VUSLATÎ, Ali Bey

(d. ?/? - ö. 1688/1099-1100)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Ali olup Osmanlı siyasi ve idari yapısı ile kültürüne çok sayıda eleman ka­zandırmış olan ve bugün Sırbistan sınırları içinde yer alan Uzije’de (Osmanlılar zamanındaki adıyla Öziçe) doğdu. Kaynakların verdiği bilgilere göre asker kökenli bir aileden gelmekteydi. Safâyî kendisini "Paşazade" olarak adlandırdığına göre, Rumeli'deki askerî görevlilerin çoğunda görüldüğü gibi, uzun süredir asker­likle meşgul önemli bir sülaleden geliyor olmalıdır. Çünkü bölgede bu gibi görevler, genellikle önemli ailelerin elinde olup babadan oğula geçen bir konum arz eder. Daha sonra da Tuna kıyısında stratejik bakımdan son derece önemli bir kale olan Semendire (şimdi Sırbistan sınırları içinde Smederova) alaybeyliğine atanması da buna işaret sayılabilir. Safayî, Vuslatî'nin iyi bir eğitim gördüğünü, bilimin her sahasında mahir, nazım ve nesirde usta biri olduğunu söylemektedir. Zaten askerlikteki başarı­sı yanında edebiyat alanında ortaya koyduğu örnekler de onun çok iyi eğitil­diğini göstermektedir. Bu eğitimin hangi aşamalardan geçtiğine dair kay­naklar ayrıntılı bilgi vermese de bunun klasik Osmanlı eğitim sistemiyle örtüşen bir yapı arz ettiğini söylemek yanlış olmaz. Öyle anlaşılıyor ki Vuslatî, çocukluğunda mahalle mektebinde başladığı öğrenimini medresede sürdürmüş; daha sonra da aile mesleği olan askerliğe geçerek bu alanda bü­yük başarılar elde etmiştir. Fakat kaynaklarda Semendire Sancağı Alaybeyli­ğine kadar hangi askeri görevlerde çalıştığına dair bir bilgi de bulunmamak­tadır. ÇehrinGazâ-nâmesi'nde yirmi iki yıldır burada bulunduğunu bildir­diğine göre Semendire'de oldukça uzun süre kalmıştır. Vuslatî Ali Bey'in ölümü de bir anlamda yaşadığı hayata denk düşmüş ve bulunduğu yörede yapılan bir savaşta 1688 yılında şehit olarak hayatını noktalamıştır. Babinger'in ölüm tarihini 1690 olarak vermesi ise doğru değildir.

Türk edebiyatında "gazâ-nâme" ya da "gazavât-nâme" adı verilen bu tarz eserler daha çok man­zum olarak ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınırlar. Gazâ-nâmelerin Türk edebiyatında ilk örneklerine XV. yüzyılda rastlan­maktadır. Osmanlı devletinin kuruluşunu izleyen yıllarda özellikle Rume­li'deki akınları anlatan eserler, türün daha sonraki devredeki devamı oldu. XVI. yüzyılda sayıları oldukça artan örnekler, XIX. yüzyılda bir anlamda gaza geleneğinin ortadan kalkmasıyla gündemden çekildi.

Gazâ-nâme-i Çehrin, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın (1635-1683)1678 yılında gerçekleştirdiği ve Çehrin kalesinin fethiyle sonuçlanan seferin hikayesidir. Çehrin, günümüzde Ukrayna sınırları içinde yer alan önemli bir kaledir. Çehrin zaferi, Osmanlı devletinin sınırlarını gidebileceği en kuzey noktasına ulaştırması açısından toplumda büyük ilgiyle karşılandı. Dönem şairleri bu seferle ilgili şiirler yazdılar, tarihler düşürdüler. Osmanlı şehirlerinde büyük kutlamalar yapıldı.

Toplam 3102 beyit tutan eser, bu tarz örneklere benzer tarzda mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış, bir giriş ve bütün detaylarıyla savaşın oluşumunu anlatan asıl bölümüyle tamamlanmıştır.

Eser, dil özellikleri bakımında 17. Yüzyılda zirvesini yaşamakta olan estetik üslubun örneklerinden biri sayılabilir. 16. Yüzyıldan itibaren Osmanlı devletinin kazandığı uluslararası boyutla da orantılı olarak daha süslü ve daha gösterişli anlatım tarzı bu eserin de karakteristik özelliğidir. Bununla birlikte Gazâ-nâme-i Çehrin, bir asker şairin ürünü olduğu için özellikle olayların anlatımında daha sade bir anlatıma bürünür. Gazâ-nâme-i Çehrin, konusuyla alakalı olarak da savaş terminolojisine ait zengin bir kelime kadrosu içerir.

Gazâ-nâme-i Çehrin, bilinen üç nüshası karşılaştırılarak Mustafa İsen ve İ. Hakkı Aksoyak tarafından yayınlanmıştır. (Vuslatî Ali Bey (2003). Gazâ-nâme-i Çehrin. AKM Yay. Ankara)

Devir kaynak­ları Vuslatî’yi döneminin dikkate değer bir şairi olarak nitelendirir. Safayî Tezkiresi’nde Sâbit ile Vuslatî Ali bey’in akrabalığını belirtir. Ali Bey’i, “şair-i mahir” olarak niteler. Zikrî maddesinde de Zikrî’nin Vuslatî Ali Bey’in yetiştirdiğinden söz edilir. Bir başka şair Zârî de Vuslatî’nin hemşehrisidir. Zârî’nin de Vuslatî Ali bey ile iletişimi bulunmaktadır (Safayî, 2005: 125, 198, 265, 689). Kaynaklarda onun tarih düşürmede usta biri olduğu belirtilir. Şairin, Kamaniçe'nin fethi, Budin'in yeniden tahkimi ve IV. Mehmed'in Beşiktaş'ta yaptırdığı sarayın bitişine düşürdüğü tarihleri mevcuttur.

Vuslatî’nin elimizde birkaç gazel örneği olmakla birlikte kaynaklardaki vurgu hep tahkiyeye dayalı türler olan tarih düşürme ve destanî şiirler üzerinedir. Mevcut eserlerden ve dikkat çekilen bu hususlardan anlaşılıyor ki Vuslatî, kalemini devrindeki pek çok şairin tersine lirik örnekler yerine tahkiyeli manzumelere yöneltmiş ve bu alanda başarı kazanmıştır. Gerçekten de onu şair olarak günümüze taşıyan eser,Çehrin fethiyle ilgili olarak yazdığı Gazâ-nâme'dir. Üstelik bu eserin edebiyatımızda yazılmış olan yaklaşık iki yüz seksen sekiz civarındaki gazâ-nâme arasında da özel bir konumu bulun­maktadır. Çünkü öbür gazâ-nâmeler genellikle bu işle görevlendirilen müel­lifler tarafından kaleme alınırken, bu eser savaşa önemli bir komutan konu­muyla katılan Vuslatî mahlaslı Ali Bey tarafından bizzat kaleme alınmıştır. Böylece işi yapanla olayı anlatan aynı kişi olması açısından eser, türü içinde çok farklı bir konumda bulunmaktadır ve edebiyatımızdaki ender örneklerdendir.

 

Kaynakça

Abdulkadiroğlu, Abdülkerim (hzl.) (1985). İsmail Beliğ Nuhbetü'l-Âsâr Li-Zeyli Zübdeti'l-Eş‘âr. Ankara: Gazi Üniversitesi Yay. 670.

Babinger, Franz (1992). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri. Çev. Coşkun Üçok. Ankara: KB Yay. 248, 336.

Blochet, Edgar (1932-1933). Catalogue des Manuscrits Turcs, De la Bibliotheque Nationale. Paris: T. II. 171.

Coşkun, Menderes (2002). Manzum ve Mensur Hac Seyahatnâmeleri ve Nâbî’nin Tuhfetü’l-Harameyn’i. Ankara: KB Yay.

Çapan, Pervin (2005). Mustafa Safayî Efendi Tezkire-i Safayî. Ankara: AKM Yay.

Coşkun, Menderes (2001). “Şair Nabî’nin Tuhfetü’l-Harameyn’inin İçeriğinin Analitik Bir Yaklaşımla İncelenmesi”. Bilig (17): 81-91.

Çiftçi, Cemil (1997). Maktul Şairler. İstanbul: Kitabevi Yay.

Danişmend, İsmail Hami (1971). İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. İstanbul: Türkiye Yay.

Gazâ-nâme-i Çehrin.Bratıslava Ktp. Nu.483.

Gazâ-nâme-i Çehrin. Bratıslava Ktp. Nu.484.

Gazâ-nâme-i Çehrin. Paris Milli Ktp. Nu.1124.

"Gazavat-nâme". Türk Dil ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C. 3. İstanbul: Dergâh Yay. 296.

İnalcık, Halil ve M. Oğuz (1949). “Yeni Bulunmuş Bir Gazavat-ı Sultan Murad”. DTCF Dergisi. VIII (2): 481.

İnalcık, Halil ve M.Oğuz (1989). Gazavat-ı Sultan Murad b. Mehemmed Han. Ankara: TTK Yay.

İsen, Mustafa ve İ.H. Aksoyak (2003). Vuslatî Ali Bey Gazâ-nâme-i Çehrin. Ankara: AKM Yay.

İz, Fahir (1972). “Barbaros Hayreddin Paşa Gazavat-nâmesi Üzerine Yeni Bir Araştırma”. TDAY. Ankara. 81.

Karacan, Turgut (hzl.) (1991). Bosnalı Alaeddin Sâbit Divan. Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Yay.

Karacan, Turgut (hzl.) (1991). Sâbit, Zafer-nâme. Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Yay.

Levend, Agâh Sırrı (1956). Gazavat-nâmeler ve Mihaloğlu Ali Bey'in Gazavat-nâmesi. Ankara: TTK Yay.

Levend, Agâh Sırrı (1988). Türk Edebiyatı Tarihi. C. 1. Ankara: TTK Yay.

Mehmed Süreyya (1311). Sicill-i Osmânî Yâhud Tezkire-i Meşâhir-i Osmâniyye. C. 4. İstanbul.

Nametak, Fehim (1988). Gazi Husrev-Begova Biblıoteka U sarajevu Katalog, Arapskıh, Turskıh, Perzıskıh I Bosanskıh Rukopısa. London-Sarajevo.

Özcan, Abdülkadir (1993). “Çehrin Seferi”. İslam Ansikoloedisi. C. 8. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 249-151

Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Şeyhî Mehmed Efendi Şakâ’ik-i Nu’mâniye ve Zeyilleri “Vakâyiü’l-Fudalâ”. C. 3. İstanbul: Çağrı Yay. 59-60.

Özcan, Abdulkadir (1995). “Türklerde Gaza Geleneği”. Ekrem Hakkı Ayverdi Hatıra Kitabı. İstanbul: Kubbealtı Yay. 362-368.

Öztuna, Yılmaz (1994). Osmanlı Tarihi. C. 4. İstanbul: Ötüken Yay.

Şabanovic, Hazım (1973). Knjizevnost Muslimana Bih Na Orijenaltim Jezicima. Sarajevo. 373-374.

Şahin, Zafer (1972). Çehrin Seferi Hakkında Bir Araştırma. Tarih Bölümü Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi.

Tezkire-i Salim (1315). İstanbul. 707.

Tökel, Dursun Ali (2001). “Şairin Tarihe Düştüğü Not: Şair Gözüyle Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve Çehrin Seferi”. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Uluslararası Sempozyumu. Ankara.

Tuman, Nail, Tuhfe-i Nâilî. Milli Eğitim Bakanlığı. Türk Ansiklopedisi Bürosu B/870 (Yayımlar Dairesi Başkanlığı Kütüphanesi). C. 2. 1171.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1983). Osmanlı Tarihi. C. III. Ankara: TTK Yay. 422-433.

Ünver, İsmail (1986). “Mesnevi”. Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı II (Divan Şiiri). Sayı. 415-416-417/Temmuz Ağustos-Eylül: 433-434.

Ünver, İsmail (1993). “Çeviri Yazıda Yazım Birliği Üzerine Öneriler”. Ankara Üniversitesi. DTCF Türkoloji Dergisi. C.XI. (1): 51-89.

Zârî. Dîvân. Ankara Millî Kütüphane. Yz. FB 302/2.138b.

 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. İSMAİL HAKKI AKSOYAK & PROF. DR. MUSTAFA İSEN
Yayın Tarihi: 11.07.2013

Eserlerinden Örnekler

 Târîh-i Sarây-ı Beşiktaş

Cihânın şâh-ı adl-âyîn-i Kâf-ı devlet ankâsı
Hudânın zıll-ı lutfı âlemin sultân-ı vâlâsı

 

Şehinşâh-ı zafer-tev’em şeh-i mamûre-i âlem
Zamânın bâis-i emni zemînin hükm-fermâsı

 

Kırım Hanı Mısır Sultânı ol hâkân-ı zî-şânın
Bir iki bende-i fermân-pezîr-i pây-ı ber-câsı

 

Revâdır matbah-ı cûdunda heyzüm-keş ola tâvûs
Sezâ Cemşîd olursa ger sebîl-i cûdı sakkâsı

 

Murâd etse de bahr u berre vaz-ı cây-ı âsâyiş
O denlü hükm-i takdîre muvâfık hükm-i tugrâsı

 

Beşiktaşında bir nüzhet-serây bünyâdın emr etdi
Ola tâ tıfl-ı izzet-zâ-yı ayşın mehd-i ulyâsı

 

Mesîh-i devlete gehvâredir ol cây-ı hâlet-zâ
Ana bir dâye olmuş hâlet-i pür-feyz-i Yahyâsı

 

Bu dîvân-hâne-i adl u saâdet tarhının kâmil
İki mısra olur her biri târîh-i hoş-îmâsı

 

Mehemmed Han-ı âdil eyledi bu tâkı âbâdân
Mübârek ola sultân-ı cihâna kasr-ı ulyâsı (İsen-Aksoyak 2003: 13)

 

Gazaname-i Çehrin'den

Der-vasf-ı Subh-ı Saâdet-âsâr
ve Muhâsara-i Ân Hısn-ı Üstüvâr
ve Müştail Şoden-i Âteş-i Kârzâr
Ez-berây-ı Sûhten-i Düşmen ve Küffâr-ı Dûzah-Karâr

 

Olınca seher râyet-i mihr ayân

Dikildi nice sancak-ı zer-feşân

 

Dem-i subhgeh mihr pür-tef ü teb

Olınca şerer-rîz-i bârût-ı şeb

 

Yine top-ı hurşîd-i sûziş-eser

Ser-i kulle-i hâke saçdı şerer

 

Alem vaz idüp kala-i târeme

Güneş âteş-endâz idi âleme

 

Konıldı nişângâha toplar hemîn

Hedef oldı burc-ı ten-i ehl-i kîn

 

Dem-i sadda ism-i Yezdân ile

Duâ vü senâ eyle kurbân ile

 

Yelân kurdılar mareke cengini

Alışdurdılar ceng âhengini

 

Heme yek-deme top-ı âteş-feşân

Gırîv itdi çün ejdehâ-yı demân

 

Çalındı o rûyîn kûs-ı melek

Kıyâmet kopup hâke düşdi felek

 

Sadâ-bahşi-i top-ı âteş-fiken

Haber virdi sûr-ı Sirâfîl’den

 

Salup tâb-ı mahşer gibi rezm-i tâb

Dögildi felek daglar oldı ser-âb

 

Gürûh-ı adû leşker-i fîl idi

Havân taşı seng-i ebâbil idi

 

Meger necm-i pür-tâb inerdi yire

Ne dem meyl-i zîr eylese humpara

 

Gehî evcde ölicek şule-keş

Tururdı muallakda kandîlveş

 

Çü âmed şüd-i kala meslûb idi

Varan humparaydı gelen top idi

 

Dem-i dâr u gîr oldı mahşer-nişân

Harâb oldı bünyâd-ı emn ü emân

 

Hep âlât-ı fen nâr-ı sûzân idi

İçinde adû murg-ı büryân idi

 

Şerer-rîzi-i sadme-i topdan

Hisâr oldı bir zahm-ı hurde-beden

 

Ne yârâ-yı rezm ü ne râh-ı firâr

Adû kaldı pâ-beste-i ıztırâr

 

Olup dest-i kahr u gazab sille-zen

Sınar putları sadme-i topdan

 

İrüp zahme-i dâne-i bî-sükûn

Virürdi nevâ-yı hazîn erganûn

 

Hisâr oldı bir tâbe-i cân-fürûz

Ten-i müşrikîn mâhi-i sîne-sûz

 

Şeyâtîn çün mazhar-ı nâr idi

Ana recm-i âteş sezâvâr idi

 

İnüp nâr-ı humpâra gökden yine

Kaçardı o rûbâh inden ine

 

Ne yana ki itdiyse azm-i firâr

Dutıldı topa hayl-i pûzînevâr

 

Sabâ nâr-ı rezme virüp iştiâl

Hevâsı vahîm oldı âteş-misâl

 

Meger top idi gürsine-ejdehâ

İderdi ten-i hısnı her gün gıdâ

 

Bürûc oldı bu sadmeden lerzenâk

Ki oldı girîbân u dâmânı çâk

 

Olup müştail âteş-i kârzâr

Niçe gün bu hâl üzre itdi güõâr

 

Bu aklâm ile pür-dilân-ı sipâh

Leb-i handakı itdiler cilvegâh

 

Zafer şâhidi görinürdi karîb

Zuhûr itdi ammâ bu emr-i garîb

 

Umardı çü imdâd ol bed-nihâd

Ki eylerdi teslîm-i hısna inâd

 

Ko kalsun adû bunda mahsûr-ı sûr

Görelüm ne bâzîçe eyler zuhûr (İsen-Aksoyak, 2003: 174 )


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1ZÂRÎ, Mustafâ Efendid. ? - ö. 1686/1687Doğum YeriGörüntüle
2ZÂRÎ, Mustafâ Efendid. ? - ö. 1686/1687Doğum YılıGörüntüle
3ZÂRÎ, Mustafâ Efendid. ? - ö. 1686/1687Ölüm YılıGörüntüle
4ZÂRÎ, Mustafâ Efendid. ? - ö. 1686/1687MeslekGörüntüle
5ZÂRÎ, Mustafâ Efendid. ? - ö. 1686/1687Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
6ZÂRÎ, Mustafâ Efendid. ? - ö. 1686/1687Madde AdıGörüntüle