SÜHEYLİ, Ahmed bin Hemdem Kethuda

(d. 1585?/992-3? - ö. 1633-34/1043)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Süheylî’nin asıl adı Ahmed’tir. Süheyl, güney yarım kürede bulunan parlak bir yıldızdır. Aslen Şamlı olan sanatçı, kendisini doğunun parlak yıldızı gibi gördüğü için Süheylî mahlasını seçmiş olmalıdır. Süheylî’nin yaşadığı döneme ışık tutan kaynaklarda, şairin hayatı hakkında yetersiz ve kimi yanlış bilgiler bulunmaktadır. Tezkirelerde ve benzer biyografik eserlerde hayatına dair doğru bilgiler, onun Hemdem Kethudâ’nın oğlu, Mısır’da divan katibi ve Şam asıllı olduğu ile sınırlıdır. Ansiklopedi ve kataloglardaki bilgiler ise eserlerinden derlendiği için eksik olmakla birlikte bazı doğru bilgileri içermektedir Fezâil-i Şam adlı eserinden, şairin Şam’da doğmuş ve büyümüş olduğu, öğrenim sürecini büyük ölçüde burada tamamladığı öğrenilmektedir. Dîvân’da da birkaç yerde ayrıldığı vatanına, Şam’a olan özlemini dile getirmektedir. Hakkında bilgi veren kaynaklardan ve kendi eserlerinden Süheylî’nin doğum tarihi ile ilgili bir bilgiye rastlanmaz. Şiirlerinden, Şam’da doğmuş olmakla birlikte özellikle şair kimliği ile İstanbul’da yetişip şöhret bulduğu öğrenilmektedir (Dîvân, Kıt. 15/51). Babası Hemdem Kethudâ’dır. Hemdem Kethudâ’nın Şam’dan ne zaman ayrılıp hangi görevle İstanbul’a gittiğini bilinmez. Şam’da doğup eğitiminin önemli kısmını burada tamamlamış olan Süheylî, ailesiyle İstanbul’a büyük olasılıkla babasının devlet memuriyeti sebebiyle taşınmıştır. Babasının yönlendirmesi ile çocuk yaştan itibaren Şam’da çağının temel bilgilerini görmüş, öğrenmeye hevesli bir genç olarak İstanbul’a gelmiştir. Hâtemî Bey’e yazdığı manzum mektuptan anladığımıza göre, özellikle şiir konusunda kendisini İstanbul’un yetiştirdiği anlaşılmaktadır (Dîvân, Kıt. 15/51). Bu mektuptan, pek çok şair ile tanışmış ve sohbet meclislerinde bulunmuş olduğu anlaşılan şair, Arapça’ya da hakimiyeti ile kısa sürede devlet işlerinde değerlendirilmesi gereken şahsiyetlerden olmuştur.

Hemdem Kethudâ, Sultan III. Mehmed (1595-1603) döneminde Avusturyalıların elinde bulunan en önemli Macar kalelerinden biri olan Eğri kalesinin fethinde şehit düşmüştür. Eski vezirazamlardan Cerrah Mehmed Paşa ve daha sonra Süheylî’nin hamisi olan Cafer Paşa’nın da katıldığı bu çetin savaşta, Osmanlı orduları önemli kayıplar vermiştir. Süheylî, Cerrah Mehmed Paşa’ya intisab ettikten sonra yazdığı kasidede, babasını kaybettikten sonra kendisine yardım elini uzatan Cerrah Mehmed Paşa’ya şükranlarını ifade eder (Dîvân, K. 23/4).

Süheylî’nin tarih sahnesinde ilk izleri, sanatçı-yazar kimliği iledir. Eserlerinden öğrendiğimize göre, ilk görevi Özdemiroğlu Osman Paşa’nın serdarlığında düzenlenen Tebriz seferindeki münşîliğidir. 993/1585’te düzenlenen seferde Osman Paşa ile Gazi Giray Han’ın görüşmelerinde yazılı kayıt tuttuğu bilindiği üzere bu seferde Paşa’nın yanında, resmi ya da gayrı resmi yazışmalar yapmak, kayıtlar tutmakla görevlendirilmiş olmalıdır.
Bu tarihlerde henüz vakanüvistlik ünvanı verilmeye başlanmadığı ve resmi tarih yazıcılığı geleneği oluşmadığı için, vakanüvistlik olarak da adlandırılmayacak bir görev unvanı altında tarih yazıcılığı yapılmaktadır. Zaten, ilk eseri olan Târîh-i Şâhî’yi 1000/1591/92 yılında yazmış olması, şairliğinden önce tarih yazarlığı kimliğini öne çıkarmaktadır. Fakat yazarın ileride çeşitli devletlilerle farklı yerlerde olan ilişkileri, onun resmi tarih yazıcılığı görevi ile ilişkili değil, daha çok kendisine yakınlık gösteren vezirlerin himayesinde tarihçi-şair kimliği ile görev yapan bir memur olmasındandır. Kesin olarak bildiğimiz iki görev unvanı, Halep muhasebeciliği ve Mısır divan katipliğidir.

Cafer Paşa ve Özdemiroğlu Osman Paşa’nın vefatından sonra Bağdat ve Şam bölgesinde de kalamayan Süheylî; Cerrah Mehmed Paşa’nın sadaretinde (1598-99)İstanbul’a dönmüş olmalıdır. Paşa sadrazam iken sunulan bu şiirden ve Paşa’nın çocuklarının sünneti için yazdığı şiirlerden (Dîvân, Kıt. 9) Süheylî’nin 1596-1598 yıllarında İstanbul’da bulunduğu anlaşılmaktadır.
Babasından iki yıl sonra 1598’de ve 1605’te ikisine de Fatma adını verdiği iki kız çocuğunu kaybeden (Dîvân, Kıt. 19, 29) şair, musahipleri Osman Paşa ve Cafer Paşa’dan sonra sığındığı Cerrah Mehmed Paşa’nın 1599’da azlinden ve nikris hastalığından dolayı istikbal göremeyişinden olsa gerek tekrar Şam’a dönmek zorunda kalmıştır. Bu tarihten sonra Süheylî’nin çok istemesine rağmen bir daha İstanbul’a dönemediği anlaşılmaktadır.
Bir ara Canbulatoğullarının Himayeleri kazandıysa da bu ailenin, devlete karşı isyan girişiminde bulunmuş olması Süheylî’yi de zor durumda bırakmıştır. Şair, ne İstanbul’a dönebilmiş ne de Halep, Kilis veya Şam dolaylarında kalabilmiştir. Belki de bu yılların bulanık havasından tedirgin olarak Mısır’a döndü. Mısır’da divan katibi olarak görev yapan Süheylî’nin, Târîh-i Mısr-ı Cedîd adlı eserinden, bu tarihten 1038/1628-29 yılına kadar geçen olayları bizzat yaşadığı anlaşılmaktadır. Nihayet 1041/1631-32 yılında Sultan IV. Murad (1623-40) için yazdığı bir kaside, şairin bu yıllarda şiir yazacak sağlıkta Mısır’da bulunduğunu göstermektedir. Bu şiir eldeki son örnek olarak bilinir (Dîvân, Kıt. 7, 28). Süheylî’nin bu tarihten ne kadar sonra ve nerede öldüğü bilinmez.
Süheylî, manzum ve mensur eserleri ile mütercim ve müellif bir edebî şahsiyet olarak değerlendirilmelidir. Mensur eserlerinde kullandığı ifadelerden, kendisinden önce ortaya konmuş pek çok eseri bir tercümeci dikkati ile okumakla kalmadığını, kendi görüş ve düşünceleri ile zenginleşen eserler meydana getirdiğini görürüz.
Süheylî, şair kimliğinden önce tarih ve hikâye yazarı olarak tanınmaktadır.‘Acâ‘ibü’l-Me‘âsir ve Garâ’ibü’n-Nevâdir adlı 204 hikâyeden oluşan mensur eserini kaleme alırken bu esere ilham veren pek çok hikâye okumuştur. Bu sürecin, onun dili kullanma yeteneğini geliştirmesi yanında estetik zevkinin oluşmasında ve kültürel birikim kazanmasında önemli katkı sağladığından kuşku duyulamaz.
Süheylî’nin bir diğer eseri de Dîvân’ıdır. Onun, şair kimliği ile ilk ortaya çıkışı İstanbul’da olmuş, fakat edebiyat çevreleri tarafından tanınmadan şehirden ayrılmak zorunda kalmıştır. Halep ve Mısır’da divan katipliği görevinde bulunduğu sıralarda en çok istediği şey, İstanbul’a dönüp sanatını gösterebileceği bir ortamı elde edebilmektir. Bir gün İstanbul’a dönüp kendine iltifat eden bir devlet büyüğünün de yardımıyla sanatı takdir edilen bir şair olmayı, sadece şairliği ile öne çıkmayı, bu yolla geçinebilmeyi umut etmektedir.
Dîvân, Süheylî’nin hem Anadolu’da hem de Şam ve Mısır eyaletlerinde bulunmuş olması bakımından bu edebiyatın uzak objektifle çekilmiş bir fotoğrafı gibidir. Uzaktan bu tarz bir bakışın, bu edebiyatın dinamiklerini yakından takip edememek gibi sakıncaları bulunmakla birlikte bu edebiyatı geniş bir çerçeveden değerlendirme fırsatı vermiş olması da önemlidir.
Süheylî Dîvân’ı, başka örnekler gibi önceki tanınmış şairlerin izlenmesi ile ortaya çıkmıştır. Hayâlî, Bâkî, Gelibolulu Âlî ve Fuzûlî gibi şairler bu etkilenilen isimlerin başlıcalarıdır. Bu etkileşim, nazire yoluyla veya musammatlar oluşturmak şeklinde görüldüğü gibi ismen zikrederek veya mazmun ve klişelerde, imaj ve tablolarda aşinalık ve öykünme şeklinde de görülebilir. Eldeki Dîvân nüshasında Usûlî’nin bir kasidesine yazılmış nazire (K. 47); Şeyhülislam Yahyâ Efendi, Makâlî, Veysî ve Cenâbî’nin matla‘ları ile tesdîs; Sadrazam Hafız Ahmed Paşa’nın matla‘ı ile tesmîn; Makâlî ve Vahyîzâde Hilmî Efendi’nin gazellerinden tahmîs bulunmaktadır.
Dîvân’da 15. sırada yer alan 56 beyit tutarındaki kıta, Süheylî,’nin Bağdat’a gelen Hâtemî Bey aracılığı ile Anadolu şairleri için yazıp yolladığı manzum bir mektuptur. Bu mektup, şairin Anadolu’da tanıdığı veya bildiği şairleri haber verdiği gibi kendisi hakkında önemli bir belge niteliği de taşır. Baştan sona kadar bir mektup türü özellikleri taşıyan şiirin, dönemi için eleştiri niteliği arz ediyor olması da dikkat çekicidir. Çok sayıda şairi tanıyan ve onlar hakkında hüküm veren Süheylî, özgüvenle kendi konumunu da değerlendirirken öncekilere öykünme yolunda tedbiri elden bırakmadığını da vurgular.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmanî. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Babinger, Franz (2000). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri. Çev. Coşkun Üçok. Ankara: KB Yay.

Bağdatlı İsmail Paşa (1947). Îzâhü’l-Meknûn fi’z-Zeyli ‘alâ Keşfi’z-Zünûn ‘an Esâmîi’l- Kütübi ve’l-Fünûn. İstanbul: MEB Yay.

“Canbulat” (2001). İslam Ansiklopedisi. Eskişehir: MEB Yay.

Dilçin, Cem (hzl.) (1991). Mes’ûd bin Ahmed, Süheyl ü Nev-bahâr. Ankara: AKM Yay.

Ebü'l-Fidâ İsmâîl b. Muhammed Aclûnî [t.y.]. Keşfü’l-Hafâ ve Müzilü’l-İlbâs (1162/1749). thk. Ahmed Kalaş. C.2. Mektebetü’t-Türasi’l-İslâmî. Haleb

Enuşe, Hasan (2002). Dânişnâme-i Edeb-i Fârisî: Edeb-i Fârisî der-Afganistân. C. III. Tahran 1381.

İpekten, Haluk vd. (1998). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KTB Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

İstanbul Kütüphaneleri Türkçe Tarih-Coğrafya Yazmaları Kataloğu (1943). Haz. M. Serhan Tayşi. İstanbul: Maarif Matbaası.

Kafzâde Fâizî. Zübdetü’l-Eş‘âr. Süleymaniye Küt. Şehid Ali Paşa Böl. No: 1877.

Kavruk, Hasan (1988). Eski Türk Edebiyatında Mensur Hikâyeler. İstanbul: MEB Yay.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatçı (hzl.) (2001). Nail Tuman, Tuhfe-i Nâ’ilî. Ankara: Bizim Büro Yay.

Kutlu, Şemseddin (hzl.)(t.y.). Süheylî, Ahmed bin Hemdem, Türk İslam Tarihinden (Nevâdir-i Süheylî). İstanbul: Tercüman Yay.

Levend, Agah Sırrı (1956). Gazavat-nâmeler ve Mihaloğlu Ali Bey’in Gazavât-nâmesi. Ankara: TTK Basımevi.

“Mehmed Paşa”(2001). İslam Ansiklopedisi. Eskişehir: MEB Yay.

 “Mısır” (2001). İslam Ansiklopedisi. Eskişehir: MEB Yay.

Müstakimzâde Süleymân Sadettin Efendi (2000). Mecelletü’n-Nisâb. Ankara: KB Yay.

Onay, Ahmet Talat (1996). Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar. İstanbul: MEB Yay.

Pakalın, Mehmet Zeki (1993). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. C. II. İstanbul: MEB Yay.

Rızâ, Es-Seyyid (1316). Tezkire-i Rızâ. İstanbul: Dersaadet İkdam Matbaası.

Rieu, Charles (1996). Catalogue of The Persian Manuscripts in The British Museum. V. II. Oxford.

Riyâzî. Riyâzü’ş-Şu‘arâ. Süleymaniye Küt. Esad Efendi Böl., No: 387.

Süheylî Ahmed bin Hemdem Kethudâ. Acâ‘ibü’l-Me‘âsir ve Garâ’ibü’n-Nevâdir. Nuruosmaniye Küt. No: 4117.

Süheylî Ahmed bin Hemdem Kethudâ. Dîvân. Amasya Beyazıt İl Halk Kütüphanesi, No: 1098.

Süheylî Ahmed bin Hemdem Kethudâ. Târîh-i Mescid-i Harâm. Sül. Küt., Yazma Bağışlar Bölümü, No: 3745.

Süheylî Ahmed bin Hemdem Kethudâ. Târîh-i Şâhî. Sül. Küt. Fatih Böl. No: 4356.

“Süheylî Ahmed” (1985). Yeni Türk Ansiklopedisi. C. 10. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

 “Süheylî, Ahmed” (1981). Türk Ansiklopedisi. C. 30. Ankara: MEB Yay.

Şentürk, A. Atilla (1994). “Osmanlı Edebiyatında Felekler, Seyyare ve Sabiteler (Burçlar)”. Türk Dünyası Araştırmaları. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay.

Tatçı, Mustafa (hzl.) (2003). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri I-II-III. Ankara: Bizim Büro Yay.

Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Kataloğu (1961). Haz. Fehmi Edhem Karatay. İstanbul: Topkapı Sarayı Müzesi Yay.

Uzunçarşılı, İ. Hakkı (1940). “Osmanlı Devleti Zamanında Kullanılmış Olan Bazı Mühürler Hakkında Bir Tetkik”. Belleten IV: 16.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1954). Osmanlı Tarihi. C. III, II. Kısım. Ankara: TTK Yay.

Yağcı, Şerife (2001). Süheylî’nin Acâibü’l-Meâsir ve Garâibü’n-Nevâdir’i. Doktora Tezi. İzmir: Ege Üniversitesi.

Yaltkaya, Şerafettin ve Kilisli Rıfat Bilge (hzl.) (1971). Kâtip Çelebi, Keşf-el-Zunûn. İstanbul: MEB Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. MAHMUT ESAT HARMANCI
Yayın Tarihi: 28.10.2014

Eserlerinden Örnekler

1

Konmasun dirseñ eger hâtıruña gerd-i melâl
Sûfiyâ sâf-dil ol sen dahı âyîne misâl

Başdan gitmedi sevdâ-yı ser-i zülfüñ âh
Bilmezem niceye dek ola bu tûl-ı âmâl

Deştde nâka-i Leylâ’ya nazar kıldukça
Dil-i Mecnûn’da füzûn olur idi şevk-i cemâl

Yok degül zâhid-i nâ-puhtede bir hâlet var
Su dökülse yüreginde bilinür mâ-fi’l-bâl

Serv gibi ne kadar ser-keş olursañ da eger
Bâd-ı âhum seni bir gün eğer iy tâze nihâl

Dimek olurdı ben ol çeşm-i gazâlâna gazel
Beni gördükçe kaçar n’eyleyüm ol vahşî gazâl

Mihnet-i mâzî vü havf-i elem-i müstakbel
İy SÜHEYLÎ bilemem nice olur âhir-i hâl

2

Halâs olmadı dil gitdi şehâ nâr-ı firâkuñdan
Kül oldı yandı cismüm ihtirâk-ı iftirâkuñdan

Gidersiñ ittifâkî gayrılarla seyr-i gülzâra
Beni öldürmedür kasduñ meger bu ittifâkuñdan

Gözüm yollarda kaldı çâr-sû-yı şeş-der-i gamda
Helâk oldum senüñ bu intizâr u iştiyâkuñdan

Ben ol rindem ki yigdür bûriyâ-yı beytü’l-ahzânum
Senüñ ol ferş-i zer-bâf-ı revâk-ı tumturâkuñdan

Sa‘âdet sâ‘idi olsa müsâ‘id devlet el virse
SÜHEYLÎ bir ayak çekse bıñar-ı sîm-i sâkuñdan

3

Nigârâ dest-i hecrüñden alınmazsa yakam bir gün
Çeküp çâk-i girîbân idüp âfâkı yakam bir gün

Mukîm-i kûşe-i gam oldum ammâ korkaram sensüz
Bogarlar gam bucagında beni derd ü elem bir gün

Müheyyâ olsa meclis dâ’imâ sen gül gibi gülseñ
Gözüm yaşın döküp yaşın yaşın ben aglasam bir gün

Cihânuñ kâr u bârından geçüp tut dâmen-i ‘ışkı
Vücûd-ı nazenînüñ hod alur âhir ‘adem bir gün

Yazılmışda bozılmış yok SÜHEYLÎ bu mukarrerdür
Gelür elbetde başa her ne yazdıysa kalem bir gün

4

1
Cihân-ı bî-vefâ bâkî degüldür kimseye iy yâr
Degüldür ber-karâre çün bilürsin çarh-ı nâ-hemvâr
Dilerseñ olasın bâg-ı cihân içinde ber-hurdâr
Bu kavli cân ile gûş it saña pendüm budur her bâr
Eli altında olma kimsenüñ hâtem gibi zinhâr
Kimesne dimeye tâ kim gözüñ üstinde kaşuñ var
2
Bu dâr-ı gamda vîrân olmayup âbâd olam dirseñ
Yanında hâs u ‘âmuñ eylük eyle yâd olam dirseñ
Belâ vü derd ü hecr ü gussadan âzâd olam dirseñ
Bu mihnet-hâne içre bir iki gün şâd olam dirseñ
Eli altında olma kimsenüñ hâtem gibi zinhâr
Kimesne dimeye tâ kim gözüñ üstinde kaşuñ var
3
Belâ vü derd-i hecri sen çekersin ol safâ eyler
Bir ednâ cürm sâdır olsa saña biñ cefâ eyler
Ne deñlü cân ü dilden hıdmet itseñ hep hebâ eyler
Vücûd-ı nâzenînüñ bâr-ı mihnetle dü-tâ eyler
Eli altında olma kimsenüñ hâtem gibi zinhâr
Kimesne dimeye tâ kim gözüñ üstinde kaşuñ var
4
Bu deştüñ bir seher geşt eyler iken lâlezârında
Göründi çeşmüme bir kasr-ı ‘âlî kûhsârında
O kasruñ yok kusûrı zînet-i nakş u nigârında
Yazılmış âb-ı zerle gördüm ol kasruñ kenârında
Eli altında olma kimsenüñ hâtem gibi zinhâr
Kimesne dimeye tâ kim gözüñ üstinde kaşuñ var
5
Dilâ bezm-i belâda ney gibi nâlân olursañ da
Beyâbâna düşüp Mecnûn-sıfat ‘üryân olursañ da
Elüñ genc-i murâda irmeyüp vîrân olursañ da
SÜHEYLÎ gibi dâ’im bî-ser ü sâmân olursañ da
Eli altında olma kimsenüñ hâtem gibi zinhâr
Kimesne dimeye tâ kim gözüñ üstinde kaşuñ var

5

1
Serverâ dehrüñ bugün sen server-i merdânısın
Âsitân-ı devletüñ sadr-ı bülend-erkânısın
‘Arsa-i rezmüñ ser-âmed Rüstem-i destânısın
Bezm-i ‘irfânuñ muhakkak Câmî-i devrânısın
Pâdişâhuñ gayretin çekmiş şecâ‘at kânısın
Sen de ‘Osmânoglı’nuñ nâmıyla bir ‘Osmân’ısın
2
Serserî geşt eyledüñ Şirvân u Gürcistân’ı hem
Heybetüñden kan kaşandı cümle şîrân-ı ‘Acem
Feth ü nusret yâver oldı kanda kim basduñ kadem
Halk tekrâr eyleyüp okur bu nazmı dem-be-dem
Pâdişâhuñ gayretin çekmiş şecâ‘at kânısın
Sen de ‘Osmânoglı’nuñ nâmıyla bir ‘Osmân’ısın
3
İy serîr-i devletüñ sadr-ı hümâyûn-ahteri
Milket-i Şâm’uñ hudâvend-i ‘âdâlet-perveri
Çek livâ-yı müntehâ-yı sancak-ı peygamberi
Hamle-i şîrânuña döymez ‘adûnuñ leşkeri
Pâdişâhuñ gayretin çekmiş şecâ‘at kânısın
Sen de ‘Osmânoglı’nuñ nâmıyla bir ‘Osmân’ısın
4
Gün gibi dünyâyı rûşen kıldı mihr-i devletüñ
Söylenür dillerde nâmuñla ‘ulüvvi- himmetüñ
Ma‘rifet mâhiyyet-i zâtuñ şecâ‘at san‘atuñ
Herkese lütf u kerem mihr ü mürüvvet ‘âdetüñ
Pâdişâhuñ gayretin çekmiş şecâ‘at kânısın
Sen de ‘Osmânoglı’nuñ nâmıyla bir ‘Osmân’ısın
5
Sıdk ile meşgûl olup dâ’im du‘â-yı devlete
Yüz dönüp cân ile dilden bârgâh-ı ‘izzete
Hâlini ‘arz itmege geldi SÜHEYLÎ hazrete
Pây-mâl itme anı irgür makâm-ı rif‘ate
Pâdişâhuñ gayretin çekmiş şecâ‘at kânısın
Sen de ‘Osmânoglı’nuñ nâmıyla bir ‘Osmân’ısın


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1ZUHÛRÎ, Pîrî-zâde Zuhûrî Mustafa Çelebid. ? - ö. III. Murad dönemi (1574-1595)Doğum YeriGörüntüle
2ŞÂMÎ, Abdulbâki Efendid. 1645-46 - ö. 1680-81 Şubat-martDoğum YeriGörüntüle
3EBU’L-HAYR, Ebu’l-hayr Efendid. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4ZUHÛRÎ, Pîrî-zâde Zuhûrî Mustafa Çelebid. ? - ö. III. Murad dönemi (1574-1595)Doğum YılıGörüntüle
5ŞÂMÎ, Abdulbâki Efendid. 1645-46 - ö. 1680-81 Şubat-martDoğum YılıGörüntüle
6EBU’L-HAYR, Ebu’l-hayr Efendid. ? - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7ZUHÛRÎ, Pîrî-zâde Zuhûrî Mustafa Çelebid. ? - ö. III. Murad dönemi (1574-1595)Ölüm YılıGörüntüle
8ŞÂMÎ, Abdulbâki Efendid. 1645-46 - ö. 1680-81 Şubat-martÖlüm YılıGörüntüle
9EBU’L-HAYR, Ebu’l-hayr Efendid. ? - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10ZUHÛRÎ, Pîrî-zâde Zuhûrî Mustafa Çelebid. ? - ö. III. Murad dönemi (1574-1595)MeslekGörüntüle
11ŞÂMÎ, Abdulbâki Efendid. 1645-46 - ö. 1680-81 Şubat-martMeslekGörüntüle
12EBU’L-HAYR, Ebu’l-hayr Efendid. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
13ZUHÛRÎ, Pîrî-zâde Zuhûrî Mustafa Çelebid. ? - ö. III. Murad dönemi (1574-1595)Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14ŞÂMÎ, Abdulbâki Efendid. 1645-46 - ö. 1680-81 Şubat-martAlan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15EBU’L-HAYR, Ebu’l-hayr Efendid. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ZUHÛRÎ, Pîrî-zâde Zuhûrî Mustafa Çelebid. ? - ö. III. Murad dönemi (1574-1595)Madde AdıGörüntüle
17ŞÂMÎ, Abdulbâki Efendid. 1645-46 - ö. 1680-81 Şubat-martMadde AdıGörüntüle
18EBU’L-HAYR, Ebu’l-hayr Efendid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle