SA’ÎD, Kîlârî Hızrağazâde Sa’îd Bey, Hızrağazâde Enderûnî/Enderûnlu Sa’îd Bey

(d. ?/? - ö. 1837/1252)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Sultân Abdülhamîd Han’ın musahiplerinden Halepli Hızrağazâde Mehmed Ârif Ağa’nın oğludur. Tuman (Kurnaz vd. 2001: 436), Keşf-el-Zunûn Zeyli’ndeki “Hızr bin Abdu’llâh” (Yaltkaya vd. 1945: 508) kaydının yanlış olduğu işaret etmiştir. İstanbulludur. Enderûn-ı Hümâyûn’da Kîlâr-ı Hâssa Ağaları sınıfına katıldı. Bu nedenle Enderûnî ya da Kîlârî nisbeleriyle de anıldı. İlim tahsil edip nazım ve nesir alanında akranlarının önüne geçerek bazı arkadaşlarına Arapçaya girişle Farsça dersleri verdi. Babası gibi güzel bir sesi olduğu için Rikâb-ı Hümâyûn çavuşları ve Hâssa müezzinleri cemaatine dahil oldu. Sultân Mahmûd, Bebek Kasrı’nda eğlenirken mecliste Dîvânçe’sindeki bir şarkısını icra etti. İcrayı çok beğenen padişah, onu Rikâb-ı Hümâyûn çavuşları mülâzımlığına getirdi. Bunun üzerine Sa’îd Bey, ilm-i musikîye müdavim oldu. Makamlardaki maharetinin yanı sıra güfte ve bestelerinin de beğenilmesi, beş on gün gibi çok kısa bir sürede Çavuş Mustafâ Ağa’nın yerine çavuş unvanını almasını sağladı. Şişmanlığı nedeniyle 1243/1827-28 yılında Râmî Çiftliği’nde ikamet eden padişahın yanına gidemeyip Yeni Saray’da kaldı. Ancak yakın arkadaşı Tayyârzâde Atâ Bey’in belirttiğine göre dost sohbetlerine ve hareketli bir hayata alışkın olduğundan yalnız duramadı. 1244/1828-9 yılında, verdiği dilekçe üzerine yıllık 5000 kuruşluk bir memuriyet ile “çerâğ” oldu. Akrabalarından Tersâne-i Âmire Emîni Hâcı Alî Bey’in sahip çıkmasıyla da rahat etmişken, 1246/1830-31’de Sofya’da toplanan sipahi alaylarına müdür tayin edildi. 1247/1831-32’de Anadolu’ya gönderilen Ordu-yı Hümâyûn alaylarından bazısının idaresi görevine getirildi, ardından İstanbul’a döndü. Darbhâne-i Âmire Müşîri Alî Rızâ Efendi’ye intisap edip onun himmetiyle Anadolu’da Akdağ Maden-i Hümâyûnu keşif ve muayenesi memuriyetine atandı. Tayyârzâde Atâ Bey’in (Hızrağazâde 1281: 2) belirttiğine göre madendeki görevini yüzünün akıyla tamamlayıp tekrar İstanbul’a geldi. 1251/1835-36’da yine Alî Rızâ Efendi’nin himmetiyle kendisine “rütbe-i hâcegânî” tevcih edildi. Râmiz Paşazâde İzzet Bey (Hızrağazâde 1257: 2), Sa'îd Bey’in hâcegânî şerefini iktisap ederek Büyük Gümrük’ün binası emanetine memur buyrulduğunu da eklemektedir. Sa’îd Bey, Alî Rızâ Efendi’nin himmetleriyle belki daha da yükselecekken Alî Rızâ Efendi, uşaklarından biri tarafından 24 Ramazan 1252 Pazar günü/2 Ocak 1837'de (Hızrağazâde 1281: 2-3), Râmiz Paşa-zâde’ye (Hızrağazâde 1257: 2) göre 21 Ramazan 1251/10 Ocak 1836'da Ayasofya Camii’nde minber dibinde öldürüldü. Çok sevdiği hamisinin vefatı üzerine kederinden hastalanan Sa’îd Bey, daha sonra Serasker Çerkez Halîl Rif’at Paşa’ya intisap etti. Tam Paşa’nın himmetini görecekken iki arabozucu, onun uğursuzluğundan söz ederek Halîl Paşa’nın Sa’îd Bey’e gösterdiği teveccühün devamını engelledi. Bu arada maarif düşmanı bazı gammazlar da Pertev Paşa ve Âkif Paşa’nın da Sa’îd Bey’e himmet etmesine mani oldular. Aleyhinde söylenenleri duyan, alıştığı iltifatların azaldığını gören ve bunlara çok üzülen Sa’îd Bey, kalbinin sıkıştırmasıyla yatağa düştü. Râmiz Paşazâde İzzet Bey’in belirttiğine (Hızrağazâde 1257: 3) göre o, Alî Rızâ Efendi’nin ölümü dolayısıyla rahatsızlandığı günlerde bir gece evinin önünden geçen yangın tulumbasının düşmesi üzerine çıkan gürültü nedeniyle korkuyla sıçrayarak uykudan uyandı ve birkaç gün sonra 1251/1836 yılında öldü. Diğer kaynaklarda ise Sa’îd Bey’in 1252/1837 yılında, Fatîn’e göre bu yılın ortalarında (Çiftçi yty.: 224) İstanbul’da vefat ettiği belirtilmektedir ki Atâ Bey’in de teyit ettiği bu tarih doğru olmalıdır. Sa’îd Bey, Eyüp’te Bahariye Caddesi’nin sol tarafındaki kabristanda toprağa verildi.

Cerîde-i Havâdis'in 17 Şevvâl 1266 tarihli nüshasındaki satılık ilanından anlaşıldığı kadarıyla şairin; Bâbıâlî yakınında Lala Hayreddîn Mahallesi’nde Soğukçeşme’nin karşı sırasında caddede bulunan evini vefatından sonra hanımı satılığa çıkardı (Baştuğ 2002: 2056). Mehmed Süreyyâ Bey’in (1311: 42) belirttiğine göre Sa’îd Bey’in oğlu Nezîh Bey, Bâb-ı Zabtiyye kâtipliğinden emekli oldu. Kimi şiirlerinde Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî’ye duyduğu muhabbeti dile getirmesi onun Mevlevîlikle ilgisi bulunduğunu düşündürmekteyse de kaynaklarda buna dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Sa’îd Bey’in tek eseri ölümünden sonra tertip edilen Dîvânçe’sidir. Metnin tespit edilen Arap harfli nüsha sayısı dördü matbu olmak üzere 8’dir. Eser 1257, 1281 ve 1289’da müstakil ve Târîh-i Enderûn içerisinde (Tayyâr-zâde 1293: 366-408) olmak üzere dört kez Arap harfleriyle yayımlanmıştır. Târîh-i Enderûn’unun çevriyazılı metni yayımlanmıştır (Arslan 2010: 545-590). Eserin dört yazma nüshası da bulunmaktadır. Dîvânçe’nin, şairin yakın arkadaşı Tayyârzâde Atâ Efendi’nin yazdığı tercüme-i hâlle yayımlanan 1281 ve 1293 baskıları dışındaki matbu nüshaları ile el yazması nüshaları birbirinin kopyasıdır. Bunların mukaddimesindeki hâl tercümesini ise şairin dostlarından Râmiz Paşazâde İzzet Bey yazarak eseri bastırmıştır. Tayyârzâde Atâ Bey’in anlattığına (Hızrağazâde 1281: 3) göre, yakın arkadaşı Sa’îd Bey hakkındaki bilgileri ve onun şiirlerini Râmiz Paşazâde’ye kendisi vermiştir. Ancak şairin ahvalinin layıkıyla yazılmadığı, şiirlerinin de doğru dürüst tetkik edilmediği düşüncesiyle söz konusu neşri beğenmemiştir. Bu nedenle yakın dostu şairin hâl tercümesini yeniden yazmış, şiirlerini onun söylediği şekliyle düzenlemiş, noksanlarını da tamamlayarak metni yeniden yayımlamıştır. Daha sonra da eseri küçük değişikliklerle Târîh-i Enderûn içerisinde ikinci kez bastırmıştır (Arslan 2010: 545-590). Eldeki bütün nüshaların karşılaştırması sonucunda Hızrağazâde Sa’îd Bey Dîvânçesi’nde “29 gazel, 15 murabba (12’si şarkı), 5 muhammes şarkı, 1 tahmis, 10 kıt’a, 11 matla, 14 müfred”in yer aldığı söylenebilir.

Sa’îd Bey’in edebî kişiliğine ilişkin olarak biyografik kaynaklarda ya değerlendirme yoktur ya da bunlar oldukça kısa ve yüzeyseldir. Fatîn (Çiftçi yty.: 224), sadece şairin Dîvânçe’sinin “masnu” olduğuna değinmiştir. Bursalı Mehmed Tâhir’e (1333: 168) göre o, güzel sözlü şairlerden rint meşrep bir zattır. Ancak edebî kudreti şöhretiyle mütenasip değildir. Konuyla ilgili en geniş, ancak epeyce “abartılı” değerlendirme Tayyârzâde Atâ’ya aittir (Hızrağazâde 1281: 3; Arslan 2010: 548). Atâ Bey, Sa’îd Bey’in şiir ve inşayı bilen, hatta üstat denmeye layık, edebî kitaplardaki meziyetlerle Farsça şiirlerdeki hayaller konusunda emsallerinden üstün, şirin söz söylemede Osmanlının şöhretli şairlerinin ekserinin ilerisinde, nazik tabiatlı ve mahir bir şair olduğu düşüncesindedir. Hatta o; Nedîm-i Kadîm’in altında ve saraylı Vâsıf’ın fevkinde şiir söylediği gibi ruhu hafif, tabı latif, edası zarif, lisanı olgun, nüktedan ve arif bir zattır. Her çeşit ilim ve edebiyat bahsine müsait, devrin zarifleriyle dolup taşan meclisleri de “Bezm-i Baykara” denmeye layıktır. Bu meclislerde müşaare edildiğinde Sa’îd Bey’in zaman zaman söylediği şiirler sanattan anlayanlarca da beğenilmektedir. Ancak kendisi bunları önemsemediği için kayda geçirip Dîvân tertip etmeğe rağbet etmemiştir. İbnü'l-Emin ise Sa’îd Bey’in Vâsıf'tan üstün olduğu yolundaki bu görüşe katılmamaktadır. Bu düşüncesini de Vâsıf'ın “yürüsün” redifli meşhur beyti ile Sa’îd Bey’in buna yazdığı nazire beyti verdikten sonra “... beytini okuyanlar, kimin ‘fevk’te, kimin ‘aşağıda’ olduğunu derhal anlarlar. Fakat Sa’îd’in de güzel sözleri vardır.” demek suretiyle ortaya koymuştur (Baştuğ 2002: 2057).

Kaynakça

Arslan, Mehmet (hzl.) (2010). Tayyâr-zâde Atâ, Osmanlı Saray Tarihi, Târîh-i Enderûn. C. IV, V. İstanbul: Kitabevi Yay.

Baştuğ, İbrahim (hzl.) (2002). İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri. C. IV. Ankara: AKM Yay.

Bursalı Mehmed Tâhir (1333). Osmânlı Mü’ellifleri. C. 2. İstanbul: Matbaa-i Âmire.

Çiftçi, Ömer (hzl.) (yty.). Fatîn Dâvûd, Hâtimetü’l-Eş’âr (Fatîn Tezkiresi). http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10736,metinpdf.pdf?0 [erişim tarihi: 12. 06. 2014].

Hızrağazâde Sa’îd Bey (1257). Dîvân-ı Hızrağazâde Sa’îd Bey. İstanbul: Matbaa-i Seraskerî.

Hızrağazâde Sa’îd Bey (1281). Hızrağazâde Dîvânçe’sidir. İstanbul: Matbaa-i Âmire.

Hızrağazâde Sa’îd Bey (1289). Dîvân-ı Hızrağazâde Sa’îd Bey. İstanbul.

Kurnaz, Cemal- Mustafa Tatcı (hzl.) (2001). Mehmet Nail Tuman, Tuhfe-i Nâilî - Divân Şâirlerinin Muhtasar Biyografileri. C. 1. Ankara: Bizim Büro Yay.

Mehmed Süreyyâ Bey (1311). Sicill-i Osmânî yâhud Tezkire-i Meşâhîr-i Osmâniyye. C. 3. İstanbul: Matbaa-i Âmire.

Şemseddîn Sâmî (1306). Kâmûsu'l-A’lâm. C. 4. İstanbul: Mihrân Matbaası.

Yaltkaya, Şerefettin, Kilisli Muallim Rifat (hzl.) (1945). Bağdatlı İsmail Paşa, İzâhü’l-Meknûn fi’z-Zeyl alâ Keşfi’z-Zunûn an Esâmi’l-Kütüb ve’l-Fünûn. C. I. İstanbul: MEB Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. FATMA SABİHA KUTLAR OĞUZ
Yayın Tarihi: 15.07.2014

Eserlerinden Örnekler

Gazel
Peççe-i Şîr-i Hudâ’yam mîşezârım dildedir
Pençe-i a’dâ-şikâram hûn-nisârım dildedir

Gül gül olmuş şerhalar cân-ı nizârım andelîb
Lâledir dâg-ı derûnum nev-bahârım dildedir

Ka’be vü büt-hâne birdir cebhe-sây-ı vahdete
Âbid-i Beyt-i Hudâ’yam secdesârım dildedir

Murg-ı gülzâr-ı Ene’l-Hak Şâh Mansûr-ı fenâ
Lâne-sâz-ı deşt-i irfânam ki dârım dildedir

Ben Sa’îd’em dogmadan nâmım yazılmışdır Sa’îd
Bak inanmazsan sicill-i i’tibârım dildedir
 

Gazel
Ne dünyâ var ne ukbâ var ne hubb-ı câh var dilde
Hemân bir nâliş-i yâ Hazret-i Allâh var dilde

Nedendir bendeki sûziş-nihânî ben de bilmem âh
Aceb âşık mı oldum gizli gizli âh var dilde

Fürûgı gün gibi meydânda ismi Şems-i Tebrîzî
Ziyâ-bahş-ı reg-i cânım olan bir mâh var dilde

Dolaşma egri bügrü vâdî-i gafletde ey âşık
Gidersen gel diyâr-ı yâre dogru râh var dilde

Hilâfım yok kelâmımda Resûlu’llâh hakkıyçün
Sa’îdâ bu tecellî gâh yoksa gâh var dilde
 

Matla’ 
Sebz-i hatt-ı ruhunla eglenirim
Hızraga-zâdeyem yeşillenirim
 

Beyt 
Akdagda kara baht ile hûn-âb-ı eşkimi
Çok eyledim nisâr sefîd ü siyâh ü surh
Hızrağazâde Sa’îd Bey (1281). Hızrağazâde Dîvânçe’sidir. İstanbul: Matbaa-i Âmire. 8, 14, 29, 30.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1ŞEYHÎ, Şeyhî Mehmed Efendid. ? - ö. Mart-Nisan 1729Doğum YeriGörüntüle
2Ahmet Vefik Paşad. 1818 - ö. 1 Nisan 1891Doğum YeriGörüntüle
3NECÎB, Nûh Necîb Beyd. ? - ö. 1836Doğum YeriGörüntüle
4ŞEYHÎ, Şeyhî Mehmed Efendid. ? - ö. Mart-Nisan 1729Doğum YılıGörüntüle
5Ahmet Vefik Paşad. 1818 - ö. 1 Nisan 1891Doğum YılıGörüntüle
6NECÎB, Nûh Necîb Beyd. ? - ö. 1836Doğum YılıGörüntüle
7ŞEYHÎ, Şeyhî Mehmed Efendid. ? - ö. Mart-Nisan 1729Ölüm YılıGörüntüle
8Ahmet Vefik Paşad. 1818 - ö. 1 Nisan 1891Ölüm YılıGörüntüle
9NECÎB, Nûh Necîb Beyd. ? - ö. 1836Ölüm YılıGörüntüle
10ŞEYHÎ, Şeyhî Mehmed Efendid. ? - ö. Mart-Nisan 1729MeslekGörüntüle
11Ahmet Vefik Paşad. 1818 - ö. 1 Nisan 1891MeslekGörüntüle
12NECÎB, Nûh Necîb Beyd. ? - ö. 1836MeslekGörüntüle
13ŞEYHÎ, Şeyhî Mehmed Efendid. ? - ö. Mart-Nisan 1729Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Ahmet Vefik Paşad. 1818 - ö. 1 Nisan 1891Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15NECÎB, Nûh Necîb Beyd. ? - ö. 1836Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ŞEYHÎ, Şeyhî Mehmed Efendid. ? - ö. Mart-Nisan 1729Madde AdıGörüntüle
17Ahmet Vefik Paşad. 1818 - ö. 1 Nisan 1891Madde AdıGörüntüle
18NECÎB, Nûh Necîb Beyd. ? - ö. 1836Madde AdıGörüntüle