SEYRÂNÎ, Ispartalı

(d. ?/? - ö. 1844-1849/1260-1265)
âşık
(Âşık / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Ahmet'tir. Ömründe iki defa hacca gittiğinden Hacı Ahmet olarak da anılmaktadır. Şiirlerinde Seyrânî mahlasını kullandığı için Âşık Seyrânî olarak bilinmektedir. Seyrânî'nin nerede doğduğu ve ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bazı tahminlere göre 1700'lü yılların ikinci yarısında doğmuştur. (Kıyıcı 1998: 127). Isparta'ya sonradan geldiğini kendi eseri olan ve seyahatlerini anlattığı Seyahatname adlı eserinden öğrenmekteyiz. Seyrânî, Mısır'da Kaygusuz Dergâhı'nda kalmış Bektaşi bir gezginci derviş olup, Anadolu'nun ve Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü diyar diyar dolaşarak Isparta'ya gelmiş ve buraya yerleşmiştir. Kendisiyle ilgili çalışmasıyla bilinen Naci Kum, Seyrânî'nin dul bir bayanla evlendiğini ve bu evlilikten Kavaf Hacı Hasan, Hafız Ali, Bahçevan Halil ve Terzi Mehmet Seyrânî'nin dünyaya geldiğini vurgulamaktadır. Fakat bu kişilerin Seyranî'nin oğulları olmadığı, Hafız Ali, Bahçevan Halil ve Terzi Mehmet Seyrânî'nin Âşık Seyranî'nin torunları olduğu kanaati daha hâkimdir. Naci Kum, 1942 yılında Seyranî'nin soyundan 70-80 kişinin bulunduğunu belirtmektedir (Kum 1927'den aktaran Kıyıcı 1998: 128). Eserlerindeki dil ve üslup özellikleri dikkate alınacak olursa, Seyrânî'nin medrese eğitimi gördüğü ya da iyi bir eğitime sahip olduğu söylenebilir. Seyrânî birkaç müzik aletini çalmakla beraber umumiyetle saz çalmayı tercih eder ve geçimini bu şekilde sağlar. Bunun dışında bilinen bir mesleği yoktur. Hicri 1260-1265, Miladi 1844-1849 yılları arasında öldüğü tahmin edilmektedir. Mezarı ise öldüğü yer olan Isparta'dadır.

Seyrânî'nin Vak'a-i Hayriye Destanı, Seyahatname, Vücutname, Alemdar Mustafa Paşa adıyla bilinen eserlerinin yanında koşmaları ve muhtelif manzumeleri vardır. II. Mahmut'un Yeniçeri Ocağı'nı kaldırması olarak bilinen "Vaka-yi Hayriye" sırasında şairin İstanbul'da olduğu, bu olay için yazdığı "Vaka-i Hayriye Destanı" adlı eserinden anlaşılmaktadır. (Kocatürk 1963: 291-292-293) "Vaka-i Hayriye Destanı" adlı eserinden anlaşılacağı üzere devrin olaylarını yakından takip etmiş ve olayları gerek eleştirerek gerekse takdir ederek değerlendirmiştir. Gezdiği, gördüğü yerleri eserlerinde ayrıntılı bir şekilde anlatan şair, dönemin ve yörenin önde gelen şahsiyetlerinden de şiirlerinde fazlaca bahsetmektedir.  Âşık, Seyahatname adlı eserinde, gezdiği yerlerde karşılaştığı önemli şahsiyetlerle ilgili görüşlerini ayrıntılı, açık ve içtenlikle dile getirmiştir. Vücutname isimli eserinde ise bir insanın ana rahmine düşmesinden ölümüne kadar geçirmiş olduğu evreleri ayrıntılı bir şekilde dile getirmiştir (Kocatürk 1963: 292)

 Şaririn dergâhta kalması, O'nun tasavvufi yanının da neşv-ü nema bulmasına olanak sağlamıştır. Bu durum şairin şiirlerinin çoğunda görülebilir. Ancak Vücutname ve Erkanname isimli eserlerinde şairin tasavvufi yönü daha belirgindir. Seyranî, bir halk ozanıdır. Hece veznini çok iyi kullandığı gibi aruz vezni ile de şiirler yazmıştır. Şiirlerini halk edebiyatı nazım şekli olan dörtlüklerle yazan şair, devrinin kültürel ve ahlaki anlayışını başarılı bir şekilde şiirlerine yansıtmıştır. Medrese eğitimi görmesi tasavvufi yönünün gelişmesine katkı sağlamıştır. Kendi yaşadığı devri ve devrin insanlarını çok iyi analiz etmiş, yeri geldiği zaman eleştirmekten geri durmamıştır. Derviş gibi diyar diyar dolaşması O'na kendi insanını ve yaşadığı coğrafyayı her yönüyle analiz edebilme fırsatı vermiştir. Tasavvuftan ve tekke edebinden de nasibini alan yazar, Erkanname isimli manzumesinde tekke edebini ve tasavvuf yolunu anlatmıştır. Âşığın, Bektaşi dervişlerinden oldukça fazla etkilendiğini görmekteyiz. Bektaşi dergâhında öğrendikleri O'nun edebî kişiliğine ve yazdığı/söylediği şiirlere çok fazla tesir etmiştir.

Kaynakça

Kıyıcı, Mahmut (1998). Ispartalı ve Isparta'ya Hizmet Etmiş Büyük Adamlar. Isparta: Göltaş Kültür Yay.

Kocatürk, Vasfi Mahir (1963). Başlangıçtan Bugüne Kadar Türk Edebiyatının Saz Şiiri Tarzında Yazılmış En Güzel Şiirleri. Ankara: Ayyıldız Matbaası, 291-292-293.

Köprülü, Fuat (1940). Türk Saz Şairleri Antolojisi. İstanbul: Kanaat Kitabevi.

Köprülü, Fuat (2004). Saz Şairleri. Ankara: Akçağ Yay.

Kum, Naci (1927). "Ispartalı Seyrani". Türk Yurdu C. 6. 31: 335

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. MURAT KARACA
Yayın Tarihi: 30.09.2013

Eserlerinden Örnekler

Vak'a-i Hayriye Destanı

Bir dasitan nakledeyim bu sene
Dehr-i dun içinde ola hikayet
Döndü latif devran her ehl-i dine
Hak gani Mevladan lutf u inayet

Niyazı kurarım ul Suphana
İnşallah eriştik bir hub zamana
Habib'in ümmeti ehl-i imana
Hak Taala verir tab ü letafet

Hazır olsun pirler her civarlardan
Evliya enbiya çarıyarlardan
Şehr-i İstanbul'u kem nazarlardan
Saklasın hatadan Mevla her saat

Okuyalım ismin ulu Mabudun
Sadık müminlere verir maksudun
Gönlü keder görmez Sultan Mahmud'un
Mezid etsin ömrün Cenabı Hazret

Bürc-ü asümanın bu mihr ü mahı
Bu ruy-ü zeminin hem şehenşahı
Ümmet-i Resul'ün devletpenahı
Dualar edelim ol ehl-i cennet

Dembedem vird eder ulu Mevlasın
Gazi Sultan Mahmud okur esmasın
Şeb içre vahdette gördük safasın
Güzel malum etti Kuran keramet

Gelelim bir güne kelama tekrar
Padişaha asi oldu bazılar
Yeniçer' Ağasın çağırdı Hünkar
Pend verdi guşuna etti itaat

Şaha muti' olur mah-ı mehrular
İnanmadı yeniçeri bethular
İndirelim tahttan dedi adular
Hak taala vermez anlara nusrat

Şehr-i İstanbul'a düştü vaveyla
Münadiler bir bir eyledi nida
Başladı müminler etmeğe dua
Sultan Mahmud için çekeriz gayret

Lanet olsun düşmanların canına
Doldular cümlesi Et Meydanı'na
Anların da şeytan girdi kanına
Taife-i yeniçeri melamet

Sultan Mahmud Hakka eyledi kıyam
Hünkar'ın indinde hem sadrıazam
Verdi fetvasını ol şeyhülislam
Böyle kuvvet buldu bab-ı şeriat

Biraz yeniçeri asi oldular
Necib Efendi'nin malın aldılar
Varıp Et Meydanı içre doldular
Bulsun belasını olan hıyanet

Ehl-i din bend oldu Sultan Mahmud'a
Dedi can verelim din Muhammed'e
Cümleten vardılar Sultanahmet'e
Açıldı Sancağ-ı Şerif şerafet

Yeniçeri dedi sancak bizimdir
Dediler ezelden elhak bizimdir
Söylediler kadim ocak bizimdir
Yandılar narına olan muhannet

Padişah ulema fuzala bile
Serasker Hüseyin Paşa da yele
Boğazdan Mehemmed Paşa da gele
Hem birlik oldular cemi cemaat

Yeniçeri her illete erdiler
Al' Osman askerin cem'in gördüler
Havf eyleyip kışlalara girdiler
Dediler nedir bu bize alamet

Topçulara Hünkar dedi gel beri
Topçubaşı vardı öptü hem yeri
Dedi ateşleyin cümle topları
Başladılar birden vermeğe şiddet

Yeniçeri benlik tuttu içerden
Bir vaveyla çıkar oldu her yerden
Anlar belasını buldular birden
Geldi başlarına türlü felaket

Sad oldu ol demde gazi Mahmud Han
Allah Allah dedi hep ehl-i iman
Topçu kumbaracı saçtılar suzan
Yeniçeri buldu ol dem nedamet

Yeniçeri derdi el'aman n'olduk
Ettiğimiz başa gelince bildik
Padişahım sana biz asi olduk
Koptu başımıza yevm-i kıyamet

Padişaha yardım eyledi Suphan
Melekler bu işe oldular hayran
Deryanın yüzünü bürüdü al kan
Asi olan nar-ı cahimde vahdet

Al' Osman askeri din yolunda pak
Adu olanları ettiler sad çak
Saha kem bakanlar oldular helak
Ettiler buldular bunca ukubet

Yeniçeri namı bikarar oldu
Dahi kışlaları tarumar oldu
Yeniçeriler inkisar oldu
Bulamaz adular bir dahi şöhret

Yençeriye sebep oldu bu azap
Erenlerde olmaz kıyamet bitap
Bazı tekkeler de olundu harap
Kusuru şeyhlerin çektiği sıklet

Rabbani yüzünden cihan ola nur
Hak Taala ede alemi mamur
Muhammed yoluna asker-i mansur
Oluruz dediler yetmiş üç millet

On sekiz bin alem Suphana bağlı
İns ü cin cümleten Kur'ana bağlı
Yedi kıral Al-i Osman'a bağlı
Çar kuşe hem yedi iklim vilayet

Mevladan atalar Sultan Mahmud'a
Hayrandır semalar Sultan Mahmud'a
Dualar senalar Sultan Mahmud'a
Verildi ervahta tac-ı saadet

Şen etsin gönlünü Bari Taala
Tahtı gülşen olsun gonce-i rana
Nüfuzu kimyadır hükmünü icra
Görürsün cihanda adi ü adalet

Nur yağsın semadan diyar-ı dehre
Yürüsün adalet iklim ü şehre
Bin ikiyüz kırkbir senesi içre
Cedid nizam verdi şahımız devlet

Seyrani göründü bu seyranımız
Hiç keder görmesin Mahmud Hanımız
Enbiya evliya Hak Suphanımız
Şahadet eylesin cümleye himmet

 Kocatürk, Vasfi Mahir (1963). Başlangıçtan Bugüne Kadar Türk Edebiyatının Saz Şiiri Tarzında Yazılmış En Güzel Şiirleri. Ankara: Ayyıldız Matbaası. 291-292-293.

 Vücudname

Mükerrem eyledi Ademi Suphan
Esma-yı husnayı bildirdi asan
Mekr ile buğdayı yedirdi Şeytan
Tac ü hülle gider ten uryan olur

Cennetten çıktılar Adem ü Havva
Cihan sarayında koptu vaveyla
Anlardan züriyet oldu hep peyda
Züriyet görünce iş figan olur

Bir katra menidir sulb-ü pederde
Kırk günde göbekdar rehm-i maderde
Altmış günde vücut bulur hayterde
Habterde hayatı cavidan olur

Arka göğüs gerdan dil ağız dudak
Bir dane yüz yanak olmada duşak
İki kaş ile baş hem iki kulak
Memeler sinede bir nişan olur

Akıl fikir ermez sırr-ı Suphan'a
Kısmetin ne ise gelir cihana
Dokuz ay on günde doğurur ana
Cihanı görünce iş figan olur

Ebe yur ardırı sararlar masum
Göbeği kesilir düzlenir mahdum
Dayalar elinde ahvali malum
Elden ele geçer alişan olur

Beşikte sallanır bir esrük aslan
Ne adı bellidir ne misli ayan
Altı ayda söyler lisanı süt nan
Bir yaşına girer hod lisan olur

Bir buçuk yaşında sürünür gezer
İkisinde sütten kesilir bezer
Üç yaşında şirin kelamın düzer
Dört yaşında merd-i yezdan olur

Beş yaşında olur bülbül misali
Altısında olur tıfl-ı sultani
Yedisinde olur mektep mekanı
Sekizinde sünnet ve iskan olur

Dokuzunda durmaz okur Kuran'ı
On yaşında anlar yahşı yamanı
Onbirinde yazar nüsha divanı
Onikide hilal kaş keman olur

On üçünde eyler hoş musahabet
On dördünde eder tenhaca sohbet
On beşinde eder hublarla ülfet
On altı yaşında nevcivan olur

On yedi yaşında düşer sevdaya
On sekizde uğrar kuru kavgaya
On dokuzda sunar destin sahbaya
Yirmisinde merd-i sühandan olur

Yirmibeş yaşında olur bir dayı
Otuzunda saymaz adlı ankayı
Otuz beş yaşında yıldırır bayı
Kırk yaşında merd-i merdan olur

Kırk yaşında yiğit erer kemale
Ellisinde döner Rüstem-i Zal'e
Elli beş yaşında bir başka hale
Altmışında aklı perişan olur

Altmış beş yaşında ak pak sakalı
Yetmişinde düşer ölüm hayali
Yetmiş beş yaşında kalmaz mecali
Sekseninde pir-i natüvan olur

Seksen beş yaşında aziz-i cihan
Doksanında hata çıkmaz lisandan
Doksan beş yaşında kalır nam üşan
Yüz yaşında ağlar haüman olur

Cümlemize kerem ede girdigar
Yüz beşinde cürmün anıp eder zar
Yüz onunda olur ölümü naçar
Yüz on beş yaşında teslim can olur

Kimse bilmez hiç kimsenin amelin
Öksüz bırakır da gider eşmelin
Gelir komşuları diker kefenin
Koyarlar tabuta yol revan olur

İşit ben ölmüşüm kınalar yakın
Aşık lisanına dikkatle bakın
Dü cihana gafil aldanma sakın
Mülkü bu dünyanın hep yalan olur

Kurban hayvanının dalı bulunmaz
Gurbette ölenin şalı bulunmaz
Seyrani'nin başka malı bulunmaz
İki divan koşma bir destan olur

 Kocatürk, Vasfi Mahir (1963). Başlangıçtan Bugüne Kadar Türk Edebiyatının Saz Şiiri Tarzında Yazılmış En Güzel Şiirleri. Ankara: Ayyıldız Matbaası. 291-292-293.