SEYYİD ALİ SULTAN, Kızıl Deli

(d. ?/? - ö. 1412'ds/?)
tekke şairi
(Tekke / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Kızıldeli, Kızıl Veli, Kızıl Divane adlarıyla da bilinen Seyyid Ali Sultan XVI.-XV. asırlar arasında yaşamış ve Bektaşi geleneğinin oluşumunda önemli bir rol oynamıştır. Modern tarihçiler içerisinde Seyyid Ali Sultan’dan ilk bahseden biri, Bektaşî tarikatı üzerine esaslı bir monografi yazmış olan Amerikalı araştırmacı John K. Birge olmuştur. (Birge’den Akt. Yıldırım 2007:8) Kızıldeli hakkında Velâyetnâme ve Nizayi Dede’nin dediklerinin dışında bir kaynak kullanmayan Birge’nin verdiği malumat, esas itibariyle velâyetnâmede anlatılanlarla sınırlı kalmaktadır. (Yıldırım 2007:8) Birge’den sonra 1942 yılında yayımlanan ve kolonizatör Türk dervişlerini ele aldığı meşhur makalesinde Ömer Lütfi Barkan Kızıldeli tekkesi ve vakfına dair iki önemli tahrir kaydını işlemiştir (Barkan’dan akt. Yıldırım 2007:8-9). Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli) ve Velâyetnâmesi hakkında doktora çalışması yapan Rıza Yıldırım’ın ifade ettiği üzere, Seyyid Ali Sultan hakkında etraflı bir biyografi henüz yazılmış değildir. Kızıldeli’nin tarihsel olarak hayatıyla ilgili bilgiler Bektaşi geleneği dahilinde üretilen Seyyid Ali Sultan Velâyetnâmesi, Abdal Sultan Velâyetnâmesi, Otman Baba Velâyetnâmesi, Demir Baba Velâyetnâmesi, Veli Baba Velâyetnâmesi gibi yazılı kaynaklardan elde edilmiştir. Velâyetnâmeler haricindeki hayatı hakkında bilgi veren kaynaklar ise üç gruba ayrılır: “Arşiv Kayıtları, Vekâyinâmeler, Sözlü Miras ve Şiirler (Yıldırım 2007:1).” Abdulrahman Güzel tarafından yayınlanmış olan Abdal Musa Velâyetnâmesi hacim itibariyle oldukça küçük olup Abdal Musa’nın hayatından bazı kesitleri çeşitli keramet motifleri ile süsleyerek anlatmaktadır. Seyyid Ali Sultan, bu velâyetnâmede Kızıldeli adı ile iki yerde geçmektedir ki her iki anlatım da diğer kaynaklarımızla şaşırtıcı bir uyum sergilemektedir.(Yıldırım 2007:2-3). Diğer velâyetnâme ise bizzat Seyyid Ali Sultan adına yazılmış olup, şeyhin Horasan’dan Rumeli’nin fethi için kırk dervişi ile birlikte nasıl geldiğini ve sonra neler olduğunu anlatmaktadır. Bu eserin özensiz bir neşri Bedri Noyan tarafından yapılmıştır. Arşiv Kayıtları: XV. asrın ikinci yarısından XVI. Asrın sonlarına kadar sırayla 1456, 1486, 1519, 1526 ve 1568 yıllarında düzenlenmiş tahrir defterlerindeki Kızıldeli Tekkesi’ni (Seyyit Ali Sultan Tekkesi) ilgilendiren bölümler üzerinde detaylı bir çalışma yapan Irêne Beldicanu-Steinherr, bu çalışmalarını farklı aralıklarla iki makale halinde yayınlamıştır (Yıldırım 2007:3-4).

 Seyyid Ali Sultan, Hacı Bektaş Veli ile Fatma Nuriye’nin (Kadıncık Ana) oğlu olarak “1310 (Ulusoy, 1986: 63)” yılları arasında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Ancak Ali Sinan Bilgili (2010: 92-93), Kızıldeli’nin doğumunun 1310 olamayacağını söyler. Doğan Kaya’ya (2001: 1) göre Seyyid Ali, Hacı Bektaş Veli’nin değil Horasan erenlerinden Hüseyin Ata’nın oğludur. Cemaleddin Efendi’nin Müdafaasında da Seyyid Ali Sultan ile ilgili bir fasıl vardır. Cemaleddin Efendi bu eserinde, şeyhin asıl adının Timurtaş olduğunu ve Hacı Bektaş Veli’nin Kadıncık Ana’dan olma ‘bel evladı’ olduğunu iddia etmektedir. Ancak Hacı Bektaş Veli’nin hiç evlenmediği tarihçiler arasında hemen herkesin hemfikir olduğu ortak bir görüş olması itibariyle bu iddiayı ciddiye almak pek mümkün görünmemektedir (Yıldırım 2007: 35-36).

 Seyyid Ali Sultan, Batı Trakya’nın feth edilmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Yıldırım Beyazıd döneminde Rumeli’de siyasi ve askeri faaliyetler göstermiş, Hacı Bektaş Veli’nin düşünce tarzının buradaki temsilcisi olmuştur. Melikoff çeşitli eserlerinin yanı sıra 14.-15. yüzyıllarda Heterodoks İslam’ın Trakya ve Balkanlar’a yerleşme yolları adlı makalesinde Seyyid Ali Sultan’dan bahsetmekte ve Şeyhi Balkanlarda İslam heterodoksisinin ilk yayıcıları arasında değerlendirmektedir. Ona göre Kızıldeli, Rüstem Gazi ile birlikte Edirne’nin fethine katılmış ve Dimetoka yakınlarında Kırcaali’de fethettiği toprakların üzerinde kurduğu bir zaviyeye yerleşmiştir. Adı sonradan heterodoks Bektaşî hareketine bağlanan Seyyid Ali Sultan kolonizatör gazi derviş tipinin tam bir örneğidir (Melikoff’tan akt. Yıldırım 2007: 9-10). Bugünkü Yunanistan’a bağlı Dimetoka’da Tanrı Dağı’nın eteklerine yerleşen Kızıldeli, Kızıl çay yakınlarında 1401-1402 yıllarında tekkesini kurarak inancını ve felsefesini yaşamış ve aktarmıştır. Seyyid Ali, Ahmet Yesevi ile başlayan Hacı Bektaş Veli’yle devam eden geleneğin temsilcisi sayılarak “Horasan Erenleri”ne dahil edilmiştir. Günümüzde Anadolu’da Seyyid Ali Sultan ile ilişkilendirilen ocaklar varlığını devam ettirmektedir.

 Seyyid Ali Sultan hakkında elimizde bulunan kaynaklar içinde en tafsilatlı bilgiyi içeren kendi adına yazılmış olan Velâyetnâme’dir. Seyyid Ali Sultan Velâyetnâmesi’nin neşrini kendisi de bir Dedebaba olan Bektaşîlerin son önderlerinden Bedri Noyan yapmıştır (Yıldırım 2007: 11). Diğer çağdaş kaynaklar ve arşiv kayıtlarıyla karşılaştırıldığında velâyetnâmenin verdiği bilgilerin şaşırtıcı bir uyum sergilediği görülmektedir.

 Velâyetnâme’de yer alan ifadelerden Seyyid Ali Sultan kalenderi bir meşrebe sahiptir. Bununla birlikte namaz konusunda son derece titiz davrandığı ve şarap içmediği de önemle vurgulanır. Kerametleri arasında bir okun yeşerip ağaç olması, nara atarak kuleyi yıkması, ateş yağdırması, kayadan su çıkarması vb. vardır. Bektaşilikte ikinci postun sahibi olup Batı Trakya’nın önemli tekkelerinden birini kurmuştur. Alevi Bektaşî şiir geleneğinde Seyyid Ali Sultan önemli bir yere sahiptir. Kul Himmet, şiirlerinde Hacı Bektaş Veli’nin tacını giydiğini söyler. Pir Sultan Abdal, Geda Muslı, Kâsımî gibi şairlerin şiirlerinde de Seyyid Ali Sultan yer alır.

 Sultan I. Beyazıd, Dimetoka’da kendisine üç köyün gelirini vermiş ve o da bir zaviye kurmuştur. Kızıldeli, burada evlenip yuva kurmuş ve Gülşehri, İlyas, Bilal, İshak ve Sinan olmak üzere beş oğlu dünyaya gelmiştir. Rivayete göre Kızıldeli, Ali Seydi ve Bacım Sultan ile kardeştir ve Yıldırım Beyazıd, üç kardeşi bir süre sonra çağırarak Anadolu’ya göndermiştir. Kızıldeli’nin ölüm tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur ancak 1412’den sonra öldüğü tahmin edilmektedir. Dimetoka, Malatya ve Sivas’ta (Özgül 2010: 209) kendisine ait olduğu iddia edilen mezarlar bulunmaktadır.

Kendisine ait bilinen bir eseri yoktur. Ancak onun hakkında yazılan Seyyid Ali Sultan Velâyetnâmesi’ni ona atfedebiliriz. Ayrıca birçok şair şiirlerinde kendisinden bahsetmektedir.

Kaynakça

Birge, John K. (1937). The Bektashi Order of Dervishes. London.

Bilgili, Ali Sinan (2010). “Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre Kızıldeli (Seyyid Ali Sultan) Zaviyesi (10401-1826)”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Dergisi, S. 53, s. 89-114.

Kaya, Doğan (2001). “Sivas Kaynaklı Cönklerde Kızıldeli”, Uluslarası Türk Dünyası İnanç Önderleri Kongresi, Bildiri Metni.

Mêlikoff, Irêne (1999). “14.-15. Yüzyıllarda İslam Heterodoksluğunun Trakya’ya ve Balkanlar’a Yerleşme Yolları”, Sol Kol, Osmanlı Egemenliğinde Via Egnatia (1380-1639), ed. Elizabeth A. Zachariadou, Çev. Özden Arıkan, Ela Güntekin, Tülin Altınova, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, s. 178-190.

Ulusoy, A. Celalettin (1986). Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Alevi-Bektaşi Yolu, Ankara: Akademi Matbaası.

Özgül, Vatan (2010). “16. Yüzyıl Öncesinde Dimetoka, Kızıl Deli ve Balabanlılar”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Dergisi, S. 53, s. 191-314.

Yıldırım, Rıza (2007). Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) ve Velâyetnâmesi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: ARAŞ. GÖR. EMİNE ÇAKIR
Yayın Tarihi: 03.03.2015

Eserlerinden Örnekler

Hâza Velâyetnâme-i Seyyid Ali Sultan

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillahi rabbü’l-âlemin. Vessâlatü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî vesahbihi ecmâin.

Amma ba’d malum ola ki Rumeli’ni feth eyleyen gazi erenlerine veçhile tarîkde cehd eyleyüb gayret kemerin meyanların’muhkem bend iderek burhan ve kerametler izhar idüp cihanda nice nice erlere rumuz ve rumuzâtlar gösterdiler. Ve ol sebepten ravzâ-i mübarekleri dem be dem ziyaret olunup mü’min muvahhid pâk i’tikatlar mu’tekid ve mukayyed olub ve nice müşkilatları hallolarak murada vasıl olurlar. İmdi tarih-i hicret-i Fâhr-i Kâinat aleyhi mürûrında Sultan Yıldırım Han tâb-u serâhu ile Rumeli’ne erenlerin kadem basub nice feth ü fütühât olduğın râviler şöyle rivâyet itmek dilerdi ve çok dürlü tedbir ve efkârlar iderdi, netîce-i matluba dest-res olmazdı (Yıldırım 2007: 161)

Nazım

Çün Çeleb Yaylası’na azm itdiler,

Ol Hudâ’nın hasları gör nitdiler.

Ol cebeller çün Hüda avni ile,

Feth oluben cümlesi geldi ele.

Müselman olan halâs buldı kamu,

Olmayan virdi haracı mû be mû.

Karşu duranlar kamu katl oldılar,

Asiler cümle cezasın buldılar.

Çünki feth oldı oralar bît-tamam,

Ol Çelebi Yaylası’nda imam,

Attı bir ok Seyyid Ali Sultan.

Bir kayaya urdı su oldı celi.

Gün be gün âb-ı hayat misli çıkar,

Ol kayadan su revân olmuş akar.

Didiler ismin Karapınar anın,

Hem kerâmet suyudır ol Sultan’ın.

Geldi andan ol oku aldı hemân,

Yere değdi dest-i kudret ol zeman.

Bir siyah dut oldı ok ânda hemin,

Gör ne kuvvet gösterir şâh-ı güzin.

Bir dem içre dal budak saldı revân,

Göz yumunca meyvesi oldu ayân

Cümle asker meyvesinden yidiler,

Zehi kudret zî kerâmet didiler

Çünki asker gördi pes bu kuvveti,

Cümlenin kalbine doldı himmeti.

Türbesi kurbında ol dut aşikâr,

Var ziyaret kıl, sana baht ola yâr

Ol seman Seyyid Ali emr eyledi,

Gaziler bi’lcümle cem’ olsun didi

Cümlesi cem’ oldılar ânda hemin,

Eyledi bir âli divan ol emin.

Var idi ol yirde bir metin hisâr,

İstedi feth itmeğe ol tâcdâr,

Var idi asker içinde bir kişi,

Dün-ü gün dâim gaza olmuş işi.

Nâmına Gazi Evrenus dirler idi

Pes niceler nimetin yirler idi

Anı serasker ider ol şâh-ı din,

Didi azm eyle sana Hak’dır mu’in.

Ol hisârın üstüne var ceyş ile,

Çekme gâm hiç gezme sen teşviş ile.

İnşallah fethi dersin sen anı,

Çün erenler himmeti oldı gani.

…..

On iki binden ziyâde erleri

Kıldı irşâd bu erenler serveri.

Âşık-ı sâdıkları çokdur anın,

Evliyâya bende ol yoktur bekâsı dünyanın

Hangâhına varırsan ey güzîn

Başına devlet konubdur aç gözin.

Sâdık ol cümle cihandan çek elin,

Bende kıl dergâhına cân u dilin.

Cân u baş vir Cezbiyâ bu râha sen,

Her kaçan irsen ol dergâha sen.

İtme gaflet kim mürüvvet kânidir,

Destgîr olmak erenler şânıdır.

Ber-murad olmak dilersen dü-cihân,

Vir salâvât Mustafa’ya her zaman (Yıldırım 2007: 174-179)

Nazım

Gâfil olma ey münafık,

Bunda ölüm vardur ölüm.

Evliyâya olma fâsık,

Bunda ölüm vardur ölüm.

Göğsünü gerüb gezersin,

Nice hatırlar üzersin,

Alemi nâhoş düzersin,

Bunda ölüm vardur ölüm.

Fakire bakmaz geçersin,

Zibâ kaftanlar seçersin,

Rahat yatub yer içersin,

Bunda ölüm vardur ölüm.

Yorgan döşekde yatarsın,

Cehennem odına batarsın,

Mazluma eğri bakarsın,

Bunda ölüm vardur ölüm. (Yıldırım 2007: 183)