MUSTAFA b. BÂLÎ

(d. ?/? - ö. ?/?)
kadı
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Mustafa bin Bâlî’nin hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Ne doğum tarihi ne ölüm tarihi, ne nereli olduğu ne de nerelerde kimlerden ders aldığı bilinmektedir. Yalnızca eserin telif tarihinin Zilhicce 983/1576 olması ve Sultan III. Murad’a sunulmasından müellifin 16. yüzyılda İstanbul’da yaşadığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda kadı da olan Bâlî-zâde Mustafa ile karıştırılmaktadır.

Zira kaynaklarda 16. yüzyılda müellifin ad ve sıfatına uygun iki Mustafa Efendi’den bahsedilmektedir. Bunlardan birisi Bâlî-zâde Mustafa Efendi olup şeyhülislâmdır. Diğeri ise İstanbul kadılığı da yapmış olan Bâlî Efendi’nin Mahdumu Mustafa Efendi’dir.

Bursalı Mehmed Tahir Efendi Osmanlı Müellifleri’nde Bâlî-zâde Mustafa Efendi’den bahsederken şeyhülislâm olduğundan, İstanbullu olup 1069’da vefat ettiğinden söz etmekte ve ölüm tarihi olarak da 1069/1658 tarihini göstermektedir. Mehmed Tahir Efendi bu şahsın Şerhu Kenzi’d-Dekâyık, Şerh-i Kaside-i Bürde, Es-Seyfü’l-Meslûlü fî-Şerhi’r-Resûli, Hâşiye alâ şerhi Miftâh, Mîzânü’l-Fetâvâ, Hz. Hâlid İbni Zeyd El-Ensârî’den rivayet edilmiş Hadîs-i Şerifler Mecmuası ile ayrıca Firâset-nâme adlı Türkçe bir eseri olduğunu da belirtmektedir. (Tatcı 2000: 289.)

Sicilli Osmanî’de;

“Mustafa Efendi (Bâlî-zâde): İstanbulludur. Pederi Hatîb Bâlî Efendi’dir. Çalışıp müderris, Galata Mollası oldu. 1058 Rebiülevvel (1648 Mart/Nisan) inde def’aten Rumeli Kazaskeri oldu. O sene Cemâde’l-âhir (1648 Haziran-Temmuz) inde azledildi. 1062 (1652 Ağustos) Ramazan’ında Anadolu Kazaskeri olup 1063 (1652 Aralık) Muharreminde azledildi. 1063 (1653) Saferinde Şeyhülislâm olup o sene Şaban'ında azledildi. 1073 (1662-3) Cemaziyel-Evvelinde fevt oldu. İlm-i fıkıhta mahirdir.”

“Telifatı: Kenz Şerhi, Miftah Haşiyeleri, Fıkıhta Bir Metin, bir şerh, müdevven mecmuası Kasîde-i Bürde Şerhi, Ebâ Eyyüb Ehâdîs-i Merviyyesi Tercümesi ki türbe-i müşarün ileyhe vakf etmiştir. Mahdumu Mehmet Efendi Manisa monlası olup 1073 Şevvalinde (24 Mayıs1663) fevt oldu.” (Akbayar 1996: 514) denilmektedir.

Şakayık-ı Nu’maniye ve Zeyilleri’nde ise 16. yüzyılda yaşamış olan Bâlî-zâde Mustafa Efendi’yle ilgili bilgiler şöyledir:

“Bâlî-zâde Mustafa Efendi; (öl. Cemade’l-ula 1073/1662-3), Hakaniye-i Vefa medresesi, Şeyhülislam (Özcan 1989b: 297-299)”

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde Şeyhülislâm olan Bâlî-zâde Mustafa Efendi (öl.1662)’nin, aslen Kastamonulu olup İstanbul'da doğ­duğu, Bâlî Efendi adında bir mahalle imamının oğ­lu olduğu, eserlerinde künyesini Mustafa b. Bâlî b. Süleyman el-İstanbûlî şeklinde verdiği, ilk tahsilini tamamladıktan sonra Şey­hülislâm Hoca-zâde Mehmed Efendi'ye in­tisap ederek ondan mülâzım olduğu; birçok yerde müderrislik yaptığı, Rumeli ve Anadolu kazaskerliklerine, birkaç defa da şeyhülislâmlığa getirildiği, 1073/1662’de de vefat ettiği belirtilmektedir. Aynı eserde Hanefi fıkhına dair birçok eserleri olduğu, Kütüphane ka­yıtlarında kendisine izafe edilen Süleymaniye Ktp. Cârullah Efendi, Nu. 471’de kayıtlı Haşiye ‘alâ Muhtaşari’l-Me‘ânî, Haşiye ‘ale’l-Mutavvel Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, Nu. 1763 ile İlm-i Firâset Risalesi adlı eserlerin ise ona ait olmadığı vurgulanmaktadır. (İpşirli vd. 2006: 294-295)

Bursalı İsmail Belîğ’in Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ve Vefâyât-ı Dânişverân-ı Nâdiredân adlı eseriyle, Güftî’nin Teşrîfâtu’ş-Şu’ârâ’sında da Bâlî-zâde’den bahsedilmekte ancak onlar da bahsedilen Şeyhülislâm olan Bâlî-zâde ile aynı kişiler olduğu anlaşılmaktadır. (Abdulkadiroğlu 1998: 355, 356, 404;  Yılmaz 2001: 136.)

Kaynaklardaki ikinci kişi ise İstanbul kadılığı da yapmış olan Bâlî Efendi’nin mahdumu olan Mustafa Efendi’dir. Onun hakkında Sicilli Osmanî’de:

“Mustafa Efendi: Bâlî Efendinin mahdumudur. Müderris, Halep, Mısır, Edirne Mollası oldu. 1024/1615 Rebiülevvelinde İstanbul Kadısı olup 1026/1617 Saferinde azlolundu. 1027/1618 Muharreminin on altısında cây-ı muharrekeden irtihal eylemiştir. Eyüp’te Defterdar Camiî’nde medfundur. Fuhul-i ulemadan, edip, vakûr, sabûr, mutasaddık, ulûma mutevaggıl idi. (Akbayar 1996: 527)”

Şakayık ve Zeyilleri’nde ise:

“Bâlî Efendinin oğlu Mustafa Efendi (d.950/1543-44 -öl. Muharrem 1027/1618) iki defa Süleymaniye medresesi müderrisi oldu, İstanbul kadısı oldu. (Özcan 1989a: 620)” diye söz edilmektedir.

Anlaşıldığı kadarıyla Bursalı Mehmed Tahir’de 1069/1658’de, Sicilli Osmanî ve Şakayık Zeyillerinde 1073/1662-3’te öldüğü söylenen Mustafa bin Bâlî aynı kişi olup aynı zamanda şeyhülislamlık da yapmıştır. İslâm Ansiklopedisi'ndeki Bâlî-zâde Mustafa da aynı şahıstır. Bu ansiklopedi maddesinde de bahsedildiği gibi bu şahıs müellifimiz Mustafa bin Bâlî değildir. Zira eserin telif tarihi ile bunların ölüm tarihleri tarihi gerçeklere uymamaktadır. Şöyle ki, eser Zilhicce 983’te miladi 1576’da telif edilmiş, Şeyhülislâm Bâlîzade ise 1073/1662’de vefat etmiştir. Eserini olgun bir yaşta, yani 30 yaşlarında, telif ettiğini düşünürsek, müellif öldüğünde 120 yaşında olmalıdır. Bu da çok makul görünmemektedir. Ayrıca şeyhülislâm olan Bâlî-zâde’nin eserlerindeki künyesi Mustafâ b. Bâlî b. Süleyman el-İstanbûlî’dir. Oysa müellifimizin eserindeki künyesi sadece Mustafa bin Bâlî’dir.

Bütün bu bilgilerden sonra kaynaklarda adı geçen Bâlî-zâde Mustafa ya da Mustafa bin Bâlî’nin şeyhülislâm olan Bâlî-zâde olduğu müellifimiz olan Mustafa bin Bâlî olmadığı anlaşılmaktadır. Bâlî Efendinin mahdumu olarak adlandırılan şahsın ise ölüm tarihinin Mustafa bin Bâlî ile ilgili tarihi gerçeklere uygun olduğu görülmektedir. İsimleri arasındaki sadece ifade farkı vardır; anlam olarak aynıdır. Aynı adla başka tarihî bir şahsiyeti de tespit edilememiştir. Dolayısıyla kaynaklarda İstanbul kadılığı da yaptığı belirtilen ve 16 Muharrem 1027/1618’de yani, 78 yaşında vefat eden bu ikinci zat olma ihtimali yüksektir. Buna göre:

Mustafa bin Bâlî, Bâlî Efendi’nin oğludur. 950/1543-44 tarihinde doğmuş ve medrese eğitimini tamamladıktan sonra müderris, Halep, Mısır, Edirne mollası, iki defa da Süleymaniye medresesi müderrisi olmuştur. İlm-i Firâset üzerine olan eserini ise 983/1576’da 33 yaşında iken III. Murad (saltanatı-1574-1595) adına yazmıştır. 1024/1615 Rebiyülevvel’inde İstanbul kadısı olmuş Hicrî 1026 Safer’inde (Miladi 1617) de azlolunmuş, Hicrî 1027 16 Muharrem’inde (13 Ocak 1618) ise 78 yaşında vefat etmiştir. Eyüp’te Defterdar Camii’nde medfundur. Değerli âlimlerden olup vekarlı, sabırlı, sadaka vermeyi ve ilimle uğraşmayı seven biri idi.

İlm-i Firâset: Mustafa bin Bâlî Firâset üzerine yazılmış olan bu eserini 1 Zilhicce 983 (2 Mart 1576 Cuma) tarihinde bitirmiştir.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmanî. C.4. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Çavuşoğlu, Ali (2004). Kıyâfetnâmeler. Ankara: Akçağ Yay.

İpşirli, M ve E. S. Kaya (2006). “Mustafa Efendi, Bâlîzâde”. İslam Ansiklopedisi. C. 31. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.

Tatçı, Mustafa (hzl.) (2003). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri I-II-III. Ankara: Bizim Büro Yay. 

Sarıçiçek, Ramazan (hzl.) (2013). Mustafa bin Bâlî,İlm-i Firâset (İnceleme, Metin, Sözlük). Malatya.

Özcan, Tahsin (1999). “Mustafa Efendi (Balizade)”. Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi. C. 2. İstanbul: YKY.

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989a). Mecdî Mehmed Efendi Hadâiku’ş-Şakâik Şakâik-ı Nu’mâniyye ve Zeyilleri. İstanbul: Çağrı Yay.

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989b). Şakayık-ı Nu’maniye ve Zeyilleri Vekayiü’l-fudalâ I. C. 3. İstanbul: Çağrı Yay.

Sarıçiçek, Ramazan (2012). “Mustafa bin Bâlî Ve İlm-İ Firâset’i”. Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic. (7/4): 2725-2754.

Yılmaz, Kâşif (2001). Güftî ve Teşrîfâtu’ş-Şu’ârâ’sı. Ankara: AKM Yay.

 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. ÖĞR. ÜYESİ RAMAZAN SARIÇİÇEK
Yayın Tarihi: 27.07.2013
Güncelleme Tarihi: 05.12.2020

Eserlerinden Örnekler

[İ1b]

(1) Risâle-i Ḳıyâset-i Firâset (2) Bâlî Efendi İmâm Faẖreddîn-i Râzî’den ve Şeyẖ Muḥ̣yiddîn-i ‘Arabî’den (3) istiẖrâc itdügi kitâbdur (4) (N1b) Dürer-i cevâhir-i ḥamd ü sitâyiş-i sa‘âdet-esâs ve gurer-i zevâhir-i şükr ü (5) sipâs-ı ‘ubûdiyyet-misâs ki kesret ü vefreti enfâs-ı halâyıḳ gibi ‘add ü iḥṣâdan füzûn ve sunûf-ı elfâz ü ‘ibârât ecnâs u haķâyık gibi (6) gûn-â-gûn ola, ol Âferînende-i ‘acâyib-nuḳûş u bedâyi‘-suver celle celâlühü (7) ve feyż-baẖşende-i âmûzeş-i ġarâyib-i ‘ulûm ve ṣanâyi‘-i pür-‘iber ‘amme nevâlühu (8) ḥażretine sezâvâr u ḥaḳîḳdür ki, meşşâṭa-i ḳudreti ṣun‘-ı bedî‘-i heykel-i insânı (9) ḥilye-i ıbg̣ata’llâhi ve men-aḥsenü mina’llâhi ṣıbgah birle müzeyyen ü ârâste ve (10) feyyâż-ı ḥikmeti cevâhir-i nüfûsı şâyeste-i ẖilḳat ve münâsib-i ḥavṣala-i fıṭrât (11) olan zîver-i kemâlât-ı ‘aḳliyye ile ber- muḳteżâ-yı rabbüne’lleẕî a‘ŧâ külle şey’in (12) alḳahu muvaşşaḥ u pîrâste idüp zümre-i insâna ḥil‘at-i ve le-ḳad kerremnâ benî (13) Âdeme erzânî buyurmaġı ‘inâyet eyledi. Elâ lehü’l-ẖalḳu ve’l-emr tebâreka (14) ’llâhu rabbü’l-‘âlemîn. Ve ṣalât ve ṣalavât-ı ṭayyibât ve hedâyâ-yı ṭaḥiyyât-ı (15) ẕâkiyyât ol zîver-i ḥarâyid-i cerâyid ü esfâr ve vâṣıṭâ-i ḳalâyid-i (16) ebkâr-ı efkâr ser-levḥa-i fâtiḥa-i sûre-i nübüvvet ve mühr-i itmâm-i ẖâtime-i (17) risâle-i risâlet ṣadr-nişîn-i serîr-i ‘izz ü temkîn ve ser-âmed-i pây-taẖt-ı (18) îcâd u tekvîn Resûl-i güzîn ve maḳbûl-i Rabbü’l-‘âlemîn ḥażretine şâyeste (19) vü ḥalîḳdur, ki ‘alîlân-ı evdiye-i ṭaleb ü recâ ve ġalîlân-ı bâdî-i ‘aşḳ-ı H̱udâ olanları (20) müş‘il-i hidâyeti sübül-i sûy-ı selâmete delâlet eyledi ṣalla’llâhu ve ‘alâ ‘âlihi eṭ-ṭâyyibîne (21) ’ṭ-ṭâhirîn mâ-iḍmaḥalle’d-dücâ el-bâṭılu ve leme‘a nûrü’l-yaḳîn. Ammâ ba‘d erbâb-ı

[İ2a]

(1) ma‘ârif-niṣâb ve aṣḥâb-ı ‘avârif-iktisâb ẖâṭır-ı ẖaṭîr ve żamîr-i (2) münîrlerine muẖtefî ve mektûm u pûşîde ve nâ-ma‘lûm degüldür ki nev‘-i (3) insân medeniyyü’ṭ-ṭâb‘ olup beḳâ-yı silsile-i benî Âdem müşâreket (4) ve destyârî-i ümem ile müyesser olup ba‘żı eşẖâṣ tekmîl-i feżâyil (5) ü kemâlât itmege beẕl-i nefs ve ba‘żı âẖer daẖı fıṭrat u isti‘dâdına (6) enseb olan ḥiref ü ṣınâ‘at taḥsîline ṣarf-ı yevm ü ems itmekle (7) cemî‘-i mâ-yeḥtâcu ileyhi müheyyâ ve her nefs iştiḥâ eyledügi ni‘am-ı bî-nihâyeyi peydâ (8) idüp kâr-ẖâne-i ‘âlem-i şuhûd âbâdân ve ‘arṣa-i bâzâr-gâh-ı vücûd ilâ- (9) yevmi’l-ḳıyâm ḳâyim ve müzdeḥim-i âdemiyân ola. Pes lâzım oldigi efrâd-ı (10) nev‘-i beşer, kâyinen men kâne, mîr ü vezîr ve bay u fakcîr ems̱âl ü aḳrânı (11) ile maẖlûṭ ve ṭınâb-ı ẖayme-i âmâl ü emânî her biri bir yire merbûṭ ola (12) ve erbâb-ı baṣîret ḳatında ma‘lûmdur ki efrâd-ı insânuñ cemî‘isi (13) ẖayr u sa‘âdet ile mevsûm degül, belki ṭabî‘at-ı nev‘-i beşerde (14) ẖayr u şer mersûm olup kimi âdemî-ṣûret ve firişte-ẖaṣlet (15) ve kimi firişte-ṣûret ve behâyim-sîretdür. Bu ḥâlet iḳtiżâ eyledügi (16) delâyil-i ṣûret-i ẓâhire ki ‘alâyim-i sîret-i bâṭınadur buṭûn-i (17) ṣaḥâyifde merḳûm ve nîk ü bed aẖlâḳ-ı ẖalâyıḳ mîzân-ı firâset ile (18) ma‘lûm ola. Zîrâ ki herkes envâr-ı ilâhiyyeden behremend ve mevhibe-i (19) s̱eniyye-i firâset-i şer‘iyye ile ercemend degüldür. Binâ’en-‘alâ ẕâlik sirâcü (20) ’l-‘ulemâ ve tâcü’l-fużalâ’ ḳıdvetü’s-selef ẖayrü’l-ẖalef muḳtede’l-İslâm

[İ2b]

(1) ve’l-müslimîn faẖril’l-milleti ve’d-dîn er-Râzî raḍiya’llâhu anhü ve ġafere lehu ve ‘afâ (2) ‘anhu ve ekreme nüzülehu bu fenn-i şerîfde bir kitâb-ı lâṭîfi cem‘ u te’lîf itdi ki (3) zebân-ı nâṭıḳa tavṣîfinde ḳâsırdur. Ve ke-ẕâlik ġavs̱ü’l-ümme ve şemsü’l-mille (4) Sulṭân-ı memâlik-i ṭarîḳat şâhen-şeh-i kişver-i ḥaḳîḳat ḳuṭbü’l-âfâḳ (5) ‘umdetü‘ş-Şâm ve’l-‘Irâḳ Şeyẖ Muḥyiddîn-i ‘Arabî ḳaddesa’llâhu te‘âlâ sırrehu (6) Kitâbu Tedbîrâti'l-İlâhiyye fî Iṣlâḥi’l-Memleketi'l-İnsâniyyesinde (7) bir bâb vaż‘ idüp mesâ’il-i muġlaḳasın meftûḥ ve ġurer-i fevâ’idin (8) mufaṣṣal u meşrûḥ ḳıldı. Ve lâkin lisân-ı melâḥat-feşân-ı Türkî’de (9) bu fenn-i şerîfüñ fevâ’id ü maḳâṣıdına şâmil ve uṣûl ü fürû‘ına (10 ) müştemil bir kitâb peydâ olmadı. Bu baḥr-ı bî-girânuñ ferâ’idinden ancaḳ bir (11) iki dürr-i pâki zamânınuñ ferîdî ve ‘ahdinüñ vaḥîdi nâẓım-ı (12) Yusûf u Zelîẖâ Mevlânâ Ḥamdî rişte-i naẓma çekdi. Fe-emmâ ġâyet (13) îcâz u iẖtiṣâr üzre olmaġın cemî‘ meṭâlib ü mühimmâtı (14) silk-i beyânda niẓâm bulmadı. Ol eclden bu ‘abd-ı ża‘îf-i kem-biżâ‘a (15) ve bende-i nâ-tüvân-ı ‘adîmü’l-istiṭâa hücûm-ı miḥnet ü ġam pây-mâlî Muṣṭafâ (16) bin Bâlî ‘afâ ‘anhümâ el-Melikü’l-vâlî diledi kim kelimât-ı müteberreke-i Faẖr-ı [R]âzî’den (17) ve enfâs-ı muḳaddese-i Şeyẖ Muḥyiddîn-i ‘Arabî’den ẖûşe-çînlik idüp (18) fevâ’id-i girân-mâye-i bî-nihâye muḳtebes ḳıla ve sâyir fużalâ maḳâlâtında olan (19) fevâżıl-ı kelimât ve nevâdir-i ḥikâyâtdan nice leṭâyif ilḥâḳ idüp (20) güç yitdügince câme-i zîbâ-yı Türkî ile mülebbes ide ve le’âlî-i manẓûme-i

[İ3a]

(1) Mevlânâ Ḥamdî’yi derc ü tażmîn idüp bir kitâb-ı güzîn-i leṭâyif- (2) meşḥûn ve ẖiṭâb-ı metîn-i ma‘ârif-mażmûn tedvîn eyleye. Çünki (3) bâġbân-ı ṭabî‘at bu ravżâ-i dil-güşâ-yı rebî‘ ve ḥadîḳa-i behcet-(4) ḳuvâ-yı behişt- tezyînüñ inşâ‘ ve iẖtirâ‘ına niyyet idüp ẖas u ẖâşâk-i (5) bî-menfa‘ati tîşe-i endîşe ile ḳal‘ idüp ṣâḥa-i felek-mesâḥasını (6) terbiyyet ve eşcâr-ı sa‘âdet-s̱imâr-ı ma‘rifetine cûybâr-ı te’emmül ü tefekkür birle (7) neşv ü nemâ virmege mübâşeret ḳıldı. Hâtif-i ġaybî ve sürûş u lâ-reybîden (8) işâret-i beşâret-nümâ ve îmâ-i sa‘âdet-intimâ’ oldı ki (9) bu nev-bâve-i gülşen-i leṭâyif ve nevreste-i çemen-i ma‘ârifi zülâl-i ‘âṭıfet-i (10) sulṭân-ı felek temkîn birle temkîn ide.