ÖMER BÂKÎ

(d. ?/1750? - ö. ?/?)
divan şairi/yazarı
(Divan/Yazılı Edebiyat / 18. Yüzyıl / Çağatay)
ISBN: 978-9944-237-86-4

 

Türkiye’deki kaynaklarda daha çok “Ömer Bâkî” olarak geçen yazar, Urumçi’deki edebiyat tarihiyle ilgili çalışmalarda “Ömer Bâkî Yarkendî” ismiyle yer almaktadır. Ancak yazar; kendi kaleminden çıkan Ferhâd ü Şîrîn ve Leylî vü Mecnûn eserlerinin ilk sayfalarında kendisinden “Ömer Bâkî” diye bahsetmektedir: Fakîr Ömer Bâkî bîistâat Ferhâd ü Şîrîn’din bir neçend hikâye şîrîn-nisârî tertîbi birle ibâret keltürdi (BN Supp.Turc 973: 1b/3-5). Yarkendli olan Ömer Bâkî’nin hayatına dair biyografik kaynaklarda yer alan bilgiler oldukça sınırlıdır. Doğum tarihi konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Gayretcan Osman’a göre 1750 yılında dünyaya geldiği ifade edilirken (Osman 2012: 46); Kerimcan Abdurrahim’e göre 18. yüzyılın 20’li yıllarında yani 1720’li yıllarda Yarkend (Yeken) şehrinde doğmuştur (Abdurrahim 2012: 257).  Ancak kaynaklardaki bu sınırlı bilgilerin yanı sıra Ferhâd ü Şîrîn adlı eserinden Yarkend Hakim Begi İvaz Bek (Evez Bey, İvazbiy İnak; 1792-1804) zamanlarında yaşadığı bilinmektedir: …ulemâ ve ümerâ vezîr-i mükerrem İvaz Bek halledellahu ta’ala mülkehu ve ebbede devletehunıñ vaktlarıda fakîr Ömer Bâkî (BN Supp.Turc 973: 1b/2-3).

Ömer Bâkî’nin Ferhâd ü Şîrîn ve Leylî vü Mecnûn adlı mensur iki eseri vardır. Eserler, 1207/1792 yılında İvaz Hakim Bek adına yazılmıştır. Her iki eser de önce 1909 ve 1910 yılında Taşkent’te taş baskı olarak neşredilmiştir. Ayrıca Ferhâd ü Şîrîn’in, Urumçi’de Berat Recep tarafından “Perhad-Şirin, Ümer Baki Yarkendiy” (1995: 5-46) ve Leylî vü Mecnûn’un  yine aynı yazar tarafından “Leyli ve Mecnun, Ümer Baki Yarkendiy” (1991: 14-30) isimleriyle Yeni Uygur Türkçesine aktarılmak suretiyle metin neşirleri yapılmıştır (Bakırcı 2016: 37, 54). Türkiye’de ise Ferhâd ü Şîrîn Fatih Bakırcı (2016); Leylî vü Mecnûn ise Serap Alper (2016) tarafından çalışılmış olup her iki neşirde de eserlerin çeviriyazı metni, Türkiye Türkçesine aktarımı, notlar, dizin-sözlük ve tıpkıbasım bölümleri yer almaktadır. Hamse-i Nevâyî adı verilen bu eserlerin Londra (Bodleian Kütüphanesi MS.IND.IST.TURK 27 nu.) ve Paris’te (Bibliotéque Nationale Supplement Turc 973 nu.) olmak üzere yazma nüshaları bulunmaktadır (Bakırcı 2016: 36-37, 49-50).

Nevâyî’nin Hamsesi’nde ikinci sırada yer alan Ferhâd ü Şîrîn ve üçüncü sırada bulunan Leylî vü Mecnûn mesnevileri, Türk dünyasında birçok şairi etkilemiş ve bu tesirle manzum veya mensur olmak üzere eserler kaleme alınmıştır. Bu etki alanı içinde yazılan eserlerden birisi de Ömer Bâkî’nin kaleme aldığı mensur-manzum bölümlerden meydana gelen Hamse-i Nevâyî (Ferhâd ü Şîrîn ve Leylî vü Mecnûn’dan oluşmaktadır) adlı eserdir.  Nesir ağırlıklı bir tertibinin olduğu bu eserde tekdüzeliği kırmak ve duygusal durumlar karşısındaki tepkileri dile getirmek amacıyla manzum kısımlara da yer verilmiştir. Özellikle zaman zaman âşıklar arasındaki iletişimi sağlayan mektuplaşmaların beyitlerle dile getirildiği ve bunların bir kısmının da doğrudan Nevâyî’den alındığı görülmektedir (Bakırcı 2016: 47). 

Ferhâd ü Şîrîn eseri, içerik ve olayların sıralanışı bakımından Nevâyî’nin mesnevisine yakın olup altı bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerin içinde ise toplam 25 beyitlik manzum parçalar yer almaktadır. Bunlardan biri dışında, tamamının Nevâyî’nin mesnevisindeki 31, 45 ve 46. bölümlerden karışık bir biçimde alınıp metne yerleştirildiği tespit edilmiştir(Bakırcı 2016: 42-48).

Leylî vü Mecnûn eserinde ise Nevâyî’nin metninin biraz dışına çıkılarak tasavvufî derinliğe inilmeden, sanatlı ifadelere girilmeden, sade bir dille ve halk hikâyesi şeklinde yazıldığı; metnin toplam üç bölümden oluştuğu görülmektedir (Alper 2016: 41). Ömer Bâkî’nin bu eserleri Nevâyî’nin ve eserlerinin, Doğu Türkistan bölgesinde Kaşgar, Yarkend, Hoten gibi önemli kültür merkezlerinde geniş kitleler tarafından tanınmasına ve Çağatay nesrinin daha da güçlenmesine yardımcı olmuştur. Kaynaklarda belirtildiği üzere Ali Şir Nevâyî’den çokça etkilenen Ömer Baki, nesirde kullandığı mazmunlar ve benzetmelerle sanatsal bir söyleyiş ve özellikle soru-cevaplı yinelemelerle akıcı bir anlatım meydana getirmiştir (Bakırcı 2016: 32, 34-35).

Her iki eser de Doğu Türk yazı dilinin edebî gelenekleri çerçevesinde yazılmış olup bir yandan da yazıldıkları bölgenin ağız özelliklerini taşımaktadırlar. Bu açıdan Ömer Bâkî’nin eserleri tarihî Doğu Türk yazı dilinden çağdaş lehçelere giden dilsel süreci aydınlatma hususunda da önem arz etmektedirler.

Kaynakça

Abdurrahim, Kerimcan (2012). Kaşkar Edipliri (Uygur Edebiyatı Kısmı). Urumçi: Kaşkar Uygur Neşriyatı.

Alper, Serap (2016). Ömer Baki Hamse-i Nevayî II Leylî vü Mecnun. İstanbul: Kesit Yay.

Bakırcı, Fatih (2016). Ömer Baki Hamse-i Nevayî I Ferhad ü Şirin. İstanbul: Kesit Yay.

İltebir, Ablikim Baki (2007). “Ömer Baki”. Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. 7. Ankara: AKM Yay. 96.

Osmancan Gayretcan (2012). Kaşkar Klassik Edebiyatı. Urumçi: Kaşkar Uygur Neşriyatı.

Özbek Edebiyatı (1959). III. Tom. Taşkent: Özbekistan SSR Devlet Bedii Edebiyat Neşriyatı.

Özbek Edebiyatı Tarihi Hrestomiyası (1945). II. Tom.Taşkent: Özbekistan Devlet Neşriyatı.

Recep, Berat (1991). “Leyli ve Mecnun, Ümer Baki Yarkendiy”. Bulak Dergisi 4: 14-30.

Recep, Berat (1995). “Perhad-Şirin, Ümer Baki Yarkendiy”. Bulak Dergisi 4: 5-46.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: FATİH BAKIRCI
Yayın Tarihi: 09.12.2020
Güncelleme Tarihi: 09.12.2020

Eserlerinden Örnekler

Ferhâd ü Şîrîn’den

Şehzâde Ferhâd’nın arık kazmak bile belâ taşlarını başığa alğan hikâyesi:

Ehl-i tahkîkler andağ aytıpdurlar kim Şehzâde Ferhâd’nın derd sûzı Şâfûr’ğa bisyâr te’sîr kılıp yağ-dek eriyip su boldı ve aydı kim men sizni ol vilâyetge başlap barsam şâyed ki maksûdınızğa yetkey siz dep Şehzâde Ferhâd’nı başlap Ermen tarafıge revân boldılar. Deşt-be-deşt, beyâbân-be-beyâbânlarnı tayy kılıp yörür erdiler. Neçe vaktda Ermen vilâyetiğa yettiler. Şâfûr aydı: “Ol tüşünizde körgen vilâyetge yettük, etrâf vilâyetlerni seyr kılın.” dep eki üç kün seyr kıldurdı. Barça âyinede körgenini tamâm kördi. Âhirülemr ol deştğa keldiler, bir gürûh halâyıknı kördiler, yakın keldiler.  Şehzâde’nin ol âyinede körgeni tamâm yâdığa keldi ve aydı kim ey menin-dek ışk muhabbetge mübtelâ bolğanlar ve men-dek renc meşakkatğa giriftâr bolğanlar ve men-dek ata anasının başığa gam yağdurğanlar! (Bakırcı 2016: 139-140).

Leylî vü Mecnûn’dan

Mecnûn’ğa Nevfel [hikâye]nin kızını sözleşken hikâyesi:

Ehl-i tahkîkler andağ beyân kılıpdurlar kim: Bu esnâda Mecnûn tağlarda ve beyâbânlarda hayrân ve sergerdân, vahşî cânverler bile ülfet kılıp yörür erdi. Ata anası Mecnûn’nın firâkıda bisyâr sergeşte bolup muhabbet-i ferzendi galebe kıldı. Atası izdip çıktı. Deşt-be-deşt, beyâbân-be-beyâbânlarnı tayy kılıp bir virânede taptı. Gâh efgânlar kılur ve gâhî nâle vü zârî kılur erdi, dîvāneler dek bîserüpâ yörür erdi ve gâhî uşak beççeler dek öydin döngge çıkıp cest hîz kılur erdi. Mecnûn’nın atası mundağ hâlını körüp bisyâr zâr zâr yığlap nâle vü zârî birle kaşığa bardı ve aydı:

Ey gam gencide mekân tutğan ve firâk deştide bîserüpâ yügürğan ve ey hicrân elemide kan yutğan, ey cigerpârem beri kelgil, dedi

(Alper, Serap (2016). Ömer Baki Hamse-i Nevayî II Leylî vü Mecnun. İstanbul: Kesit Yay. 82).