MUHİDDİN DOLU, Şeyh Mehmed

(d. 1426/? - ö. 1495/?)
tekke şairi
(Tekke / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Tam adı Şeyh Mehmed b. Şeyh Muhammed Pîrî Halife b. Şeyh Kutbuddin b. Şeyh Pir Hasan el-Hasan el-Huyi ez-Zeyni el-Hüseynî'dir. Reşat Öngören (2003: 120), bir başka yazma eserde adının Pîrî Halife oğlu “Şeyh Muhyi‟l- milleti ve‟d-din el-Hamidi ez-Zeyni el-Hüseyni” olarak kaydedildiğini haber vererek müellifin adını Muhyiddin Mehmed olarak belirtmişse de Muhyiddin’in müellifin adının bir parçası mı olduğu yoksa mahlası olarak daha sonra kendine tabi olanlar tarafından ona nispetle mi kullanıldığı pek belli değildir. Müellifin nisbesinden de anlaşılacağı gibi babası Hoy’dan gelmiştir. Nisbesindeki el-Hüseyni dikkate alınırsa Peygamber neslindendir ki Menâkıb’a göre Zeyne’l-Abidin soyundandır.

Rivayete göre Hamid ili valisi Hızır Bey hac ziyareti esnasında Şeyhü’l-İslam Berdaî’yi memleketine davet etmiş o da bu daveti kabul ederek Anadolu’ya gelmiş ve Hoy şehrinden geçerken Muhammed Pîrî’yi de beraberinde Anadolu'ya getirmiş daha sonra onu kendisine damat edinmiştir. Şeyhü’l-İslam Berdaî’nin Anadolu’da Hacı Bayram Veli ve Emir Sultanla görüştüğü nakledilir. On altı oğlu olmasına rağmen kerameten kendisinin öldüğü gün çocukları da vefat ettiği için yerine damadı Muhammed Pîrî geçmiştir. Muhammed Pîrî oğluyla birlikte aynı dönemde Konya' da bulunan Abdullatif Makdisî’yi ziyaret ederek kendisine intisap etmiş ve müridlerinden Tacuddin İbrahim Karamanî’yi Şeyhin ricasıyla onunla birlikte bırakmıştır. Bu zat daha sonra A. Makdisi’nin vefatını müteakip Bursa’da Zeyniyye tekkesi postnişinliğine oturmuştur (Öngören 2003: 95). Hızırname’de Mehmed Çelebi, Zeynü’d-Din Hafi’ye bağlı olduğunu açıkça belirtmiştir. Menâkıb’a göre Abdullatif Makdisî’nin de müteaddit defalar Eğirdir’e ziyaretleri olmuştur. Yine Menâkıb’da nakledilen bir rivayete göre Mehmed Çelebi’nin çocukken gördüğü bir rüyayı yorumlayan Abdullatif Efendi onun ilerde zamanın kutbu olacağını haber vermiş, Mehmed Çelebi de kırk yıldan az kutubluğu kabul etmeyeceğini dile getirmiştir.

Mehmet Çelebi dedesi ve babasından zahir ve bâtın ilimleri tahsil etmiş, kimya öğrenmiş, yirmi üç yaşına kadar tahsilini tamamlamıştır. Babasının yazdığı Zübtedü’t- Tahkîk eserine yazdığı şerh ile asrın ulemasının takdirlerini kazanmıştır. Babasından sonra zaviyenin başına geçmiş ve hayatının sonuna kadar bu görevi yürütmüştür. Giyim kuşamına ihtimam göstermesi, kürkler içinde şatafatlı şekilde hizmetçileri ve cariyeleriyle gezintilere çıkması halk arasında dedikoduya, hasetliğe kimi zaman şikâyetlere sebep olmuştur. Yaşadığı dönemde çeşitli mahallî devlet görevlileriyle de ilişkisi olan Mehmed Çelebi’nin babası ve dedesi gibi devlet malından bir tane dahi almadığı, Hızır Bey zamanında dedelerine vakfedilen akar ile geçimini temin ettiği anlaşılmaktadır. Bu vakıflar Menâkıb’a göre 1430’de padişah I. Mehmet tarafından tescil edilmiştir. Menâkıb’daki harikulade olayların geçtiği yerler dikkate alındığında Mehmed Çelebi Eğirdir Yazla mahallesinde yaşamış Uluborlu, Gönen, Barla başta olmak üzere civardaki köy ve kasabaları gezmiştir. Hacca niyetlendiği ancak gidip gitmediği anlaşılmamaktadır. Bununla birlikte o, kutbu’z-zaman olarak hacda bulunmuş; istediği zaman istediği yerde görünmüştür. Hızırname’de kuvvetli bir tayy-i zaman tayy-i mekân vurgusu söz konusudur ve buna göre müellif bütün kainatı gezip dolaşmıştır. H. 898/ M. 1493’de vefat eden Mehmed Çelebi Zeynî kaynaklarda “Zamanın gavsı, asrın kutbu, Hızırla (a.s.) arkadaşlık eden, ilm-i ledün sahibi kerametleri ve acaib menkıbeleriyle tanınmış kâmil bir şeyh” olarak anılmıştır. Mehmed Çelebi'nin iki erkek, üç kız çocuğu olmuş, erkek evlatları onun sağlığında vefat etmişlerdir. Vefatından sonra torununun yaşı küçük olması sebebiyle tekke bir müddet boş kalmış, daha sonra posta kızı tarafından torunu Burhaneddin Efendi (ö.1562-3) oturmuştur. Menakıb’a göre Burhaneddin Çelebi dedesi vefat ettiğinde çok genç olduğu için posta oturma talebi yaşlı dervişler tarafından uygun görülmemiş ve hilafet ve icazet almadan bu makama geçemeyeceği belirtilince Bursa'da Şeyh Nasuh Efendi‟nin terbiyesinde yetişerek geri dönüp dedesinin postuna oturmuştur (Sarıkaya 2007). 

Muhiddin Dolu'nun ismine Vasfi Mahir Kocatürk'ün Tekke Şiiri Antolojisi adlı çalışmasında da rastlanmaktadır. Kocatürk, şairin Eğirdirli olduğunu, atalarının Türkistan'dan gelerek buraya yerleştiğini belirtmektedir. Ayrıca Isparta kitaplığında Hızırname adlı bir şiir kitabı bulunmaktadır. Vasfi Mahir Kocatürk'ün Tekke Şiiri Antolojisi adlı eserinde "Erenler Menzili, Dost İlleri ve Kaf Dağı isimli üç şiiri bulunmaktadır (Kocatürk 1968: 121). 

En ünlü eseri Hızırname'dir ve manzumelerin mahlas beyitlerinde ve diğer bazı beyitlerde Hızır (a.s.) adı geçtiği için Hızırname diye tanınmıştır. Şimdiye kadar eserin bilinen altı nüshası tespit edilmiştir (İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde TY Nu: 9495’e kayıtlı nüsha, 45 varak; Yapı Kredi Bankası Sermet Çifter Kütüphanesi Nu: 115’de kayıtlı nüsha, 40 varak; Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Nu: 3414’de kayıtlı nüsha, 32 varak; Hüseyin Ayan’ın özel kütüphanesinde bulunduğunu haber verdiği nüsha, 121 varak; Konya Bölge Yazmaları Kütüphanesi, 85 varak; Konya Bölge Yazmaları Kütüphanesi, 3742/2’de kayıtlı nüsha, 80 başlık altında 1386 beyit). Eser üzerine yapılmış bir yüksek lisans tezi de bulunmaktadır (Karaduman 2004) (Sarıkaya 2007: 2-3). 

Kaynakça

Karaduman, Ruken (2004). Eğirdirli Şeyh Muhiddin Dolu "Hızırnâme" (inceleme-metin). Van: Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 

Kocatürk, Vasfi Mahir (1968). Tekke Şiiri Antolojisi. Ankara: Edebiyat Yay.

Necdet, Ahmet (1997). Tekke Şiiri: Dinî ve Tasavvufî Şiirler Antolojisi. İstanbul: İnkılap Yay. 

Öngören, Reşat (2003). Bir Aydın Tarikatı Zeyniyye, İstanbul: İnsan Yay.

Sarıkaya, Mehmet Saffet (2007). “Hızırname’nin Bektaşiliğe Dair Malumatı ve Hızırname Çerçevesinde Bektaşi Kültüründe Hızır İnancı”, 2. Uluslararası Türk Kültür Evreninde Alevilik ve Bektaşilik Bilgi Şöleni. Ankara: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi, 17-18-19 Ekim 2007. 

http://www.msaffets.com/wp-content/uploads/SaffetSarikayaHizirnameye-Dair.pdf Erişim Tarihi: 20.11.2014.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: ARAŞ. GÖR. GÖZDE TEKİN
Yayın Tarihi: 17.12.2014

Eserlerinden Örnekler

Bu Gece Yine Bir Hoş Hâlet Oldu

Bu gece yine bir hoş hâlet oldu

Gönül seyrân eder dost illerini

Çü zillet gidüben hep izzet oldu

Gönül seyrân eder dost illerini

Düşüben giderim çün bir kenâra

Eriştim bir ulu billûr dağa

Iraktan şûle verdi aşikâre

Gönül seyrân eder dost illerini

O dağın kullesine çün ki vardım

Temâşâ ettim anı syer kıldım

Hakk'ı hikmetlerini anda gördüm

Gönül seyrân eder dost illerini

Geçip andan bir ulu bahre vardım

Bir oynamaz yeşil deryâya erdim

O yerde çok acâyip seyr kıldım

Gönül seyrân eder dost illerini

Kimi yeşil kimi ak nice kuşlar

O deryânın içinde hep gezerler

Kimisi uçuben kimi yüzerler

Gönül seyrân eder dost illerini

Seher vaktinde kuşlar cem'olurlar

Cemîi Hû deyip gülbank ururlar

Yine yerli yerine dağılırlar

Gönül seyrân eder dost illerini

Bir ulu kubbe var yakut-u ahmer

Ki nûr -ı berk urup âfâka erer

Önünde bir ulu kuş duru ahdar

Gönül seyrân eder dost illerini

Önğnde kubbenin bir ırmak akar

Kim anda uğrasa od gibi yanar

Görenler mest oluben ana bakar

Gönül seyrân eder dost illerini

Olm ırmak hem akıp bir bahre erer

O bahri dahi gayet kare derler

Bir lul balık ol bahr içre gezer

Gönül seyrân eder dost illerini

İşittim ki ol balık dedi Allah

Muhammed'dir habîbullah deyip gâh

Balıklar çağrışuben derler Allah

Gönül seyrân eder dost illerini

Pes andan bir acep sahrâya vardım

Cevâhirle müzeyyen anı gördüm

O sahrâyı serâser seyir kıldım

Gönül seyrân eder dost illerini

O sahrânın kamu etrafı dağlar

Kızıl altundürür hep cümle dağlar

Hem ak sütten bir ırmak çıkıp akar

Gönül seyrân eder dost illerini

Nice zevraklar anda seyr ederler

O deryâ içini hoş devr ederler

İçi insan dolu hep seyr ederler

Gönül seyrân eder dost illerini

Kenarında o deryânın gezerken

Bir ağaç gördüm anda ben dururken

Göz ermez yukarısına bakarken

Gönül seyrân eder dost illerini

Anın hem yarağı hem özdeği ak

Yazılmış özdeğine ism-i Hallâk

Anın yazısı dahi ak berrak

Gönül seyrân eder dost illerini

Nâgehân zelzele oldu görüldü

Sanasın yer ile gökler duruldu

Yahut sandım cihân oda uruldu

Gönül seyrân eder dost illerini

Bir ulu nûr berk hemandem

Münevver oldu cümle âlem ol dem 

Hızr Hân himmetidir bana hemdem

Gönül seyrân eder dost illerini

Necdet, Ahmet (1997). Tekke Şiiri: Dinî ve Tasavvufî Şiirler Antolojisi. İstanbul: İnkılap Yay. 230-232.

Erenler Meclisi

Erenler menziline erdi gönül,

Dil ü seyr eder her subh ile şam

Ne halet görd, demler sürdü gönül,

Dil ü can seyr eder her subh ile şam.

O ilin toprağın jengar derler,

Hem altundan ağaçlar var derler,

Kamu hep lâcivert dağlar derler...

Dil ü can seyr eder her subh ile şam.

Yeşil kuşlar ağaçlarda dururlar, 

Kimisi duruben kimi yürürler,

Gör anı, Hızr'ın edna kulu derler...

Dil ü can seyr eder her subh ile şam.

Bir ulu bahr gördüm anda akar,

Melekler çok, kuşaduben dururlar,

Görenler hep anı hayran kalırlar...

Dil ü can seyr eder her subh ile şam.

Yeşil nurdan melekler, dopdoludur,

Arada birisi gayet uludur,

Kalanı hep anın emrinde olur...

Dil ü can seyr eder her subh ile şam.

Pes andan bir yeşil deryaya vardım,

Kenarında feriştehleri gördüm,

Deniz mevcinden anda Hu! işittim...

Dil ü can seyr eder her subh ile şam

Kocatürk, Vasfi Mahir (1968). Tekke Şiiri Antolojisi. Ankara: Edebiyat Yay. 121-122. 

Kaf Dağı

Kaf dağını ben kemterin seyr eylemiş biçareyim,

Anda Hakın hikmetlerin seyr eylemiş biçareyim.

Çün vardı Derbend'e yolum seddi ayan gördü gözüm,

Yecücün eşittim sözün...Seyr eylemiş biçareyim.

Tunc u bakırdır yapısı, kurşun demirdir kapısı,

Gayet arîz ü mürtefi...Seyr eylemiş biçareyim

Bir kare bahre erdi yol, olmuş cihan içre muhit,

Zülmetdürür, göz anlamaz...Seyr eylemiş biçareyim.

Kamu yeşildir kuşları, tesbih okumak işleri,

Yok kimseden teşvişleri...Seyr eylemiş biçareyim.

Ben ol denizden korkmuşum, kendiliğimden varmışım,

Korkunç melekler görmüşüm...Seyr eyle biçareyim

Hem o kenarda bi minare görmüşüm göğe yakın,

Kur'an okunur zâhiren...Seyr eylemiş biçareyim.

Döner bir altından dolap, bilinmez ol kanden gelir,

Yahut akıp kande gider...Seyr eylemiş biçareyim.

Her koğaya hâkimdürür bir ulu heybetli melek;

Verdim selâm, aldı leylek...Seyr eylemiş biçareyim...

Kocatürk, Vasfi Mahir (1968). Tekke Şiiri Antolojisi. Ankara: Edebiyat Yay. 124-125.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1AHMED, Veliyyüddîn-zâde Ahmed Paşad. 1426 ? - ö. 1496-97Doğum YılıGörüntüle
2TURSUN BEY, Lebîbî, Tûr-ı Sînâd. 1426 ? - ö. 1491 veya 1499 sonrasıDoğum YılıGörüntüle
3MOLLÂ LUTFÎ, Sarı Lutfî, Deli Lutfî, Maktûl Lutfî, Lutfullâhd. 1446 civarı - ö. 1494 veya 1495Ölüm YılıGörüntüle
4HAYDAR, Haydar Çelebi, Haydar-ı Cemd. ? - ö. 1495'ten sonra?Ölüm YılıGörüntüle
5ABDURRAHÎM, Abdurrahîm Karahisârî, Şeyh Abdurrahîm Karahisârî, Abdurrahîmu’l-Karahisârî, Abdurrahîm Sultân, Abdurrahîm Mısırlı-zâde, Mısırlı-zâde, Mısrîoğlu, Mısrî Sultând. 1437-38? - ö. 1495-96?Ölüm YılıGörüntüle
6Ali Mustafa Soylud. 1907 - ö. 31 Mayıs 1974MeslekGörüntüle
7Kemal Beyatlıd. 19 Temmuz 1958 - ö. ?MeslekGörüntüle
8Efe Duyand. 1981 - ö. ?MeslekGörüntüle
9HACI BAYRAM-I VELÎd. 1352-53 - ö. 1429Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
10YUNUS EMRE, Yunus, Kul Yunus, Âşık Yunus, Yunus Emremd. 1240-1241 - ö. 1320-1321Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11KONEVÎ, Sadreddind. 1210 - ö. 1274Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12ZÜHDÎ, Enderunlu Zühdî Beyd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
13Visâlîd. ? - ö. 1647Madde AdıGörüntüle
14DERYÂd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle