KÂŞİFÎ, Şeyh Kâşifî Efendi

(d. ?/? - ö. ?/?)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

Şeyh Kâşifî Efendi Mudurnuludur. Hakkında en ayrıntılı bilgiyi veren Latîfî (Canım 2000: 453-454)’ye göre, Mudurnulu Şeyh Dâvûd-ı Halvetî’nin (öl. 913/1507) halifelerindendir. Zahirî ve batınî ilimlerde kâmil biriydi. Sezgiye dayalı bilgilerin kendisine Allah tarafından verildiğini ileri sürdüğü için inancı ve sufîliği kuşkuyla karşılanmıştır. Uzun müddet bir mağarada kalmış, buradan çıkınca İbrâhîm Paşa zamanında Mehdîlik iddiasında bulunmuştur. Aklî dengesini yitirdiği anlaşılınca zamanın önde gelenleri bu düşüncesinden vazgeçmesi için ona mal mülk teklif etmişler, ancak iddiasında ısrar etmesi üzerine kafası kesilerek öldürülmüştür. Şeyh Kâşifî, “fırka-i dalle” hakkındaki ihtilaflı konular hakkında 30 bâb üzerine bir kitap yazarak adını Tezhîbü’l-Akâ’id ve Müfîdetü’l-Fevâ’id koymuştur. Latîfî, tezkiresine şairin “mev’izet-simât” dediği “mesneviyâtı”ndan örnek almışsa da adlarını kaydetmediği için bunların müstakil eserler olup olmadığı anlaşılamamıştır. “Almanya Devlet Kütüphanesi Ms. Or. Oc. 2718”de kayıtlı bir mecmuada “Kâşifî Es’ad Halvetî” namına Vâridât adlı bir risâle ile (vr. 1b-19a) bir Dîvân (vr. 20b-147a) bulunmaktaysa da bunlar başka bir Kâşifî’ye aittir. İrfanî ve ilahî ilimlerin Kâşifî’ye Tanrı armağanı olduğunu söyleyen Kemâl Paşa-zâde de diğer insanlar gibi onun yazdıklarını beğendiğini belirtmiştir.

Kaynakça

Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

İpekten, Haluk, M. İsen, R. Toparlı, N. Okçu, T. Karabey (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

Kurnaz, Cemâl ve Mustafa Tatçı (hzl.) (2001). Mehmed Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî -  Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. Ankara: Bizim Büro Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. İSMAİL HAKKI AKSOYAK
Yayın Tarihi: 02.12.2014
Güncelleme Tarihi: 05.11.2020

Eserlerinden Örnekler

Mesneviyât’ından

Çün güzergâh oldı bu dâr-ı fenâ

Bu fenâyıçün nice renc ü anâ

 

Çekme dünyâ mâlı içün derd ü renc

Sen gidersin bunda kalur mâl u genc

 

Niceler didi benümdür bu mekân

Ana benüm didügi kaldı hemân

 

İlm hâsıl kıl dilersen ger necât

Mülk ü mâl u ömre çün olmaz sebât

 

İlm kim virmez sana Hak’dan haber

Zâyi’ itme ömrüni kılma nazar

 

İlm farz oldı sana vâcib amel

Sen ferâgat hâsılun tûl-i emel

 

İlmden çün olmaya hâsıl yakîn

Adıdur ilm ol cehâletdür hemîn

 

İlm oldur k’ehline nâfi ola

Masiyet illetlerin dâfi ola

(Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay. 455.) 

 

Mevâ’iz ü İlâhiyât’ından

Aldanur o kim dünye-i gaddâr ile oynar

Dîvânedür ol kimse ki ayyâr ile oynar

 

Dil tıflı niçün oynaya ol zülf-i hâm ile

Kasd itdi meger cânına ki mâr ile oynar

(Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay. 455.)