RAHMÎ, Bursalı Pîr Mehmed

(d. ?/? - ö. 1567/68/975)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Pîr Muhammed/Mehmed olan şair, kaynaklarda Rahmî, Bursalı Rahmî, Rahmî Çelebi olarak anılmaktadır. Bütün kaynaklar Rahmî’nin adı ve Bursalı olduğu konusunda birleşmektedirler. Rahmî, Bursa’da doğmuş, fakat burada fazla kalmamış, küçük yaşlarda İstanbul’a gelmiştir. Doğum tarihi konusunda ise elde doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. 1530 yılında yapılan Şehzâde Mustafa’nın sünnet merasiminde, diğer şairlerle birlikte Rahmî de Kanunî’ye kaside sunmuş ve padişahtan caize olarak elbise almıştır (Erünsal 1984: 10, 11). Tezkire yazarı Âşık Çelebi bu olay sırasında Rahmî’nin henüz ayvatüyleri çıkmamış, büluğ yaşına ulaşmamış, oyundan kopamamış bir çocuk olduğunu söylemektedir (2010: 1346). Buradan hareketle Rahmî’nin 1516-1518 dolaylarında doğduğu tahmin edilebilir. Rahmî’nin babası Nakkâş Bâlî’dir. Nakkâş Bâlî’nin yazı, nakış ve resim konusunda üstâd ve çok meşhur birisi olduğu, hatta ünlü öğrenciler de yetiştirdiği Âşık Çelebi Tezkiresi’nden (2010: 1343) ve Lamiî’nin mektuplarından anlaşılmaktadır (Esir 2006: 198-199, 342-344). Şair Rahmî’nin de bu konularda babasından ders aldığı, nakış ve resim işinde uzmanlaştığı yine aynı tezkirede söylenenler arasındadır. Kaynaklarda Rahmî’nin küçük yaşlarda ilim tahsîline başladığı belirtilmektedir. Geleneksel Osmanlı eğitim sistemi düşünülürse, Rahmî’nin ilk hocasının büyük bir ihtimalle babası Nakkâş Bâlî olduğu söylenebilir. Rahmî, muhtemelen, sıbyan mektebinde temel eğitimini aldıktan sonra, İstanbul’da devrin gözde ilimlerini tahsil etmeye başlamış, biraz da kabiliyetinin yönlendirmesiyle edebî ilimlere yönelmiş, kendini bu alanda yetiştirmiştir. Ancak şairin gençliğinde eğitimini tamamlayamadığı, medreseden mezun olamadığı anlaşılmaktadır. Rahmî İstanbul’da ilk önce, bir anlamda ünlü şiir ve şair hâmîsi Defterdar İskender Çelebi’ye intisap etmiştir. Ondaki kabiliyeti fark eden İskender Çelebi, onu himâyesi altına almış, daha sonra Sadrazam İbrahim Paşa ve Kanûnî ile tanıştırmış, Rahmî’nin onların meclislerine girmesine ve câizeler almasına vesile olmuştur. Hatta Rahmî’nin İskender Çelebi ve İbrahim Paşa’nın huzurunda akranlarıyla münazaralar ettiği, cevap ve nazirelerinin beğenilmesi üzerine kendisine epeyce önemli câizeler verildiği de şairin yakın dostu Âşık Çelebi tarafından nakledilmektedir (2010: 1346-1347). Daha sonra yine bu insanlar vasıtasıyla padişahın huzuruna çıkma şansı yakalayan Rahmî, 1530 yılında şehzadelere yapılan sünnet düğününde Kanunî’ye bir kaside sunmuş ve caize almış, bundan sonra daha da meşhur olmuştur. Rahmî’nin bundan sonra, hâmîleri olan İskender Çelebi ve İbrahim Paşa’nın vefatına (1535-1536) kadar rahat bir hayat sürdüğü tahmin edilebilir. Ancak bu kişilerin vefatından sonra Rahmî, birden bire hâmîsiz kalmış ve sıkıntı içine düşmüştür. Bundan sonra biraz da geçimine vesile olacağı için, yarım bıraktığı eğitimine yeniden başlayan Rahmî, çeşitli sıkıntılar sonunda nihayet devrin önemli âlimlerinden Celâl-zâde Sâlih Çelebi’den mülâzım olarak eğitimini tamamlamıştır (Kınalızade 2009: 330). Ardından ilmiyye sınıfına dâhil olmuş ve müderrislik yolunu seçmiş ise de uzun bir süre görev alamamıştır. Ancak 970/1562-63 yılı dolaylarında o zaman şehzade olan Selim’in huzuruna varıp bir kaside ile halini arz ettikten sonra kendisine bir şefaat-nâme verilmiş ve nihayet şair bin bir zorlukla, Rumeli’de bulunan Yenişehir’deki küçük bir medreseye yirmi akçe maaşla müderris olmuştur (İsen 1994: 218). Rahmî, bu göreve atanmasından birkaç yıl sonra aynı yerde vefat etmiştir. Kaynakların çoğunlukla 975 yılı üzerinde ittifak etmelerinden, özellikle de ilgili tarih mısralarından Rahmî’nin 975/1567-1568’te vefat ettiği anlaşılmaktadır. Bursalı Cinânî’nin hemşehrisi Rahmî için söylediği Farsça tarih manzûmesinin sonu “Goft bâdâ rahmet-i Rahmî mezîd” “Sene 975” şeklinde bitmektedir (Okuyucu 1994: 718). Bursalı İsmail Beliğ, onun müderris iken vefat ettiği Yenişehir’de gömülü olduğunu söylemektedir (Atlansoy 1998: 295).

Diğer taraftan Rahmî, gençliğinde güzelliği ve renkli, güzel giyinmesiyle de meşhur olmuştur. Rahmî’yi yakından tanıyan Âşık Çelebi; onun iyi ahlaklı, kimseyi incitmeyen bir insan olduğunu söylemektedir. Bunların ötesinde Rahmî’nin Divan’ındaki şiirlerine dayanarak onun âşık tabiatlı, mütevazı, müstağni, mütevekkil, riyâyı sevmeyen, yalnız, garip, biraz derbeder ve rint bir şahıs olduğu söylenebilir.

XVI. yüzyılın renkli simalarından olan Rahmî’nin mevcut bilgilere göre dört adet manzûm eseri bulunmaktadır. Bunlardan ilki Divan’dır. Kısmen dağınık vaziyette ve bazı kısımları makaleler halinde neşredilmiş olan Divan, orta hacimli bir eserdir. Divan’ın şimdilik bilinen tek yazma nüshası Ankara Milli Kütüphane’de Yz. A 6803/1’de bulunmaktadır. Eser, hem bu nüshadan yararlanılarak hem de şiir mecmualarında dağınık vaziyetteki manzûmeler mümkün olduğunca toplanarak incelemesiyle birlikte yayınlanmıştır (Erdoğan 2011). Divan’da; 13 kaside, 3 kıt’a, 1 on beşli musammat, 1 on dörtlü musammat, 1 terkîb-bent, 1 müsemmen, 4 müseddes, 7 tesdîs, 2 muhammes, 16 tahmîs, 1 murabba, 232 gazel, 1 rubai, 8 matla, 4 müfret bulunmaktadır.

Diğer bir eseri Gül-i Sad-Berg’dir. Bu eser; hem ünlü mesnevî yazarı Nizâmî’nin Mahzenü’l-Esrâr isimli mesnevîsine nazire, hem de Molla Câmî’nin Tuhfetü’l-Ahrâr mesnevîsinin etkisi altında yazılmış dinî, tasavvufî ve ahlakî bir mesnevîdir. Yedi bölümden (ravza) meydana gelen eserde, her bölüm­den sonra bir hikâyeye yer verilmiştir. Mevcut haliyle 1498 beyittir. Eserin bilinen tek yazma nüshası Atatürk Üniversitesi Agâh Sırrı Levend Yazmaları arasında 17 numaradadır (Erişen 1992).

Rahmî’nin üçüncü eseri, İranlı şair Hilâlî’nin aynı isimli eserinden tercüme yoluyla yazdığı bir aşk mesnevîsi olan Şâh u Gedâ’dır. Eser her ne kadar Hilâlî’den tercüme olsa da Rahmî, eski elbisesinden çıkarıp ona hoş, Rûmî bir elbise giydirdiğini ve bir anlamda şahsî damgasını vurduğunu söylemektedir. Mesnevînin adı bazı kaynaklarda ise Şâh u Dervîş şeklinde de geçmektedir. Eserde kısaca Çin ülkesinde yaşayan güzelliklere düşkün, fakir bir dervişle Şâh adlı bir güzelin aşkı anlatılmaktadır. Ancak bu aşk; bayağılığa düşmeyen, maddî hazların üstüne çıkarılmış bir aşktır. Eserde zaman zaman İlahî duyguların da işlendiği görülmektedir. Zarif ve sanatkârâne bir üslubun kullanıldığı mesnevînin tamamı 1734 beyittir. Eserin ikisi yurt içinde, biri de yurt dışında olmak üzere toplam üç yazma nüshası olduğu bilinmektedir (Birici 2007).

Rahmî’nin dördüncü eseri Yenişehir Şehrengizi’dir. Bu şehrengizden ilk olarak Agâh Sırrı Levend söz etmiş, eserin kısaca planını ve özetini yayınlamıştır. Şehrengiz, Rahmî’nin müderris olarak atandığı Rumeli’de bulunan Yenişehir (Yenişehr-i Fener/Larissa?) ile ilgilidir. Her ne kadar eserin telif tarihi kesin olarak bilinmiyorsa da, şairin 1562-1565 yılları yılları arasında Yenişehir’e müderris olarak atandığı hatırlanırsa, şehrengizin de bu tarihlerde yazılmış olduğu ortaya çıkar. Eser mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır ve 279 beyitten meydana gelmektedir. Aruzun hezec bahrinin “mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün” kalıbıyla yazılan eserin Giriş, Münâcât, Sebeb-i Te’lif ve Yenişehir Methiyesi, Der-Vasf-ı Cüvânân ve Bitiş bölümlerinden meydana geldiği söylenebilir. Asıl konunun işlendiği bölümde toplam yirmi dört şahıs anlatılmıştır. İncelenen nüshalarda şahısların üçer beyitle tavsif edildikleri görülmektedir. Adıgeçen kişiler daha ziyâde âşıkâne bir tarzda anlatılmakta, güzellikleri övülmekte ve kişilerin isimleri yahut meslekleriyle ilgi kurularak kelime oyunları yapılmaktadır. Bu bölümün müstehcenliğe, bayağılığa düşülmeden, seviyeli bir üslupla işlendiği görülmektedir. Rahmî’nin Yenişehir Şehrengizi’nin bilindiği kadarıyla, üçü yurt içinde, biri de yurt dışında olmak üzere toplam dört yazma nüshası vardır. Bu nüshaların bulunduğu kütüphaneler ve numaraları şu şekildedir: Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi, No: 597, vr. 71b-77b; Nuruosmaniye Kütüphanesi, No: 4962, vr. 202a-205b; Mevlana Müzesi Kütüphanesi, Abdülbaki Gölpınarlı Kitapları, No: 124, 31b-36a; Berlin Kütüphanesi, No: 407. Eserin metni yayınlanmıştır (Erdoğan 2012).

Rahmî’nin yaşadığı devirden itibaren bütün kaynakların onun şiiri ve şairliğini övme konusunda adeta yarıştıkları görülmektedir. Devrin tezkire yazarları Sehî,. Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalı-zâde, Beyânî, Ahdî ve Gelibolulu Âlî’nin Rahmî ile ilgili değerlendirmeleri hep olumlu ve övücü niteliktedir. Hatta Âlî, Künhü’l-Ahbâr’da Rahmî’yi devrin Bursa şairlerinin en iyisi olarak göstermektedir (İsen 1994: 218, 219, 267). Rahmî’nin hem arkadaşı, hem de bir anlamda rakîbi olan Yahya Bey, şairi şiir denizinin dalgıcı olarak tanıtmakta ve özellikle gazel alanında has mücevherler gibi sözlerinin olduğunu belirtmektedir (1977: 254). Yine XVI. yüzyıl şairlerinden Sânî’nin mizahî tarzda yazdığı manzûm mektubunda Rahmî’nin şiiri “muhayyel” ve “mesel-âmîz” olarak anlatılmakta, Rahmî de Arap şairi Hassan bin Sabit’e benzetilmektedir (Tarlan 1948: 3). Hatta Âşık Çelebi’nin tezkiresinde anlattığı bir nottan (2012: 1563) Rahmî’nin şöhretinin o devirde Anadolu dışına taştığını, İran saraylarına kadar yayıldığını söylemek de mümkündür. Nitekim Fuat Köprülü de kaynak göstermeden aynı rivayeti nakletmektedir (yyy/yty: 135).

Rahmî, bir kelâmda bulunması gereken vasıfları beyân, fesâhat ve belagat olarak saymaktadır. O hem sözün hem de anlamın başarılı şekilde kullanılması gerektiğine inanmaktadır. Rahmî’ye göre gazelin asıl konusu sevgilinin güzellikleridir. Rahmî, papağanı manasını bilmediği güzel sözleri tekrar etmekle itham ederken de şiirde anlamın önemine vurgu yapmaktadır. Rahmî'ye göre, güzel ve gösterişli sözler söylemek gerçi insana çok şeref verir. Ancak ihtiyaç miktarınca söyleyip sonra susmak daha akıllıcadır. Yani şair bir nevi az ama öz söylemek taraftarıdır denilebilir.

Rahmî’nin şiirlerinin en başta gelen özelliği hem edâ hem de muhteva olarak âşıkâne olmasıdır. Rahmî’nin gazellerinin çok büyük bir kısmında (% 76,94) aşk konusu işlenmiştir. Bu aşkın kimi zaman beşerî, kimi zaman platonik, ama daha çok da İlahî olduğunu söylemek mümkündür. Rahmî’nin şiirlerinin konusu umûmiyetle aşk, aşk yüzünden çekilen sıkıntılar, ayrılık, hasret, sevgili ve sevgilinin dudağı, yanağı gibi güzellik unsurlarıdır.

Latîf, zarîf oluşu Rahmî’nin şiirinin bir başka özelliğidir. Rahmî, neredeyse bütün Divan’ında aşk ve sevgili konusunu işlemekle birlikte hiçbir zaman bayağılığa düşmemiş, argoya ve müstehcenliğe tenezzül etmemiştir. Tam tersine beşerî aşkı işlediği yerlerde bile bir nezâket, bir incelik vardır.

Rahmî’nin şiirinde anlam güzelliği, dolgunluğu ön planda olmakla birlikte, şekil de ihmal edilmemiştir. Vezin, kafiye, redif, dil gibi dış unsurlarda da Rahmî’nin oldukça başarılı olduğu söylenebilir.

Rahmî, bir anlamda şiir vadisinde üstad olarak tanıdığı Hayâlî gibi, şiirde hayâl unsuruna çok önem vermiş ve bu unsuru çok yoğun bir şekilde kullanmıştır. Rahmî’nin ayrıca tasvir unsurunu da önemsediği görülmektedir. Rahmî'nin hayallerinin ve tasvirlerinin oldukça zengin, renkli ve canlı olduğunu söylemek mümkündür.

Rahmî'nin şiirlerinin çok önemli özelliklerinden biri de sanatkârâne oluşudur. Her ne kadar doğuştan bir yeteneğe sahip olsa da Rahmî şiirlerini büyük bir titizlikle işlemiştir. Söz sanatlarını da yer yer kullanmakla birlikte, Rahmî’nin umûmiyetle anlam sanatlarını kullandığı görülmektedir. Rahmi'nin en fazla kullandığı sanatın teşbih olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunun yanında sırasıyla leff ü neşr, teşhis, hüsn-i ta’lil, telmih ve tenasüp de onun sık kullandığı sanatlardandır. Rahmî, klasik divan şiiri kültürünü ve teşbihlerini çok iyi derecede bilmekte ve başarılı bir şekilde kullanmaktadır.

Rahmî’nin şiirlerinin umûmiyetle gösterişten, şaşaadan uzak, sade ve samîmî olduğu söylenebilir. Zaten şair de az ve öz söylemek taraftarıdır.

Rahmî’nin etkilendiği İranlı şairler bahsinde öncelikle Molla Câmî ve Genceli Nizâmî’yi anmak uygun olacaktır. Nitekim Gül-i Sad-berg isimli eserini bu şairlerin etkisiyle yazmıştır. Yine İranlı şair Hilâlî’den Şâh u Gedâ isimli mesnevîyi genişleterek tercüme ettiği göz önüne alınırsa yukarıdaki isimler arasına Hilâlî’nin de eklenmesi gerektiği ortaya çıkar. Divan’ındaki tahmis, tesdis benzeri manzûmeleri dikkate alındığında, Rahmî’nin Türk şairlerinden en fazla Hayâlî’nin şiirini kendine örnek aldığını söylemek mümkündür. Bu konuda ikinci sırada Necatî gelmektedir. Mevcut verilere göre Rahmî; Hayâlî’nin 5, Necâtî’nin 3 gazelini tahmis etmiştir. Yine tahmislerinden hareketle Rahmî’nin Ahmet Paşa ve Yahya Bey’in manzûmelerini de örnek aldığı görülmektedir. Ayrıca tarafımızdan yapılan değerlendirmede Rahmî’nin en fazla Ahmet Paşa, Ahmedî ve Zâtî’nin gazellerine nazire söylediği anlaşılmıştır. Kuşkusuz Rahmî’nin edebî kişiliği üzerinde en fazla etkili olan şair, Rahmî’nin yaşadığı devrin en gözde şairi olan Hayâlî Bey’dir. Nitekim tezkire yazarı Ahdî, Hayâlî ile Rahmî arasındaki bu benzerlikten dolayı Rahmî için “ţarz-ı gazelde tev’emân-ı Hayâlî” (Hayâlî’nin ikizi) demiştir (Solmaz 2005: 312).

Rahmî’nin etkisi konusundaki bilgiler sınırlıdır. Mevcut bilgilere göre Gelibolulu Mustafa Âlî, Beyânî ve Bağdatlı Rûhî, Rahmî’nin birer gazelini tahmis etmişlerdir. Rahmî’nin şiirine nazire söyleyerek onu takdir eden şairlerin başında devrin şiir üstadları Bâkî, Zâtî ve Hayâlî gelmektedir. Ayrıca Pervâne Bey Mecmuası’ndan anlaşıldığına göre Rahmî’nin bir gazeli o devirde meşhur olmuş ve başta Zâtî ve Hayâlî olmak üzere dönemin birçok şairi bu gazele nazire söylemiştir (Yazma: 326a-329b). Hatta Âşık Çelebi İran sarayında Şah Tahmasb’ın Rahmî’nin şiirini beğenerek şerefine kadeh kaldırdığını nakleder (2010: 883). Bunların ötesinde, şairin yaşadığı XVI. yüzyıldan itibaren tertip edilen birçok şiir mecmuasında Rahmî’nin manzûmelerine rastlanmaktadır ki bu da onun şiirlerinin beğenilip okunduğunu gösteren bir başka delildir.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmanî. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Atlansoy, Kadir (1998). Bursa Şairleri. Bursa: Asa Kitabevi.

Aynagöz, Pervin (1989). "Bur­salı Rahmi'nin “Gül-i Sad-berg”i Üzerine Bir Değerlendirme". Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler) 3 (1): 1-27.

Bağdatlı İsmail Paşa (1992a). Îzâhu’l-Meknûn fi’z-Zeyli alâ-Keşfi’z-Zünûn. Beyrut.

Bağdatlı İsmail Paşa (1992b). Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâü’l-Mü’ellifîn ve Âsâru’l-Musannifîn. Beyrut.

Birici, Sevim (2007). Şâh u Gedâ (Şâh u Dervîş) Mesnevileri ve Bursalı Rahmî’nin Şâh u Gedâ’sı. Elazığ: Manas Yay.

Boranoğlu, Turan (1997). Bursalı Rahmî Çelebi Divanı’nın Tahlili. Yüksek Lisans Tezi. Elazığ: Fırat Üniversitesi.

Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzemâ. Ankara: AKM Yay.

Çavuşoğlu, Mehmet (hzl.) (1977). Yahyâ Bey Dîvanı. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.

Erdoğan, Mustafa (2007). “Bursalı Rahmî’nin Divanı Üzerine”. Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 14 (34): 21-45.

Erdoğan, Mustafa (2011a). Bursalı Rahmî ve Divanı. İstanbul: Dergâh Yay.

Erdoğan, Mustafa (2011b). Bursalı Rahmî ve Divanı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-100876/bursali-rahmi-divani.html [erişim tarihi: 27.11.2012]

Erdoğan, Mustafa (2012). “Bursalı Rahmî ve Yenişehir Şehrengizi”. Erdem 63: 89-126.

Erünsal, İsmail E. (1984). “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları II Kanunî Sultan Süleyman Devrine Ait Bir İn’âmât Defteri”. Osmanlı Araştırmaları IV: 10, 11.

Erişen, Gülgun (1992). “Bursalı Rahmî ve Gül-i Sad-berg’i”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türkoloji Dergisi X (1): 285-315.

Esir, Hasan Ali (2006). Münşeât-ı Lâmiî (Lâmiî Çelebi’nin Mektupları) İnceleme-Metin-İndeks-Sözlük. Trabzon: Rize Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

İsmail Beliğ. Güldeste-i Riyâz-ı İrfân. SK, Lala İsmail Bölümü, 366.

Kaf-zâde Fâizî. Zübdetü’l-Eş’âr. Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî Manzûm Eserler Bölümü, 1325.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ (İnceleme-Metin). İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay.

Köprülüzade Mehmet Fuat (yyy). Eski Şairlerimiz Divan Edebiyatı Antolojisi XVI ıncı Asır. Muallim A. Halit Kitaphanesi. yyy.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatçı (hzl.) (2001). Nail Tuman, Tuhfe-i Nâ’ilî. Ankara: Bizim Büro Yay.

Kut, Günay (1978). Heşt Bihişt Sehî Beg Tezkiresi. Harvard Üniversitesi, Harvard.

Küçük, Sabahattin (1988). Bâkî ve Dîvânından Seçmeler. Ankara: KTB Yay.

Küçük, Sabahattin (1993). “16. Yüzyıl Şâirlerinden Bursalı Rahmi Çelebi ve Şiirleri”. MÜFEF Türklük Araştırmaları Dergisi, Âmil Çelebioğlu Armağanı 7: 423-472.

Levend, Agâh Sırrı (1958). Türk Edebiyatında Şehr-engizler ve Şehr-engizlerde İstanbul. İstanbul: İstanbul Fethi Derneği İstanbul Enstitüsü Yay.

Pervane Bey Nazîre Mecmuası. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Bağdat Bölümü, Yz 406.

Riyâzî Mehmed Efendi. Riyâzü’ş-Şuarâ. Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî Tarih Bölümü, 765.

Solmaz, Süleyman (hzl.) (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâsı. Ankara: AKM Yay.

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2008). Beyânî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür Bakanlığı e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83502/beyani----tezkiretus-suara.html [erişim tarihi: 20.03.2013]

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2009). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür Bakanlığı e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83504/kinalizade-hasan-celebi---tezkiretus-suara.html [erişim tarihi: 20.03.2013]

Şemseddîn Sâmî (1314). Kâmûsu’l-A’lâm. İstanbul: Mihrân Matbaası.

Tarlan, Ali Nihad (1948). Şiir Mecmualarında XVI. ve XVII. Asır Divan Şiiri Rahmî ve Fevrî. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.

Tatçı, Mustafa (hzl.) (2003). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri I-II-III. Ankara: Bizim Büro Yay.

Tığlı, Fatih (2006). Bursalı Rahmî Çelebi ve Divânı. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Tığlı, Fatih (2007). “Rahmî”. İslam Ansiklopedisi. C. 34. İstanbul: TDV Yay. 422.

Tuğlacı, Pars (1985). Osmanlı Şehirleri. İstanbul: Milliyet Yay.

W. Pertsch (1889). Die Turkischen Handschriften der Königlischen Bibliothek zu Berlin. Berlin.

Yaltkaya, Şerafettin ve Kilisli Rıfat Bilge (hzl.) (1971). Kâtip Çelebi, Keşf-el-Zunûn. İstanbul: MEB Yay. 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. MUSTAFA ERDOĞAN
Yayın Tarihi: 05.09.2013

Eserlerinden Örnekler

Divan’dan

Ne kanlar dökdügin ‘arz itse çeşmüm yâre âl aŋlar

Tenüm gamdan hilâle döndi dirsem bir hayâl aŋlar

 

Gözüm merdümlerinüŋ ‘aksi düşmişdür letâfetden

Ruhuŋ mir’âtına nâzır olanlar anı hâl aŋlar

 

Hadîs-i ‘ışkı benden sor ne bilsün zâhid-i nâ-dân

Rumûzın bu mu’ammânuŋ mücerred ehl-i hâl aŋlar

 

Vücûd-ı vâcibüŋ mâhiyyetin idrâk iden ‘ârif

Hakîkatde vücûd-ı mümkinâtı hep zılâl aŋlar

 

Belâ bezminde zâr olsam ‘aceb mi çeng ü nây-âsâ

Kanı bir merd-i kâbil bu cihânda kîl ü kâl aŋlar

 

Fenâ bezminde Cem keyfiyyetin câm-ı mahabbetden

Harâbâta düşüp şûrîde-hâl olan ricâl aŋlar

 

Sühan bezminde Câmîdür bilen keyfiyyet-i şi’rüm

Hayâlât-ı kelâmum Rahmiyâ ancak Kemâl aŋlar

(Erdoğan, Mustafa (2011a). Bursalı Rahmî ve Divanı. İstanbul: Dergâh Yay. 341)

Şehrengiz-i Yenişehr’den

 

Temevvüc eyleyüp deryâ-yı vahdet

Vücûda geldi bu emvâc-ı kesret

Ruh-ı dil-berde göz ü ķaşı seyr it

Bu sûretle yüri nakkâşı seyr it

 

Cemâl-i dil-rübâyı kıl temâşâ

Eserden tâ mü’essir ola peydâ

(Erdoğan, Mustafa (2011a). Bursalı Rahmî ve Divanı. İstanbul: Dergâh Yay. 103, 104)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Toprak, Füruzand. 1926 - ö. 13 Ocak 2010Doğum YeriGörüntüle
2ÜFTÂDEZÂDE, Kutb İbrahim Sadık Efendid. 1581-82 - ö. 29 Ekim 1678Doğum YeriGörüntüle
3AVNÎ, Kevâkibîzâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Doğum YeriGörüntüle
4Toprak, Füruzand. 1926 - ö. 13 Ocak 2010Ölüm YılıGörüntüle
5ÜFTÂDEZÂDE, Kutb İbrahim Sadık Efendid. 1581-82 - ö. 29 Ekim 1678Ölüm YılıGörüntüle
6AVNÎ, Kevâkibîzâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Ölüm YılıGörüntüle
7Toprak, Füruzand. 1926 - ö. 13 Ocak 2010MeslekGörüntüle
8ÜFTÂDEZÂDE, Kutb İbrahim Sadık Efendid. 1581-82 - ö. 29 Ekim 1678MeslekGörüntüle
9AVNÎ, Kevâkibîzâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44MeslekGörüntüle
10Toprak, Füruzand. 1926 - ö. 13 Ocak 2010Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11ÜFTÂDEZÂDE, Kutb İbrahim Sadık Efendid. 1581-82 - ö. 29 Ekim 1678Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12AVNÎ, Kevâkibîzâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13Toprak, Füruzand. 1926 - ö. 13 Ocak 2010Madde AdıGörüntüle
14ÜFTÂDEZÂDE, Kutb İbrahim Sadık Efendid. 1581-82 - ö. 29 Ekim 1678Madde AdıGörüntüle
15AVNÎ, Kevâkibîzâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Madde AdıGörüntüle