GÂMIZÎ ALİ BABA

(d. 1200/? - ö. 1280/?)
tekke şairi
(Tekke / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Gâmizî Ali Baba, Ahıskalı bir Bektaşi şeyhidir. Doğum tarihi hakkında kesin bir malumat yoktur. Mensur şathiye tarzında kaleme aldığı eseri Gâmizi’l-‘Acâib’in beşinci faslında, bir meseleye tarih düşürmek için, birinci anahtar denilen on sekiz harf vermiştir. Bahsi geçen harflerin ebced hesabında karşılığı h.1271/1854/55 tarihine denk gelmektedir. Bu da Gâmizî Ali Baba’nın yaşadığı zamanı gösteren önemli bir delildir. Bununla birlikte Tercümân- nâmelerin sonundaki “Tarîk-ı Bektaşiyye’den Gâmizî Hırmendâr Ali Baba” yahut “Ahıshavî Hırmendâr Ali Baba” kayıtlarından hareketle, tarikatı ve inanç tarzı hakkında kesin bir bilgiye ulaşılabilmektedir. Gâmizî Ali Baba, tuğrasında hırmendâr sıfatını kullanmıştır. Mahrum, nasipsiz anlamındaki bu terkip, bir tevazu ifadesi olarak anlaşılmalıdır. Gâmizi’l- ‘Acâ’ib eserinden hareketle hayatı hakkında şunlar öğrenilir: Büluğ çağından itibaren yüce bir yol olan tasavvufun hizmetkârı olduğunu ifade eden Ahıskalı Ali Baba; gurbet ellerde otuz üç sene boyunca ilim-hikmet yolunda seyahat ettiğini ve yirmi beş senede sekiz tarikatın şöhretli ve övgüye mazhar olmuş şeyhlerine ikrâr verip, günahlarından tövbe ederek uzun bir zaman riyazet ve daimi zikirle hem meşgul hem de bunları yapmaya mecbur olduğunu ifade etmiştir. Fakat son kertede, bu daimi zikir ve riyazetin ardından, ilahî tecellileri yalnızca kendi zannıyla ve sübjektif yargısıyla yorumladığını, Gâmizî Ali Baba’nın şu sözlerinden çıkarmak mümkündür: “… Hayli müddet riyâzet ile devâm-ı zikr ile meşğûl ve mecbûr oldı isem de artık kendi ğalebe-i evhamımdan başka bir eser-i tecelliyât-ı İlâhiyyeye muvâfık düşemedim.” (Gâmizî ?: 147)

Gâmizî Ali Baba ilim ve irfan seyahatini otuz üç senelik bir zamana ve sekiz tarikatın has bilgisine odaklamakla birlikte, yalnızca iki hocasından bahseder. Şeyh Ahmed-i Kudsî ve Sennârî. Gâmizî Ali Baba’nın hayatı ve iki hocası hakkında kendi aktarımları dışında malumat yoktur. Sennârî namındaki hocasını şu sözleriyle tarif ve taltif eder: “… Hadd-i zâtlarında şeyhu’l-harem olan insân-ı kâmile mülâkât olınarak hadden tecâvüz havârik-i ‘âde ve ma‘rifetu’llâha dâir pek çok eser-i kerâmetlerini müşahededen mâ-‘adâ bir müddet halvet-nişîn olup efkâr-ı ğarîbe ile ezkâr-ı ‘acîbelerinden mâ-‘adâ kemâl-i zevk u kühl-i safâ-yı envâr ile gözlerimin bâtınan hicâb u ğubârın sildi süpürdi.” (Gâmizî ?, 147).

Gâmizî Ali Baba’nın tespit edebildiğimiz eserleri hakkında şunlar söylenebilir: İlk risâlesi Gâmizi’l-‘Acâib’in onun hemen ardından başlayan ve bazı noktalarda geriye doğru bazen haşiyeden bazen metinden devam eden Cerîde-i Gavâmiz, son olarak ise oğlu ve müridi Müderris Kemal Bey’e cevap yahut vaaz u nasihat noktasında yazılan edebî-tasavvufî mektuplardan oluşan Tercümân-nâmelerdir. Bu listeye, Gâmizi’l-‘Acâib’in kenar notları olmayan/haşiyesiz bir nüshası; eser noktasında ise, Münşeât başlığı altında toplanan öğrencisi Müderris Kemal Bey’e yazdığı mektuplar eklenecektir:

1.   Gâmizi’l-‘Acâ’ib: Gâmizi’l-‘Acâib giriş ve on iki fasıldan oluşmaktadır. Gâmizî Ali Baba, bu fasıllarda bazen bir rüya, bazen tabakalar ve ebced yardımıyla bazen de tamamen mecazi bir anlatım yolu seçerek sırasıyla şu konuları işlemiştir. Birinci fasılda, şeyhinin yardımıyla/göğsüne bir elif çekmesiyle birlikte kendinden geçen ve zorunlu bir istihareye yatan Ali Baba, hayretlere gark olacağı şeyler görür.

İkinci fasılda, Alevi-Bektaşi geleneğinde mühim bir yeri olan Kırklar meclisinden bahsedilir. Üçüncü fasılda, nefs ve ruh karşılaştırması, bunların kendine has özellikleri, salt bir maddi varlığın nasıl da ağır bir yük olduğu vurgulanır. Dördüncü fasılda, riyakârca davranan ve ne taatinin ne de ibadetinin aslı olmayan sahte sufiden bahsedilir. Beşinci fasılda, nefsin eğitimi ve nüsha-i mevcûdât/mikro kozmos olan insanın özellikleri anlatılır. Altıncı fasıl, yedi basamaklı ve ayrıca renklerle de ilişkilendirilen bir kevn/oluş haritası hakkındadır. Basamaklar nefis mertebelerinden bahseder. Dıştan içe, yüzeyden merkeze doğru bir seyrin hakikati gösterilir. Yedinci fasılda, oğlu Müderris Kemal Efendi’ye nasihatleri söz konusudur. Sekizinci fasıl bir manzume parçayla başlar ve ardından vahdet meselesi gündeme gelir. Dokuzuncu fasılda, akıl, ruh, nefs ve bunların nasıl ıslah olunacağından bahsedilir. Onuncu fasılda, nefsin mahiyeti, tabakaları ve seyr-i sülûk meselesi konu edilir. Ayrıca ilmin yahut bilmenin mertebeleri de gündemdedir. On birinci fasılda, kıyametin iç ve dış yüzü, keramet sahibi veli kulların ahvali; on ikinci fasılda ise, halvet içre bir ibadet geçirerek devşirilen güzelliklerden dem vurulur. Eser hakkında yazılmış bir makale mevcuttur: K(2014).

 

2. Cerîde-i Gavâmız: Âdem (a.s.)’dan son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar enbiya ve evliyanın beraber bulunduğu bir meclise nasıl geldiğinin hikâyesiyle başlayan eser, ilk eseri Gâmizi’l-‘Acâib’in yolunda, metafizik bir algı ve metaforik bir algıyla hakikati, nefsi, ruhu, insanı, bu ve öte dünyayı anlatmak gayesiyle kaleme alınmış mensur ve kısmen de olsa manzum metinlerden oluşur. Eserin, tespit edebildiğimiz kadarıyla, tamamı yazma eserlerden oluşan dört adet nüshası mevcuttur. İsmail Ruşenî nüshası ve Münşeât eseri hâriç, diğer eserlerin tamamına sayfa numarası verilmiştir. Araştırmacıların gerektiğinde eserleri rahat takip edebilmesi ve karşılaştırma yapabilmesi için biz de çalışmamızda bu sayfa numaralarını kullanacağız. Nüshalar sırasıyla şöyledir: 1. Marmara İlâhiyat Yazma Eserler Ktp., Yazma nu: 1138, ss. 147- 201; 2. Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Uşşakî Tekkesi Böl., nu: 270 , ss. 97-151; 3. Milli Ktp. Yazmalar Böl. İsmail Ruşenî Nüshası, A. 7590/2: vr. 22a-108a; 4. Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Uşşakî Tekkesi Böl., No. 305, vr. 1A-10A. Eser hakkında yazılmış bir makale mevcuttur: Kenan MERMER 2016, “AHISKALI BEKTAŞİ ŞEYHİ GÂMIZÎ ALİ BABA’NIN CERÎDE-İ GAVÂMIZ’I”, Türk Kültürü ve Hacı Bektâş Velî Araşstırma Dergisi, 23(77), 257-270.

 

3. Tercümân-Nâme: Oğlu ve müridi Müderris Kemal Bey’e cevap yahut vaaz u nasihat noktasında yazılan edebî-tasavvufi 44 mektuptan oluşan eserdir. Bu mektuplarda bir hususu aydınlatırken mecazî yolları defaatle kullanan Gamizî Ali Baba, bazen öğrencisine ulu orta bu hakikatleri anladığını yahut keşfettiğini ifşa etmemesi gerektiğini salık verir. Eserin mehverinde daima bir terkip hâlinde zikrettiği Muhammed-Ali algısı vardır. Eserin dili oldukça ağır olup mensur şathiye mantığına tamamen uygunluk arz eder. Eser hakkında, Kenan Mermer danışmanlığında, Esra Erden tarafından bir yüksek lisans tezi hazırlanmış olup savunma tarihini beklemektedir.

4. Münşeât: Tercümân-nâme’de önümüze çıkan ve oğlu Müderris Kemal Bey’e hitaben yazılmış mektuptan ibarettir.

Gâmizî Ali Baba, tasavvufî meseleleri izah ederken kendine has bir üslup oluşturmuştur. Mensur şatahat olarak ifade edebileceğimiz Gâmizi’l-‘Acâib’te ve yine bazı tasavvufî meselelerin ve esrarın izah edildiği Cerîde-i Gavâmız’da onun edebî-tasavvufî şahsiyetini bize anlatan işaretler mevcuttur. Ğamizî Ali Baba eserlerinde, garip duran, anlaşılması zor hakikatleri sembolik bir evrende açıklamaya gayret etmiştir. Bu açıklama gayretinde, hem birçok tarikattan aldığı eğitim ve icazeti hem de kendi iç dünyasının zenginliğini görmek mümkündür. İç dünyası hakkındaki şu yargısı mühimdir: “… Hayli müddet riyâzet ile devâm- ı zikr ile meşğûl ve mecbûr oldı isem de artık kendi ğalebe-i evhamımdan başka bir eser-i tecelliyât-ı İlâhiyyeye muvafık düşemedim.” (Gâmizî ?, 147) Buradaki vehim basit bir kafa karışması yahut endişe merkezinde değil; subjektif manada kendi basiretine güveninin bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır. Gâmizî Ali Baba, nazım tekniği itibariyle sade bir dil kullanmaktadır. Nesirlerinde sembollerin, rüyalar içindeki seyahatlerin, yaşananları ifade etmede kullanılan kelime seçimlerinin giriftliğine nispetle; nazımlarında vaaz ve nasihat merkezli, sade bir yazım tarzını benimsemiştir. Mektuplarında, Müderris Kemâl Bey’e bazen bir soru üzerine bazen de tasavvufî bir konuyu öğretmek için yazdığında, üslubundaki samimiyet hemen fark edilir. Yeri geldiğinde sözünü sakınmayan bir tavrı vardır. Görüntü, mezahir ve gösteriş noktasında insanların gözüne sokulan sufiliği daima eleştirmiştir. Samimiyete verdiği önemi ve bazı hakikatlerin bazı kafalara göre olmadığı yönünde bir yargısının olduğunu, verdiği cevaplardan çıkarmak mümkündür.

Kaynakça

Abdürrezzak Kâşâni (2004). Letâifu’l-A‘lâm fî İşârâtı Ehli’l- İlhâm. çev. Ekrem Demirli. İstanbul: İz Yay.

Bursalı Mehmed Tahir Efendi (1972). Osmanlı Müellifleri 1299-1915, hzl. A. Fikri Yavuz ve İsmail Özen. İstanbul: Meral Yay.

Cebecioğlu, Ethem. (2004). Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. İstanbul: Anka Yay.

Demirel, Hamide (1995). Türk Destanlarında Güzellik, Destan, Masal ve Din Unsurları. İstanbul: Ötüken Yay.

Fığlalı, Ethem Ruhi (1996). Türkiye’de Alevîlik Bektâşîlik. Ankara: Selçuk Yay.

Gâmizî Ali Baba (?). Gâmizi’l- ‘Acâib ve Cerîde-i Gavâmiz. Müstensih: ?, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Uşşâkî Tekkesi Bölümü, Demirbaş: 00270-003. 97-151.

Gâmizî Ali Baba (?). Gâmizi’l- ‘Acâib-Cerîde-i Gavâmiz ve Tercümân-nâme.Müstensih: ?, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yazmalar Bölümü, Yazma No: 1138, vr. 147-208 .

Gâmizî Ali Baba (?). Münşeât. Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi. Uşşâkî Tekkesi Bölümü, Demirbaş: 00270-003. 20-77.

Gölpınarlı, Abdülbaki (2004). Tasavvuf. İstanbul: Turan Kitabevi.

Hacı Bektaş-ı Veli (2007). Makâlât Alevî-Bektâşî Klasikleri. hzl. A. Yılmaz v.d. Ankara: TDV Yay.

Harabi, Ahmed Edîb (2003). Ahmed Edîb Harabî Divânı. hzl. Dursun Gümüşoğlu. İstanbul: Can Yay.

İpekten, Haluk, M.İsen, R. Toparlı, N. Okçu, T.Karabey (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Korkmaz, Esat (2005). Alevilik ve Bektaşilik Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Anahtar Kitaplar. Kurnaz, Cemal ve M. Tatçı (2001). Türk Edebiyatı’nda Şathiyye. Ankara: Akçağ Yay.

Köprülü, M. Fuad (2003). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Akçağ Yay.

Kutbü’l-‘Arifîn Şeyh Gâmizî (1216/1801-02). Müstensih: Ali Haydar, Millî Ktp. Yz. A. 7590/2. 1-181.

Mehmed Mecdi Efendi (1989). Şakaik-ı Nu‘mâniye ve Zeyilleri Hadâiku’ş-Şakaik I-V. Hzl. Abdülkadir Özcan. İstanbul: Çağrı Yay.


Mermer, Kenan (2011). Karabâş-ı Velî Oğlu Şeyh Mustafa Ma‘nevî’nin Hayatı ve Divânı, Bursa: Emin Yay.

Ocak, Ahmet Yaşar (1984). Türk Halk İnançlarında ve Edebiyatında Evliya Menkıbeleri. Ankara: Turkuaz Sahaf.

Ocak, Ahmet Yaşar (2012). Alevî-Bektaşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri. İstanbul: İletişim Yay.

Onay, Ahmet Talat (2001). Eski Türk Edebiyatı’nda Mazmûnlar ve İzahı. Ankara: Akçağ Yay.

Osman-zade Hüseyin Vassaf (2006). Sefîne-i Evliyâ I-V. hzl. Mehmet Akkuş ve A.Yılmaz. İstanbul: Akçağ Yay.

Tatcı, Mustafa (2007). “Bektaşi Şeyhi Ali Baba’nın Tercümân-nâmeleri”. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, Güz/40.

Uludağ, Süleyman (2005). Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler –Kaynaklar-doktrin-ayin ve erkan- tarikatlar-edebiyat-mimari-ikonografi-modernizm-. Ed. Ahmet Ocak. Ankara: TTK Yay.

Uludağ, Süleyman (2012). Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Kabalcı Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ.DR. KENAN MERMER
Yayın Tarihi: 31.10.2013
Güncelleme Tarihi: 07.12.2020

Eserlerinden Örnekler

Gâmizi’l-‘Acâib’in altıncı faslından mensur şathiye örneği:

 

(Fasl-ı Sâlis) Rûhum kovanlığına nefsim arularını saldım pek çok bal yapdı. Ve ba‘de arular hummâ hastalığına mübtelâ olarak cümlesi balın içinde mahv u fenâ oldu. Ândan sonra bala bir ‘ufûnet ‘ârız oldı.  Ândan bir saru ıyılan çıkdı ki kırk endâze boyı ve kıldan ince eni ve kırk günde bir kerre nefes alup virince toprağa baş salup gider. Bu ıyılan başını yere sokup kuyruğun havaya diküp kaldı. Bir müddetden sonra bir Abanos şekli ağaç oldı.  Yirmi dört budak sürdi ve her budağı şahlarında biner dürlü semere-i garîbe gösterdi. Ve kırk yıldan sonra bu ağaç çürüyüp çıra oldı. Şems-i kudretle yanmağa başladı ve her her sâ‘atde bin derece mücellâ ve musaffâ olup basar-ı nâsdan müberrâ bir sahrâ-yı serâyda yedi kubbelü kargir mu‘azzam binâ altında gizlendi. Ve yapunun altı ne kuru ne yaş ve ne sovuk ve ne sıcak bir kerre buraya giren çıkamaz. Gird-âb-ı bahr-ı nûr-ı kudretdir. Burayı görenler Âdem-i ma‘nâ insân-ı kâmil ve Kur’ân ve ism-i a‘zam ve kitâb-ı mübîn ve mü’min ve ‘ankâ ve Hızr-ı ma‘nevî ve nûr ve halîfetu’llâh ve mürşid ve kibrit-i ahmer ve râhib ve mir’ât ismiyle müsemmâ ve mütecellâ olur.  Gâmizî Ali Baba, Gâmizi’l- ‘Acâib-Cerîde-i Gavâmiz ve Tercümân-nâme, Müstensih: ?, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yazmalar Bölümü, Yazma No: 1138. 152.

Cerîde-i Gavâmiz’den mensur şathiye örneği:

 

Hazret-i Âdem ‘aleyhi’s-selâmdan Havvâ anam beni doğurup babam asası balı ve anam südü ile besleyüp iki def‘a bulûğ-ı kemâli bulıncaya kadar sûr-ı İsrâfîl’e konılup Hazret-i Peygamberimiz fahr-i kevneyne yerişüp sülâlesine tekrâr nefahtü demiyle demlenüp def‘a doğup hâk-i pâyinize yüz süregeldim didiğimde biri birine tebessüm iderek Âferîn sana Âdem oğlu aklında hiç noksânın yoğmuş, bu kadar zaman geçdi bizim ile olan mâcerâyı unutmamışsın deyü âferîn buyurup didiler ki, Sana bir suâlimiz dahî vardır. Ana da bir cevâb viresin. ‘Acabâ turranda mıdır ki ezelde Hak bizi ne vechle tekrîm buyurmuş idi didi ki ben dahî teveccüh-i huzur ile belî Hakk’ın cümlenize nâzil buyurdığı kitâb-ı mübîn ile emrinize imtisâl iden ümmetiniz vech-ile bizim peygamberimiz Hazret-i Muhammed -salla’llâhü te‘âlâ ‘aleyhi ve sellem- Efendimizin dahi vahy-i Kur’ân-ı ‘azîmu’ş-şân iktizasınca ‘ulemâ ve ‘umelâ delâil-i burhâniyyesine ve seyr-i sülük feyz u berekâtiyle semere-i dîn-i kavî ile gözimiz izden ve sözimiz özden ayırmayarak meclis-i şerifinizi furkân ile buldum. Gâmizî Ali Baba, Gâmizi’l- ‘Acâib-Cerîde-i Gavâmiz ve Tercümân-nâme, Müstensih: ?, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yazmalar Bölümü, Yazma No: 1138. 160.

Tercümân-nâme’den bir mektup örneği:

 

Dîger Tercümân-nâme-i hakîkî

 

Mekremetlü oğlum Mehmed Kemâl Efendi

 Bu kerre gelen mektubunuzda tarik-i Bektaşiyye’ye ikrâr virmiş olduğunuz cihetle kelâmlarınız dahi zâhir tarîkatine uydurmuşsunuz. Zîrâ on iki tarîkın bu kadar şu‘besi vârdır. Vâkı‘â pîrler erenlerdir. Anların kelimât-ı dürer-bârlarından belleyerek her tarîkda isti‘mâl u lafzı murâd olarak kullanılur. Yalan değil; yanlışdır. Meselâ her tarîkın lisânında cârî olan fakirlik ve iksâ eyledikleri hırka ve tâc ve kemer ve teslîm taşları ve gûn-â-gûn habbe ve kubbeleriyle erenler fahr itmemişlerdir. Ve anların yolı vâr yolıdır yok yolı değildir ve erenler kendülerini fakr ile göstermişlerdir ammâ Ganiyy-i Mutlak olup ya‘nî fahri bulup da ana göre fakr itmişlerdir. Yohsa öylece zâtda olan fahri bulub da görmedikçe cemî‘-i zamânda ya‘nî dünyada ve âhiretde zükürât ve müflis mendebur oğlu zülâmdır. Sen dahî bir takım ehl-i tarîk oldum diyerek böylece basmakalıp kelâmları belleyübde kendini erenlerden deyu iftirâ ve bühtân ider isen yuf sana! Gâmizî Ali Baba, Gâmizi’l- ‘Acâib-Cerîde-i Gavâmiz ve Tercümân-nâme, Müstensih: ?, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yazmalar Bölümü, Yazma No: 1138, 42. Mektup. 191.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Ömer Faik Numanzaded. 1872 - ö. 1937Doğum YeriGörüntüle
2İSMAİL, Azgurlud. 1884 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3GARİBd. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4Ömer Faik Numanzaded. 1872 - ö. 1937Doğum YılıGörüntüle
5İSMAİL, Azgurlud. 1884 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6GARİBd. ? - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7Ömer Faik Numanzaded. 1872 - ö. 1937Ölüm YılıGörüntüle
8İSMAİL, Azgurlud. 1884 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
9GARİBd. ? - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10Ömer Faik Numanzaded. 1872 - ö. 1937MeslekGörüntüle
11İSMAİL, Azgurlud. 1884 - ö. ?MeslekGörüntüle
12GARİBd. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
13Ömer Faik Numanzaded. 1872 - ö. 1937Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14İSMAİL, Azgurlud. 1884 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15GARİBd. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Ömer Faik Numanzaded. 1872 - ö. 1937Madde AdıGörüntüle
17İSMAİL, Azgurlud. 1884 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
18GARİBd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle