YAZICI MURTAZA

(d. ?/28 Mart 1674 - ö. ?/1743’den sonra, 1773?)
âşık, gezgin
(Divan/Yazılı Edebiyat / 18. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

Yazıcı Murtaza, 28 Mart 1674'te Kayseri’ye bağlı Gesi'de dünyaya geldi. Kayseri'deki erken hayatı ve tahsiline dair fazla bilgi bulunmamaktadır. Mevcut bilgiler ancak kendisinin kaleme aldığı iki el yazmasına istinat etmektedir. On sekiz yaşında adını belirtmediği bir kadınla evlenen Murtaza, Kutsal İttifak Savaşları'nın getirdiği mali zorluklarla dolu bir çağda ailesinin maişetini teminde zorlanmıştı. Sonunda borçlarını ödeme ve yoksulluğunu yok etme ümidiyle kalemiyenin alt kademelerine bir “yazıcı” (kâtip) olarak katıldı. Hükümet Murtaza’yı 1696-97’de cizye tahsildarı olarak Tırnova'ya gönderse de o Zenta Bozgunu’na şahit olmadan Gesi'ye dönmüştü. Murtaza, Aralık 1699'da cizye tahsildarı olarak tekrar Gesi'den ayrıldı. Sonraki on yılda yolculukları onu Tuna kıyıları ve Arnavutluk dağlarından Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’na kadar götürecekti.

Murtaza, 1700'de Üsküp ve Köstendil sancaklarında cizye toplamaya devam etti ve devlet birkaç ay içinde onu aynı vazifeyle Niğbolu ve Silistre sancaklarına tayin etti. Diğer taraftan, 1700-1702 arasında neredeyse bir yıl İstanbul'da kalarak şehre dair notlar aldı. Balkanlar’da da farklı toplulukları müşahede etme fırsatını elde etti. 1702-1705 arasında Erzurum Beylerbeyleri olan Amasyalı Mehmed Paşa ve Köse Halil Paşa'nın hizmetlerine girdi. Kendi ifadesiyle “paşalı olmak,” 18. yüzyılda genişleyen Osmanlı bürokrasinin himayesi altında maişetini kazanarak ailesini geçindirebilir, istikrarlı bir iş temin edebilirdi. Meşhur olmak ve merakından dolayı da seyahati arzuluyordu: “hem vilayet seyr idelim, hem beş on kese akçe kazanalım. Vilayetde bir yüz guruş kadar deynimiz vardır, anı edâ idelim. Andan sonra bir belli adam olalım,” (Seyâhatnâme, vr. 183b).

Hizmetine girdiği Halil Paşa'nın Erzurum Beylerbeyi olarak tayin edilmesi üzerine onun izinden yolculuklarını sürdürdü. Onun Basra'ya beylerbeyi olmasının ardından Murtaza da 1708’e kadar orada kaldı. Bu seyahati esnasında yaşadığı talihsiz tecrübeler ümitsizliğini artırsa da, eserlerini yazmaya da bu vesileyle başladı. Murtaza'nın burada karşılaştığı en mühim hadise, Aralık 1705'te mühim bir isyanın bastırılmasıydı. Sekban olarak Osmanlı ordusunun Basra Kuşatması’na eşlik etse de “esir olayazmaktan” kıl payı kurtulmuştu (Eş’âr, vr. 20a). Hac ve Hindistan'ı ziyaret etme arzusunun gerçekleşmemesi, nihayet Halil'in beylerbeyliğinden azli onu Gesi’ye dönmeye itti.

Nisan 1709'da ailesiyle Gesi’de bir araya geldi ama üç çocuğunun ölümünü öğrenmesiyle büyük bir acı yaşadı. Sığır vebası ve ailevi şartlardan kaynaklanan sıkıntılara binaen yeniden yola çıktı ve mahalli bir ağanın kâtibi olarak Güney Anadolu kasabalarını ziyaret etti (1715). Bundan sonra hayatının geri kalanını “vatanım, zahmetim, arzûm” olarak gördüğü Gesi’de geçirdi (Eş’âr, vr. 21b). Hoca, muallim, cami çırakdarı ve müezzin olarak çalışmanın yanı sıra bağ işletmek gibi zirai işlerde çalışarak para kazandı. 1717 Kayseri Zelzelesi sonrasında kitabeler ve tarihler yazarak imar çalışmalarına katıldı. Oğlu Mahmud ile olan mücadelesi, Mahmud'un 1719-24 arasında üç defa kaçıp geri dönmesine sebep oldu. Bir diğer oğlunuysa veba salgınında kaybetti (1721). Murtaza son yıllarını esasen kızı Ayşe'nin düğünü ve torunlarının doğum ve ölümleriyle geçirdi.

Kayseri’den bir sicil kaydı, 1740'ta Gesi’deki menzilcilerin listesini vermektedir. Kayıtta, Murtaza Ağa adında birisinin Risvan kabilesinden dönüşünden kısaca bahsedilir. 1742'deki bir mahkeme kaydıysa “Murtaza Halife”nin tecrübelerine istinaden köy camisi ile sıbyân mektebine imam ve hoca olarak tayin edilmesi üzerinedir. Murtaza’nın son kaydı 1744-45'te Amasya Müftüsünün oğlunun düğününe dair bir nottur. Gesi'de ona atfedilen mezar taşı ölüm tarihini 1187 (1773) olarak sunmaktadır. Eğer bu mezar taşı ona aitse, bu Murtaza’nın 99 yaşında öldüğü manasına gelir.

Eserleri:

Murtaza'nın Eşâr ve Seyâhatnâme adlı iki el yazması, Ankara Milli Kütüphane'dedir.

1-âr, Murtaza’nın şiirlerini derlediği 40 varağa ulaşan bir cönktür. Cönkün sonunda onu on üç cüz halinde peyda ettiğini ve bunları bir cilt içine koyduğunu not eder (vr. 40b). Her cüz, farklı gazeller, rubailer, müfredler, manzum destanlar ile koşma, türkü ve semaîden oluşmaktadır. Murtaza, bu cönkteki 143 şiirini mersiye, muammâ ve bilmeceler gibi muhtelif türler etrafında tertiplemiştir. Beşinci cüzdeki manzum seyahatnamesi ziyaret ettiği 126 şehir ve kasabayı anlatır. Bunlara ilaveten, onuncu cüzde Kayseri'yi ve yedinci cüzde İstanbul’u tafsilatıyla tasvir eder.

2-Seyâhatnâme. 214 varaktan ibaret olup Murtaza bu eserine kendi imzasını da atmıştır. Murtaza, bu mecmûasına Basra'da başladığını belirtiyor olsa da 1740'lara değin derkenarlarda ilavelerine devam etmişti. Mecmûasını iki kısma ayırmış olup ilk kısımda, erken modern Osmanlı şairlerinden seçilmiş şiirleri bir araya getirmiştir (vr. 1a-144b). İkinci kısım ise onun mensur seyahatnamesi ve hatıralarından ibarettir (vr. 145a-214a). Derkenar notlarında eserini “bu tevârіh-i serencâm” olarak adlandırmıştır (vr. 159b). Murtaza, Seyâhatnâme’sini her biri ziyaret ettiği bir şehir veya kasabaya ayırdığı 89 kısım halinde tertiplemiştir.

Onun Osmanlı coğrafyası ve memleketi Kayseri’ye dair notları Orta Anadolulu bir Osmanlı Türkünün kendi imparatorluğunu nasıl tasvir ettiğini göstermesi kifayetinden kıymetli vesikalara dönüşür. Ayrıca, taşlama ve tahlilleri okuryazar ve köylü bir Osmanlı ferdinin imparatorluk bürokrasisi ve etrafındaki dünyayı nasıl idrak ettiğini öğrenmek noktasında değer taşır. Moralist ve satirik bir tonla yazan Murtaza’ya göre köy halkı onu dinlemek bir yana Mecnûn yerine koyuyor, onu maymun gibi ip takıp oynatmak istiyordu (Eş’âr, vr. 8b). Murtaza'nın eserlerini bir hami için yazdığına dair bir işaret bulunmamaktadır. Okuyucu kitlesini dinlemeye hazır bir meclis halinde tahayyül etmiştir (Seyâhatnâme, vr. 148b). Köyde “alışviriş iden gâziler”e “dinle(yi)n” diye hitap etmesi gibi numuneler, bu kitlenin köy ahalisi olduğunu ima eder (Eş’âr, vr. 38a).

Kaynakça

Birincil Kaynaklar

Yazıcı Murtaza. Eş’âr. Milli Kütüphane. MS. A 2428.

Yazıcı Murtaza. Seyâhatnâme. Milli Kütüphane. MS. A 4277/2.

İkincil Kaynaklar

Aksu, Batuhan (2025). Clerk of Kayseri: Nature, Society, and Empire in the Manuscripts of Yazıcı Murtaza (Kayserili Kâtip: Yazıcı Murtaza'nın El Yazmalarında Tabiat, Toplum ve İmparatorluk). Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi.

Demir, Mustafa (2020). Sergüzeşt-i Âşık Yazıcı Murtazâ. Yüksek Lisans Tezi. Çorum: Hitit Üniversitesi.

Eliaçık, Muhittin (2009). “Bilinmeyen Bir Seyahatnâmede Tüm Yönleriyle İstanbul”. Osmanlı İstanbulu II: II. Uluslararası Osmanlı İstanbulu Sempozyumu. İstanbul: İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Yayınları. 249–265.

Ertaş, M. Yaşar (ed.) (2020). Arnavutluk'tan Basra'ya: 18. Yüzyılda Kayserili Bir Kâtibin Seyahat Anıları. İstanbul: Kitabevi. 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: Batuhan Aksu
Yayın Tarihi:
Güncelleme Tarihi: 28.08.2026

Eserlerinden Örnekler

62-Kasaba-yı Yenice-yi Vardal (Vardar)

Bu kasaba bir yüksecik yerdedir. Selanik’e sekiz sâ'atdir. Yolları düz sahrâdır. Vardal (Vardar) Irmağı ara yirdedir ‘azîm ırmakdır cemî' yerde gemi ile geçilür lâkin bunda köprisi vardır. Bu arada Akdeniz’e karışır ve meşhûr Gâzi Evrenos bunda yatar ki ibtidâ Rumili’nin Akdeniz semtini ol feth etmişdir ve bu kasabada güzel hânlar ve câmiler vardır ve ganimet duhân ekerler köylerinde ve kendüde meşhûr rayihalı duhân olur lâkin Karasu Yenicesi’ne uymaz ana uyar duhân yokdur. Bizim gezdiğimiz yirlerde Pürşıçan(ı) medh iderler ol dahı uymaz ve ganimet beyâz şayak çıkar ammâ kabadır ve güzel ma'mûr köyleri vardır. Be-gâyet ucuzlukdur, güzel çârşusı vardır. Akdeniz semtinde tağ ve orman olan yerlerde haydûd girmedügi yir yokdur ammâ Allâh emriyle buna ve köylerine girmez defaâtle tecrübe olunmuşdur ve ‘acâib bostân olur. (Seyâhatnâme, vr. 168b-169a).

 

Şiir-i Vefât-ı Muhammed (Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fa'ilâtün) (Mersiye) 

Muhammedim hastalanmış geldi bir gün ağlayarak

Uyluğuna zahm irişmişdi derdimendken mi her ân

Altı gün yatdı döşekde minnet itdim gitme yavrım

Yedinci gün göçdi gitdi ıssız kaldı kuşsız eyvân

Vurulmuş âh idüp ağlar ümidin kesdi dünyâdan

Gözlerinden yaş akıdur öleceğin itdi izân

Gitmez oldun hayâlimden seni görmek diler gönlüm

Her hâtırıma geldükçe bu cânım arzûlar her ân

Önde sonda yolcı idin gidüp kurtuldun fenâdan

Ben acılara boyandım içim dışım uyuşdı kan

Salı günün hissederler korkaram gayrı gelmezsin

Pek acele yolcı oldun ikindiden göçdü kervân

Hayâliyle gece gündüz eğlenürdim şu dünyâda

Yavrumı kurda aldırdım dayanur mı buna insân

Sen ağlarsan beni ağla dağlar taşlar kadar oldı

Günâh yüki çoğalmadın şimdi gitmek sana âsân

Îd-i adhâ buna derler otuz üçüncü sâldur bu

Çün mübârek bayram erdi ben seni eyledim kurbân

Kıyamazdım yalınız bir yirde koymağa ben seni

Çünki hükm erdi Hudâdan toprağa eyledim pinhân (Eş’âr, vr. 1b-2a).


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1ALİ PAŞA, Öksüz Oğland. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2Ahmet Gökd. 1967 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Murat Akalınd. 10 Nisan 1974 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4SEYYİD VEHBÎ, Hüseyind. 1674? - ö. 1736Doğum YılıGörüntüle
5PÎRÎ-ZÂDE, Mehmed Sâhib Efendid. 1674 - ö. 1749Doğum YılıGörüntüle
6FÂ’İZ, Câbî-zâde Halîl Fâ’iz Efendid. 1674-75 - ö. 27 Şubat 1722Doğum YılıGörüntüle
7SEYYİD VEHBÎ, Hüseyind. 1674? - ö. 1736Ölüm YılıGörüntüle
8PÎRÎ-ZÂDE, Mehmed Sâhib Efendid. 1674 - ö. 1749Ölüm YılıGörüntüle
9FÂ’İZ, Câbî-zâde Halîl Fâ’iz Efendid. 1674-75 - ö. 27 Şubat 1722Ölüm YılıGörüntüle
10SEYYİD VEHBÎ, Hüseyind. 1674? - ö. 1736Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11PÎRÎ-ZÂDE, Mehmed Sâhib Efendid. 1674 - ö. 1749Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12FÂ’İZ, Câbî-zâde Halîl Fâ’iz Efendid. 1674-75 - ö. 27 Şubat 1722Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13SEYYİD VEHBÎ, Hüseyind. 1674? - ö. 1736Madde AdıGörüntüle
14PÎRÎ-ZÂDE, Mehmed Sâhib Efendid. 1674 - ö. 1749Madde AdıGörüntüle
15FÂ’İZ, Câbî-zâde Halîl Fâ’iz Efendid. 1674-75 - ö. 27 Şubat 1722Madde AdıGörüntüle