HAFÎD, Mehmed Hafîd Efendi

(d. ?/? - ö. 1811-12/1226)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 18. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

İstanbul'da doğan Hafîd Efendi'nin doğum tarihi bilinmemektedir. Asıl adı Mehmed'dir. Şiirlerinde Hafîd mahlasını kullandı. Hafîd Efendi'nin aile kökeni Kastamonu vilayetinin Gürle köyüne dayanmakta ve aile Kastamonu'da "Amar-zâdeler" ismiyle tanınmaktadır. Hafîd Efendi'nin dedesi olan Reisülküttab Mustafa Efendi (ö.1162/1748-49), babası Amar-zâde Mehmed Ağa'nın vefatı üzerine İstanbul'a gelerek Tavukçubaşı Ali Ağa'ya damat olduğundan Tavukçu veya Tavukçu-zâde sanıyla tanınmıştır. Babası Mustafa Âşir Efendi ise (d. 1142/1729-30 -ö.1219/1804-05) İstanbul'da yetişerek ilmiye mesleğine intisap etmiş ve zamanla terakki ederek şeyhülislam olmuştur (Parmaksızoğlu 1952: 3). Hafîd Efendi, Reisülküttab Mustafa Efendi'nin torunu olduğundan dedesine nispetle "Torun Efendi" ve kelimenin Arapçası ile "Hafîd Efendi" ismiyle meşhur olmuştur. Hafîd Efendi eski ve köklü bir aileye mensubiyetinden ve bilhassa dede ve babasının ilim ve irfan sahibi şahıslar olmaları hasebiyle çok iyi bir öğrenim gördü. Normal medrese tahsilini tamamladıktan sonra ru'ûs aldı ve bazı medreselerde müderrislik yaptı. Zilkade 1203/ Temmuz-Ağustos 1789'da mevleviyet rütbesini kazanarak Eyüp kazası mollalığına getirildi. Babasının bu sıralarda kazasker olması hasebiyle süratle yükselerek Rebiülâhir 1212/ Eyül-Ekim1797'de Bursa, Muharrem 1213/ Haziran-Temmuz 1798'de Mekke payeleri ile taltif edildi. Babası Mustafa Âşir Efendi'nin şeyhülislam olması üzerine de kısa bir zaman sonra yani aynı yılın Zilkadesinde İstanbul kadılığına getirildi. Sultan III. Selim'in tahttan indirilmesi ile neticelenen Kabakçı Mustafa isyanında asilerle işbirliği yaparak Şaban 1222/ Ekim-kasım 1807'de yeni padişah IV. Mustafa tarafından Anadolu Kazaskerliği'ne getirildi fakat Hafîd Efendi'nin ikbal devri uzun sürmedi. Kısa bir süre sonra Alemdar Mustafa Paşa IV. Mustafa'yı tahttan indirip iktidarı ele alması üzerine Rebiülevvel 1223/ Nisan-Mayıs 1808'de bu görevinden azledildi. Fakat III. Selim'in tahttan indirilmesinde rol alan önemli şahsiyetlerden olduğu için onun da cezalandırılması belki de idamı gerekiyordu. Hafîd Efendi bu tehlikeyi görünce hayatı ve emniyeti için önce Alemdar Mustafa Paşa'nın kethudası Köse Kethuda'yı para vasıtasıyla kendisine bağlayarak Alemdar Mustafa Paşa'nın zevkine göre hediyeler göndermeye başladı. Bu suretle ilk anda herhangi şekilde olursa olsun cezalandırılmaktan ve idam edilmekten kurtulmuşsa da yeni Kapudân-ı Deryâ Râmiz Paşa'nın ısrarı üzerine Recep 1223/ Ağustos-Eylül 1808'de aile memleketi olan Kastamonu'ya sürgüne gönderildi. Burada sürgünde iken Alemdar Mustafa Paşa'ya bir cariye takdim etti ve bu vesileyle aynı zamanda Sultan II. Mahmud'un Fatma Sultan ismindeki kızının dünyaya gelişi vesilesiyle çıkan genel aftan yararlanarak bir yıl kadar sonra sürgün hayatına son verilerek Zilhicce 1223/ Ocak-Şubat 1809'da İstanbul'a dönmesine ruhsat çıktı (Mehmed Süreyya 1311: 235). Bundan sonra tekrar itibarını kazanan Hafîd Efendi 1225/1810-11'de bilfiil Rumeli Kazaskerliğine getirildi. Bu görevde iken Zilhicce 1226/ Aralık-Ocak 1811-12'de birkaç günden beri muztarip olduğu humma hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da vefat etti. Babası Şeyhülislam Mustafa Âşir Efendi'nin kütüphanesinin bahçesinde babasının yanına defnedildi. Âşir Efendi Kütüphanesi binası bir süre sonra Evkaf tarafından satılmış olduğundan Âşir ve Hafîd Efendiler'in mezar taşları Molla Gurânî'deki Pîrî Mehmed Paşa diğer adıyla Koruk Tekkesi kabristanına nakledilmiştir (Tarih-Coğrafya Yazmaları Katalogları: 681).

Eserleri alfabetik olarak şunlardır:

1. Akâ'idü'n-Nesefiyye Şerhi: Taftazânî'nin Şerhu'l-Akâ’idü'n-Nesefiyye'sine Hayâlî tarafından yazılan hâşiyeye yazılan bir hâşiyedir. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Lâleli Nr. 2195'te bulunmaktadır.

2. Ed-Dürerü'l-Müntahabâtü'l-Mensûre Fî Islâhi'l-Galatâti'l-Meşhûre: Daha çok Galatât-ı Hafîd Efendi adıyla bilinen eser İstanbul'da 1221/1806'da 561 sayfa hâlinde basılmıştır. Eserin ayrıca beş yazma nüshası da bilinmektedir.

3. Hadîs-i Erba‘în Şerhi: Kırk Hadis geleneğine uygun olarak yazılmış Arapça bir eserdir. Peygamber'in sözlerinden seçilen kırk kadar hadisin şerh ve izahını yapmaktadır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hafîd Efendi Bölümü Nr. 29'dadır.

4. Kitâbü'l-Câmi‘ Fî Hakki'l-Hilâfeti Ve's-Saltana: III. Mustafa için kaleme alınmış olan, hilafet ve saltanat makamının kudsiyet ve uhreviyetinden bahseden bu eserinde hükümdarın tebaası üzerinde olan hak ve hukuku ile tebaaya karşı olan görevlerini ve buna mukabil tebaanın hükümdarlarına karşı gerekli olan bağlılık ve sadakatlarını ayet, hadis ve ehl-i sünnet imamlarının sahih sözleri ile tespit etmekte, her meselede ayet, hadis ve icmâa dayanmaktadır. Eserin bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan Köşkü No: 383'dedir.

5. Mehâhu'l-Miyâh: İstanbul sularının nevilerine ve hassalarına dair bir eserdir. Hafîd Efendi Çamlıca civarında ikamet ederken bulunduğu mevkiin su cihetinden sahip olduğu zenginliklerden ilham alarak bu eserini yazmıştır. Eserde Çamlıca suyundan itibaren 17 nevi su hakkında izahat vermektedir. Aslında mensur olan eserde her suyu anlatırken maddenin başında o suyu ifade eden ve öven birer mısra yer almaktadır. Eser İstanbul'da 1271/1855'te 22 sayfa hâlinde basılmıştır.

6. Sefînetü'l-Vüzerâ: Fâtih'in kapdan-ı deryâsı Baltaoğlu Süleyman Bey'den 1207/1792 senesinde kapdan-ı deryâ olan Küçük Hüseyin Paşa'ya kadar gelen kapdan-ı deryâların hal tercümelerini ihtiva eden bu konuda yazılmış ilk eserdir. İsmet Parmaksızoğlu eserin bilinen iki yazma nüshasını karşılaştırarak eserin metnini açıklamalar ve düzeltmeler ile yayımladı. Kitabın sonuna eklediği zeyl ile de 1282/1865'te kapdan-ı deryâ olan Halil İbrâhim Paşa'ya kadar gelen kişilerin hal tercümelerini verdi (Parmaksızoğlu 1952).

7. Tercüme-i Sî-fasl: Hafîd Efendi'inin kozmoğrafya eserleri arasında önemli bir yer işgal eden bu eseri Nasîrüddin Tûsî'nin eserinin tercümesidir (Parmaksızoğlu 1952: 9).

Hafîd'in bir Dîvân'ı ve başlı başına manzum bir eseri bilinmemesine rağmen yazdığı diğer eserlerdeki manzum parçalar onun güçlü bir şair olduğunu göstermektedir. Hafîd Efendi'nin takdirden ziyade tenkide müsait olan siyasi hayatı yanında ilmi ve edebi faaliyeti ve yazdığı orijinal eserleri bilhassa takdire şayandır. Bunlar arasında Galatât-ı Hafîd Efendi ona şöhret kazandıran bir eserdir. Müellif bu kitabın Arapça mukaddimesinde bazı alimlerin galat kelimelere dair müstakil eserler yazdıklarını ancak bu müelliflerin eserlerinde sadece Arapçadaki galat kelimeler üzerinde durduklarını, hâlbuki Türkçede ve özellikle İstanbul halkının konuşma dilinde Arapça kelimelerin yanında Farsça ve Yunanca kelimelerin de bulunduğunu, bir kısım kelimelerin ise Çağatay Türkçesinden geldiğini ve konu hakkındaki çalışmaların azlığı yüzünden galat kelimelerin giderek yaygınlaştığını ifade eder. Müellif alfabetik olarak sıraladığı Arapça, Farsça, Yunanca ve Çağatay Türkçesi kökenli binden fazla galatın tanımını ve etimolojisini yaptıktan sonra bu kelimelerin Arapça ve Farsçadaki karşılıklarını da verir. Kitabın en dikkat çekici tarafı sadece tanımla yetinilmeyip bir kelimeyle ilgili başka kelimelerin de kaydedilerek tarihi, dini, ictimai ve folklorik bilgilerin çok geniş şekilde verilmesidir. Örneğin "Mûsiki" kelimesinde mûsiki tarihine ait açıklamaların ardından mûsiki makamlarına geçilmekte, burada da konuyla ilgili birçok tablo ve cetvel yer almaktadır. Eser bu özellikleriyle bir galatât kitabı olmanın yanında ansiklopedik bilgiler ihtiva eden çok önemli bir eser olarak da değerlendirilebilir (Özcan 1997: 112). Önemli bir kitap kolleksiyonuna sahip olan Hafîd Efendi kitaplarını, dedesi Reisülküttap Mustafa Efendi tarafından kurulan ve babası Şeyhülislam Âşir Efendi tarafından geliştirilen kütüphaneye vakfetmiştir. Günümüzde Süleymaniye Kütüphanesi'nin bir bölümünü oluşturan ve 416 ciltten meydana gelen bu kitap kolleksiyonu ile birlikte İstanbul'un çeşitli semtlerinde bulunan ev, arsa, bağ, bahçe, çiftlik, tarla, hamam vb. gayri menkullerini de vakfederek bunlarla ilgili vakıfnameler de tertip etmiştir.

Kaynakça

Bursalı Mehmed Tahir (1333). Osmanlı Müellifleri. C. I. İstanbul.

Mehmed Süreyya (1311). Sicill-i Osmânî. C. II. İstanbul.

Özcan, Abdülkadir (1997). "Hafîd Efendi". İslam Ansiklopedisi. C. XV. İstanbul: TDV. Yay. 111, 112.

Parmaksızoğlu, İsmet (nşr.) (1952). Kazasker Mehmed Hafîd - Sefînetü'l-Vüzerâ. İstanbul: Şirket-i Mürettibiye Basımevi.

Tarih-Coğrafya Yazmaları Katalogları (hzl. Komisyon) (1943). İstanbul: Maarif Vekilliği Yay. 681-682, 851.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. MEHMET ARSLAN
Yayın Tarihi: 19.02.2015

Eserlerinden Örnekler

Sefînetü'l-Vüzerâ'dan

Piyâle Paşa: Hırvat âdemîsidir. 954'de Harem-i Hümâyûndan kapıcıbaşılık ile çıkup altmış ikide Gelibolı sancağı ile kapudan olup ba'dehû üç seneden sonra hizmeti mukâbelesinde Cezâyir eyâleti verilüp, 967'de Cezîre'yi feth idüp Anabolı kapudanını getürdükde Şehzâde Selîm'e dâmâd oldı. 973'de Sakız'ı alup pâye-i vezâretle ikrâm olundı. 975'de hâslar ile vezîr-i sâlis olup 985 Zi'l-ka'desinin on ikinci güni vefât itdi. Kâsım Paşa Câmi'i hareminde medfûndur. On dört sene kapudân olup câmi‘ ve hamâm binâ eyledi.

(Parmaksızoğlu, İsmet (nşr.) (1952). Kazasker Mehmed Hafîd - Sefînetü'l-Vüzerâ. İstanbul: Şirket-i Mürettibiye Basımevi. 21, 22.)


Mehâhu'l-Miyâh'tan

Çamlıca Suyu: Suların pâdişehi Çamlıca'dır. Meşhûr-ı enâm ve nüzhet-gâh-ı hâs u âm olan Büyük Çamlıca'da bin yetmiş bir târîhinde Sultân Mehmed Hân'ın icrâ eylediği mâ-i lezîz ve derece-i hâmisede bî-misl ü azîz ve idrâr ve hazmda fâikü'l-akrân ve mezmûm-ı bî-temyîzân u bî-demâğân olup menba'ı âlî ve taşlık ve karîb ve bilâ-kanavât dâ'imâ cârî, nişîb-i şurût-ı semâniyenin ekseri mevcûd mâ-i latîf ve bî-vücûddur. Lâkin kemâl-i letâfetinden on dakîka mahalle nakl ve tahrîk olunur ise tegüyyürü meşhûr u meşhûddur.

Mehmed Hafîd  (1212). Mehâhu'l-Miyâh . İstanbul. 10, 11.


Galatât-ı Hafîd Efendi'den

Gaybet: Mestûru'l-hâl bir kimesnenin gıyâbında, mesmû'u oldukda müte'ellim ve mütekeddir olacak ahlâk ve evsâf-ı zemîme-i sâdıkasını zikir ma'nâsına feth-i gayn ile isti'mâli şâyi'dir. Arabîde kesr-i gayn ve sükûn-ı yâ ile gıybet'den galat olup Fârisîde zamm-ı bâ ve sükûn-ı hâ ile bühtân derler. Egerçi lafz-ı merkûm Arabî olup zikr ü beyân olunan kelâm kâzib olduğu hâlde ıtlâkı ma'rûfdur. Lâkin lisân-ı Derî'de ittisâ‘ olmadığına mebnî ale'l-umûm ta'bîr olunur.

(Mehmed Hafîd. Ed-Dürerü'l-Müntahabâtü'l-Mensûre Fî Islâhi'l-Galatâti'l-Meşhûre. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Emanet Hazinesi Nr. 2044. vr. 253a


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Ünver, Mehmetd. 1 Eylül 1956 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2Müfit Ratipd. 29 Mayıs 1303 (1887) - ö. 29 Mayıs 1336 (1920)Doğum YeriGörüntüle
3ŞEKÛRÎ, Himmetzâde Şeyh Abduşşekûr Efendid. ? - ö. 1766-1767Doğum YeriGörüntüle
4Ünver, Mehmetd. 1 Eylül 1956 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5Müfit Ratipd. 29 Mayıs 1303 (1887) - ö. 29 Mayıs 1336 (1920)Doğum YılıGörüntüle
6ŞEKÛRÎ, Himmetzâde Şeyh Abduşşekûr Efendid. ? - ö. 1766-1767Doğum YılıGörüntüle
7Ünver, Mehmetd. 1 Eylül 1956 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
8Müfit Ratipd. 29 Mayıs 1303 (1887) - ö. 29 Mayıs 1336 (1920)Ölüm YılıGörüntüle
9ŞEKÛRÎ, Himmetzâde Şeyh Abduşşekûr Efendid. ? - ö. 1766-1767Ölüm YılıGörüntüle
10Ünver, Mehmetd. 1 Eylül 1956 - ö. ?MeslekGörüntüle
11Müfit Ratipd. 29 Mayıs 1303 (1887) - ö. 29 Mayıs 1336 (1920)MeslekGörüntüle
12ŞEKÛRÎ, Himmetzâde Şeyh Abduşşekûr Efendid. ? - ö. 1766-1767MeslekGörüntüle
13Ünver, Mehmetd. 1 Eylül 1956 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Müfit Ratipd. 29 Mayıs 1303 (1887) - ö. 29 Mayıs 1336 (1920)Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15ŞEKÛRÎ, Himmetzâde Şeyh Abduşşekûr Efendid. ? - ö. 1766-1767Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Ünver, Mehmetd. 1 Eylül 1956 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17Müfit Ratipd. 29 Mayıs 1303 (1887) - ö. 29 Mayıs 1336 (1920)Madde AdıGörüntüle
18ŞEKÛRÎ, Himmetzâde Şeyh Abduşşekûr Efendid. ? - ö. 1766-1767Madde AdıGörüntüle