KUSURÎ, Ömer

(d. 1779/1268 - ö. 1852\'ds/1341)
âşık
(Âşık / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

19. yüzyıl saz şairlerinden olup asıl adı Ömer’dir. Adı ilk defa Deliktaşlı Ruhsatî’nin bir manzumesinde, “Kusurî’nin gözü benzer pınara” mısrasında anılmıştır. Darende’ye bağlı Ayvalı nahiyesinin Kızılcaşar (şimdiki Kuluncak ilçesine bağlı olan Kızılhisar) köyünde 1779 yılında dünyaya gelmiştir. Ailesi hakkında fazla bilgi bulunmamakla birlikte okula gittiği, on beş yaşında âşık olduğu, altı kez evlendiği ve bu evliliklerden üç oğlu olup ikisinin genç yaşta öldüğü, çileli bir yaşam sürdüğü, oğlu Abdurrahman Şurbî’ye yazdırdığı cönkte kayıtlıdır. Yine aynı kaynakta köyleriyle birlikte; Darende, Gürün, Malatya, Hekimhan, Alacahan, Kangal, Sivas, Şarkışla, Erbaa, Erbeyli, Ortaköy, Sorsavuş, Ürgüp, Keskin, Çorum, İstanbul, Afyon, Karaman, Afşin, Adıyaman, Maraş, Çukurova, Gaziantep, Urfa, Musul, Gazze, Yafa gibi birçok yeri dolaştığı yazılıdır. Gezdiği yerlere bitkisel ilaçlar götürerek hastalıklarla ilgilenmiştir. Kusurî’nin uzunca bir süre imamlık yapması, iyi bir dinî öğrenim gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu durum, Kusurî’yi zaman zaman bazı tanınmış kişilerin himayesine girmek zorunda bırakmıştır. Ömrünün son yıllarında tarikata girerek tasavvufa yönelen şairin şiirlerinden maceralı, sıkıntılı ve ızdırap dolu bir hayat sürdüğü anlaşılmakta, ölüm tarihi ve nerede öldüğü bilinmemekle birlikte 1853 yılından sonra Şarkışla’nın Altınyayla bucağına bağlı Güzeloğlan köyüne geldiği [75-76 yaşlarında (1854-1855)] ve kendi köyünde öldüğü tahmin edilmektedir (Kavruk 2006: 458; Özkan 2003: 1221; Albayrak 2002: 467).

 Kusurî’nin hayatı ve şiirleri, M. Kaya Bilgegil tarafından XVIII. Asır Saz Şairlerinden Kusurî adıyla 1942 yılında yayımlanmış; ayrıca kitapta oğlu Şurbî’nin on şiirine yer verilmiştir. Mezkûr kitapta Kusurî, “Zamane halkından çevir yüzünü/ İltifat istersen akranın ara/ Kâmil isen cahil ile konuşma/ Tarikatta bir hub yâranın ara (Bilgegil 1942: 23) gibi söyleyişleriyle kendinden sonra gelen birçok âşığı etkilemiş simalardandır. Eflâtun Cem Güney ve M. Kaya Bilgegil’in yaptığı araştırmalar, Kusurî’nin hayatı hakkında aydınlatıcı bilgiler ihtiva etmektedir. M. Kaya Bilgegil, Kusurî’nin kendisinde bulunan cönkte mevcut doksan üç şiirini kısa bir incelemeyle birlikte yayımlamıştır. Vehbi Cem Aşkun ise Kusurî’nin elli kadar başka şiiri bulunduğunu açıklamışsa da bunlar neşredilmemiştir.

 Tezkirelerde asıl adı Ömer, mahlası Kusurî olan ikinci bir şairden daha söz edilmektedir (1145/1732). Antep’te kadılık yapan şairin Farsça bilgisi yanında şiir ve inşada da usta olduğu, Nâbî’nin eserlerini tahmis ve tanzir ettiği, ayrıca Şâhidî’nin Tuhfe-i Şâhidî’sine bir tahmisinin bulunduğu belirtilmektedir (Albayrak 2002: 467).

 Henüz sağlığında geniş bir çevrede şöhret kazandığı tahmin edilen Kusurî, şiirlerini genellikle koşma, türkü, varsağı, cinas, muamma ve destan tarzında söylemiş; ancak divan edebiyatı etkisi altında zaman zaman divan, müstezad, gazel ve müseddesler de yazmıştır. Şiirlerinde yaşadığı dönemin ortak zevk, inanış ve düşüncelerini ustalıkla dile getiren şair, daha çok aşk, sıla hasreti, devrinden şikâyet ve dünyanın oluşumundaki çeşitli sırlar üzerinde durmuştur. Kusurî; yer yer Âşık Ömer, Gevherî ve Karacaoğlan’ın etkisi altında kalmış, kendisi de başta Gürünlü İrfânî olmak üzere XIX. yüzyılda yaşayan oğlu Şurbî, torunu Cevrî, Darendeli Remzî, Tâlibî, Şevkî, Mecruhî, Meslekî, Erzurumlu Emrah ve Deliktaşlı Ruhsatî gibi zamanın şairlerini etkilemiştir. Çevresindeki pek çok âşığı etkileyen Kusurî, oğlu Abdurrahman’ı iyi bir âşık olarak yetiştirmiştir. 1839’da dünyaya gelen, şiirlerinde Şurbî mahlasını kullanan Abdurrahman, “Bir ahu gözlünün aşkına düştüm / Bana yâr olur mu aceb ne dersin / Serv-i revan olmuş kadd-i tubası / Şivekâr olur mu bana ne dersindörtlüğünde görüldüğü gibi rahat bir söyleyişe sahiptir.

 Âşık kolları genellikle, kola ismini veren âşıkla başlatılır. Bazı kollarda ise odak hüviyetindeki âşığın da bir ustası vardır. Her ne kadar bu âşıklar bir usta yanında yetişmiş olsalar da şiirdeki gücü ve ustalıkları sayesinde ustalarından daha ön plana geçmiş, kendisinden sonra gelen nesiller üzerinde, ilk âşığa nazaran daha fazla etki bırakarak odak şahıs olma hüviyetini kazanmışlardır. Söz gelimi; âşık kollarının en önemlilerinden Ruhsatî kolu, Kusurî ile başlamaktadır.

 Âşık edebiyatında gelenek hâline dönüşen, ilk örneklerine Âşık Hasan, Erzurumlu Emrah ve Âşık Ömer’de rastlanan “Dedim-Dedi” tarzı söyleyişin güzel bir örneğine de Malatyalı âşıklardan Kusurî’de rastlanmaktadır. Bu şiirin son dörtlüğü; “Dedim bu hisar nen dedi kalâmdır / Dedim bu çiçek nen dedi lâlimdir / Dedim Kusurî nen dedi kölemdir / Dedim azad eyle dedi ağlama” şeklindedir.

 Kusurî, divan edebiyatının etkisi ile halk şiirinde de yaygın olarak kullanılan ve gelenek hâline dönüşen nazire söylemeyi benimseyen âşıklardan biridir. Bu bakımdan Kusurî, Zileli Talibî’nin meşhur Yer ile Gök Destanı adlı eserine: “Yer ile gök imtihana başladı / Dedi gök kim arş-ı rahman bendedir / Yemez içmez uyku bilmez uyuya / Hak yolunda gizli pünhan bendedir” dörtlüğü ile başlayan bir nazire yazmıştır (Yardımcı 2008: 289-304). Âşık Ömer’den etkilenerek heceyle yazdığı şiirlerde daha başarılı olan Kusurî, divan edebiyatı etkisinde müstezad, muamma, gazel ve müseddesler de yazmasına karşılık destan, koşma ve türküleri sayıca daha fazladır; bu daldaki şiirlerinde sade bir dil kullanmıştır (Kavruk 2006: 458; Özkan 2003: 1221; Albayrak 2002: 467).

Kaynakça

Albayrak, Nurettin (2002). Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. C.26. Ankara.

Bilgegil, M. Kaya (1942). 18. Asır Saz Şairlerinden Kusurî. İstanbul: İkbal Kitabevi.

İpekten Halûk vd. (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

Kavruk, Hasan ve Metin Özer (2006). Geçmişten Günümüze Malatya Şairleri. Malatya: Malatya Belediyesi Kültür Yay.

Özkan, Abdullah (2003). Başlangıcından Cumhuriyete Türk Şiiri Antolojisi. C. 5. İstanbul: Boyut Dosya Yay.

Yardımcı, Mehmet (2008). Edebiyat Tarihi Çerçevesinde Âşık Edebiyatı Araştırmaları. Ankara: Ürün Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: BEKİR GÖKÇE
Yayın Tarihi: 07.09.2013

Eserlerinden Örnekler

Koşma

Neyleyim feleğin ihmal işini

Beni bu sevdaya dûş etti bugün

Gül yüzlü yârimi ellere verdi

Düşmanın hatırın hoş etti bugün

Felek aşk ateşin cana yetirdi

Başımdan aklımı aldı yitirdi

Çaldı pençesine beni götürdü

Ölümden ziyade iş etti bugün

Amanlandı düşmanların birazı

Artıdı canımız derdi marazı

Var imiş feleğin bana garazı

Sırrımı âleme fâş etti bugün

Her gece her gündüz beni ağlattı

Yüreciğim aşk oduna dağlattı

Yâre giden yollarımı bağlattı

Çiçekli dağların(ı) kış etti bugün

Kusurî yavrudan geçmezdim ama

Aşk elinden bade içmezdim amma

Her yerde sırrımı açmazdım amma

Yürek dağlandı da cûş etti bugün

Bilgegil, M. Kaya (1942). 18. Asır Saz Şairlerinden Kusurî. İstanbul: İkbal Kitabevi. 94.

Gazel

Ey gönül cismim bu nâre yakmanam şimden geru

Na-hak yere gözyaşımı dökmenem şimden geru

Nerde gördümse gülistan hâr ile meşhur imiş

Hoyrat bağın gonca gülün kokmanam şimden geru

Gafilim düştük dolaştık bu çarkın eyyamına

Gökten inme hûri olsa bakmanam endamına

Neden sonra aklım irdi bu işin encamına

Sular gibi her tarafa akmanam şimden geru

Vücudumun şehri yağma olmadan kurtulmadım

Ne kadar cehditdi bu dil vuslata yol bulmadım

Her kime dil verdim ise kendi kadrim bilmedim

Bi-vefa hublar cefasın çekmenem şimden geru

Kusurî’m der şu cihanda neler geldi başıma

Kimi candan sevdim ise ağu kattı aşıma

Bir cismimi kebabitdi yanmadı ataşıma

Bin can içün bir kılımı yakmanam şimden geru.

 Bilgegil, M. Kaya (1942). 18. Asır Saz Şairlerinden Kusurî. İstanbul: İkbal Kitabevi. 79.

Koşma

Muhannetin karnı doysa pilâva

Hayr u bereketi tavada sanır

Ulu kuşlar hiç görünmez gözüne

Bir şahin olmuşum havada sanır

Cellâdım der bir figanı sındırsa

Âdem değil halkı nâna kandırsa

Beş paralık bir mum alsa yandırsa

Bu cümle âlemi ziyada sanır

Demez ki hayvanım yese otlansa

Mert olup da her mihnete katlansa

Muhannet bir ata binse atlansa

Kendinden gayriyi piyade sanır

Hurrem olur ekticeği biterse

Tüccar olur takke alub satarsa

Beş kuruşa kudureti yeterse

Kendini bir büyük pâyede sanır

İlâhi namerdi hadden aşurma

Kusurî’yi tarikinden şaşırma

Sonradan görmüşe yolun düşürme

Şöhretin(i) cümleden ziyade sanır

 Bilgegil, M. Kaya (1942). 18. Asır Saz Şairlerinden Kusurî. İstanbul: İkbal Kitabevi. 42.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1SAFİNE, Zeynel Kazancıd. 1855 - ö. 1942Doğum YeriGörüntüle
2Necati Albayrakd. 1968 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Ünaldı Hasannebioğlu, Cumalid. 29 Ekim 1949 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4ÜLFETÎ, İsmaild. 1779 - ö. 1885Doğum YılıGörüntüle
5RAHMÎ, Abdurrahman Rahmî Efendid. 1779-80 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6ÜVEYSÎ/VEYSÎ, Cehând. 1779 - ö. 1845Doğum YılıGörüntüle
7ÜLFETÎ, İsmaild. 1779 - ö. 1885Ölüm YılıGörüntüle
8RAHMÎ, Abdurrahman Rahmî Efendid. 1779-80 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
9ÜVEYSÎ/VEYSÎ, Cehând. 1779 - ö. 1845Ölüm YılıGörüntüle
10ÜLFETÎ, İsmaild. 1779 - ö. 1885MeslekGörüntüle
11RAHMÎ, Abdurrahman Rahmî Efendid. 1779-80 - ö. ?MeslekGörüntüle
12ÜVEYSÎ/VEYSÎ, Cehând. 1779 - ö. 1845MeslekGörüntüle
13ÜLFETÎ, İsmaild. 1779 - ö. 1885Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14RAHMÎ, Abdurrahman Rahmî Efendid. 1779-80 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15ÜVEYSÎ/VEYSÎ, Cehând. 1779 - ö. 1845Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16ÜLFETÎ, İsmaild. 1779 - ö. 1885Madde AdıGörüntüle
17RAHMÎ, Abdurrahman Rahmî Efendid. 1779-80 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
18ÜVEYSÎ/VEYSÎ, Cehând. 1779 - ö. 1845Madde AdıGörüntüle