HİLMİ (HİLMİ DEDE), Mehmed Ali Hilmi Dedebaba

(d. 1842/? - ö. 1908/?)
tekke şairi
(Tekke / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

19. yüzyılın tanınmış Bektaşilerinden olan Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, 1842 yılında İstanbul’da doğmuştur. Şiirlerinde Hilmi, Hilmi Dede mahlasını kullanmıştır. M. Ali Hilmi Dedebaba’nın annesi Emine Şerife Bacı, babası ise Güngörmez Camii imamı Nûri Efendi’dir. Medrese tahsili alan Hilmi Dedebaba, aynı zamanda güçlü bir tasavvufi eğitim almıştır. Babası ve annesi, Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergâhı postnişini Hacı Hasan Baba’ya ikrar vermişlerdir. 1858 yılında babasının vefatıyla bir müddet Güngörmez Camii ve ayrıca İshak Paşa Camii imamlığını yapmış ve Kur’ân-ı Kerim hıfzından dolayı Hafız Mehmed Ali olarak da tanınmıştır. Henüz on beş yaşında iken Aşçı Ali Baba rehberliğinde Hacı Hasan Baba’ya ikrar vermiş, 1857’de mürşidi Hacı Hasan Baba, 1864’de ise rehberi Aşçı Ali Baba vefat edince henüz yirmi iki yaşında iken posta oturmuştur. Aynı yıl Hacı Bektaş Dergâhı’na giderek Pirevi’nde türbedar Hacı Mehmed Tahir Baba rehberliğinde Yanbolulu Ali Turabî Dedebaba’nın mücerredlik erkânına girerek menguş takmıştır. 1869 yılında tekrar Hacı Bektaş Dergâhı’nın postunda oturan Selanikli Hacı Hasan Dedebaba’dan babalık icazeti ve kısa bir süre sonra da hilafet alarak Türbedar Mehmed Yesârî Baba rehberliğinde Halifebaba olmuştur. Dedebabalık postunda vekâleten oturan İşkodralı Perişan Hafız Ali Baba’nın vekâletinin bitmesinin ardından M. Ali Hilmi Dedebaba, Dedebabalık postuna tayin edilmiş, böylece yirmi sekiz yaşında Dedebabalık postuna oturan ilk Bektaşi olarak tarih kayıtlarına geçmiştir. Üç yıl Pirevinde Dedebabalık postunda oturmuş, ardından Şahkulu Sultan Dergâhı’na dönerek vefat ettiği tarih olan 12 Ocak 1908 tarihine kadar Merdivenköy Dergâhı postnişinliğini yapmıştır. Elinde çıkan egzamanın ilerlemesi ve şeker hastalığının artması sebebiyle ameliyat olan Hilmi Dedebaba’nın sağlık durumu kötülemiş ve ameliyattan üç gün sonra vefat etmiştir. İlk önce Dergâh’ın Azbî Baba Meydanı’na defnedilen Hilmi Dedebaba, yedi yıl sonra bizzat kendisinin inşa ettirdiği Gözcü Baba sofasında bulunan Sancakdar Baba’nın yanına, yine kendisinin yaptırdığı kabr-i şerife nakledilmiştir (Karakuş 2013: I-III). Turgut Koca ve Vasfi Mahir Kocatürk M. Ali Hilmi Dedebaba’nın vefat tarihini 1907 olarak vermişlerdir (Koca 1990: 570; Kocatürk 1955: 544).

Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, Şahkulu Dergâhı’nda birçok imar faaliyetinde bulunarak Dergâhı genişletmiş ve işlevsel bir hâle getirmiştir. Dergâh’a içerisinde çok kıymetli yazmaların bulunduğu bir kütüphane de yaptırmış, ancak 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla bu kütüphane ve içerisindeki yazmalar bakımsızlıktan harap bir hâle gelmiştir. Dergâh’ta yenilediği binalara tarih düşmüş ve mezar taşlarına kitabelerini yazdırmıştır. Yine yenilediği Dergâh kapısına yazdırdığı, aşağıda yer verdiğimiz, kitabe kendisine aittir: "Gelüp bu hân-gâha sıdk ile âşık ibâdet kıl/Hevâ-yı nefsini terkeyleyüp kesb-i saâdet kıl/Eger olmak dilersen hâl-i hayretden hulûsâne/Makâm-ı Hazret-i Şâhkulu Sultân’ı ziyaret kıl" (Karakuş 2013: IV).

M. Ali Hilmi Dedebaba’ya ait Dîvân, Kâşifu’l-Esrâr Reddiyesi ve Mehmed Ali Hilmi Dedebaba Erkânnâmesi adıyla üç eser tespit edilmiştir. Kâşifu’l-Esrâr Reddiyesi adlı eserini, Harputlu İshak Hoca’nın Bektaşilik aleyhine yazdığı Kâşifu’l-Esrâr ve Dâfi’ul-Eşrâr adlı esere reddiye olarak kaleme almıştır. Mehmed Ali Hilmi Dedebaba Erkânnâmesi adlı eseri ise dervişlerin uymaları gereken yol kurallarını anlatan 15 yapraklık bir risaledir. Hilmi Dedebaba’nın yaygın olarak bilinen Divânı ise Filibeli Ahmed Mehdî Baba tarafından kitap hâline getirilerek 1909 yılında bastırılmıştır. Dîvân’ın bu matbu nüshası dışında, bizzat Hilmi Dedebaba’nın el yazısı ile olan nüsha ile Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi Yazmaları arasında bulunan bir nüshası daha mevcuttur. Bedri Noyan Dedebaba, Hilmi Dedebaba’nın el yazısı ile olan nüshayı esas alarak Dîvân’ı 1986 yılında Latin harfleriyle yayımlamıştır (Karakuş 2013: IV-V).

“Gazel, kaside, murabba, müstezat, muhammes, müseddes, muaşşer, mersiye, kıta, müfred, beyit ve tarih düşme tarzında şiirleri ihtiva eden Dîvân Elif-ba sırasına göre tertip edilmiştir. Dedebaba’nın Hilmi mahlası ile yazdığı nefeslerinden bazıları bestelenerek tekke ve dergâhlarda okunmuş ve hâlen de okunmaya devam etmektedir” (Karakuş 2013: V). M. Ali Hilmi Dedebaba'nın divanında, 2666 beyit vardır. Bu beyitlerin içerisinde 25 koşma, 238 gazel, 1 muaşşer, 6 müseddes, 8 muhammes, 1 murabba, 1 tahmis, 3 mersiye, 1 nasihatname, 40 tarih, 3 kıf'a, 10 müfred mevcuttur. Şiirlerinde hem aruz hem de hece veznini kullanmıştır (Koca 1990: 570). 

Kaynakça

Ergun, Sadeddin Nüzhet (1955). Bektaşî Şairleri ve Nefesleri 19’uncu Asra Kadar. 1. Cilt. İstanbul: Maarif Kitaphanesi.

Karakuş, Gülbeyaz (2012). Mehmed Ali Hilmi Dedebaba Divanı. İstanbul: Revak Kitabevi.

Koca, Turgut (1990). Bektaşi Alevi Şairleri ve Nefesleri (13. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Kadar). İstanbul: Maarif Kitaphanesi.

Noyan, Bedri (1986). Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Divanı. İstanbul: Merdiven Köyü Şahkulu Sultan Külliyesini Koruma Onarma ve Yaşatma Derneği Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: ARAŞ. GÖR. BÜLENT AKIN
Yayın Tarihi: 18.12.2014

Eserlerinden Örnekler

Mersiye-i Şâh-ı Şehid-i Kerbelâ

Devşirip mâh-ı muharrem'de Yezid askerini

Seçtiler âl-i nebi düşmenin en şer'ini,

Giydirüp zırh-ı vegaa, cevr-ü cefâ miğferini,

Sevk 'idüp ceyş-i melâ'inin asıl ekferini,

Zaytıdüp kerb-i belâ arsasının her yerini

Çektiler âl-i abâ katline hençerlerini.

Bir taraftan dahi evlâd-i nebi-yyi zi-Şân

Cem 'idüp mü'min-i muhlisleri sâdât-ı cinân

Geldiler yetmiş iki merd-i nerimân-ı cihân

Kerbelâ'ya kurup ordusunu ehl-i imân,

Açtılar Şâh-ı şehidin alem-i enverini

Kurdular âl-i Resûl 'ün hiyem-i ahzarını.

Doldular saf saf olup rezm-geh'e ehl-i sitem,

Durdu ol kavm'e mukaabil şeh-i ferhunde himem.

Kıldı a'daya nidâ sıbt-ı nebi-yyi ekrem

Ey uranları şeref-i ni'met-i İslam’dan dem

Kanğı bir ümmet urur zade-i peygamberini

Düşünün va'd olunan ruz-u cezâ mahşerini.

Çıktı serdar-ı şaki Şâh-ı şehide karşu

At sürüb arsa-i hica'da o zâlim ilerü,

İttiler nakz-ı ühud, ey1edi1er güft ile gü

Attılar tir-i cefâ hazrete ol kavm-i adü,

İtmeğe teşne şehidi iki cihân serverini

Yıktılar din-i kavim'in şeref-i minberini

Başladı ceng-ü cidâl itmeğe a'vân-ı Yezid,

Ehl-i Beyt üzre hücum eyleyup oz kavm-i anid.

Harb'idüp yetmiş iki bende-vü evlâd-ü hafid

Oldular ma'rekede Hak yoluna cümle şehid

Kestiler Şâh-ı- şehidin veled-i ekberini

Urdular tir ile ma'sumu Ali Asğar'ini.

Haymegâh'a gelerek Şâh-ı- Şehid-i mazlum,

Ehl-i beyt ile vedâ eyledi ol kân-ı ulum.

Seyyidât ah-ü figaan giryekünân oldu umum

Yakasın yırttı, saçın yoldu nisâ-i ma'sum

Bağrına bastı Ali Zeynel-abâ peykerini

Tapşırup ilm-i emânâtın ana yekserini .

Z-ül-cenâh üzre süvâr oldu o sultân-ı cihân,

Girdi meydân-ı vegaa'ya çekerek seyf-ü sinân

Aldılar orta yere sıbt-ı Resûlü ol ân

İttiler yirmi iki bin kişi tir-i bârân

Döndürüb dide-i girbâle ten-i gülterini

Düşürüp hâk-i siyâh üzre cihân serverini.

Düştüğü demde atından yere şâh-ı mazlum

Her taraftan ok atup kavm-ı Yezid itti hücûm.

Sadr-ı envârına bastı ayağın Şimr-i zalum,

Gözünü açtı Hüseyn didi çekil ey meş'üm

Farz-ı zahrı kılayım feyz-i ilâh âverini

Alayım ömrümüzün son demi tekbirlerini

Sine-i pâkine bastıkta o Şimr-i nâpâk,

Titredi sabrederek rûh-u Resûl-ü "Levlâk".

Oldu ervâh-ı nebiyyân-ü veliler gamnâk,

O dem az kaldı ki alt üst ola arz-ü eflâk

Şaşırup seb'a-i seyyâre menâzil yerini,

Târumâr eyleyecekti feleğin mihverini.

Kıbleye karşu durup Hazret-i Sultân-ı Şehid,

Kıldı erkân-ı teyemmüm vuzu'un tecdid

Cânib-i Hakk'a tevekkül olup itti tahmid

Okuyup Fâtiha-i hazret-i Kur'ân-ı mecid

Secde-i evvel içinde kerem müsterini

İttiler hâke beraber du-cihân efserini.

Şimr Mel'ûn çekerek hençer-i cevr - efken'ini

Büsegâh-ı Nebeviden keserek gerdenini

Ayırup re's-i şerifinden o nâzik tenini,

Soldurup, hayf, bakaa mec'ma'ının gülşenini

Diktiler nize-i udvâna Hüseyn'in serini

Koydular karılar içinde cesed-i atharini

Koptu tufân-ı kıyâmet sanasın kim o zaman,

Tuttu âfâk-ı cihânı zulümât-ı heyecân.

İns - ü cin, hür - u melek eylediler ah - ü figân,

Oldular cümleten ervâh-ı mukaddes giryân

Döktüler ehl-i semâ dideden eşk-i terini.

Şaşırup hür - ü melek ta'at - ü tesbihlerini.

Sâl-ü Hicret o meh Altmış bire itmişti duhul,

Öşr-ü evvelde olup vâkı'a-i harb-i melül,

Tır-i a'dâya hedef oldu kamu al-i Resul,

Vakt-i Cum'aydı şehid olduğu dem necl-i Betül,

İçtiler câm-ı şehadetle Bakaa Kevser'ini.

Terkidüp zinnet-i dünyâ ile-sim-ü zer 'ini.

Katilgâh'a iricek Zeyn-el-abâ'nın güzeri

Saldı dört yâna figân eyleyerekten nazarı,

Gördü yatmaktadır al kanlar içinde pederi,

Bu işe yandı bütün halk-ı cihânın ciğeri

Katlidüp kavm-i adü teşne şehidler erini

Cennetin Seyyid'i, dünyânın e'azz mefharini

Hazret-i Zeyneb ile Sitti Rukiyye giryân.

Yolarak saçlarını Sitti Nefise ol ân,

Şehribânu döğerek sinesin oldu nâlân

Çağrışup nakalar üstünde cemi'-i nisvân

Koydular, hâyf, yetim âl-i abâ duhterini

Gurbet illerde garip eylediler hâherini.

Etmedi Kimseye bir böyle zulüm kavm-i Mecüs,

Ne Yahudi ne Nasârâ ne nufüs-u menhus

Görmemiş böyle cefâ mislini çerh-i Fânus,

Arş-ı a'lâda olup Fahr-i Risâlet me’yüs

Açtılar halk-ı cihân rüyuna mâdem derini

Yaktılar nâr-ı tahassürle gönül mecmerini.

Nice kaan ağlamasun âh iderek Hilmi Dede

Oldular Âl-i abâ zulme sezâ her yerde.

Kimisi zehr-i helâhil'le olup pejmürde,

Kimi de tiğ-i cefâ ile olup rencide

Al-i Süfyâna felek verdi zulüm şeşperini

Kırdılar âl-i Resûl’ün ol iki şehperini

Noyan, Bedri (1986). Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Divanı. İstanbul: Merdiven Köyü Şahkulu Sultan Külliyesini Koruma Onarma ve Yaşatma Derneği Yay. 325-327.

Kaside-i Şerife der Na 't-ı Resül-ü Kâinat

Ey vücûd 'un âfitâbı çerh-i minâ ziveri

Şebçerâğ-ı âlem-ârâdır cemâlin enveri.

Şânına "Levlâk-e levlâk" oldu âazil vahy' ile

Sensin ol Sultân-ı Kevneyn-i risâlet serveri.

Sen "Şefi 'ul-müznibin"sin, Rahmet-en l-il-âlemin

Tabl-ı cüd-u lutfunun olmuş melâik mehteri.

Rişte-i kisu-yu sünbül buy'unu şemm eyleyen

Koklamazdı tayb 'içün bir dâhi üd-u anberi

Ol kadar hassiyyet-i feyz-i safâ var anda kim

La’l-i nâbın nûş idenler kaale almaz Kevseri.

Çeşme-i feyz-i na'iminden içen mâ-en tahür,

İlm-ü irfân ile memludur fuâd-ı sâgari.

Nur-u Hak'tır hilkatin sen kim Habibullâh'sın

Nice âşık olmasun didârına ins-ü Peri?

Ya Rasul'allâh senin ta'dadâ gelmez âşıkın,

Aşkın ile dolmuş âfâk-ı cihânın her yeri.

Sen İmam-ü Enbiyâ-vü Evliyâsın şüphesiz,

Ümmet etmiş sana Mevlâ cümleten peygamberi.

Hâtem-i hatm-i risâlet sâna erdi vahy'ile

Sensin ol hâkanı-ı zişân-ı rüsûl dâd-âveri.

Asitân-ı bâb-ı ihsânında cem' olmuş hemin

Bir gedâdır Pâdişâhân-ı cihânın her biri.

Nur-u Kur'ân ile fer verdin cihâna serteser,

Eyledin insânları küfr-ü cehâletten beri.

Cüş edince kâinatı garka-i rahmet eder,

Ebr-ü lutf-ü himmetin bir katresi bahr-ü ber'i.

Mu 'cizâtın kudreti âkilleri hayrân eder

Yek nazarda eyledi Şakk-ul-kamer engüşteri

Öyle bir iksir-i a'zamdır anâ canlar fedâ

Rüşen etmiş hâk-i pâyin kühlü çeşm-i engüşteri

Ya Rasül'allâh gubaâr-ı pâyine olmaz bahâ,

Olsa da nüh kubbe-i eflâk, memlu cevheri.

Ey vücûd-u nur-u Hak, v'ey mahrem-i Rabb-il-felak

Dâver-i vâlâ nesak her dü-cihânın bihteri.

Da'vet etti Hak seni ancak harim-i vaslına

"Li ma'allâhi”de oldun kâinatın mefhari.

Mahrem-i halvet-sarây-ı Kibriyâ oldukta hem

"Kaab-e kavseyn" erişti pâye-i bâlâteri.

Tarfe-tül-ayn içre erdin bezm-i "Ev ednâ"ya sen

Oldu mi'râcın mubârek giydin âli efseri.

Ey kerim-i pür-himem v'ey hâris-i hayr’ ül-ümem

Sâhib-i vâlâ-yı ilm şâri’lerin ser-defteri.

Kim mu 'âdildir fesâhatta, belâgatta sana

Her ulumun kenzi sensin nûr-u Kur'ân gevheri.

Sen hatib-i vahy-i tenzil-i ilâhisin şehâ

Eyledin nûr-u vücudunla müzeyyen minberi.

Tenk'olur bu hâkidân-ı arsa-i âlem sanâ

Etmeğe lutfun Burâk'ı bir nefes cevlângeri.

Vasfın idrâk idebilmezler sabâh-ı haşredek

Bir araya gelse dünyânın bütün dânişveri,

Hak bilür ancak anı ilm-i beşer fehm 'edemez

Akla sığmaz Cevher-i Zât'ın tasavvurdan beri.

Ahmed-i Muhtâr, eb-el-Kâsım, Habib-i Kibriyâ

Enbiyâ-vü Evliyânın serfirâz-ü serveri.

Küfr-ü şirki ref'edüp Tevhidi i'lân eyledin

Sen duyurdun minber üzre halka Allâh Ekberi.

Şöyle bir cüz'-ü zeman içre vücûd-u nâs'dan

Mahv kıldı hâl-i küfr'ü ebrüvânın hançeri.

Feth-ü nusrette, sehâvette , şecâ'atta sana

Hak mu 'âdil eylemiş Şâh-ı velâyet safderi.

Şir-i Hak'tır, Sâki-i Kevser Ali-yyel-Murtezâ

Çekti şiddetle kopardı ta ki Bâb-ı Hayberi.

Gazve-i Handek'te kıldı Zülfekaar'ın tecrübe,

Düştü hâke bir uruşta Amr- ‘Abdud'un seri.

Zülfekaar'ın darbına karşu siper kâr eylemez,

Düşmenin kat kat giyinsa zırh-ı timur miğferi.

Lât-ü Uzzadan kılup tathir-i Beytullâh 'ı hem

Çekti bâm-ı Kâ'beden kırdı bütân-ı âzeri.

Leşker-i küffâra her bir hamlesi emvâc-ı yem

Askeri-i İslâm’ın oldu Şir-i Hak ser'askeri.

Dâder ettin hem vasi kıldın o zâtı kendine

Emridüp tâ ümmet-i ashâba hubb-i Hayderi.

Çâr-yârındır seni kim eyledin ehl-i kisâ

Murtazâ-vü Fatıma, Şebbir ile hem Şüpperi.

Vâkıf-ı sırr-ı ezeldir âl-ü evlâdın senin

Enbiyâ-yı sâlife olmuş mu'âdil her biri.

Ey Resûl-ü Müctebâ, mahbub-u Rabb-ı Z-ül-atâ,

Olmayan mü'min sana ka'r-ı Cehennemdir yeri.

Hânıkaah-ı zâtını ins-ü melek eyler tavâf,

Cümle mahlukat olup didârının sevdâger'i,

İstemezler Sündüs'ü Firdevs-i a'lâ olsa da

Hâk-ı dergâhın oluptur ehl-i aşkın pisteri

Vakt-ı vustâ'dır salât-ı farza eyle iktidâ

Kıl Münâcât-ü duâ geldi niyâzın demleri.

Ya Resüllallâh senin müştâkınım leyl-ü nehâr

Affidüp cürmüm bağışla eyle lutfun mazhari.

Na't-ı pâkin zikrider HİLMİ DEDE subh-u mesâ,

Olmuş ihlâs ile âl-i Ehl-i beyt'in çâkeri.

Hamd-ü lillâh bende-i âl-i abâyım sıdk' ile

Canfedâ-yı Kerbelâ’yım ol şehir fermânberi.

AI-ü evlâdına olsun sad salât-u sad selâm

Asumân-ı kudretin bunlar oluptur ahteri.

Olmaya zürriyetinden bir zemân hâli cihân

Şöyle kim sâbit ola bu kâinatın mihveri

Noyan, Bedri (1986). Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Divanı. İstanbul: Merdiven Köyü Şahkulu Sultan Külliyesini Koruma Onarma ve Yaşatma Derneği Yay. 237-240.

Nefes

Hazret-i pir kim isnâ-aşer'in nesl-i gül'ü

Düşücek Rum'a göğercin sıfat ânın zıll'ı

Suluca Kara Höyük nâmda tuttu mahall'i

Geldi Rum erleri arslana süvâren düküli

Bize göster didiler tutuğumuz kudret eli,

Yed-i feyzinde görüp bildiler ol mühr-ü celi

Didi Emrem: "Sana Taptuk sana ey şâh beli"

Evliyâ zümresinin eşref-i kutb-u ezeli

Vâris-i ilm-i nebi, zâde-i evlâd-ı Ali

Nâm ki nâm-ı Muhammed Hâcı Bektâş-ı Veli.

Suluca Kârahöyük oldu O Sultâna makar,

Ki var ol yerde kerâmâtlarından çok eser,

Biri ezcümle ki Atkaya, yürütmüş nice yer,

Biri di Hınta ve Çavdân kılup anda hacer,

Birisi "Ak" deyu emreyleyicek aktı pınar,

Biri de beş taş olup Hakk'a şehâdet eyler,

Birisi memleha-yı milh ki dürr-ü gevher

Bu kerâmetleri inkâr eden olur ekfer

Vâris-i ilm-i Nebi, zâde-i evlâd-ı Ali

Nâmı ki nâm-ı Muhammed Hâcı Bektâş-ı Veli.

Suluca Karahöyük'te vâr idi bir âdem,

Yuğurur idi çamur yapmak içün kerpiç hem,

Etmeğe yardım ana vardı o şâh-ı ekrem,

Ehl-i şekkler didiler Hazret-i Hünkâra o dem

"Gel yuğur bu kara taşı vâr ise sende himem".

Yuğurup itti hamur gibi taşı kân-ı kerem

İz edip ol hacere bastığı yerlerde kadem

Şimdi derler ana "Hamur kaya" nâmın âlem

Vâris-i ilm-i Nebi, zâde-i evlâd-i Ali

Nâmı ki nâm-ı Muhammed Hâcı Bektâş-ı Veli.

O civârda vâr'idi bir karataş'tan bir gaar,

Üzerine çillegeh itmişti o gaari Hünkâr.

Çıkarup erba'in ol gaar'da çün leyl-ü nehâr

Geldi bir gün görüşüp Hızr âna didi: Ey yâr,

Nice bü penceresiz yerde durursun her bâr?

İşidüp bü sözü Pir itti kerâmet izhâr

Urup ol tâşa velayet elin ibn-i Kerrâr;

Açılup bir deriçe kaldı o gaar'a âsâr 

Vâris-i ilm-i Nebi, Zade-i evlâd-ı Ali

Nâmı ki nâm-ı Muhammed Hâcı Bektâş-1 Veli.

Hulefâlar didiler bir gün: "Ayâ Pir-i huzur…

Bu arazi ne acebtir ki hatab'dan maksur,

Nice yurd eyleyelim berd-i kati heyzem dür

Bak kerâmât-ü velâyâtına hiç var mı fütür

Çıkarup hırkasını yaktı temâmet pür-nür,

Hırkadağı ki denür cümle-i nâsa meşhür.

Savurup ol dağa hâkisterini itti nüşur

Bitüp ol hâk'te asl-ı mişe-i nâ-mevfür.

Vâris-i ilm-i Nebi, zâde-i evlâd-ı Ali

Nâmı ki nâm-ı Muhammed Hâcı Bektâş-ı Veli.

Sarı dirler var'idi bir kişi kim ehl-i hevâ,

Hazret-i Pire muhâlif idi ol dem zirâ,

Mevsim-i zemheri'de geldi, didi pire: Ayâ

Şu duran kuru ağaçtan bitürürsen elmâ

O dem er olduğuna eylemezem şek aslâ.

O zaman Hazret-i Pir itti münâcât-ü du'â

Bitüp ol huşk-i şecerde nice Sib-i ra'nâ

Görüb ol hâleti dil-mürdeler oldu ihyâ

Vâris-i ilm-i Nebi, Zâde-i evlâd-ı Ali

Nâmı ki nâm-ı Muhammed Hâcı Bektâş-ı Veli.

Sen o Şâh-ı fukarâsın ki ezel zât-ı fuhül,

Sen o nesl-i su'âdâsın nesebin âl-i Resül,

Seni vasfetmeğe billâh ki âcizdir ukuul,

Cem-i âyin-i tarıykattır olan asl-ı usul,

Sana sıdk'ile tevessül eden olur mu melül?

Der-i lutfunda bu HİLMİ kulunu eyle kabul,

Reh-i aşkında murâdım sana olmak mevsül,

Olayım ben de erenlerde kabul-u makbul

Vâris-i ilm-i Nebi, zâde-i evlâd-ı Ali

Namı ki nânı-ı Muhammed Hâcı Bektâş-ı Veli.

Noyan, Bedri (1986). Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Divanı. İstanbul: Merdiven Köyü Şahkulu Sultan Külliyesini Koruma Onarma ve Yaşatma Derneği Yay. 230-231.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1RUHULLAH/RUHÎ, Ahmet Rıfkıd. 1884 - ö. 1935Doğum YeriGörüntüle
2MEHMED ŞEMSEDDÎN, İstanbullud. 1849 - ö. 1900Doğum YeriGörüntüle
3Kemal Şakir Yakard. 1906 - ö. 1986Doğum YeriGörüntüle
4HESENBEY MELİKZÂDE ZERDÂBİd. 1842 - ö. 25 Kasım 1907Doğum YılıGörüntüle
5SIDKÎ, Abdurrahmand. 1841/1842 - ö. 1903Doğum YılıGörüntüle
6MUʼAZZAM HANd. 1842 - ö. 1917Doğum YılıGörüntüle
7GÜL BABA HALİMd. 1855/1856 - ö. 1908/1910Ölüm YılıGörüntüle
8BURHANİ, Mehmed Alid. 1835 - ö. 1908Ölüm YılıGörüntüle
9ŞEYHÎ, Celâleddîn Deded. 1849 - ö. 1908Ölüm YılıGörüntüle
10MATLÛBÎ, Tâlibîd. ? - ö. 1902Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11SIRRÎ, Mehmed Eğribozlud. 1794 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12ABİDİNd. ? - ö. 1909 / 1895?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13SAKÎM, Sakîm Çelebid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
14NAZÎF, Sahhaflar Şeyhi-zâde Nazîf Ahmedd. ? - ö. 1858Madde AdıGörüntüle
15KEMÂLÎ, Ali Kemâlî Paşa, Erzurumlud. 1819 - ö. 1898Madde AdıGörüntüle