MERCİMEK AHMED

(d. ?/? - ö. 1431-32’den sonra ?/835’ten sonra ?)
nâsir, mütercim
(Divan/Yazılı Edebiyat / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Adı, Türkçeye çevirdiği Kâbûs-nâme ile öğrenilen Mercimek Ahmed’in hayatı hakkında elde bilgi yoktur. Orhan Şaik Gökyay; bir talebesinin kendisine Bilecik’te Mercimek sülalesine ait bir mezarlık bulunduğunu bildirerek Mercimek-zâde el-Hâcc Mustafâ’ya ait 1259/1843-44 tarihli bir mezar taşının da fotoğrafını gönderdiğine, ancak söz konusu sülalenin Mercimek Ahmed bin İlyâs ile ne dereceye kadar ilgisi bulunduğunu belirleyemediklerine değinmektedir (Gökyay 1974: XIV, XV). Mercimek Ahmed, Kâbûs-nâme’nin önsözünde babasının adının İlyâs olduğunu belirtmektedir. Daha sonra Filibe yolunda iken hizmetine gittiği II. Murâd’ın elinde Kâbûs-nâme’yi gördüğünü, sultanın bu Farsça kitabın mevcut Türkçe çevirisini açık ve anlaşılır bulmadığı için yeniden çevrilmesini istediğini, “ben yapayım” deyince de kendisini reddetmediğini söylemektedir. Eserdeki ifadelerinden onun, II. Murâd zamanında yaşadığı, çeviriyi 835/1431-32’de tamamladığına göre de bu tarihten sonra öldüğü anlaşılmaktadır.

Mercimek Ahmed’in tespit edilebilen tek eseri Kâbûs-nâme’dir. Özkırımlı'nın (Özkırımlı 1974: 47, 54)verdiği bilgilere göre mütercim, Ziyâroğullarından Emîr Unsûrü’l-Maâlî Keykâvûs’un 475/1082’te oğlu Giylânşâh’a yazdığı nasihat kitabını II. Murâd’ın buyruğu ile aynı adla Türkçe’ye çevirmiştir. Eserin Farsça aslına olduğu gibi bağlı kalmayan Mercimek Ahmed, gerekli gördüğü yerlerde ekleme ve açıklamalara gitmiştir. Mercimek Ahmed’in çevirisi, kendisinin de “Kâbûs-nâme’yi Türkî’ye terceme ittüm, şöyle ki bir lafzı aralayup geçmedüm, belki aklım erdiğince bazı müşkilce elfâzını dahı bast ile şerhettüm” demesinden anlaşıldığı gibi genişletilerek yapılmıştır. O, yalnız çeviricilikle kalmamış, işe kendi bilgisini de katmış, yoruma gitmiş, açıklamış, eklemiş, neredeyse ortaya telif sayılabilecek bir eser koymuştur. Atasözleri ve deyimlerle açık bir anlatımı yeğlemiş, yaşadığı çağın düşüncelerini herkesin anlayabileceği bir dille ifade etmiştir. Bu eser, Türkçe mensur tercümelerin güzel bir örneğidir. 44 bölümden meydana gelen ve genel anlamda bir ahlak kitabı olan Kâbûs-nâme ele alınan konular bakımından da çok yönlü bir metindir. İslamiyetin ilkelerini temel alan ve ideal insan tipinin yaratılması amacına yönelik bir anlayışla kaleme alınan eserin konuları da bu öz çerçevesinde gelişmiştir. İçinde yaratılıştan, bilimden, sanattan, günlük yaşayışa kadar her konudan söz edilip öğütler verilirken konuya iki yönden yaklaşılmıştır: Önce İslamî düşünüşe uygun olarak bilgiler aktarılmış, ayetler, hadisler veya din ulularının sözleriyle bu düşünceler pekiştirilmiştir. Sonra da buna bağlı olarak küçük hikâyelerle, hikâyelerden çıkarılan sonuçlarla yahut anılan ayetlere, hadislere, uluların sözlerine dayanan öğütlerle bireyin nasıl davranması gerektiği söylenmiştir. Eserin şair ve şiirle ilgili bahsinde, şiirin herkes tarafından rağbet görmesi için örtülü değil açık olması; redif, kafiye, söz sanatları ve aruz uygulamalarında nelere dikkat edilmesi gerektiğine değinilmesi ise, dönemin şiir anlayışının günümüze ulaştırılması bakımından önemlidir. Mercimek Ahmed’in Eski Anadolu Türkçesinin bütün özelliklerini yansıtan çevirisi yeni harflerle yayımlanmıştır (Gökyay 1974). Gökyay, bu yayınında eserin diline sadık kalmış, ancak bugünün söyleyişini esas almıştır. Atilla Özkırımlı ise yaptığı çalışmada Kâbûs-nâme’yi bugünün okuruna seslenebilmek amacıyla sadeleştirmiş, kitabın sonuna metinde geçen terimler ve kavramlarla ilgili bir açıklama bölümü eklemiştir (Özkırımlı 1974). Kâbûs-nâme’nin beş nüshasının karşılaştırılmasıyla hazırlanmış bir de mezuniyet tezi vardır (Işıközlü yty.).

Mercimek Ahmed’in, zamanının ilimlerinden haberdar olduğu, dahası kitabının kırk dört bölümünde yer alan çeşitli konularla kelam, fıkıh, ticaret, nücum, musiki, şiir, askerlik hatta tıp gibi pek çok alanda zengin bilgisi bulunduğu görülmektedir. Kitabın başlangıç bölümünde II. Murâd için yazdığı övgü ve metin içerisinde yer alan diğer şiirleri ise Mercimek Ahmed’in şairlik yönünü de ortaya koymaktadır. 15. yüzyıl sade nesrinin temsilcilerinden sayılan Mercimek Ahmed, açık ve anlaşılır bir Türkçe ile söylemenin önemini anlamış ve Kâbûs-nâme’de bu düşüncelerini başarıyla uygulamış, yapmacıklığa düşmemiş önemli bir nâsir ve mütercimdir.

Kaynakça

Emre, A.Cevat (1940). “On Dördüncü Asır Yazmalarından Numuneler: Kabusname”. Türk Dili Belleten (5-6): 121-152.

Gökyay, Orhan Şaik (hzl.) (1974). Keykavus, Kabusname. İstanbul: MEB Yay.

Işıközlü, Tipi Akçalı (yty.). Mercimek Ahmed, Kâbûs-nâme. Mezuniyet Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Korkmaz, Zeynep (1966). “Kâbûs-nâme ve Marzuban-nâme Çevirileri Kimindir?”. TDAY Belleten : 266-278.

Korkmaz, Zeynep (1967). “Kâbûs-nâme’nin İkinci Basılışı Dolayısıyla”. Türk Dili (188): 664-667.

Özkırımlı, Atilla (hzl.) (1974). Keykâvus-Mercimek Ahmet, Kâbusname. 2 Cilt. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. 

Özkırımlı, Atilla (yty.). “Kâbûs-nâme”. Türk Edebiyatı Ansiklopedisi. C. 3. İstanbul: Cem Yayınevi. 701.

Özkırımlı, Atilla (yty.). “Mercimek Ahmed”. Türk Edebiyatı Ansiklopedisi. C. 3. İstanbul: Cem Yayınevi. 843.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. ZEHRA GÖRE
Yayın Tarihi: 07.01.2014

Eserlerinden Örnekler

Kâbûs-nâme’den

Başlangıç’tan

Emmâ ba’dü şöyle bilmek gerektir kim bu ez’afü’l-halki ind-Allâhi ve’n-nâs Mercimek Ahmed ibn İlyâs-afâ anhümâ bir gün Filibe yolunda pâdişâh hizmetine vardım, gördüm ki Sultân-ı cihân sâhib-kırân-ı zamân Sultân Murâd Han ibn Muhammed Han ibn Bâyezîd ibn Murâd Han ibn Orhân ibn Osmân halledallâhü mülkehu ebbede devletehu elinde bir kitâb tutar. Bu za’îf hasta-dil ol âli-cenâbdan ne kitâbdur deyu istidâ ettim. Ol lafz-ı şeker-bârından Kâbûs-nâmedir deyu cevâb verdi ve ayıttı ki hoş kitâbdur ve içinde çok fâideler ve nasîhatler vardır, ama Farsî dilincedir. Bir kişi Türkîye tercüme etmiş velî rûşen değil, açık söylememiş. Eyle olsa hikâyetinden halâvet bulmazuz, dedi. Ve lâkin bir kimse olsa ki bu kitâbı açık tercüme etse, tâ ki mefhûmundan gönüller haz alsa. Pes bu zaif ikdâm ettim, buyurursanız ben kemîne tercüme edeyin deyince ol pâk nazarlu pâdişâh senin ne haddindir, demedi fi'lhal tercüme et deyu buyurdu...

(Gökyay, Orhan Şaik (hzl.) (1974). Keykavus, Kabusname. İstanbul: MEB Yay. 3.)

Otuz Beşinci Bâb’dan

Şâirler Terbiyetin Beyân Eder

Ey oğul şâ’ir olup şi’r ayıtmağa kasdetsen cehdet ki şi’rde sözün murabba ola yani rûşen ola, açık ola. Ve sakın ki gamız söylemeyesin, yani örtülü söylemeyesin. Meselâ bir şi’rde bir sözün ki ma’nâsı şerhin sen bilesin ve ayruk kişi bilmeye, anın bigi söz söyleme. Zira şi’ri halk içün aydurlar; kendi kendiler içün ayıtmazlar. Pes şi’rin ma’nası açık gerektir ki rûşenliği sebebinden ötürü kim gerekse rağbet ede.

Amma şâ’ir gerektir ki hemen vezne ve kâfiyeye kâni olmaya. Pes sen dahı hayâlsiz ve tertîbsiz ve sınâ'atsiz ayıtma. Tecnîs ve tatbîk ve mütezâd ve müteşâbih ve müsteâr ve tecnîs-i mükerrer ve müreddef ve ne ki buna benzer var ise kim bunda şerhetsek olmaz arûzda bulasın ve bilesin. Amma eğer dilersen ki şi’rin kamu şâ’irler şi’rinden üstün görüne, sözü müste’âr söyle amma isti’âreyi imkânla söyle, yani isti’âreyi medihte çok istimâl et, hâssa ki methettiğin kişi kemâl ehli ola. Amma eğer gazel ayıdasın, terâne içün igen dahı masnû’ olmazsa kayırmaz. İllâ lâtif ve ter gerekdir ki gazeli ayıdasın. Ve amma kâfiyesi ve redîfi gerek ki bir ma’rûf kâfiyede ve redîfte ayıdasın. Yani söylenmemiş kâfiyedir deyip bir mechûl kâfiyede ayıtma. Gerekmez yerde Arabî müşkil lâfız katıp şi’rin sovuk etme. Ve her ne ki şi’rinde söylersin, âşıklar vasf-ı hâline göre lâtif söyle ve şi’rde hoş misâller ve teşbîhler getir, şöyle ki hem hâssa hoş gelsin hem âmma, tâ ki senin şi’rin şöhret tuta ve ma’rûf ola.

Ve şi’ri aruzun ağır vezinlerinde ayıtma, tâ ki şi’rin dahı sakîl düşmeye. Zira ki sakîl vezinde şi’r ayıtmağa kimse heves eylemez, meğer ki ayıdan dahı bir ağır canlı sakîl ola ve ayruk vezinde ayıtmağa âciz ola ve laf sakîlliğinden hafif yerlerde nesne ayıdamaya…

(Gökyay, Orhan Şaik (hzl.) (1974). Keykavus, Kabusname. İstanbul: MEB Yay. 252-253.)