Visâlî

(d. ?/? - ö. 1647/1057)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Devrinin tanınmış kadı ve şairlerinden olan Visâlî, XVI. yüzyılın sonu ile XVII. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Adı Mehmed, mahlası Visâlî, doğum yeri Niğde’dir (Beyânî yk. 100a; Riyâzî yk. 33a; Rızâ yk. 46b; Mucîb 41; Safâyî 398a; Şeyhî y. 89b; Mehmed Süreyyâ IV/162; Bursalı Mehmet Tahir 1333: II/49). Doğum tarihi, çocukluğu ve ailesi hakkında kaynaklarda ve eserlerinde bilgiye rastlanmamıştır. 

İlk eğitimini doğum yeri olan Niğde’de yaptığını tahmin edilen Visâlî, gençliğinde tahsil yapmak üzere İstanbul’a geldi. Şeyhî Mehmed Efendinin “Sadr-ı ‘âlî-kadr Taşköprî-zâde Kemâl Efendi’den mülâzemetle ber-murâd olup” (y. 89a) ifadelerinden anlaşıldığına göre devrin tanınmış âlimlerinden olan Taşköprîzâde Kemal Efendi (1552-1621)’den ders aldı. Kemâl Efendi, 1576-1591 yılları arasında müderrislik yaptığına göre, Visâlî’nin de bu tarihler arasında tahsil gördüğü tahmin edilebilir. Visâlî’nin sağlam bir medrese eğitimi aldığı, edebî ve dinî bilimleri çok iyi öğrendiği eserlerinden de anlaşılmaktadır.

 Şairin doğum tarihi bilinmemektedir. Ancak, yukarıda da ifade edildiği gibi muhtemelen Taşköprîzâde Kemâl Efendi’nin İstanbul’da müderrislik yaptığı 1576-1591 yılları arasında ondan ders aldığı ve bu dönemde genç olduğu bilgisinden hareketle onun 1560-1570 yılları arasında doğmuş olabileceği tahmin edilebilir (Öztoprak 1995: 144).

Visâlî, tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul, Bursa, Karaman, Kütahya gibi çeşitli yerlerde danişmendlik, müderrislik ve kadılık görevleri yaptı (Beyânî yk. 100a; Riyâzî yk. 33a; Fâizî yk.127a; Şeyhî Mehmed Ef. yk. 89b). Son olarak Kütahya’ya geldi, orada muhtemelen yerli bir hanım ile evlendi ve uzun süre müderrislik ve yüksek seviyede kadılık yaptı. Emekliliğinden sonra Kütahya’ya temelli yerleşen şair ölünceye kadar da orada kaldı. Bu yüzden Kütahyalı (Kütahyevî) olarak da tanındı.

Visâlî’nin Kütahya’da vefat ettiği ve oraya defnedildiği kesin olarak bilinmekle beraber onun ölüm tarihi hakkında kaynaklarda farklı bilgiler verilmektedir. Rızâ Tezkiresi’nde 1030/1621-22, Sicilli Osmanî ve Osmanlı Müellifleri’nde 1056/1646, Safâyî ve Şeyhî'de ise 1057/1647 onun ölüm tarihi olarak zikredilmektedir. Kaynaklardaki bu farklı tarihlerden birinin kesin doğru olduğuna hükmetmek eldeki bilgiler doğrultusunda mümkün değildir. Ancak biz, şair hakkında en geniş bilgiyi veren Şeyhî ve Safâyî’nin belirttiği 1057/1647 tarihinin doğru olmalıdır (Öztoprak 1995: 145).

Şeyhî Mehmed Efendi, Vekâyiü’l-Fudalâ’ adlı eserinde Visâlî’nin “Ârif” mahlasıyla şiirler yazan Mehmed adında bir oğlu olduğunu haber vermektedir. Aynı kaynakta IV. Mehmed (1648-1687) devri şairleri arasında zikredilen bu zatın Kütahya’da doğduğu, Şeyhülislam Yahyâ Efendiden mülâzım olduğu ve 1068/1658 senesi hududunda öldüğü bildirilmektedir (Şeyhî Mehmed Ef. yk. 340b).

Tezkire-i Mucîb’de ise aynı bilgiler tekrarlandıktan sonra “Bu ebyât-ı behcet-âmîz şehrengizindendür” denilerek Ârif’in bir şehrengizinin olduğuna işaret edilmiştir (Mucîb 30).

Genç yaşta şair olarak tanınan Visâlî’nin şiiri hakkında kaynakların görüşleri aşağı yukarı Rızâ’nın “Eş’ârı hûb ve güftârı mergûb pîr-i mahbûbu’l-kulûb idi” cümlesinde ifadesini bulmaktadır (Rızâ yk. 46b). O, devrinde şiirlerinden çok Vesîletü’l-İrfân isimli kıyâfetnâmesi ve Kasîde-i Bürde’ye yazdığı şerhiyle tanınmıştır.

Visâlî’nin bilinen iki eseri vardır.

  1. Gül-i Sad-berg
  2. Vesîletü’l-İrfân

Ayrıca kaynaklarda Visâlî’nin Dîvânı ve Kasîde-i Bürde’ye mükemmel bir şerhinin olduğu haber verilmekte ise de, şimdiye kadar bu eserlere tesadüf edilememiştir. Safâyî, Visâlî için “Ol asrun tertîb-i dîvân iden şuarâsındandur” (yk. 398a) diyerek mürettep divanının olduğunu bildirmektedir. Rızâ ve Bursalı M. Tahir ise Kıyâfetnâme’si ile birlikte Kasîde-i Bürde şerhinin olduğunu haber vermektedirler (Rızâ: 293a; Bursalı M. Tahir: III/49).

1.Gül-i Sad-berg: Manzum yüz hadistir. Eser mensur bir mukaddime ile başlar: içinde üç kıt’a, iki beyit ve iki müstezat bulunur. Hadis tercümelerini ihtiva eden kısım ise kıt’a nazım şekli ile yazılmıştır. Kıt’aların tamamı ve beyitlerden biri aruzun hafif bahrinden Feilâtün me fâ i lün fei lün kalıbı ile yazılmıştır. Eser mensur kısmın içindeki manzumelerle birlikte toplam 210 beyittir.

Gül-i Sad-berg’in mukaddime bölümü Allâh’a hamd ve senâ, Hz. Peygamber’e salât ve selâm ile başlar. Sonra padişahın vasıflarına temas edilir. Ona ve âilesine duayı müteakip eserin telif sebebi anlatılır. Burada Visâlî, 40 akça payeli Müftî Ahmed Paşa Medresesi’nden mevleviyyetin ilk makamlarından olan hâric elli medresesine yükseltilmesine teşekkür amacıyla böyle bir eser yazmayı planladığını ifade eder (Visâlî, Gül-i Sad-berg yk. 1b-19b). Mukaddimeden sonra hadis tercümeleri başlar. Bu bölümde her hadis birer kıt’a ile tercüme edilir. Hadisler umumî olarak; ilim, îman, ahlâk, yardımlaşma, dünyaya bağlanmama vb. konular üzerinedir.

Visâlî’nin bu eserinde iki ayrı üslup görülür. Biri, mukaddime bölümündeki üsluptur ki, dili ağırdır. Bu bölümde söz uzatılmış, âyet ve hadis metinlerinin yanında Arapça, bilhassa Farsça isim ve sıfat tamlamalarına fazlaca yer verilmiştir. Bunlar yerinde ve başarılı olarak kullanılmasına rağmen bölümün anlaşılmasını güçleştirmiştir. Diğeri, hadis tercümeleri bölümünde kullandığı basit ve sade bir üsluptur. Eserin esas bölümünü oluşturan bu kısımda yabancı terkipler çok azdır. İfadeler samimîdir. Çok sayıda kolayca söylenmiş hissini veren kuvvetli beyitler meydana getirilmiştir. Hadis tercümelerinde hitabî üslubu benimseyen Visâlî, sık sık okuyucuya nasihat etmeyi ihmal etmemiştir. Mukaddime bölümündeki ağır dilden sonra hadis tercümelerinde görülen basit dil şairin Türkçeye hâkimiyetini ve insanların seviyesine göre hitap etme hususundaki dikkatini göstermektedir.

Mukaddime bölümünde Visâlî kendini “Muhammed Visâlî’-yi Kütahyavî” olarak tanıtmaktadır. Kütahyavî nisbesini kullanmış olması eserini Kütahya’ya yerleştikten sonra yazmış olduğunu gösterebilir. Gül-i Sad-berg’in telif tarihi belli değildir. Ancak mukaddime bölümündeki bilgilere göre Sultan III. Mehmed zamanında yani 1595-1603 yılları arasında yazıldığı açıktır. Ayrıca, Tarih-i Silsile-i Ulemâ adlı eserin verdiği bilgiye göre Visâlî 1007/1598-99 tarihinde “hâriç elli payeli” Kütahya Germiyanoğlu Medresesi’nde görev almıştır. Şairimiz eserini “hâriç elli payeli” bir medreseye tayin edilmesine teşekkür amacıyla kaleme almış, Osmanlı padişahlarından III. Mehmed (1595-1603)’in validesi Safiye Sultan’a ithaf etmiştir. Hz. Peygamber’in yüz hadisini birer kıt’a ile tercüme ettiği bu eserini sözü edilen medresede göreve başladığı tarih olan 1598-1599 yıllarında telif ettiğini tahmin edebiliriz.

Visâlî’nin bu eseri; mukaddime kısmının mensur olması, birden fazla veznin kullanılması, hadislerin sade bir dille nazmen tercüme edilmesi gibi hususiyetleri sebebiyle diğer manzum yüz hadislerden farklılık arz eder. Bilhassa sade dili ve samimî ifadeleriyle türünün güzel örneklerinden biridir (Öztoprak 1993: 74-80, 476-515).

2. Vesîletü’l-İrfân: Kıyafetnâme türünde bir eserdir. Bir kimsenin saç, göz, kulak, el, ayak, vs. uzuvlarından ve dış görünüşünden onun ahlâk ve karakter hususiyetlerini tahmin ve tespit etmek ilmine kıyâfet ilmi denir (Kıyafetname konusunda geniş bilgi için bk. Çelebioğlu 1979: 305-347; Mengi 1977-1978: 299-309). Bu türde eserler Türk edebiyatında “Kıyâfetnâme” olarak isimlendirildikleri halde Visâlî eserine Vesîletü’l-İrfân gibi özel bir isim vermiştir.

Visâlî bu eserini 1003/1595’te padişahın cülûs tarihinde veya daha sonra yazıp Sultan III. Mehmed (1595-1603)’e ithaf etmiştir (Çelebioğlu 1979: 313).

Eserin bilinen tek nüshası Erzurum Atatürk Üniv. Ktp., A.S. Levend Kitapları Bl., Nu. 269’da kayıtlıdır. Bu nüshaya göre Vesîletü’l-İrfân mesnevi nazım şekliyle ve aruzun hafif bahrinden (Gül-i Sad-berg ile aynı vezinde) Fe‘i lâ tün me fâ‘i lün fe‘i lün kalıbı ile yazılmış olup tamamı 1002 beyittir.

Eser, Allâh’ın sıfatları, yüceliği ve verdiği nimetleri konu alan bir tevhit ile başlar. Ardından Hz. Peygamber’in üstünlüklerini güzel ahlâkını ve başka hususiyetlerini dile getiren na’t gelir. Methiye bölümünden sonra sebeb-i te’lif bölümü başlar. Şair kâinatın yaratılışını ve insanın oradaki görevlerini anlattıktan sonra, insanın mutlu olabilmesi için ilâhî emirleri ve tabiatta olan bitenleri olduğu gibi kabul etmesi gerektiğini söyler. Daha sonra insanın uzuvlarıyla karakteri arasındaki münasebetleri anlatır. Visâlî bu eserinde Gül-i Sad-berg’dekinin aksine sık sık âyet, hadis, kelâm-ı kibar, atasözü ve deyimlerden istifade yoluna gitmiştir. Arapça veya Farsça cümle, terkîb ve sıfat tamlamalarının bulunduğu mısralar istisna edilirse şairin üslubu sade olarak mütalaa edilebilir. Tevhit, nat, methiye ve sebeb-i te’lif bölümlerinde şiir özelliği daha fazla olmakla beraber asıl bölüm sanat ve şiir yönünden zayıf görülmektedir. Didaktik bir gaye ile eserini kaleme alan şair, fazla sanat oyunlarına kaçmamış ve sözü uzatmamıştır.

Vesîletü’l-İrfân’ın kıyâfetnâmeler arasındaki yeri hakkındaki bir hüküm veremiyoruz. Bunun için türün diğer eserlerini de hakkıyla değerlendirmiş olmak gerekir. Ancak, Klâsik Türk edebiyatının bir ürünü olarak tertip hususiyetlerine uygun, başarılı bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Şairin başarısında şiire kabiliyetli olmasının yanında mevzua hâkim oluşunun da rolü büyüktür. Visâlî, müderris ve bilhassa kadı olarak daima insanlar arasında bulunmuş, böylece onların karakterlerini daha iyi tanıma imkânına sahip olmuştur (Öztoprak 1995: 150-151).

XVI. yüzyılın son çeyreği ile XVII. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ve altı padişah dönemini idrak eden Visâlî, velûd olmayan şahsiyetiyle Nef’î, Şeyhülislâm Yahyâ, Nâilî gibi şairlerin seviyesine çıkamamıştır. Bununla birlikte dikkat çeken bir mevzû olan kıyâfet hususunda yazdığı Vesîletü’l-İrfân, Kasîde-i Bürde’ye yazdığı şerh ve kaynaklarda belirtilen şiirleriyle devrinin şairleri arasında, mesleği itibarıyla da ilmiye sınıfında önemli bir yere sahip olmuştur. Onun gerek Gül-i Sad-berg’i, gerekse Vesiletü’l-İrfân’ı türleri bakımından ihmal edilmemeleri gereken kıymetli eserlerdir.

Kaynakça

Aktepe, M. Münir (1979). “Taşköprî-zâde”. İslâm Ansiklopedisi. C. XII-I. İstanbul: MEB Yay. 44.

Beyânî, Tekire-i Şuarâ, İstanbul Üniversitesi Ktp. TY. 2568.

Bursalı M. Tahir (1333-1342). Osmanlı Müellifleri. C. III. İstanbul.

Çelebioğlu, Âmil (1979). “Kıyafe(t) İlmi ve Akşemseddinzâde Hamdullah Hamdi ile Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kıyafetnâmeleri”, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Araştırma Dergisi, Ahmed Caferoğlu Özel Sayısı. (11): 305-347.

Fâizî. Zübdetü’l-Eşâr. İstanbul Üniv. Ktp. TY. 1646.

Güner, Hamza (1967). Kütahyalı Dîvan Şâirleri; Halk Şâirleri, Tekke Şâirleri, Âşık ve Ozanlar. Kütahya: İl Basımevi.

İpekten, Halûk, M. İsen, R.Toparlı, N. Okçu ve T. Karabey (1998). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KTB Yay.

İsmail b. Muhammed Aclûnî (1351/1932). Keşfu’l-Hafâ Muzilü’l-İlbâs Amme’ş-Tehâre Mine’l-Ehâdîs alâ Elsineti’n-Nas. Beyrut: Dâru’l-İhyâi’t-Tedasi’l-Arabî.

Kafzâde Fâizî. Zübdetü’l-Eşâr. İstanbul Üniversitesi Ktp. TY. 1646.

Levend, Agah S. (1958). Türk Edebiyatında Şehr-engizler ve Şehr-engizlerde İstanbul. İstanbul: İstanbul Fetih Derneği İstanbul Enstitüsü Yay.

Mehmed Süreyya (1308-1311). Sicilli Osmanî. IV C. İstanbul: Matbaa-i Âmire.

Mengi, Mine (1978). “Kıyafetnâmeler Üzerine”. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten: 299-309.

Mucîb. Tezkire-i Mucîb. İstanbul Üniversitesi Ktp. TY. 3913.

Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Şeyhî Mehmed Efendi Şakâ’ik-i Nu’mâniye ve Zeyilleri “Vakâyiü’l-Fudalâ”. C. III. İstanbul: Çağrı Yay.

Öztoprak, Nihat (1993). Klâsik Türk Edebiyatı’nda Manzum Yüz Hadîsler. Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi.

Öztoprak, Nihat (1995). “Niğdeli Visâlî’nin Hayatı ve Eserleri”. BİR Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi. 4: 143-152.

Rızâ. Tezkire-i Şu’arâ. İstanbul Üniversitesi Ktp. TY. 2563.

Riyâzî. Riyâzu’ş-Şu’arâ. İstanbul Üniversitesi Ktp. TY. 3250.

Safâyî. Nühbetü’l-Âsâr. Süleymaniye Ktp. Esad Ef. Bl. Nu. 2549.

Şeyhî Mehmed Efendi. Vekâyi’ü’l-Fudalâ. İstanbul Bâyezid Genel Ktp. Nâdir Eserler B1.Nu:. 2361.

Tarih-i Silsile-i Ulemâ. Süleymaniye Ktp. Esad Efendi Bl. Nu. 2142.

Uzunçarşılı, İsmail H. (1932). Kütahya Şehri. İstanbul: Devlet Matbaası.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1984). Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı. Ankara: TTK Bas.

Visâlî. Gül-i Sad-berg. Erzurum Atatürk Üniv. Ktp. A.S.Levend Kitapları. Nu. 406.

Visâlî. Gül-i Sad-berg. Paris Bibliyotek Nasyonel (Biblioteque Nationale) Ktp. Nu. 490.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. NİHAT ÖZTOPRAK
Yayın Tarihi: 14.01.2014

Eserlerinden Örnekler

Gül-i Sadberk’ten:

Hadis: Ez-ziyâratü lahzatün.

Anlamı: Ziyâret kısa olur

 

Hayra gir kıl ziyâret ahbâbı

Eğlenüp kalblerine virme keder

Lahzadur dir ziyâreti çü Resûl

Lahzadan artuğı ziyâde gider

(Öztoprak, Nihat (1993). Klâsik Türk Edebiyatı’nda Manzum Yüz Hadîsler. Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi. 484)

 

Hadis: Fikrü sâ’atin hayrun min ‘ibâdeti seb’îne senetin.

Anlamı: Bir saatlik tefekkür, yetmiş yıllık ibâdetten daha hayırlıdır.

 

Fikr kıl emr-i Hak’dan bir sâat

Olasın dîn yolında tâ âgâh

Altmış yıl ibâdet itmekden

Hayrlu kıldı fikrüni Allâh

(Öztoprak, Nihat (1993). Klâsik Türk Edebiyatı’nda Manzum Yüz Hadîsler. Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi. 494)

 

Hadis: İyyâküm ve’l-kizb.

Anlamı: Yalandan korkunuz.

 

Kizbden kork dir sana iy kardaş

Sâdıku’l-kavl olan Resûl-i güzîn

Cümle edyânda kizb oldı harâm

Sâdık ol kardaş oldı sıdk ile dîn

(Öztoprak, Nihat (1993). Klâsik Türk Edebiyatı’nda Manzum Yüz Hadîsler. Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi. 503)

 

 

Hadis: Lâ-yüreddü da‘vetü an selâsin es-sâyimü, ve’l-imâmü’l-adli ve’l-mazlûm

Anlamı: Oruçlu, âdil imâm ve mazlum kişilerin duâsı reddedilmez.

 

Üç kişinün du‘âsını Allâh

Eyleyüpdür icâbete makrûn

Biri ‘âdil imâm biri sâyim

Biri mazlûmdur k’olur mahzûn

(Öztoprak, Nihat (1993). Klâsik Türk Edebiyatı’nda Manzum Yüz Hadîsler. Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi. 504)

 

Beyitler:

Âteş-i ışk ile bir âh eylesem âlem yanar

Sûz-ı dilden nâle kılsam cümleten âdem yanar

 

Şem’-i meclis gice yanarsa sabâhın dinlenür

Bezm-i gamda gör Visâlî’yi sabâh ahşam yanar

 

***

Tîg-ı sitemle başımı gel itme kana gark

Uşşâk içinde bendene lâzım değil mi fark

***

Didiler yâr gelür hüzni gider şâm ü seher

Bekledüm yolların ammâ ne gelir var ne gider


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1TAHİRÎ, Ortaköylüd. 1812/14 - ö. 1884?Doğum YeriGörüntüle
2Bayar, Zühtüd. 18 Kasım 1943 - ö. 26 Mart 2011Doğum YeriGörüntüle
3Mehmet Yaşar Bilend. 1945 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4TAHİRÎ, Ortaköylüd. 1812/14 - ö. 1884?Doğum YılıGörüntüle
5Bayar, Zühtüd. 18 Kasım 1943 - ö. 26 Mart 2011Doğum YılıGörüntüle
6Mehmet Yaşar Bilend. 1945 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7TAHİRÎ, Ortaköylüd. 1812/14 - ö. 1884?Ölüm YılıGörüntüle
8Bayar, Zühtüd. 18 Kasım 1943 - ö. 26 Mart 2011Ölüm YılıGörüntüle
9Mehmet Yaşar Bilend. 1945 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10TAHİRÎ, Ortaköylüd. 1812/14 - ö. 1884?MeslekGörüntüle
11Bayar, Zühtüd. 18 Kasım 1943 - ö. 26 Mart 2011MeslekGörüntüle
12Mehmet Yaşar Bilend. 1945 - ö. ?MeslekGörüntüle
13TAHİRÎ, Ortaköylüd. 1812/14 - ö. 1884?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Bayar, Zühtüd. 18 Kasım 1943 - ö. 26 Mart 2011Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Mehmet Yaşar Bilend. 1945 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16TAHİRÎ, Ortaköylüd. 1812/14 - ö. 1884?Madde AdıGörüntüle
17Bayar, Zühtüd. 18 Kasım 1943 - ö. 26 Mart 2011Madde AdıGörüntüle
18Mehmet Yaşar Bilend. 1945 - ö. ?Madde AdıGörüntüle