle yazdığı/söylediği şiirleri; semai, koşma, mani ve destan tarzındadır. Koşma şeklindeki şiirleri ise diğer nazım şekillerine göre daha fazladır. Aruzla yazdığı/söylediği manzumelerinde ise dîvân, semâî ve müstezat nazım şekillerini kullanmıştır. Aruzlu şiirleri daha çok gazel tarzında olup murabba tarzında olanlar da vardır. Âşığın heceyle yazdığı/söylediği şiirleri genel itibariyle aruzlu manzumelerinden daha başarılıdır.

Manzumelerinde vezin ve kafiye konusunda aksaklıkları bulunmaktadır. Nasıh Güngör, Âşık Hakkı için; “Çocukluğundan beri bağlı kaldığı âşıklık geleneği onu nazımda geliştirecek ve görülen eksiklerden dolayı hoşgörülü karşılanabilecek durumdadır. Buna rağmen Âşık Hakkı’da sadır olan vezin ve kafiye hatalarının yegâne sebebi kuvvetli ve duygulu bir nazım kabiliyetinde yaratılmamış olmasıdır.” ifadesini kullanmaktadır (1942: 79). Âşık tarzının her yönüne vâkıf olan Hakkı, heceyle yazdığı/söylediği şiirlerinde genellikle sade bir dil kullanmıştır. Aruzla yazdığı/söylediği manzumelerinde divan edebiyatının tesiri görülmektedir. Çoğunlukla aruzlu şiirlerinde Arapça ve Farsça terimlerle ikili, üçlü tamlamaları sık kullanmıştır. Ayrıca şiirlerinde yöresel ağız özelliklerini barındıran kelimelere de rastlanmaktadır.

Âşık, sadece kendi dönemindeki değil kendinden önceki yüzyıllarda yaşamış şairlerden de etkilenmiştir. Nâilî, Dertli ve Rıza Tevfik gibi şairlerin şiirlerine nazireler yazmıştır. Âşık Hakkı’nın manzumeleri değişik konular içermektedir. Şiirlerinde daha çok aşk ve güzelleme, vatan ve millet sevgisi, mûsikî, yurt ve doğa güzellikleri, tasavvufî ve beşeri aşk, gündelik hayatın sıkıntıları ve her türlü haksızlık karşısında duyduğu sitemi konu edinmiştir.

Kaynakça

1973 Kastamonu İl Yıllığı (1973). Ankara: Yarı Açık Cezaevi Matbaası.

Eski, Mustafa (1975). Kastamonu Halk Şairi Aşık Yorgansız Hakkı Bayraktar. Ankara: Eroğlu Matbaası.

Güngör, Nasıh (1942). “Kastamonulu Âşık Hakkı”. Halk Bilgisi Haberleri. 11 (124): 76-86.

Hınçer, İhsan (1961). “Kastamonulu Âşık Yorgansız Hakkı Baba”. Türk Folklor Araştırmaları. 6 (139): 2326-2329.

Şenel, Süleyman (1997). Kastamonulu Âşık Yorgansız Hakkı Çavuş. İstanbul: Zafer Matbaası.

Tan, Nail (1985). “Kastamonu Halk Şairleri”. Halk Kültürü. İstanbul: Dilek Matbaası. s. 93-106.

Yücel, Neslihan (1993). Kastamonu’da Âşıklık Geleneği ve Kastamonu’da Yetişen Âşıklar. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. SAGIP ATLI
Yayın Tarihi: 26.03.2019

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1VÂHİDÎ, Şeyh 'Alî Vâhidî Efendid. ? - ö. 1764-65Doğum YeriGörüntüle
2NİHÂNÎ (Kadı)d. ? - ö. 1546'da sağDoğum YeriGörüntüle
3HASANd. 1865 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4VÂHİDÎ, Şeyh 'Alî Vâhidî Efendid. ? - ö. 1764-65Doğum YılıGörüntüle
5NİHÂNÎ (Kadı)d. ? - ö. 1546'da sağDoğum YılıGörüntüle
6HASANd. 1865 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7VÂHİDÎ, Şeyh 'Alî Vâhidî Efendid. ? - ö. 1764-65Ölüm YılıGörüntüle
8NİHÂNÎ (Kadı)d. ? - ö. 1546'da sağÖlüm YılıGörüntüle
9HASANd. 1865 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10VÂHİDÎ, Şeyh 'Alî Vâhidî Efendid. ? - ö. 1764-65MeslekGörüntüle
11NİHÂNÎ (Kadı)d. ? - ö. 1546'da sağMeslekGörüntüle
12HASANd. 1865 - ö. ?MeslekGörüntüle
13VÂHİDÎ, Şeyh 'Alî Vâhidî Efendid. ? - ö. 1764-65Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14NİHÂNÎ (Kadı)d. ? - ö. 1546'da sağAlan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15HASANd. 1865 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16VÂHİDÎ, Şeyh 'Alî Vâhidî Efendid. ? - ö. 1764-65Madde AdıGörüntüle
17NİHÂNÎ (Kadı)d. ? - ö. 1546'da sağMadde AdıGörüntüle
18HASANd. 1865 - ö. ?Madde AdıGörüntüle