ÂŞIK ÖMER

(d. 1030?/1621? - ö. 1119/1707)
Âşık
(Âşık / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

Hayatı hakkında kaynaklarda ke­sin bilgiler bulunmayan Âşık Ömer hakkında araştırmacıların en çok tartıştığı konular arasında doğum tarihi ve yeri gelmektedir. Sadettin Nüzhet Ergun, M. Fuat Köprülü, Ş. Elçin başta olmak üzere pek çok araştırmacı, şairin doğum tarihinin “sarih” olarak bilinmediğini kaydederek XVII. yüzyılı işaret etmişlerdir. Bir manzumesinin yazılış tarihini H. 1061/M. 1651 olarak kaydeden Köprülü, Âşık Ömer’in XVII. asrın ilk yarısının sonlarında doğduğunun söylenebileceğini ifade etmiştir (Ergun 1936: 8; Köprülü 1962: 254; Elçin 1987: 3). Bazı antoloji, edebiyat tarihi ve ansiklopedilerde Köprülü’nün bir manzumesinin yazılış tarihi olarak kaydettiği bilginin yanlış değerlendirilmesinden kaynaklı olarak Âşık Ömer’in doğum tarihi 1651 olarak gösterilmektedir. Kemal Akça adlı bir araştırmacı da, Âşık Ömer’in tahminen 90 yıl yaşadığından yola çıkarak H. 1029/M. 1619 yılında doğduğunu iddia etmiştir (1944). Kırımlı araştırmacılara göre Âşık Ömer, H. 1030/M. 1621 senesinde Kırım’ın Gözleve şehrinde Abdulla Kenceoğlu adında kürkçülük yapan bir esnaf ailesinde dünyaya gelmiştir (Şemizade 2000: 18; Fazil 1988: 8). Şükrü Elçin, Feliks Dombrowsky, Server Trupçu ve Basir Gafar’ın popüler yayınlarında yer alan bu bilgileri kaydetmiş, annesinin adının Şerife olduğunu, birkaç kız kardeşi olduğunu belirtmiştir (1987: 3).

Âşık Ömer’in doğum yeri hususunda Aydın, Konya ve Kırım olmak üzere üç farklı görüş ileri sürülmüştür. Bursalı Mehmed Tahir, “Osmanlı Müellifleri” adlı eserinde Âşık Ömer’i Konevî mahlasıyla kaydederken doğum yerinin, yani “vatan-ı aslîsinin Aydın ili” olduğunu da eklemiştir (1972: 25-26). Bu düşünceye karşı çıkan Ergun, özellikle “Menâkıb-ı Kethudâzâde El-hâc Mehmed Ârif Efendi” adlı eserde Âşık Ömer’in Kırım’da Gözleveli olduğunun kayıtlı olduğunu, dolayısıyla Âşık Ömer’in Kırım’ın Gözleve kasabasında doğduğunu ve daha sonra Aydın’a gelip vatan tuttuğunu ifade etmiştir (Ergun 1936: 5-7; Emin Efendi 2009: 170).

Fuad Köprülü de ilk olarak, şiirlerinden hareketle Âşık Ömer’in Gözleve veya Aydınlı olma ihtimallerinin öne çıktığı görüşündedir. Ancak Sadeddin Nüzhet Ergun’un Konya çevresinde Gözleve adında bir nahiye bulunduğunu mektupla kendisine bildirmesi ve Aydınlı Âşık Ömerî adlı başka bir şair olduğuna dair tespitler üzerine Âşık Ömer’in Konya’nın Hadim ilçesine bağlı Gözleve köyünden olduğu fikrine gelmiş ve eserinin daha sonraki baskılarında bunu not olarak eklemiştir (Köprülü 1962: 268-269). Kemal Akça da özellikle sözlü rivayetlerden hareketle Âşık Ömer’i, Konya’nın Hadim ilçesine bağlı Gezlevi (Korualan) adındaki köye bağlamıştır (1944: 10-11).

Server Trupçu, Eşref Şemizade ve Feliks Dombrowsky gibi Kırım eksenli görüşleri değerlendiren Şükrü Elçin ise, Âşık Ömer’in seyahatlerini, 1848 yılında Dombrowsky tarafından derlenmiş rivayeti ve 1894’te İsmail Gaspıralı’nın Bahçesaray’da bastırdığı divanı da dikkate alarak Âşık Ömer’in vatanının Kırım Gözleve’si olduğunu kuvvetle tahmin etmektedir (Elçin 1987: 1-2).

Pertev Naili Boratav, bir makalesine düştüğü dipnotta şairi “Aydınlı Âşık Ömer” şeklinde tanımlamış (1968: 353), H. V. Fıratlı ile birlikte hazırladığı antolojide de "Vatan-ı aslimiz Aydın ilidir" mısraından hareketle Âşık Ömer'in Aydınlı ol­duğunu vurgulamıştır (Boratav-Fıratlı 2000: 123-125). Ancak özellikle Köprülü’nün Âşık Ömer ile Âşık Ömerî’yi ayrı şairler kabul etmesi sonucunda Âşık Ömer’in Aydınlı olduğu fikri yerine Konyalı olduğu düşüncesi ağır basmaya başlamıştır. Özellikle Yavuz ile Karasoy, son yıllarda yaptıkları çalışmalarda sözlü kaynaklardan toplanan Âşık Ömer hakkındaki rivayetleri ve bu rivayetleri destekleyen birtakım somut izleri esas alarak Âşık Ömer’in, Konya’nın Hadim ilçesine bağlı Gezlevi (Korualan) köyünde doğduğunun kesin olduğu fikrine ulaşmışlardır (Karasoy-Yavuz 2003; Karasoy-Yavuz 2010: 71-86). Ancak saz şiiri üzerine geniş araştırmaları olan Saim Sakaoğlu bu probleme temkinli yaklaşarak “Âşık Ömer ve şiirlerinin Türkiye’de Kırım’daki kadar geniş bir çevrede kabul gördüğünü söylememiz mümkün değildir. Konya Mevlâna Müzesi’nde bulunan 366 varaklık divanında 1242 şiirinin bulunması, yine bölgede tespit edilen cönklerdeki Âşık Ömer şiirlerinin fazlalığı onun Konyalılığını kuvvetlendiriyorsa da, buna temkinli yaklaşmak gerekir. Âşık Ömer, Karaca Oğlan’dan sonra ünü bütün Türk dünyasına yayılmış ve Türk dünyasının ortak âşığı sıfatını kazanmış birkaç şahsiyetten birisidir.” demektedir (Sakaoğlu-Alptekin 2008: 43-46).

Üsküdarlı Mevlevi Hasîb’in Risâle-i Vefeyât adlı risalesinde ve Ayvansaraylı Hafız Hüseyin'in 1197/1782’de tertip ettiği ve Konya Mevlana Müzesi’nde bulunan Âşık Ömer divanının ilk sahifesinde “vefat-ı Âşık Ömer, nâzım-ı türkmânî” kaydı altında yer alan “İşidüp ben de vefatın ana dedim tarih / Ola Âşık Ömer'in cilvegehi adn-i celîl” beytine göre Âşık Ömer’in ölüm tarihi H. 1119/M. 1707’dir (Ergun 1936: 12; Köprülü 1962: 259). Şükrü Elçin, bu tarih düşürmenin “işitme”ye bağlı olduğunu ve Âşık Ömer’in bir “mersiye”sinde yer alan tarihsel olayın 1711’de vuku bulduğundan dolayı Âşık Ömer’in ölüm tarihinin 1707’den sonraki yıllarda aranmasının icap edeceğini belirtmektedir (Elçin 1987: 7).

Âşık Ömer’in ölüm yeri ve kabri konusunda da çelişkili bilgiler söz konusudur. Âşık Ömer’in İstanbul’da Yemiş İskelesi’nde bir türbede metfun olduğu bilgisi, Âşık Ömer divanının taşbaskı nüshalarında görülen temsilî bir türbe resmi altında yer almaktadır (Ergun 1936: 13). Kırım rivayetleri ise 60 yaşından sonra Gözleve’ye dönen Âşık Ömer’in 1707 yılında 86 yaşındayken Gözleve’de öldüğünü bildirmektedir. Şemizade’nin Kırımlı yaşlılardan aldığı bilgilere göre ise Âşık Ömer’in XIX. yüzyıl sonlarına kadar Kırım’da Kalentir Burnu’nda evliya kabri gibi ziyaret edilen bir mezarı ve çeşmesi varmış (Şemizade 17, 27-29). Şükrü Elçin de şairin kabri hususunda Kalentir Burnu’nu bir ihtimal olarak kabul etme taraftarıdır (Elçin 1987: 8). Âşık Ömer, şiirlerinden anlaşıldığı üzere medrese öğrenimi görmüş, dinî bilimler yanında Arapça ve Farsça’yı öğrenmiş, Hafız Divanı’nı, Sadî’nin Bostan’ını, Mevlâna’nın Mesnevisi’ni okumuş bir şairdir. Âşık Ömer’in matbu divanında “hafız” unvanıyla anılması, Kur’an’ı hıfzetmiş veya hafızlık çalışmış bir kişi olduğunu göstermektedir (Ergun 1936: 11). Âşık Ömer’in şiirlerinde Şerif veya Şerifî adlı bir şairden saygı ve övgüyle söz etmesi, bu kişinin Ömer’in hocası veya ustası olduğu tespitine yol açmıştır (Ergun 1936: 433). Kırım rivayetleri Âşık Ömer’in Gözleve’de Cuma Camii Medresesi’nde Kefevî Seyit Abdülkerim Şerifi adlı bir hocadan ders aldığını ve şiire ilgisinin bu sırada başladığını kaydetmektedir (Şemizade 2000: 20).

Devrin askerî olayları ve savaşları hakkında birçok manzume yazmış olmasını değerlendiren Fuat Köprülü ve Sadettin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer’in yeniçeri saz şairi olduğu fikrine ulaşmışlardır (Köprülüzade 1928; Ergun 1936: 10). Âşık Ömer, “şeriatın çizdiği yolda sadakatle yürüyen, inanmış samimi” ve peygambere, dört halifeye, İmam-ı Azam’a bağlı sünni ve Hanefi bir Müslüman’dır (Ergun 1936: 76-77; Elçin 1987: 13). Tasavvufi anlamda şeriat, tarikat, hakikat ve marifetten oluşan dört kapıya değer veren, insan-ı kâmili hedefleyen bir düşünce yapısına sahiptir. Nitekim Uşşaki tarikatı şeyhlerinden Salâhî Efendi onun “yalnızca erbabı tarafından anlaşılması mümkün olan manzumelerin sahibi bir şair olduğunu” belirterek iki şiirine tasavvufi şerh yazmıştır (bk. Ceylan 2000: 52, 414; Kurnaz-Tatçı 2001: 257-266).

Derviş Nihanî mahlasını kullanmasından hareketle Âşık Ömer’in bir tarikata bağlandığını muhakkak gören Ergun, bu mahlasın şeyhi tarafından verilmiş olabileceği ihtimalini öne sürmüş, Mesnevi okuyan ve Mevlana’ya karşı derin bir bağlantısı olan şairin Mevlevi tarikatına mensup olmasını muhtemel görmüştür (Ergun 1936: 7, 76). Âşık Ömer’in, “serdarının Hacı Bektaş” olduğunu ve “Hacı Bektaş’a ziyarete vardığını ve yol ile erkâna uğradığını” söylemesi onu Bektaşiliğe de yaklaştırmaktadır. Sonuçta Âşık Ömer, “Hacı Bektaş’a karşı hürmet ve muhabbet besleyen bir Mevlevi olarak kabul” edilmekle birlikte “Mevleviliği de tam manasıyla benimseyememiş, hayatını maddî zevk ve neşelerle geçirmeye çalışmış” bir şair olarak tanımlanmıştır (Ergun 1936: 77).

Şiirleri, Ömer mahlasını kullanan birçok şairle karışan Âşık Ömer’in Ömer ve Âşık Ömer dışında Adlî, Derviş Nihanî, Vehbî ve Vechî mahlaslarını kullandığı dikkati çekmektedir. Hz. Ömer’in adaletinden etkilenen babasının oğluna verdiği adın Ömer olduğu, ders veya aile mahlasının ise Adlî olduğu tahmin edilmektedir (Ergun 1936: 7; Köprülü 1962: 256; Elçin 1987: 3). Kullandığı Vehbî mahlası “istidadının fıtriliğini anlatmak istemesi”yle açıklanmaktadır (Ergun 1936: 8). Derviş Nihânî mahlası ise bağlı olduğu tarikat şeyhi tarafından verilmiş bir mahlas olarak değerlendirilmektedir (Ergun 1936: 7). Bir manzumesinde geçen Vechî sözü de, Ömer adlı bir başka şairin varlığı veya Vehbî sözünün Vechi şeklinde yanlış yazılmasına bağlanmaktadır (Ergun 1936: 8).

Âşık Ömer, hem hece hem de aruz ölçüsüyle şiir söylemiş, döneminin en verimli ve usta şairidir. Bir başka ifadeyle hem saz şairi hem de kalem şairidir. Onun edebî kişiliğini oluşturan iki temel eksenden ilki “saz şairlerinin toplandıkları halk kahveleri, askerî sınıfların çok sevdikleri bozahaneler, serhat kalelerinin biraz serseri ve maceralı kahraman hayatı”dır. İkincisi ise “medreseleri, tekkeleri, yüksek sınıflara mahsus kahveleri, münevver sınıfı ile şehir muhiti”dir. (Köprülü 1962: 264-265). Âşıklığının yanı sıra Osmanlı şehir ve asker muhitleri, onun Divan edebiyatına yakın olmasını, dolayısıyla dili ve üslubunun, özellikle aruzlu şiirlerinde oldukça ağır olmasına yol açmıştır. Divan şiirinin şekil ve türleriyle oldukça fazla sayıda aruzlu şiir kaleme alan Âşık Ömer, Nesimî, Fuzulî, Bakî ve Nef'î gibi şairlerden etkilenmiş, Ahmed Paşa, Fuzulî ve Ataî gibi şairlere nazireler söylemiştir. Hece ölçüsüyle söylediği şiirleri aruz ölçüsüyle söylediği şiirlere göre daha canlı ve başarılıdır. Âşıklık geleneği çerçevesinde şiirlerinin büyük kısmını kahvelerde, saz meclislerinde doğaçlama olarak söylediği için bazen ifade ve mazmun tekrarlarına düşmüştür. Âşık Ömer’in etkilendiği saz şairleri arasında “şairnamesi”nde sözünü ettiği şairler dışında kendinden önce yaşamış Kâtibî, Kuloğlu, Kayıkçı Kul Mustafa gibi usta şairler ile çağdaşı Gazi Âşık Hasan ve arkadaşı Gevherî önemli yer tutmaktadır. Divan şiiri geleneğini üstün tutan ve bu tarz şiirlere yönelen Âşık Ömer, Karacaoğlan için de “ozan” diyerek aşağılayıcı bir ifade kullanmaktan geri durmamıştır (Köprülü 1962: 265; Ergun 1936: 65-68).

Kendisinden sonra gelen saz şairleri Âşık Ömer’i usta kabul etmişlerdir. Çağdaşı olan Gevherî, Âşık Hasan, Levnî, Rûhî, Siyahî, Sevdayî, Sinanî, Aşkî gibi birçok âşık, ona nazireler söylemiş, methiyeler yazmışlardır. Âşık Ömer, daha sonraki yüzyıllarda yazılan Gubarî ve Hızrî’nin şairnamelerinde de anılmaktadır.

1500 civarında şiiri olduğu sanılan Âşık Ömer’in şiirlerinde konu olarak aşk, tabiat, gurbet, ölüm gibi genel temalarla birlikte din, tasavvuf ve tarihsel olaylar da geniş biçimde yer almaktadır. Şiirlerinde sözü edilen olaylara, terimlere ve şahıs isimlerine bakılırsa Âşık Ömer, bir ordu şairi olarak da değerlendirilebilir. Âşık Ömer, yaşadığı dönemdeki dört Osmanlı padişahından özellikle II. Ahmet’e karşı çok saygılı ifadeler kullanmaktadır. Serdengeçtiler ve sakalar gibi askerî sınıflar hakkındaki bazı şiirleri, Cehrin Kalesinin fethi, Rus, Avusturya ve Venedik savaşlarına dair manzumeleri bir yandan onun yaşadığı yüzyılı işaret etmesi diğer taraftan edebî yönünü göstermesi açısından önemlidir. Âşık Ömer’in gerek hudut boylarında askerlerle beraber bulunması ve gerekse gezgin âşıklığı sebebiyle pek çok şehri gezdiği ve bu gezilerde gördüklerini şiirlerine yansıttığı dikkati çekmektedir. Bursa, Sakız, Varna, Tunca, Kili, İstanbul, Sinop, Bağdat, Üç Fener gibi pek çok şehri gezmiş olan Âşık Ömer’in İstanbul ve semtlerini konu alan bir destanı vardır.

Âşık Ömer’in şiirlerinde musiki kültürü önemli bir yer tutar. Bir şiiri klasik Türk musikisi terimleri ve makamları üzerinedir. Ayrıca “tanbura” çaldığı kayıtlara geçmiştir (Ergun 1936: 11). Menâkıb-ı Kethudâzâde El-hâc Mehmed Ârif Efendi adlı eserde Âşık Ömer’in Kırım’da bir kahvede çaldığı sazı baş ucuna astığı ve saza kimsenin dokunmadığı yazılıdır. Âşık Ömer uzun süre sefer ettikten sonra geldiği bu kahvede Âşık Ömer’den başkasının çalamayacağı için kendisine sazı vermezler, ancak sazı çalınca Âşık Ömer olduğu anlaşılır (Emin Efendi 2009: 170). Ayrıca Âşık Ömer’in şiirlerinden pek çoğu bestelenmiş olup günümüzde de okunmaktadır.

Hafız Hüseyin Ayvansarayî, Âşık Ömer’in şiirlerini toplayarak bir divan haline getirmiştir. Bugün Konya Mevlana Müzesi’nde bulunan bu nüsha 1780-1782 tarihleri arasında yazılmıştır. Âşık Ömer divanlarından en eski tarihlisi, Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan ve 1728 tarihli nüshadır. Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde de 1800 tarihli bir yazma divan yer almaktadır. Ankara Millî Kütüphane’de iki yazması bulunan Âşık Ömer Divanı’nın İngiltere’de British Library’de de bir nüshası bulunmaktadır. Âşık Ömer Divanı, yazma nüshalar dışında bir kısmı taşbasması olarak defalarca basılmıştır. Ayrıca hemen hemen her cönk ve mecmuada da Âşık Ömer şiirlerine tesadüf etmek mümkündür.

Kaynakça

Akça, Kemal (1944). “17'nci Asrın Saz Şairlerinden Gözlevili Âşık Ömer”, Folklor Postası. 1/3, 9-10, 17.

Boratav, Pertev Naili-Halil Vedat Fıratlı (2000). İzahlı Halk Şiiri Antolojisi. (hzl.) Metin Turan, İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı.

Boratav, Pertev Naili (1968). “Âşık Edebiyatı”, Türk Dili Türk Halk Edebiyatı Özel Sayısı. XIX/207, 340-357.

Bursalı Mehmed Tahir Bey (1972). Osmanlı Müellifleri 2. Cild. (hzl. A. Fikri Yavuz-İsmail Özen), İstanbul: Meral Yay.

Ceylan, Ömür (2000). Tasavvufî Şiir Şerhleri. İstanbul: Kitabevi.

Dombrovskiy, F. (1848). “Aşık Umer Krımtatar Rivayeti”, Sovremennik jurnalı. St. Petersburg, 1848, c. 5: 15-23.

Elçin, Şükrü (1987). Âşık Ömer. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

Emin Efendi (2009). Menâkıb-ı Kethudâzâde El-hâc Mehmed Ârif Efendi Osmanlı Hayatından Kesitler. (hzl. Hasan Gürkan-Hür Mahmut Yücer), İstanbul: İnsan Yay.

Ergun, Sadeddin Nüzhet [1936]. Âşık Ömer Hayatı ve Şiirleri. İstanbul: Semih Lütfi Matbaası ve Kitap Evi.

Fazıl, Riza (1988). Aşık Umer Birinci Kitap. Taşkent: Gafur Gulam Adına Edebiyat ve San’at Neşriyatı.

Fazıl, Riza (1990). Aşık Umer Ekinci Kitap. Taşkent: Gafur Gulam Adına Edebiyat ve San’at Neşriyatı.

Gün, İsmail (1939). Aydın İli Şairlerinden Âşık Ömer. Aydın: CHP Basımevi.

Karahan, Abdülkadir (1991). “Âşık Ömer”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. VI, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1.

Karasoy, Yakup-Orhan Yavuz (2010). Âşık Ömer Divanı. Konya: İnci Ofset.

Karasoy, Yakup, Orhan Yavuz (2003). “17. Yüzyıl Saz Şairi Âşık Ömer Üzerine Bazı Mülahazalar” , Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi  Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’a Armağan. 13: 177-216.

Köprülü, M. Fuad (1962). Türk Sazşairleri II, Ankara: Millî Kültür Yay.

Köprülüzade Mehmed Fuad (1928). “Âşık Ömer’e Ait Bazı Notlar”, Hayat Mecmuası. I/24, 12 Mayıs, 2-3.

Kurnaz, Cemal-Mustafa Tatçı (2001). Bir Mektebe Uğradım Kuş Dilini Okurlar Türk Edebiyatında Şathiyye, Ankara: Akçağ Yay.

Öztelli, Cahit (1977). “Âşık Ömer”, Türk Ansiklopedisi. 26, İstanbul: MEB Yay., 257.

Sakaoğlu, Saim-Ali Berat Alptekin (2008). Türk Saz Şiiri Antolojisi (14-21. Yüzyıllar). Ankara: Akçağ Yay.

Şemizade, Eşref (2000). “Şair Aşık Umer ve Onın Klassik Edebiyatımızdaki Yeri”, Edebiy ve Tenkidiy Makaleler. Simferepol: Dolya, 5-36.

Üşenmez, Emek (2012). "Modern- Kırım Tatar Edebiyatında Âşık Ömer", Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 7 / 1: 2055-2065.

 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. ALİ DUYMAZ
Yayın Tarihi: 09.11.2014
Güncelleme Tarihi: 05.12.2020

Eserlerinden Örnekler

Koşma

Yâr hayâlin sevdâsında gezerim

Gözlerimin yaşı su gibi çağlar

Mecnûn’um aşk sahrâsında gezerim

Yanımca zincirin sürür ırmağlar

Dağlara arz ettim derûnum yasın

Semt-be-semt koparır firkat sadâsın

Şeb giyer benimçün mâtem libâsın

Görür de hâlime bulutlar ağlar

Âh etmeden elif kaddim büküldü

Gözlerimden bunca kanlar döküldü

Arttı yaralarım bendler söküldü

Cerâhatten oldu dağ üstü bağlar

Kan doludur dîdelerim yaş değil

Yâr uğruna cân oynadı baş değil

Demir döymez bu âteşe taş değil

Ciğer kebâb oldu eridi yağlar

Bu aşk mahabbeti sevdâsı mürde

Sebeb-i mevtimdir geçte vü erde

Ömer gafilleyin düştü bu derde

Bakıp kınamasın hâlime sağlar

Ergun, Sadettin Nüzhet [1936]. Âşık Ömer Hayatı ve Şiirleri, İstanbul: Semih Lütfi Matbaası ve Kitap Evi. 69.

Karasoy, Yakup-Orhan Yavuz (2010). Âşık Ömer Divanı. Konya: İnci Ofset. 163.

Semai

Sabahtan bahçeye girdim

Bülbülüm güle sarmaşmış

Dost gülün engel koparmış

Sefil fidana sarmaşmış

Ben âşıkım bana yazık

Parmağında hatem yüzük

Kolların sıkmış bilezik

Zülfü gerdana sarmaşmış

Âşıkın sakın unutma

Meftûnunum oda yakma

Kelb rakib ileri gitme

Bir cân bir câna sarmaşmış

Ömer’in der diler dilek

Âhımdan yanıyor felek

Âhir bizi eyler helâk

Bu dertler bize sarmaşmış

Ergun, Sadettin Nüzhet [1936]. Âşık Ömer Hayatı ve Şiirleri, İstanbul: Semih Lütfi Matbaası ve Kitap Evi. 419-420.

Karasoy, Yakup-Orhan Yavuz (2010). Âşık Ömer Divanı. Konya: İnci Ofset. 302.

Destan

Aç gözün Nemçe kıralı Gâzi Sultân'dır varan

Ser halâs olmaz elinden bir aç arslandır varan

Dem çeker ejder gibi hem gâziler her subh u şâm

Nice yüz bin kahramanla Âl-i Osmân'dır varan

Hey dini kara münâfık durmadın sen ahdına

Yürüdü asker-i İslâm hâzır ol sen vaktına

Katline fermân olundu Nemçe tâc ü tahtına

Ellerinde tîr ü kemân ol Tatar Han’dır varan

Lûtf-ı Hak imdâd edicek aluruz cephâneni

Câmi ü mescid yaparız kilise meyhâneni

Hutbe ezanlar okudup kıralar puthâneni

Sancağ-ı şerifte mestûr hatm-i Kur'ân'dır varan

Yâ İlâhî kıl hidâyet hürmetiyçün ol Habîb

Ol lâîn-i bed-fi'âli makhûr eyle an-karîb

Der ki Ömer bu senede umarız fethin nasîb

Hazret-i Sultan vekîli Ahmed Han'dır varan

Ergun, Sadettin Nüzhet [1936]. Âşık Ömer Hayatı ve Şiirleri, İstanbul: Semih Lütfi Matbaası ve Kitap Evi. 257-258.

Karasoy, Yakup-Orhan Yavuz (2010). Âşık Ömer Divanı. Konya: İnci Ofset. 421-422.

Gazel

Sînemin bâğında bitmiş bir ağaçta iki dal

Biri elma biri hurma biri sükker biri bal

İki dal üzre bitermiş iki ay ey müslüman

Biri sarı biri kızıl biri yeşil biri al

Ol iki ay dediğimiz iki kuştur ey nigâr

Biri hûri biri tûtî biri kumri biri bâl

Ol iki kuşu tutucak ideyim ki ben de bend

Birisin bak birisin gör birin alma birin al

Birinin ağzında mim var birinin gözlüce hâ

Birinin ağzında cim var birinin dâl ile zâl

Pes bu sırrı bilmeğe ârif gerektir ey Ömer

Biri zât-ı Mustafâ'dır biri hayy-ı Zülcelâl

Ergun, Sadettin Nüzhet [1936]. Âşık Ömer Hayatı ve Şiirleri, İstanbul: Semih Lütfi Matbaası ve Kitap Evi. 109.

Karasoy, Yakup-Orhan Yavuz (2010). Âşık Ömer Divanı. Konya: İnci Ofset. 357.

Murabba

Ey güzeller şâhı medhin eylerim her an senin

Dişlerin dürdür dahi hem leblerin mercân senin

Hûblar içre yok misâlin kahraman heybetlisin

Bakışın eyler efendim günde yüz bin kan senin

Rûz ü şeb gitmez gözümden hiç hayâlin dilberâ

Hazret-i Mevlâ yetiştirsin kemâlin dilberâ

Der görenler bârekâllah hûb cemâlin dilberâ

Ruhların derler görenler ne güzel insan senin

Ol siyah ebrûların billâhi aklım dağıdır

Âşıkına ettiğini hoş bilürsün ağıdır

Ayş ü işret ile her dem tazeliğin çağıdır

Süre gör âlemde zevki hurremi devrân senin

Hüsn-i rûyun pür ziyâsıdır perişân gün gibi

Var mıdır tâkat getirir cevrine bir ben gibi

Rub’ meskûnda bulunmaz değme dilber sen gibi

Kâilim cevr ü cefânı çekmeğe her an senin

Bu Ömer bekler eşiğin sâdıkâne bendedir

Ben severim hakîkâne bî-vefâlık sendedir

Fariğ olmam tâ ölünce nitekim cân tendedir

Bir cânım var o da olsun yoluna kurbân senin

Ergun, Sadettin Nüzhet [1936]. Âşık Ömer Hayatı ve Şiirleri, İstanbul: Semih Lütfi Matbaası ve Kitap Evi.  279.

Karasoy, Yakup-Orhan Yavuz (2010). Âşık Ömer Divanı. Konya: İnci Ofset. 331.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1HALÎMÎ, Halîm Geray Sultand. 1772 - ö. 1823/1824?Doğum YeriGörüntüle
2SELİM GİRAYd. ? - ö. 1704Doğum YeriGörüntüle
3FERRUH, İsmail Ferruh Beyd. ? - ö. 1840Doğum YeriGörüntüle
4HALÎMÎ, Halîm Geray Sultand. 1772 - ö. 1823/1824?Doğum YılıGörüntüle
5SELİM GİRAYd. ? - ö. 1704Doğum YılıGörüntüle
6FERRUH, İsmail Ferruh Beyd. ? - ö. 1840Doğum YılıGörüntüle
7HALÎMÎ, Halîm Geray Sultand. 1772 - ö. 1823/1824?Ölüm YılıGörüntüle
8SELİM GİRAYd. ? - ö. 1704Ölüm YılıGörüntüle
9FERRUH, İsmail Ferruh Beyd. ? - ö. 1840Ölüm YılıGörüntüle
10HALÎMÎ, Halîm Geray Sultand. 1772 - ö. 1823/1824?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11SELİM GİRAYd. ? - ö. 1704Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12FERRUH, İsmail Ferruh Beyd. ? - ö. 1840Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13HALÎMÎ, Halîm Geray Sultand. 1772 - ö. 1823/1824?Madde AdıGörüntüle
14SELİM GİRAYd. ? - ö. 1704Madde AdıGörüntüle
15FERRUH, İsmail Ferruh Beyd. ? - ö. 1840Madde AdıGörüntüle