ULVÎ, Terzi-zâde Mehmed Ulvî Çelebi

(d. ?/? - ö. 1585/993)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Mehmed’dir, Terzi-zâde lakabıyla tanınır. Doğum tarihi bilinmemektedir. İstanbulludur ve danişmend zümresindendir. Kardeşi Re’yî de şairdir. Muallim-zâde Manisa müftüsü olduğunda kendisinin danişmendliği görevini üstlenir ve ondan eğitim alır. Manisa’da bulunduğu sıralarda Şehzâde Selim’in musahiplerinden Celal Bey ve Turak Çelebi vasıtasıyla Şehzâde’ye takdim edilir. Bu arada özel takdirini ve dostluğunu kazandığı Turak Çelebi’nin himmetiyle kendisine altı akçe gündelik bağlanır. Şehzâde Selim’e sunduğu kasidelerle onun iltifatına mazhar olarak pek çok ihsanına nail olur ve içinde bulunduğu ilmî ve edebî çevreyi iyi değerlendirip kendini yetiştirerek gözde şairlerinden biri durumuna gelir. Bir ara hamisi Turak Çelebi’nin katledilmesi üzerine yazmış olduğu Dil harâba varıyor sîneye cânân gelsün / Şehri hâlî komasun tahtına sultân gelsün şeklindeki matlaı dilden dile dolaşarak Kanûnî Sultan Süleyman’ın kulağına ulaşır. Bundan rahatsızlık duyan sultan şairin hapsi ve katli için ferman çıkarır. Bunun üzerine Ulvî çareyi kaçmakta bularak uzun bir müddet ortadan kaybolur. II. Selim’in tahta çıkışıyla birlikte tekrar İstabul’a dönerek sultanın himayesine girer ve yine onun emriyle Hubbî Mollası adıyla şöhret bulan Molla Çelebi (Mehmed Vusûlî Efendi)’ye mülazim olur. Gurbette geçirdiği korkulu günler sonucu yakalandığı kuruntu hastalığı nedeniyle şaraba müptela olmuştur ve bu özelliği müderris olduktan sonra da artarak devam eder. Sabah akşam meyhaneden çıkmaz olan Ulvî ayyaş kimselerle düşüp kalkmaya başlar. Bu durum çevresindeki ileri gelen kişilerin de kendisinden uzaklaşmasına sebep olmuştur. Hayatının son dönemlerini zelil, sefil, hasta ve yalnız halde geçirerek 993/1585’te İstanbul’da ölür ve Galata Mezarlığı Kanlı Kozlar mevkiinde defnedilir. Yenipazarlı Vâlî şairin ölümüne İçüp Ulvî bekâ câmını geçdi bezm-i mihnetden diyerek tarih düşürmüştür.

Ulvî’nin en önemli eseri Dîvân’ıdır. Eksik ve düzensiz olmakla birlikte bugün yurt içi ve yurt dışı kütüphanelerinde divanın nüshaları bulunmaktadır. Ayrıca pek çok mecmuada şiirlerine rastlanır. Dîvân’ı üzerine İsmail Çetin tarafından Süleymaniye Ktp. Halet Ef. Ek 150 ve Millet Ktp. AEMnz 304 numaralı nüshalar karşılaştırılarak bir yüksek lisans tezi hazırlanmıştır. Şairin ayrıca 964/1556’da kaleme aldığı bir Manisa Şehrengizi bulunmaktadır. Şehrengiz İstanbul Üniversitesi Ktp. TY 1532 numaralı mecmuada ve Süleymaniye Ktp. Halet Ef. Ek 150 numaralı Ulvî Dîvânı nüshası içinde yer almaktadır.

Terzi-zâde Ulvî döneminin renkli söyleyişe sahip kabiliyetli şairlerindendir. Şiirleri akıcı bir edaya ve dokunaklı bir manaya sahiptir. İham ve tevriye sanatlarıyla söyleyişine güç kazandırmıştır. Ahdî onun atasözlerini kullanması bakımından Necâtî’nin, işlediği mazmunlar bakımından ise Zâtî’nin takipçisi olduğunu ve tarz bakımından Hayâlî’yi andırdığını ifade eder. Gelibolulu Âlî ise İshak Çelebi’nin yolunu takip ederek sade ve âşıkâne şiirler yazdığını söyler. Bâkî ile olan etkileşimleri ise birbirlerine yazdıkları nazirelerden anlaşılmaktadır. Özellikle gazel ve kasidelerinde başarılı olan şairin gazelleri orijinal hayal ve mazmunlarla dolu, kasideleri ise farklı ve kendine özgüdür. Bazı kasidelerinde kendi icat ettiği bir söyleyiş tarzı yakalamıştır. Her mısraında bahar ve hazan kelimelerinin geçtiği ve 987/1579’da çıkan büyük yangında kendi evinin de yanması üzerine her mısraında ateş ve suyu kullanarak yazdığı kasideleriyle Selman-ı Sâvecî’ye karşılık olarak yazmış olduğu çâr-ender-çâr kasidesi buna örnektir. Turak Çelebi’nin ölümüne Eyleye Hak ana cennâtı turak şeklinde düşürdüğü tarih de meşhurdur.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmanî. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Çetin, İsmail (1993). Derzi-zâde Ulvî (Hayatı Edebî Şahsiyeti ve Divanının Tenkidli Metni). Yüksek Lisans Tezi. Elazığ: Fırat Üniversitesi.

İpekten, Haluk (1996). Divan Edebiyatında Edebî Muhitler. İstanbul: MEB Yay.

İpekten, Haluk vd. (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KB Yay.

İsen, Mustafa (1993). Acıyı Bal Eylemek, Türk Edebiyatında Mersiye. Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa (2000). “Klâsik Kültürden İki İlginç Portre Turak Çelebi ve Ulvî”. Ötelerden Bir Ses, Divan Edebiyatı ve Balkanlarda Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler. Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Alî, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

Kayabaşı, Bekir (1997). Kâf-zâde Fâ’izî’nin Zübdetü’l-Eş‘âr’ı. Doktora Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Âşık Çelebi, Meşâi’rü’ş-Şu’arâ. C.2. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay.

Kocatürk, Vasfi Mahir (1970). Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara.

Kutluk, İbrahim (hzl.) (1989). Kınalı-zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: TTK Yay.

Levend, Agâh Sırrı (1958). Türk Edebiyatında Şehr-engizler ve Şehr-engizlerde İstanbul. İstanbul: İstanbul Fethi Derneği İstanbul Enstitüsü Yay.

Riyâzî. Riyâzü’ş-şu‘arâ. Nuruosmaniye Ktp. 3724. vr. 109a.

Solmaz, Süleyman (hzl.) (2009). Gülşen-i Şu‘arâ (Bağdatlı Ahdî). Ankara: Kültür Bakanlığı e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10731,agmpdf.pdf?0 [erişim tarihi: 23.07.2014]

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2008). Beyânî, Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Kültür Bakanlığı e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10733,metinpdf.pdf?0 [erişim tarihi: 23.07.2014]

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2009). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür Bakanlığı e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10739,tsmetinbpdf.pdf?0 [erişim tarihi: 23.07.2014]

Şemseddin Sâmî (1311). Kâmûsu’l-A‘lâm. c.4. İstanbul.

Tatçı, Mustafa (hzl.) (2003). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri I-II-III. Ankara: Bizim Büro Yay.

Türkçe Yazma Divanlar Kataloğu (1965). C.1. İstanbul: MEB Yay.

Yaltkaya, Şerafettin ve Kilisli Rıfat Bilge (hzl.) (1971). Kâtip Çelebi, Keşf-el-Zunûn. İstanbul: MEB Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. ÖĞR. ÜYESİ ESMA ŞAHİN
Yayın Tarihi: 05.08.2014

Eserlerinden Örnekler

Kasîde-i Hazân u Bahâr

Misâl-i ‘âşık u ma‘şûk olup hazân u bahâr

Hazân sarardı vü oldı bahâr lâle-‘izâr

Hazân melûl ü hazîn ü bahâr hurrem ü şâd

Bahâra hande virilmiş hazâna girye vü zâr

Bahâr sünbüli gibi hazân perîşân-hâl

Hazân teb-i gama düşmiş bahâr hem-dem-i hâr

Bahâra karşu hazân itdi hâsılın ber-bâd

Hazâna karşu bahâr açdı var-ise ruhsâr

Hazânuñ eyleyüp ihya bahâr mürdelerin

Hazân bahâr ile Hak sun‘ın itdiler izhâr

Kemâl-i sun’-ı bahâr u hazânı seyr it kim

Hazân bahâr iledür fe’nzurû ilâ âsâr

Yolındı şâh-ı bahâruñ yolında gerçi hazân

Bahârı görmedi vü gitdi hazân u bahâr

Hazân-ı gamda diler dil bahâr-ı sebz-i hatuñ

Nite ki fasl-ı hazânda safâ-yı köhne-bahâr

Bahâr-ı hüsne hazân olsa hatt ne gam yaraşur

Hazâna ‘azm-i şikâr u bahâra seyr-i kenâr

Bahâr-ı vuslata fasl-ı hazândur fürkat

Hazân-ı fürkate her dem bahârdur ruh-ı yâr

Bahâr misl-i vücûd u hazân ‘adîl-i ‘adem

Hazân şebîh-i leyâl ü bahâr ‘ayn-ı nehâr

Bahâr-ı ‘akluñ olupdur hazânı vakt-i cünûn

Rumûz-ı ‘ışkı bahâr u hazân ider iş‘âr

Hazâna üştür-i ebr-i bahârı çekdi nesîm

Hazâna satdı metâ‘ın bahâr-ı gonce-kıtâr

Hazâna hayl-i bahâr ile geldi husrev-i gül

Semend-i bâd-ı bahârî hazâna virdi gubâr

Zer-i hazân ile sîm-i bahârı derc itdi

Sabâ hazân u bahâra olup sipeh-sâlâr

Bahâr tahtını almış hazânuñ eyleyüp âl

Bahâra bak nice geçmiş hazâna nakş u nigâr

Selîm Hân ki hazân yok bahâr-ı hulkında

Bahâr-ı bâg-ı İremdür hazânsuz olsa ne vâr

Bahâr emîr-i çemendür hazân hizâne-i zer

Şeh-i bahâra hazîne taşur hazân her bâr

Hazân zamanını fîkr it bahâra aldanma

Bahâr-ı ‘âlemüñ olur hazânı ahir-i kâr

Bahâra virdi tegayyür hücûm-ı fasl-ı hazân

Hazân bahâr ile oldı fenâ-yı dehre medâr

Ferah bahâr u hazân gam visâl şeh-i nevrûz

Bahâr vasl u hazân hecr u behr-i cân leb-i yâr

Bahâr levhini toldurdı zer varakla hazân

Hazân bahâr ile şeh medhin eylesün tekrâr

Hazânda seyre çıkarsa nigâr bahâr olur ‘âlem

Bahâra bakmasa döner hazâna dâr u diyâr

Hazânı tâze bahâr eyledi bahârı hazân

Hazân-ı çihre-i ‘âşık bahâr-ı ‘ârız-ı yâr

Zemîni sanma pür itdi bahâr u berg-i hazân

Döşer bahâr u hazân şâha dîba-i zer-kâr

Salın salın ki hazânsuz bahârsın ey serv

Bahâra döndi hazân ‘âlemüñ güzelligi var

Bahâr irince hazâna bu matla‘ı okıdı

Meger hazân u bahârum çemende andı hezâr

Hazân göçüp çemene kondı kârbân-ı bahâr

Hazânı bûy-ı bahâr itdi külbe-i ‘attâr

Güler bahâr ile gülşen hazân ile aglar

Solup hazânda tonanur bahâr ile ezhâr

Hazâna hâne yaraşur bahâra kûşe-i bâg

Hazân bahâr ile dirler ki olmanuz huşyâr

Bahâr irişdi gamuñdan hazâna döndüm ben

Hazân gelür baña sensüz bahâr ile gül-zâr

Bahâr-ı bâg-ı vücûda irüp hazân-ı ‘adem

Tagıtdı tâze bahârum hazân yili nâ-çâr

Görüñ bahâr u hazânın mahabbet illerinüñ

Hazân-ı ‘ışk ben oldum bahâr-ı hüsn o nigâr

Bahâr-ı tab‘umuñ oldı hazânı nazm-ı selef

Bahâr günleri geldi hazân kıldı firâr

Bîsât-ı sebz-i bahârı hazân idüp rengîn

Bahâr bâgına kıldı hazân zerin îsâr

Bahâr goncesi hamrâ hazân şükûfesi zerd

Nukûş-ı ferşüñe bakdum hazân bahâr ile yâr

Bahâr-ı lutf ile baksañ hazân-ı çihreme ger

Hazân bahâr ile bir yirde eyler idi karâr

Bahâr irişdi hazân gitdi geldi çün nevrûz

Kapuñda ‘Ulvî n’ola söylese hazân u bahâr

Bahâr bülbüli gûyâ ider hazân çün lâl

Bahâr-ı lutf ile mahv it hazânum ey dildâr

Bahâr-ı lutfuña nisbet-i hazân-durur medhüm

Görüp hazânumı göster bahâruñı gül-vâr

Bahâr-ı şâha hazân irmesün diyü yâ Rabb

Bahârı gördi hazânsuz el açdı Hakk’a çenâr

Bahâr-ı ‘ömrüñi Hak eylesün hazândan emîn

Nite ki ‘âlemi devr eyleye hazân u bahâr

Ulvî. Dîvân-ı Ulvî. Halet Efendi Ek 150 vr.36b-38b; Ali Emiri Mnz 304 vr.37a-38a; Esad Efendi 3409 vr.8a-9a.

Kasîde-i Çâr-Ender-Çâr

Cihân bâgında hadd ü zülf ü çeşm ü kaddüñ ey dilber

Biri güldür biri sünbül biri ‘abher biri ‘ar’er

Hayâl ü hasret ü derd ü firâkuñ ey tabîb-i dil

Karâr u ‘akl u sabr u fikri yagma kıldı ser-tâ-ser

Elümde bâd u gözde âb u dilde nâr u başda hâk

Baña kıydı bu zülf ü ‘ârız u hadd ü hat-ı ‘anber

Bu hüsnüñle bu ruhsâr u bu elfâz u bu güftâruñ

Dîlâra vü safâ-bahş u hayât-efzâ vü cân-perver

Melek-sîmâ perî-rû serv-kâmet gonce-femsin sen

Şeker-güftâr u hoş-reftâr u gül-ruhsâr u şîrîn-ter

Cebînüñle ruhuñla ‘ârızuñla gerdenüñ oldı

Cihân-gîr ü cihân-sûz u şeb-efrûz u ziyâ-güster

Leb-i la’l ü dür-i dendân u bûy-ı zülf ü ruhsâruñ

Olupdur her biri memdûh-ı şark u garb u bahr u ber

Müjeñle gamzeñ ile çeşmüñ ile kaşuña kuldur

Kemân-keşler ‘adû-keşler bahâdurlar dil-âverler

Cemâlüñle dehânuñla zebânuñla kelâmuñla

Beden biryân ciger sûzân u dil nâlân u cân bî-fer

Ne Rûm u Şâm içinde var ne yirde gökde mânendüñ

Güneş yüzlü hilâl-ebrû Mesîhâsın perî-peyker

Belâ vü mihnet ü hışm u cefâ vü hecr-i la‘lüñle

Bu ben mahmûr u mahrûra kadeh çeşm ü mey eşk-i ter

Ne hoş demdür ne kutlu gün ne zîbâ vakt ü sâ‘atdür

Ola meclîsde sâz u söz ü dilber bâde-i âhmer

Safâ-yı hâtırum ârâm-ı cânum devletüm ‘ömrüm

Hayâtum sıhhatum varum nigârumsın sen ey dilber

Miyân u kâmet ü la‘l ü ruhuñda cümle hatm olmış

Öpilmekler emilmekler sarılmaklar kuculmakler

Beni kul itdi bir mahbûb-ı hûb u meh-veş u dil-keş

Sürûr-ı dil huzûr-ı cân u nûr-ı çeşm ü sa‘d-ahter

Lebi Şîrîn saçı Leylâ özi Yûsuf yüzi ‘Azrâ

‘Aceb zîbâ ‘aceb ra‘nâ ‘aceb garrâ ‘aceb hoş-ter

Keser çevgân deler cânı açar şerha döker kanı

Çeker yayın atar tîrin çalar tîgın urur hançer

Halâvetde belâgatde letâfetde nezâketde

Dehen şîrîn suhen rengîn beden sîmîn miyân lâger

Hücûm-ı hayl u rahş u darb-ı tîg u top ile oldı

Kevâkib kör ü gerdûn ker zemîn muztar zamân mugber

Garîb ü bî-kes ü bîmâr ü zârem baña olmışdur

Cefâ mahrem ‘anâ zecr ü belâ hem-dem hatâ hem-ser

Belâ vü gussa vü derd ü belâdan olmadum hâlî

Elem bî-hadd sitem bî-‘add u gam bî-gâye hem bî-fer

Kafada râyet-i devlet nazarda ‘asker-i nusret

Yemînüñde yesâruñda turur şemşîr ile hançer

Kul oldum bir şehe kim hüsn ü hulk u haşmet ü hûbdan

İşidenler görenler dir ana server bana ser ver

Senüñdür saltanat rif‘at senüñdür ma‘delet nusret

Felek sâ‘î melek dâ‘î sa’âdet yâr u Hak yaver

Hükümetle şecâ‘atle vecâhetle ‘adaletle

Enûşirvân u Ferruh-ruh Gazanfer-fer Sikender-der

Keyumers ü Siyâmekle saña Hûşeng ü Tahmûres

Karakuldur karavuldur yasavuldur dahi çâker

Midâd ile devât u hâme vü levh oldı bu nazma

Siperler nîzeler zahm-ı ‘adûda karılan demler

Kafañ ile nazar-gâhuñda kâyim râyet ü ‘asker

Yemînüñde yesâruñda müheyyâ hançer ü şeşper

Selîm Hân kim olupdur hüsn ü hulk u ‘adl ü dâd ile

Esed-heybet ‘Alî-sîret Hasan-sûret melek-manzer

Sadâkatle ‘adâletle fesâhatle şecâ‘atle

Şehâ sensin Ebu Bekr ü ‘Ömer ‘Osmân u hem Hayder

Olupdur derd-mendüñ müstemendüñ bendeñ efkendeñ

Eger Hâkân eger Sâsân eger Sâmân eger Sencer

Zebûn Kasım’la Rüstem Kahramân u Güstehem berhem

Ferîdûn dûn Nerîmân nerm ü Sührâb Erdeşîr ahker

Bu eyvân u bu dîvân u bu ‘ayş u nûşuñı görse

Olur Efrâsiyâb u Kayser ü Cemşîd ü Cem çâker

Seher bezm itseñ olur ‘ayş u nûş u zevk u şevk içün

Felek süfre melek sâkî şafak bâde güneş sâger

Simât u mutrib u sâkî vü şem‘ olmaga bezmünde

Gelür her şeb sehâb u keh-keşân zühre meh-i enver

Olur rezm eyledükde hükm ü hıfz u ‘avn u nasr içün

Felek cevşen zırıh encüm siper şems ü kamer migfer

Şehâ vasf-ı had ü hâl ü leb-i hüsnüñle olmışdur

Sözüm rengîn gözüm rûşen dilüm gûyâ zamîr enver

Süvâr-ı esb-i kahr u heybet ü hışm u gazab olsañ

Dil ü cân hayrete varur zemîn ü âsumân ditrer

Enîsüñ şevket ü savlet celîsüñ devlet ü ‘izzet

Zihî nusret zihî fursat zihî kudret zihî leşker

Saña halk-ı nevâ kavm-i ‘Arab hayl-i ‘Acem hem Rum

Kimi hândur kimi sultân kimi şâh u kimi kayser

Şehâ kılsañ sefer şark ile garba zabt u feth içün

Dil ü cândan olur kâfir müselmân bende-i kemter

Karînüñdür rehînüñdür zahîrüñdür esîrüñdür

Kamu feth ü zafer birle kamu begler kamu ‘asker

Ziyâd itsün bu ‘izz ü câh u kadr ü şevketüñ Mevlâ

Bahâr u deyde rûz u şebde olsun Hak sana yâver

N’ola lutf u sehâ vü cûd u ihsânuñ recâ kılsam

Gönül zilletde cân haste beden ‘uryân u ben efker

Garîb ü bî-kes ü bî-çâre vü aşüfte-hâlüm ben

Yolum râh-ı ‘adem gam zâd u hem hem-reh elem rehber

Ciger biryân u göz giryân u dil nâlân u ser galtân

Beden bî-fer ecel ber-ser kefen der-ber-zemîn bister

Şehâ ‘adl ile dâduñ medh ü vasf itmekde ‘Ulvîdür

Kemâl ehli vü kân-ı fazl u hoş-tab‘ u suhen-perver

Bu deñlü kudret ü nazm u bu deñlü lutf u ihsânuñ

Ya Hâfızdur ya Câhızdur Zahîr ü Enverî beñzer

Du’â ile senâ ile fesâhatle belâgatle

Kasîdem bî-nazîr ü bî-şebîh ü bî-misâl ü ter

Nitekim devr-i mihr ü meh şeb ü rûz ola ‘âlemde

Nitekim bunca zîb ü ziynet ü ârâyiş ü zîver

Hudâ-yı Zü’l-celâl ü Zü’l-cemâl ü Hayy u Kâdirden

Müyesser ola saña taht u baht u efser ü kişver

Ulvî. Dîvân-ı Ulvî. Halet Efendi Ek 150 vr.31b-33b; Ali Emiri Mnz 304 vr.32b-34a; Esad Efendi 3409 vr.1b-2b.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Engin, Sabahattind. 9 Mart 1920 - ö. 19 Temmuz 2007Doğum YeriGörüntüle
2Ece Gamze Atıcıd. 6 Mayıs 1978 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3BAHRÎ, Mehmed Bahrî Efendid. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4Engin, Sabahattind. 9 Mart 1920 - ö. 19 Temmuz 2007Doğum YılıGörüntüle
5Ece Gamze Atıcıd. 6 Mayıs 1978 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6BAHRÎ, Mehmed Bahrî Efendid. ? - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7Engin, Sabahattind. 9 Mart 1920 - ö. 19 Temmuz 2007Ölüm YılıGörüntüle
8Ece Gamze Atıcıd. 6 Mayıs 1978 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
9BAHRÎ, Mehmed Bahrî Efendid. ? - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10Engin, Sabahattind. 9 Mart 1920 - ö. 19 Temmuz 2007MeslekGörüntüle
11Ece Gamze Atıcıd. 6 Mayıs 1978 - ö. ?MeslekGörüntüle
12BAHRÎ, Mehmed Bahrî Efendid. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
13Engin, Sabahattind. 9 Mart 1920 - ö. 19 Temmuz 2007Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Ece Gamze Atıcıd. 6 Mayıs 1978 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15BAHRÎ, Mehmed Bahrî Efendid. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Engin, Sabahattind. 9 Mart 1920 - ö. 19 Temmuz 2007Madde AdıGörüntüle
17Ece Gamze Atıcıd. 6 Mayıs 1978 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
18BAHRÎ, Mehmed Bahrî Efendid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle