HUZURÎ, Ali Coşkun

(d. 19.04.1886 / ö. 23.09.1951)
âşık, memur, imam
(Âşık ve Tekke / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Ali Coşkun olan âşığın mahlası Huzurî’dir. 19 Nisan 1886 tarihinde Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı Esenkaya köyünde dünyaya gelmiştir. Huzurî, Kavasoğulları (Yüzbaşıoğulları) sülalesinden olup babası, Âşık Mustafa Keşfî, annesi ise Esma Hanım’dır. Yedi yaşında medrese eğitimine başlamış olup ilk hocası, Barhallı İbrahim Vehbi Efendi’dir. Daha sonra Hacı İbrahim Efendi’den ders alır. Âşık, medrese eğitimini yirmili yaşlara kadar sürdürmüşse de şairlik hevesi sebebiyle icazet almadan okumayı bırakır. 1894-1913 yılları arasında Narman, Erzurum, Artvin, Ardanuç, Murgul, Ardahan, Ahılkelek, Ahıska, Batum ve Kırım’a seyahatler yapar. Genç yaşında başladığı seyahatler, ömrü boyunca bir tutku olarak devam eder. 1901'de babası Keşfî ile gittikleri Narman kazasının merkezi Îd’de yeni yapılan hükümet konağının ebcedli tarihini içeren kitabesini yazar. 1904'te Erzurum’da Âşık Kemâlî ile yaptığı karşılaşmadan sonra adı duyulmaya başlar. I. Dünya Savaşı başlayınca askere alınır, önce Van’da daha sonra Halid Bey komutasındaki Çoruh müfrezesinde görev yapar. 1919'da köyünden Fatma Hanım’la evlenir. Dördü kız, ikisi erkek altı çocuğu olur. 1921'de Şavşat nüfus memuru olarak atanır. 1927'de istifa eder. Bir yıl işsiz kalır, bu sırada köyündeki evinin yanması üzerine maddi bakımdan çok zor duruma düşer. 1928'de Yusufeli tapu memurluğuna atanır. 1930’da bu görevinden ayrılır. 1931-1934 arasında Kars, Erzurum, Samsun, Amasya, Çorum havalisinde dolaşır. 1934-1935 arasında ağır bir hastalık geçirir. Maddi sıkıntılar sebebiyle 1938’de tekrar seyahate çıkar. Bu kez Erzurum, Erzincan, Sivas, Tokat illerini ve bu illere bağlı ilçeleri dolaşır. Eylül 1938’de Kars'a ikinci defa gider. Burada Fahrettin Çelik (Kırzıoğlu) ve gençlerden büyük ilgi gördü ve edebiyat âlemine tanıtılması bu sırada başlar. 1938-1939 arasında Örtülü (Şenkaya) imamlığı yapar. Ardanuç gezisinin ardından 1941’de üçüncü kez Kars’a, 1942’deyse Şavşat’a gider. 1943’te Mersin’e gider, burada üç ay yol yapım işinde çalışır. Buradan Ankara-İzmir-Bursa üzerinden İstanbul’a geçer. Nisan 1943’te Zonguldak’a gelir ve burada üç yıl kalır. Temmuz 1946’da köyüne döner, fakat hemen Kars üzerinden tekrar İstanbul’a giderek orada ambar memurluğu yapar. Mart 1947’de İstanbul’dan ayrılarak vapurla Hopa’ya gider, Murgul ve Artvin taraflarında dolaştıktan sonra Şavşat’a geçer. Kars üzerinden gittiği Van ve çevresinde iki ay geçirir. 1948'de son Erzurum, sonbaharında ise son Kars seyahatini yapar. 1949-1951 arasında daha çok köyünde kalan şair, 4 Eylül 1951 tarihinde Artvin’de hastaneye yatar ve 23 Eylül 1951 tarihinde de burada vefat etmiştir (Özder 2015: 34-60; Dizdaroğlu 1947: 12-17; Gökalp 2001: 42-48).

Huzurî, babası Keşfî ve aynı zamanda şair olan hocası İbrahim Vehbi Efendi’nin etkisiyle şiir söylemeye başlar, on yaşına kadar İhrâkî mahlasını kullanır. Daha sonra babası tarafından âşığa Huzûrî mahlası verilir (Özder 2015: 35-36; Dizdaoğlu 1947: 14-15). Üstad bir âşık olmasına rağmen, bâdeli âşıklardan değildir (Özder 2017: 29). En çok Seyranî ve Dertli’den etkilendiği söylenebilir (Gökalp 2001: 60). Hem aruz hem de hece vezniyle şiir söyleyip-yazan âşık, çok verimlidir. Âşığın eserlerini üç grupta ele almak mümkündür:

a. Heceli Şiirleri: Koşma ve semailerinin sayısı 186’dır. Bunlara yirmi yedi destan ve karşılaşmalarında söylediği dörtlükler de eklenmelidir.

b. Aruzlu Şiirleri: b.a. Mürettep Dîvan: olup 215 gazel, 6 müstezat, 5 terkib-i bend, 25 musammat, 9 ebcedli tarih, 10 hicviye, 4 divan, 1 takriz, birer hezl, muamma, ağıt, satranç, 5 kıtadan oluşmuştur, b.b. Mevlid-i Şerif: Mesnevi şeklinde yazılan eserin tek nüshası Huzurî tarafından dostu Bayburt müftüsü Fahreddin Efendi’ye verilmiş olup kayıptır.

c. Lûtfî Bey Hikâyesi: Huzurî tarafından hikâye anlatması yönünde vaki olan ısrarlar sonucunda bir günde tasnif edilmiştir.

Devrinde yaşamış âşıkların ve araştırmacıların ortak bir kanaati olarak Huzurî, döneminin önde gelen usta âşıklarından biridir. Kuvvetli bir medrese eğitimine bağlı olarak Arapça ve Farsçayı bilir, kelime hazinesini zenginleştirir. Hem aruz hem de hece ölçüsünü ustalıkla kullanabilen nadir âşıklardandır. Koşmalarının tamamı kusursuz denebilecek kadar mükemmeldir. Kafiyeleri çoğunlukla tam, bazı şiirlerindeyse zengin, hatta tunçtur. Çok az koşması yarım kafiyelidir. Âşığın şiirleri içinde vecize derecesinde mısralara sıkça rastlanır ki üslupta yakaladığı mükemmeliyeti göstermektedir. Aruzla yazdığı şiirlerde de benzer bir teknik kusursuzluğu yakalamıştır. Şiirlerinde görülen tek tük aksamalar ise en kuvvetli divan şairlerinde bile görülebilmektedir (Dizdaroğlu 1947: 44-45, 56). Ayrıca nakaratlara çok yer vermemesi âşığın kolaya kaçmadığının bir göstergesidir (Rayman 1996: 20). Âşığın şiirlerine tematik açıdan bakıldığında aşk temasının ağırlıklı olduğu görülür. Huzurî’de bu aşk, beşeridir. Yer yer tasavvufî kavramlara ve fikirlere rastlansa da genel olarak âşığın yaşama dönük bir tabiatı vardır. Örtülü (Şenkaya) ve Kars’ta tanıdığı iki kıza âşık olduğu dönem, aynı zamanda sanatında en verimli olduğu zaman dilimidir (Özder 2015: 48-49, 51). Yaşamını sürdürebilmek için hayatı boyunca gezmek zorunda olan âşığın şiirlerinin bir diğer önemli teması da gurbettir. Çok defa gurbetten şikâyet, felek ve zamandan şikâyetle birleşir. Yurt sevgisi de sıkça işlenen bir temadır. Esasen sınır boylarında yaşayan, Rus istilasını ve göçleri müşahede edip bizzat savaşın içinde bulunan âşığın millet, bayrak, ordu ve millî kahramanları yücelttiği görülür. Vatan sevgisine bağlı olarak Huzurî toplumun aksayan yönlerini tespit edip ortaya dökmekte çok başarılıdır. Özellikle destanlarında ortaya çıkan bu tutumu, mizah yeteneğiyle de birleştiğinde ortaya klasik olarak isimlendirilebilecek eserler çıkmıştır.

Kaynakça

Başgöz, İlhan (1956). İzahlı Türk Halk Edebiyatı Antolojisi. İstanbul: Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçılık.

Boratav, Pertev Naili, H.V. Fıratlı (2000). İzahlı Halk Şiiri Antolojisi. İstanbul: Toplumsal Tarih vakfı Yay.

Dizdaroğlu, Hikmet (1949). Yusufelili Ali Huzûrî Coşkun Hayatı-Şahsiyeti-Şiirleri I. Ankara: CHP Halkevleri Yay.

Gökalp, Mehmet (2001). Şair Keşfî ve Âşık Huzûrî. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Önder, Ali Rıza (1952). “Âşık Ali Huzurî Coşkun”. Türk Folklor Araştırmaları. Yıl: 4. C. 2: 40, s. 639-640.

Özder, Mustafa Adil (2015). Huzûrî Divanı (Ali Huzûrî Coşkun) 1886-1951. HzL. Muammer Demirel. Samsun: Yusufeli Belediyesi Yay.

Özder, Mustafa Adil (2017). Doğu İllerimizde Âşık Karşılaşmaları. Haz. Sedat Bahadır. Samsun: Yusufeli Belediyesi Yay.

Rayman, Hayrettin (1996). Yusufeli’li Ali Huzûri Coşkun. Erzincan: Atatürk Üniversitesi Erzincan Eğitim Fakültesi Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. ÖĞR. ÜYESİ GÜROL PEHLİVAN
Yayın Tarihi: 24.06.2019

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1ADİL FİGANİ, Adil Çiçekd. 1944 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2HABİLÎ/SEFİLÎ/LÛTFÎ, Habild. 1865 - ö. 1935Doğum YeriGörüntüle
3DİDARİ/EFGAN DİDARİ, Ökkeş Adil Toprakd. 1865? - ö. 1914Doğum YeriGörüntüle
4ADİL FİGANİ, Adil Çiçekd. 1944 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5HABİLÎ/SEFİLÎ/LÛTFÎ, Habild. 1865 - ö. 1935Doğum YılıGörüntüle
6DİDARİ/EFGAN DİDARİ, Ökkeş Adil Toprakd. 1865? - ö. 1914Doğum YılıGörüntüle
7ADİL FİGANİ, Adil Çiçekd. 1944 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
8HABİLÎ/SEFİLÎ/LÛTFÎ, Habild. 1865 - ö. 1935Ölüm YılıGörüntüle
9DİDARİ/EFGAN DİDARİ, Ökkeş Adil Toprakd. 1865? - ö. 1914Ölüm YılıGörüntüle
10ADİL FİGANİ, Adil Çiçekd. 1944 - ö. ?MeslekGörüntüle
11HABİLÎ/SEFİLÎ/LÛTFÎ, Habild. 1865 - ö. 1935MeslekGörüntüle
12DİDARİ/EFGAN DİDARİ, Ökkeş Adil Toprakd. 1865? - ö. 1914MeslekGörüntüle
13ADİL FİGANİ, Adil Çiçekd. 1944 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14HABİLÎ/SEFİLÎ/LÛTFÎ, Habild. 1865 - ö. 1935Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15DİDARİ/EFGAN DİDARİ, Ökkeş Adil Toprakd. 1865? - ö. 1914Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ADİL FİGANİ, Adil Çiçekd. 1944 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17HABİLÎ/SEFİLÎ/LÛTFÎ, Habild. 1865 - ö. 1935Madde AdıGörüntüle
18DİDARİ/EFGAN DİDARİ, Ökkeş Adil Toprakd. 1865? - ö. 1914Madde AdıGörüntüle