CEMÂL-İ HALVETÎ

(d. ?/? - ö. 1479/902)
tekke şairi
(Tekke / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl ismi “Muhammed”dir (Lamiî 1289: 579, Akkuş 2006: 320). “Çelebi Halife” adıyla ünlenmiştir (Akkuş 2006: 320, Gündüz 1995: 206, Tan 2007: 214, Akbayar 1996: 966). Tam adı, Ebu’l-Füyûzât Muhammed b. Hamîdüddin b. Mahmud b. Muhammed b. Cemâleddin el-Aksarâyî’dir (Gündüz 1995: 206, Tayşi 1993: 302). Doğum tarihi bilinmeyen şairin, doğum yerinin Amasya (Bursalı 1333: 26, Öngören 2000: 43) veya Aksaray olduğu söylenmektedir (Gündüz 1995: 205, Mecdî 1989: 284). Mehmed Süreyyâ, onun öğrenciyken tasavvufa meylettiğini kaydederken (Akbayar 1996: 966) Hulvî, onun ilim tahsilini tamamlamasının ardından müderrisliğe yöneldiğini ve tasavvufa meylettiğini aktararak şu olayı anlatır: Şeyh, kazasker akrabalarından biriyle sohbet ederken oradan geçen bir tellal, Kuran sattığını duyurur. Kazasker, tellala Kuran’ın fiyatını sorar, pahalı olduğunu söyleyerek almaz. Bir müddet sonra başka birisi kazaskerin sipariş ettiği atı getirir. Kazasker atın bedelini hemen öder. Halveti bu olaya çok üzülür. Çünkü kazasker üç yüz akçeyi Kuran için çok görürken bir ata on bin akçeyi itiraz etmeden ödemiştir. O grubun içinde yer almaya çalışmaktan dolayı rahatsızlık duyar. Bu hislerle tasavvufa meyleder (Tayşi 1993: 427-428, Yazıcı 1956: 92).

Halveti, ilkin Zeyniyye’den Zeynüddin-i Hâfî Ebu Bekr Muhammed’e intisab eder (Akkuş 2006: 320). Sâdık Vicdânî ise onun Hacı Halife’ye intisap edip hilafet almış olduğunu aktarır (Gündüz 1995: 206). Osmanzâde, onun ilk şeyhinin Zeyniyye’den Şeyh Abdullah-ı Karamanî olduğunu ifade eder (Akkuş 2006: 320). Şeyhinden izin alan Halveti, Şeyh Alâeddin-i Rûmî el-Halvetî’den biat alır ve ardından Şeyh Tahirzâde’ye intisab eder (Tayşi 1993: 429). Şeyhi Tahirzâde’nin vefatı üzerine tekrar bir arayış içerisine giren Halveti (Küçükdağ 1995: 17), Tahirzâde’nin önceden tavsiye ettiği üzre Seyyid Yahyâ (ö. 869/1464-65)’ya bağlanmak için Bakü’ye doğru yola çıkar. Yol üzerinde Erzincan’a uğrayarak Şeyh Muhammed el-Erzincânî ile görüşür. Şeyh, Seyyid’in çok yaşlandığını söylese de Halveti yolundan dönmez. Ancak oraya ulaşmadan Seyyid Yahyâ’nın ölüm haberini alarak Erzincan’a döner (Lamiî 1289: 579, Mecdî 1989: 286, Tan 2007: 215) ve Pîr Muhammed Erzincânî’ye intisab eder (Akkuş 2006: 320). Halveti, hilafet icazetini alınca Amasya’ya giderek Gümüşlüoğlu Tekkesi’nde faaliyette bulunmuş (Abdizâde 1986: 194) oradan Hoca Sultan Tekkesi’ne geçmiştir (Abdizâde 1986: 186). Burada Şehzade Bayezid’le tanışmış ve aralarında bir muhabbet doğmuştur. II. Bayezid’in, şeyhin sohbetinden keyif aldığı ve şeyhe büyük bir sevgi ve saygı beslediği (Yazıcı 1956: 93, Küçükdağ 1995: 20-26), kendisi için manevi bir güç kaynağı olduğu kaynaklarda ifade edilmektedir (Cunbur 1994: 79). II. Bayezid tahta geçtiğinde Cemâl-i Halvetî’yi İstanbul’a davet etmiş, ilkin Fatih’in Balat semtindeki Gül Camii’nde, ardından Yedikule semtinde bulunan Kızlar Kilisesi denilen yerde irşat faaliyetinde bulunmuştur (Akkuş 2006: 324, Tatcı 2007: 196, Tayşi 1993: 302). İstanbul’da ilk Halvetî ayinini Cemâl-i Halvetî icra ettirmiştir (Akkuş 2006: 229).

İstanbul’da büyük bir deprem (Tayşi 1993: 434) veya taun salgını olunca (Akkuş 2006: 324, Mecdî 1989: 286, Tan 2007: 216, Akbayar 1996: 966), II. Bayezid, şeyhten bu felaketin ortadan kalkması için, hacca gidip dua etmesini ister. Şeyh, daha Üsküdar’a geldiğinde felaket son bulur. Padişah, şeyhin dönmesini ister. Ancak Halveti, Hac yoluna koyulur, Şam’a varır. Bir süre burada kaldıktan sonra tekrar hac niyetiyle yola çıkar. Sünbül Sinan’ı bir mektupla Kâbe’ye çağırır. Halvetî, Tebük’e vardığında dervişlerini etrafına toplar, kızı Safiye Hatun’u, Sünbül Sinan’a nikâhlamalarını vasiyet eder. Şeyhliğe Sünbül Sinan’ı getirdikten sonra vefat eder. Tebük veya Tâbût Korusu denilen yere defnedilir (Bursalı 1333: 26, Tatcı 2007:169, Tayşi 1993: 302, Derin 1985: 259). Sünbül Sinan’ın şeyh olarak atandığı tarihe bakılırsa (1497) şeyhin vefat tarihi 1497 olmalıdır (Küçükdağ 1995: 33).

Eserlerinin büyük bir kısmını Arapça olarak, bazı sure ve ayetlerin tasavvufî tefsir ve yorumları, seçilmiş hadislerin şerhleri, Halvetî tarikatının adap, esas, dua ve zikirlerinin anlatıldığı kısa risaleler şeklinde kaleme almıştır.

Arapça mensur eserleri şunlardır: Kitâbu’n-Nûriyye ve Kevkebü’d-Düriyye, er-Risâletü’l-Kevseriyye fî Beyâni Te’vîli Esrâri’l-Kur’ân, Te’vilu Hubbullah Re’sü Külli Hatîetin / Te’vîlü “Hubbü’d-dünya re’sü külli hatî’e, Sad Kelime-i Sıddîk-i Ekber / Şerh-i Sad Kelime-i Hazret-i Sıddîk-i Ekber, Risâle Fî İsmeyni’l-A’zameyn, Esrârü’l-İlâhiyye, Envâru’l-kulûb li-Talebi Ru’yeti’l-Mahbûb, Risâle-i Nusratiyye, Risâletü’r-Rahîmiyye, Tefsîr-i Sûre-i Fâtiha, Fasl fî Âdâbi’z-Zikr, Sirâcü’l-Kulûb, Kırk Hadis Te’vili ve Şerhi / Te’vîlâtü Erba’îne Hadîsen, Kırk Kudsî Hadis Te’vili / Şerhu Erba’îne Hadîsen Kudsiyyen, Risâle fî Beyâni Esrari’l-Vudûi’z-Zahiriyye ve’l-Ma’neviyye, Kırk Nebevî Hadis Şerhi, Kitâbu Şerhi’l-Ebyât, Tefsîr-i Cemâl Halife, Makale-i Tevsîkıyye ve Risâle-i Tevhîdiyye, Risâle fî Hadisi “İnnellahe Teâlâ Halaka Âdeme alâ Suretih, Sirâcü’s-Sâlikîn ve Minhâcü’t-Tâlibîn, Şerh-i Sad Kelime-i İmâm-ı Ali el-Müsemmâ bi-Zübdetü’l-Esrâr.

Onun Türkçe mensur eserleri ise Risâletü’l-İslâmiyye ve Tercüme-i Risâle-i Etvâr-ı Seb’a’dır. Kendisinin edebî değere sahip olan manzum eserlerine kısaca değinmek gerekmektedir:

Divançe: Halvetî’nin müstakil bir divançesi bulunmamaktadır. Ancak Dîvânçe-i Fahrî adıyla, Muhammed es-Sünbülî el-Fahrî tarafından oluşturulan bir şiir mecmuasında, başka şairlerin şiirlerinin yanında Halvetî’nin de şiirleri bulunmaktadır (Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi Bölümü, nr. 2709; Millet Kütüphanesi, Ali Emiri Manzum 463). Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan on sekiz şiiri, M. Serhan Tayşi tarafından neşredilmiştir (1996: 154). Halvetî’nin İstanbul kütüphanelerindeki bazı mecmualardan derlenmiş şiirleri de mevcuttur. Sadeddin Nüzhet Ergun tarafından tespit edilen bu şiirler yayımlamıştır (1944: 964-971). Onun beş mesnevisinin yer aldığı mecmuanın tek nüshası, Millî Kütüphane’de bulunmaktadır (MKYK, Cevâhirül-kulûb, 06 Mil Yz A 3264). İlk mesnevî olan 2350 beyitlik Cevâhirü’l-kulûb’da kalplerin cevherleri ortaya çıkarılmaya çalışılırken ardında yer alan 635 beyitlik Beyân-ı Çeng-nâme adlı mesnevîde çengin hikâyesi üzerinden insana kibir ve gururdan uzak durması gerektiği öğütlenmiş, bedeni terk etmeden Allah’a giden yola adım atılamayacağı belirtilmiştir. Bu mesnevî, sade dili, basit anlatımı, hikâye ve temsiller içeren yapısı ile bir soluk alma yeri gibidir. Zira Beyân-ı Çeng-nâme’nin ardından gelen ve 651 beyitten oluşan Risâle-i Teşrîhiyye adlı mesnevîde, İnşirah suresinin işârî mahiyetteki tasavvufî tefsiri yer almaktadır. Mesnevî, genel olarak insan kalbinin latifelerinin nasıl açılabileceği gibi zor bir konudan bahsetmektedir. Bu mesnevînin ardında yer alan 1422 beyitlik Risâle-i Fakriyye’de, tasavvufî bir kavram olan ‘fakr’ın tarifi yapılmakta; bu tariften yola çıkılarak aslî vatana ulaşmada kişinin fakra erişmesi gerektiği dile getirilmekte ve bu yola girenlere hikâyeler yoluyla nasihatler verilmektedir. Son olarak da tüm bu mesnevîlerdeki gelişimin neticesi olarak ‘sufi’nin kim olduğuna dair tanım ve hikâyeleri içeren ve 905 beyitten oluşan Risâle-i Sûfîyye yer almaktadır.

Cemâl-i Halvetî, aralarında hacimsiz eserlerin de yer aldığı otuzu aşan eser yazmış mutasavvıflardan biridir. Tasavvufî mesnevileri, dil bakımından genel olarak sadedir. Mesnevilerde mahallî kelime ve deyimlerin yanı sıra tasavvufî kelime, terim, rumuz ve özdeyişlere de rastlanmaktadır. Mesnevilerinde oldukça sade bir dil kullanan şair, muhtevanın gerektirdiği şekilde bazen kapalı anlatımlara girebilmekte, bunları izah edebilmek için ise hikâyeler anlatarak tahkiye; ayet ve hadisleri, özdeyişleri işaret ederek delillendirme yoluna gitmektedir. Mesnevilerde yer alan bazı teknik kusurlara rağmen Halvetî’nin dönemine göre lirizm ve söyleyiş bakımından başarılı şiirleri bulunduğuna dikkat çekmek gerekmektedir. Zira o doğrudan doğruya bir sanat davası gütmemiş, şairlik iddiasında bulunmamıştır. O, mesnevilerinde, bazı tasavvufî kavramlara açıklık getirmek yoluyla sâliklere yol göstermeyi hedeflemiştir. Onun mesnevîleri tasavvuf hakkında bilgi vermek, tasavvuf yoluna meyletmiş bir kimseye ışık tutmak, yol göstermek maksadıyla kaleme alınmış, bu sebeple mesnevilerde temel tasavvufî kavramların bazıları izah edilmiştir. Bu kavramlar, Cemâl-i Halvetî’nin tasavvufî bilgisinin yanında tasavvufî anlayışını göstermesi bakımından da önemlidir.

 

Kaynakça

Abdizâde Hüseyin Hüsâmeddin (1986). Amasya Tarihi. C. I, Ankara: Amasya Belediyesi Kültür Yay.

Akbayar, Nuri (1996). Mehmed Süreyyâ: Sicill-i Osmani (Osmanlı Ünlüleri). C. I. Seyit Ali Kahraman (eski yazıdan aktaran). İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Osmanzâde Hüseyin Vassaf (2006). Osmanzâde Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ. V. C. Mehmet Akkuş- Ali Yılmaz (hzl.), İstanbul.

Bursalı Mehmed Tâhir (1333). Osmanlı Müellifleri. C. I. İstanbul.

Cunbur, Müjgân (1994). “Çelebi Halife Cemal-i Halvetî’nin Hayatı ve Eserleri”. Aksaray ve Cemalettin Aksarayî Sempozyumu, (hzl.) Ruhi Özkanlı, İstanbul: Aksarayî Vakfı Yay. 79-89.

Derin, Fahri Ç. Çabuk, Vâhid (hzl.) (1985) Hâfız Hüseyin Ayvansarayî: Mecmûa-i Tevârih. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.

Ergun, Sadeddin Nüzhet (1944). Türk Şairleri. C. III. İstanbul. 964-971.

Gündüz, İrfan (1995). M. Sâdık Vicdânî b. Mustafa Ebu Rıdvan: Tarikatler ve Silsileleri (Tomâr-ı Turûk-ı ‘Aliyyye), İstanbul: Enderun Kitabevi.

Hocazâde Ahmed Hilmi (1328). Ziyâret-i Evliyâ. İstanbul.

Küçükdağ, Yusuf (1995). II. Bayezid, Yavuz ve Kanûnî Devirlerinde Cemâlî Ailesi. İstanbul: Aksarayî Vakfı Yay.

Lamiî Çelebi (1289). Nefahatü’l-Üns Tercemesi. İstanbul.

Mecdî Mehmet Efendi (1989). Şakâiku’n-Nu’mâniyye ve Zeylleri Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik. C.I. İstanbul: Çağrı Yay.

Millî Kütüphane Yazma Kataloğu. Cevâhirül-kulûb. 06 Mil Yz A 3264.

Öngören, Reşat (2000). Osmanlılarda Tasavvuf Anadolu’da Sûfîler, Devlet ve Ulemâ (XVI. Yüzyıl). İstanbul: İz Yay.

Rıhtım, Mehmet (2005). Seyid Yahya Bakuvi ve Xalvatilik. Baku.

Taşköprülüzâde İsâmuddin Ebu’l-Hayr Ahmet Efendi (2007) Eş-Şakâiku’n-Nu’mâniyye Fî Ulemâi’d-Devleti’l-Osmâniyye, Osmanlı Bilginleri. Çev. Muharrem Tan. İstanbul: İz Yay.

Tatcı, Mustafa. Yıldız, Musa (hzl.) (2007). Enfî Hasan Hulûs Halvetî, Tezkiretü’l-Muteahhirîn, XVI. ve XVIII. Asırlarda İstanbul Velîleri ve Delileri, İstanbul: MVT Yay.

Tayşi, Mehmed Serhan (1993). “Cemâl-i Halvetî”. İslâm Ansiklopedisi. C. 7. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 302-303.

Tayşi, Mehmed Serhan (1996). “Çelebi Halife”. Türk Dünyası Araştırmaları. S. 103. 131-164.

Tayşi, Mehmet Serhan (hzl.) (1993). Hulvîzâde Mahmûd Cemâleddîn: Lemezât-ı Hulviyye ez-Leme’ât-ı Ulviyye (Büyük Velîlerin Tatlı Halleri). İstanbul: İFAV Yay.

Yazıcı, Tahsin (1956). “Fetihten Sonra İstanbul’da İlk Halvetî Şeyhleri: Çelebi Muhammed Cemaleddin, Sünbül Sinan ve Merkez Efendi”. İstanbul Enstitüsü Dergisi. İstanbul. S. 2. 87-113.

 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. LEYLA ALPTEKİN SARIOĞLU
Yayın Tarihi: 13.06.2014

Eserlerinden Örnekler

Beyân-ı Çeng-nâme

fâ‘ilâtün/ fâ‘ilâtün/ fâ‘ilün

Dinle imdi sırr-ı ‛ışkdan âşikâr

İdelüm çeng sûretinde kıl şikâr

 

Gerçi fâş hakkıyla kimse idemez

Kendüzünden kör gibidür gidemez

 

‛Avn-ı Hâlık ire andan bu beyân

Kıla bir zerre görine ol ‛ayân

 

Tâ ki bî-derde irişe derd-i ‛ışk

‛Andelîbe hem ola ol verd-i ‛ışk

 

Çünki sayru olmayınca kimsene

Sıhhatı kılmaz taleb döne döne

 

Kıymetin bilmez sahîh ol sıhhatün

Nitekim devletlü bilmez devletün

 

Devletinden düşmeyince iy fakîr

İr bu sırra altun ol olma bakır

 

Tâlib ol bir sıhhatı ki ona zevâl

Yok-durur işit bunı iy ehl-i kâl

 

Ne-durur ol sıhhatun ne ile anı

Tahsîl ider diyüvir dervîş ganî

 

Yok eger bilmezsen ögren anı sen

Bir bilürden kim o cândur teni sen

 

Tâ ki cânundan senün ‛ışk âşikâr

Teslîm olursan ola tâlib şikâr

Alptekin Sarıoğlu, Leylâ (2013). Cemâl-i Halvetî’nin Tasavvufî Mesnevileri (Metin-İnceleme). I-II. Doktora tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi, 64-74.

 

Risâle-i Fakriyye

mefâ‘îlün/ mefâ‘îlün/ fe‘ûlün

Fakır berdür ki nûr-ı Berr ü Tevvâb

Tecellî ider anunla gider hâb

 

Fakır bahr-ı hakîkatdur gözün aç

Talup gevher çıkar ehline sen saç

Fakır yir gibidür hîç kimse yirmez

Gülistândur gülin her kimse dirmez

 

Fakır olmak-durur ahlâk bedenden

Mücerred kurtılup buhl u hasedden

Anun-ıla kim oldur tuhfe-i şâh

Gören anı hakîr görmeye Allâh

 

Fakır tâb-ı hidâyetdür münevver

Dilün [it] anun-ıla sen i server

 

Fakır sevb-i ‛inâyetdür i dervîş

Vücûdun terk idüp sırrına iriş

 

Fakır cevr ü cefâdur ana herkes

Sabır mı_ider bilün siz ana her has

 

Fakır câhdur Hudâ’dan dilberine

Cihânun mefharı tâc u serine

Fakır câmdur şarâb-ı vahdeti nûş

Anunla cân ider başı olur hoş

Fakır hikmet-durur derk itmez ‛aklun

Er ol mahv eyle anı gide naklün

Alptekin Sarıoğlu, Leylâ (2013). Cemâl-i Halvetî’nin Tasavvufî Mesnevileri (Metin-İnceleme). I-II. Doktora tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi, 60-70.

 

Risâle-i Sûfîyye

fâ‘ilâtün /fâ‘ilâtün /fâ‘ilün

Sûfî oldur kim ide ihlâk-i vücûd

Kaluban fi’llâhda eylemen sücûd

 

Sûfî oldur kim belâya sabr ide

Nefsini milk-i bekâya hem yide

 

Sûfî oldur terk ide ahlâk-ı bed

İre hem tefrîde kıla fânî sed

 

Sûfî oldur ki ola tecrîd der-zemîn

Tâ ki Allâh kıla halk üzre emîn

 

Sûfî oldur sevb ola nûrı Hak’un

Sâbit ola milki ana Mutlak’un

 

 

Sûfî oldur cânını dosta vire

Ol cemâl-i Kibriyâ’sını göre

 

Sûfî oldur hill ola kutı anun

Hem hayat bula hayatıyla hanun

 

Sûfî oldur hâlî ola der-vücûd

Hem habîr ola nedür ol sırr-ı cûd

 

Sûfî oldur ola derd ehli i cân

Ola hem [kim] evvelâ iy ehl-i îmân

 

Sûfî oldur kıla nefsini zelîl

Hem zahîre gözlemeye ay u yıl

 

Sûfî ol-durur riyâzetde vücûd

İride göre kime-y-imiş sücûd

Alptekin Sarıoğlu, Leylâ (2013). Cemâl-i Halvetî’nin Tasavvufî Mesnevileri (Metin-İnceleme). I-II. Doktora tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi, 67-77. 

 

 
 

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Dânişî, Şa‘bân bin Mustafad. ö. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2HURREM/CEMÂLÎ, Hurremü'l-Cemâlî b. Mehmed b. Süleymanü'l-Karamanîd. ? - ö. 1562Doğum YeriGörüntüle
3Sadi Uluırmakd. 1925 - ö. 15 Eylül 1979Doğum YeriGörüntüle
4Dânişî, Şa‘bân bin Mustafad. ö. ? - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5HURREM/CEMÂLÎ, Hurremü'l-Cemâlî b. Mehmed b. Süleymanü'l-Karamanîd. ? - ö. 1562Doğum YılıGörüntüle
6Sadi Uluırmakd. 1925 - ö. 15 Eylül 1979Doğum YılıGörüntüle
7Dânişî, Şa‘bân bin Mustafad. ö. ? - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
8HURREM/CEMÂLÎ, Hurremü'l-Cemâlî b. Mehmed b. Süleymanü'l-Karamanîd. ? - ö. 1562Ölüm YılıGörüntüle
9Sadi Uluırmakd. 1925 - ö. 15 Eylül 1979Ölüm YılıGörüntüle
10Dânişî, Şa‘bân bin Mustafad. ö. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
11HURREM/CEMÂLÎ, Hurremü'l-Cemâlî b. Mehmed b. Süleymanü'l-Karamanîd. ? - ö. 1562MeslekGörüntüle
12Sadi Uluırmakd. 1925 - ö. 15 Eylül 1979MeslekGörüntüle
13Dânişî, Şa‘bân bin Mustafad. ö. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14HURREM/CEMÂLÎ, Hurremü'l-Cemâlî b. Mehmed b. Süleymanü'l-Karamanîd. ? - ö. 1562Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Sadi Uluırmakd. 1925 - ö. 15 Eylül 1979Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Dânişî, Şa‘bân bin Mustafad. ö. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17HURREM/CEMÂLÎ, Hurremü'l-Cemâlî b. Mehmed b. Süleymanü'l-Karamanîd. ? - ö. 1562Madde AdıGörüntüle
18Sadi Uluırmakd. 1925 - ö. 15 Eylül 1979Madde AdıGörüntüle