MESÎHÎ, Îsâ

(d. ?/? - ö. 918/1512)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

Sultân II. Bâyezîd devrinin önemli şairlerinden olan Mesîhî, Üsküp yakınlarındaki Priştine’de doğdu. Asıl ismi, Sehî Tezkiresi’nde (İsen 1980: 190) Mesîh, diğer kaynaklarda Îsâ’dır. İsminin Îsâ olması münasebetiyle Mesîhî mahlasını kullanmıştır. Güçlü bir ihtimalle çocukluk yılları Rumeli’nde geçtikten sonra medreseye gitmek için İstanbul’a geldi. Medrese eğitimi gördüğü sırada hat sanatına da ilgi duyan şair, kısa zamanda devrin usta hattatları arasında yer alma başarısını gösterdi. Sehî Bey’e (İsen 1980: 190) göre, öğrenimini bırakıp sipahî olarak orduya yazıldı. Ardından güzel yazısı sebebiyle Sadrazam Hadım Alî Paşa’nın ilgi ve hayranlığını kazanan şair, onun divan kâtipliğine atandı. Ancak meşrep itibariyle içki ve eğlenceye aşırı düşkündü. Âşık Çelebi’nin (Kılıç 2010: 809) ifadesine göre Paşa, kendisini yazı yazdırmak için ne zaman ararsa görevi başında bulamaz ve “şu şehir oğlanını bulun” diyerek aranmasını emredermiş. Onu aramaya çıkan kapıcılar çoğu zaman ya Tahtakale’deki eğlence yerlerinde ya da bir meyhanede bulurlarmış. Latîfî (Canım 2000: 334), şairin bu sefih yaşayışına dair şöyle bir hikâye nakleder: Devrin meşhur şairlerinden Şem’î ile Mesîhî Galata’da bulunan güzelleri görmek için kılık değiştirip orada bulunan bir kiliseye giderler. Yine onlar gibi orada bulunan başka bir şair bunları tanıyarak, Hıristiyanların kiliseye mum dikmeleri âdetine işaret olmak üzere şu kıt‘ayı söyleyivermiş: Kalatada Mesîhî deyre varmış / Meger Şem‘î anunla bile gitmiş / İşidenler galat idüp dimişler / Mesîhî kiliseye mûm iletmiş. Mesîhî’nin bu sefih yaşayışı, Hadım Alî Paşa ile olan dostluklarının bozulmasına ve zamanla Paşa’nın gözünden düşmesine sebep oldu. Hadım Alî Paşa’nın Şahkulu isyanını bastırırken 917/1511’de Erdebil’de şehit edilmesi üzerine de Mesîhî hamisiz kaldı. Çok hüzünlü bir mersiye ile üzüntüsünü dile getirip intisap edecek yeni birini aradı, fakat bulamadı. Şairin bu amaçla Yeniçeri ağası Yûnus Paşa’ya ve Nişâncı Tâcî-zâde Ca’fer Çelebi’ye şiirler yazdığı görülmekteyse de, muhtemelen sefahate olan düşkünlüğü sebebiyle bunda pek başarılı olamadı. Kendisine Bosna’da küçük bir tımar verilen şair, bundan pek memnun kalmayarak Nişâncı Paşa’ya şikâyette bulundu. Yavuz Sultân Selîm’in saltanatının ilk aylarında onun himayesine girmeye çalıştı, ancak taht mücadeleleri ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bu devrede 918/1512’de muradına eremeden vefat etti (Mengi 1995: 1-4; Şentürk 1999: 137).

 

Mesîhî’nin eserleri şunlardır:

1. Dîvân: Klâsik tarzda tertip edilen Dîvân’da 1’i Farsça 22 kaside, 1 terkib-bend, 3’ü Farsça 29 gazel, 3 murabba, 2’si Farsça 34 kıt’a ve müfred bulunmaktadır. Mesîhî Dîvânı üzerinde hazırlanan doktora tezi (Mengi 1969) yayımlanmıştır (Mengi 1995). Akbudak Öz ise eser üzerine tahlilî bir doktora çalışma yapmıştır (2002).

2. Edirne Şehrengîzi: II. Bâyezîd döneminde kaleme alındığı tahmin edilen manzume, özellikle tarzının en eski örneklerinden olduğu için önemlidir. Aruzun “mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün” kalıbıyla ve mesnevî nazım şekliyle kaleme alınmış 173 beyitten oluşmaktadır. Mesnevî, otuz üç beyitlik bir münacat ile başlamakta, bunu on beyitlik gece ve gündüz tasviri izlemektedir. Daha sonra Edirne övülmekte ve şehrin güzellerinden 47’si tasvir edilmektedir. Bu tasvirlerden ikisi üçer, sonuncusu dört, diğerleri ise ikişer beyittir. Metin, yedi beyitlik bir “Tetimme” ve “İhtimâm” başlıklı beşer beyitlik iki gazel ile sona ermektedir (Levend 1957: 17-18). Manzumede yer alan güzellerin isimleri ile kendilerinin ya da babalarının mesleklerinin mizahî ifadelerle verildiği görülmektedir. Bunların hepsinin Müslüman ismi taşıması ve orta tabakadan gelmesi de Şehrengîz’in dikkat çeken yönlerindendir. Güzeller ya dükkânlarda çalışmaktadır ya da dükkân sahiplerinin oğullarıdır. Eserin dili, sanatçının Dîvân’ında yer alan bazı şiirlerinden daha anlaşılır niteliktedir (Mengi 1995: 10). Mesîhî’nin Edirne Şehrengîzi, Mengi (1995: 89-109) ve Şentürk (1999: 138-40) tarafından yayımlanmıştır.

3. Gül-i Sad-berg: Farklı konularda yazılmış yüz mektuptan meydana gelen bu münşeat mecmuasında on iki mektup türüne ait metinler yer almaktadır. Sanatlı bir üslupla kaleme alınan eser üzerinde bir doktora tezi yapılmıştır (Derdiyok 1994).

Yukarıdakilerin yanı sıra Mengi’nin (2004: 313) belirttiğine göre bir mecmua içerisinde yer alan 87 beyitlik İşret-nâme-i Mesîhî (Sâkî-nâme-i Mesîhî) başlıklı mesnevînin hangi Mesîhî’ye ait olduğu ise belirlenememiştir.

 

Döneminin şiir anlayışına sadık kalan ve orijinal söyleyişi amaç edinen Mesîhî’nin, şiirlerinin önemli bir kısmının lirik edalı olduğu görülmektedir. Şairin içtenliğinin yanı sıra anlatımı ve üslubu da oldukça sadedir. Mesîhî, Farsça ve Arapçayı her iki dilde de şiir yazabilecek kadar iyi bilmesine rağmen, bu dillerin Türkçe üzerindeki etkisinin sınırlı olduğu dönemde yetiştiği için şiirlerinde sade bir dil kullanmıştır (Mengi 2000: 124-25). Mesîhî, dönemin diğer şairleri gibi klâsik edebiyatın geleneksel yapısına bağlı kalarak belirli kurallar çerçevesinde şiirlerini yazmıştır. Dîvân’ında 22 kasidesinden yalnızca beşi, gazellerinin ise üçte biri rediflidir. Bunların çoğu “hançer, hilâl, aşk, nergis” gibi klâsik şiirde çok geçen kelimelerden oluşmuştur. Şairin aruz veznini genelde başarıyla kullandığı Dîvân’ından anlaşılmaktadır (Mengi 1995: 6).

 

Tezkire yazarları Mesîhî’nin usta bir şair olduğu noktasında müttefiktirler. Sehî Bey, şiirlerinde görülen hususî manalar ile başka şairlerin şiirlerinde bulunmayan atasözü ve deyimleri kullandığına dikkati çekmiştir (İsen 1980: 190). Latîfî’ye göre “şu’arâ-yı Rûmun ferîdlerinden ve ser-âmedlerinden” Mesîhî, ince hayallerle el değmemiş düşünceler yaratmada kudretli ve kendine has manalar ortaya koymada maharetli bir şairdir. Hayal etme yeteneğindeki incelik nedeniyle tarzı aydınlara mahsus olup bu sebeple onun beliğ şiirlerinden halk zevk alamaz. Ayrıca o, kaside vadisinde yaratıcı ve maharet sahibi bir şairdir (İsen 1990: 310-11). Nitekim Mesîhî de, “Mesîhî muhteri’dür pîşesinde / Degüldür san‘atı dîvân ugurlar”, “Ey Mesîhî fikretün bâzına yüz bin âferîn / Kim bulur her lahza murg-ı ma’nî-i hâsı şikâr” beyitleriyle tarzının başkalığı ve yeniliği ile övünmektedir (Mengi 1995: 7). Yine başkası tarafından söylenmiş sözleri asla nazma çekme alışkanlığı bulunmadığını belirtmek için söylediği “Sanma kim ma’nî-i nâdâna beni el uzadam / Degülem tıfl ki hâyîde idinem iftâr”, “Tendeki rûh bana âriyet oldugıyçün / Günde bin kez iderüm kendü hayâtumdan” mısraları da meşhurdur (Canım 2000: 500). Ancak Mengi (1995: 7); Latîfî’nin, yukarıdaki değerlendirmeleri şairin Dîvân’ındaki kendini övdüğü beyitlerin etkisiyle yaptığını, dolayısıyla herhangi bir dayanaktan uzak olan bu övgülerde abartıya kaçtığı görüşündedir. Âşık Çelebi; “Vilâyet-i Rûmda şi’rün Ahmed Paşa vâzı’-ı esâs-ı bünyâdıdur. Mısra’: Necâtî rükn-i evveldür Mesîhî rükn-i sânidür. Şi‘rün alemi Necâtîdür” (Kılıç 2010: 808) diyerek klâsik şiirin temelini Ahmed Paşa’nın attığını, ilk temel taşının Necâtî, ikincisinin ise Mesîhî olduğunu söyleyerek onun klâsik şiirin gelişmesindeki yerini belirtmektedir. Hatta “Zâtî dahı egerçi külliyyetli şâ’irdür ve envâ’-ı fünûn-ı şi’rün nazmına kâdirdür. Ammâ anun nazmı hûb ise bunun işveger ü perrân ve anun libâs-ı edâsı kâmetine râst ise bunun dahı cesbândur” (Kılıç 2010: 808) sözleriyle Mesîhî’yi Zâtî’ye tercih ettiğini ifade etmiştir. Âşık Çelebi’nin övgüsünü de kişisel bir hüküm olarak gören Mengi (1995: 6-7); Mesîhî’nin klâsik şiirin gelişiminde katkısının tartışılmaz olduğunu, fakat onun XV. asrın ikinci sırada bulunan şairleri arasında yer aldığını düşündüğünü belirtmiştir. Ancak Mesîhî’nin Mecma’u’n-Nezâ’ir’de 4’ü zemin şiir olmak üzere 70 şiirinin bulunması, Pervâne Bey Mecmûası’nda ise 17’si zemin şiir olmak üzere 103 şiirinin yer alması ve bunlara “Fakîrî, Helâkî, Muhibbî, Nazmî, Refîkî, Sehî, Selmân, Sürûrî-i Müderris” gibi şairler tarafından Mecma’u’n-Nezâ’ir’de 23, Pervâne Bey Mecmûası’nda 111 nazirenin söylenmesi onun şiirdeki kudretini ve şöhretini göstermesi bakımından dikkat çekicidir (bk. Köksal 2001; Gıynaş 2014).

Kaynakça

Akbudak Öz, Yasemin (2002). Mesîhî Dîvânı’nın Tahlili. Doktora Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Akbudak, Yasemin (2008). “Mesîhî’de Şiirin Beş Temel Unsuru”. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (18): 277-297.

Bayraktareviç, Fehim (1977). “Mesîhî’nin Dünya Edebiyatında Yer Alan ‘Bahariye’si”. (çev. İ. Eren). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi. (XXII): 213-219.

Büyük Türk Klâsikleri (1985). C. 2. “Mesîhî”. İstanbul: Ötüken-Söğüt Yay. 231-234.

Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

Derdiyok, İ. Çetin (1994). 15. Yüzyıl Şâirlerinden Mesîhî’nin Gül-i Sad-berg’i. Doktora Tezi. Adana: Çukurova Üniversitesi.

Eren, İsmail (1977). “Bahâriyyenin Fransızca, Rusça ve Sırpça Çevirileri”. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi. (XXII): 221-227.

Gıynaş, Kâmil Ali (hzl.) (2014). Pervâne Bey Mecmuası, Pervâne b. Abdullah. 3 C. İstanbul: Akademik Kitaplar.

Gibb, E. J. Wilkinson (1999). Osmanlı Şiir Tarihi I-II. çev. A. Çavuşoğlu. Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1980). Sehî Bey, Tezkire “Heşt-Behişt”. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser.

İsen, Mustafa (hzl.) (1990). Latîfî Tezkiresi. Ankara: KB Yay.

Karahan, Abdülkadir (1997). “Mesîhî”. İslâm Ansiklopedisi. C. VIII. İstanbul: MEB Yay. 124-126.

Kartal, Ahmet (2004). “Erken Dönem Nazım (XV. Yüzyıl)”. Türk Dünyası Edebiyat Tarihi. C. 5. Ankara: AKM Yay.1-199, 592-638.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-Şuarâ İnceleme-Metin. C. 2. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü.

Köksal, M. Fatih (2001). Edirneli Nazmî, Mecma’ü’n-Nezâ’ir (İnceleme – Tenkitli Metin). 3 C. Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Levend, Agâh Sırrı (1957). Türk Edebiyatında Şehr-engizler ve Şehr-engizlerde İstanbul. İstanbul: İstanbul Fethi Derneği İstanbul Enstitüsü Yay.

Ménage, V. L. (1988). “The Gül-i Sad-berg of Mesihi”. Osmanlı Araştırmaları VII-VIII: 11-32.

Mengi, Mine (1969). The Divan of the Fifteenth Century Ottoman Poet Mesihi. Doktora Tezi. University of Edinburgh.

Mengi, Mine (1974). “Mesîhî’nin Hayatı, Şairliği ve Eserleri”. Türkoloji Dergisi. (VI): 109-119.

Mengi, Mine (1986). “The Fifteenth Century Ottoman Poet Mesîhî and His Works”. Erdem Atatürk Kültür Merkezi Dergisi. II (5): 357-369.

Mengi, Mine (1990). “İşret-nâme-i Mesîhî Üzerine”. Erdem Atatürk Kültür Merkezi Dergisi. VI (17): 419-436.

Mengi, Mine (hzl.) (1995). Mesîhî Dîvânı. Ankara: AKM Yay.

Mengi, Mine (2004). “Mesîhî”. İslâm Ansiklopedisi. C. 29. İstanbul: TDV Yay. 312-313.

Morina, İrfan (1987). Priştineli Mesîhî, Hayatı-Sanatı-Eserleri. Priştine: Rilindya Yay.

Riyâzî. Riyâzü’ş-Şu’arâ. Nuruosmaniye Kütüphanesi. No. 3724. vr. 134a.

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2008). Beyânî, Tezkîretü’ş-Şu’arâ. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10733,metinpdf.pdf?0 [erişim tarihi: 12.11.2014].

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2009). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkîretü’ş-Şu’arâ. 2 C. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-219122/h/tsmetina.pdf [erişim tarihi: 10.11.2014].

Şentürk, Ahmet Atillâ (1999). Osmanlı Şiiri Antolojisi. İstanbul: Yapı Kredi Yay.

Şentürk, Ahmet Atillâ, A. Kartal (2010). Eski Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Dergâh Yay.

Yaltkaya Şerefeddin, Kilisli R. Bilge (hzl.) (1971). Kâtib Çelebi, Keşfü’z-Zünûn An Esâmi’l-Kütübi ve’l-Fünûn. C. II. İstanbul: MEB Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. AHMET KARTAL
Yayın Tarihi: 21.12.2014
Güncelleme Tarihi: 04.11.2020

Eserlerinden Örnekler

Gazel

Saldun belâya cânumı iy cân unutma ha

Kıldun gam-ı firâk ile giryân unutma ha

Geldi niçe senün gibi cevvâr dehre lîk

Getdi son ucı yine peşîmân unutma ha


Âşıklarunı lutf ile yâd eyleyiceğiz

Söğ bana dahı iy şeh-i hûbân unutma ha


Bezm-i belâda nûşumı nîş eyledi gamun

An karşu ayş u nûşumı iy cân unutma ha

Bâd-ı firâkun itdi Mesîhî kemînenün

Ömri gülini hâk ile yeksân unutma ha

(Mengi, Mine (hzl.) (1995). Mesîhî Dîvânı. Ankara: AKM Yay. 119-120.)

Gazel

Bilüm inceldi mûya döndi gamdan

Yaşum seyl-i fenâya vardı nemden

Kerem kıl diyene bin cevr idersin

Kulunı dahı unutma keremden

Seg-i kûyun sifâli bana yiğdür

Şarâb-ı Kevser ile Câm-ı Cem’den

Cemâlün mushafın nice yazan kim

Ruhun mecrûh olur nevk-i kalemden

Mesîhî gökden insen sana yir yok

Yüri gel var Arab’dan ya Acem’den

(Mengi, Mine (hzl.) (1995). Mesîhî Dîvânı. Ankara: AKM Yay. 178.)

Murabba’

Dinle bülbül kıssasın kim geldi eyyâm-ı bahâr

Kurdı her bir bâğda hengâme hengâm-ı bahâr

Oldı sîm-efşân ana ezhâr-ı bâdâm-ı bahâr

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Yine envâ’-ı şükûfeyle bezendi bâğ u râğ

Ayş içün kurdı çiçekler sahn-ı gülşende otağ

Kim bilür ol bir bahâra kim ölüp kim kala sağ

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Tarf-ı gülşen nûr-ı Ahmed birle mâlâmâldür

Sebzeler anda sahâbe lâle hayrü’l-âldür

Hey Muhammed ümmeti vakt-i huzûr-ı hâldür

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Kıldı şebnem yine cevherdâr tîg-i sûseni

Jâleler aldı hevâyî toplar ile gülşeni

Ger temâşâ ise maksûdun beni esle beni

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Ruhları rengîn güzellerdür gül ile lâleler

Kim kulaklarına dürlü cevher asmış jâleler

Aldanup sanma ki bunlar bile bâkî kalalar

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Ârif isen hoş geçürgil bu demi yârân ile

Bâğda kan aldı şimşek neşter-i bârân ile

Bûstânda görinen lâle degül nu’mân ile

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Getdi ol demler ki olup sebzeler sâhib-firâş

Gonca fikri olmışıdı gülşenün bağrında baş

Geldi bir dem ki kızardı lâlelerle dağ u taş

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Ebr gülzâr üstine her subh gevher-bâr iken

Nefha-i bâd-ı seher pür-nâfe-i Tâtâr iken

Gâfil olma âlemün mahbûblığı var iken

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Bûy-ı gülzâr itdi şol denlü hevâyı müşg-i nâb

Kim yire inince olur katre-i şebnem gülâb

Çarh otağ kurdı gülzâr üstine günlük sehâb

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Gülsitânun her nesin aldı ise bâd-ı hazân

Adl idüp bir bir alıvirdi yine şâh-ı cihân

Devletinde bâdeler kâm oldı sâkî kâmrân

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

Umaram bulup Mesîhî bu murabba’ iştihâr

Ehline ola bu çâr-ebrû güzeller yâdigâr

Bülbül-i hoş-gûysın gül yüzlülerle yüri var

Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahâr

(Mengi, Mine (hzl.) (1995). Mesîhî Dîvânı. Ankara: AKM Yay. 158-160.)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1NASÛH, Matrakçı (Matrakî) Nasûhd. ? - ö. 28 Nisan 1564Doğum YeriGörüntüle
2NÛHÎd. ? - ö. 1533/34Doğum YeriGörüntüle
3AZMÎ, Mustafa Azmî Efendid. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4NASÛH, Matrakçı (Matrakî) Nasûhd. ? - ö. 28 Nisan 1564Doğum YılıGörüntüle
5NÛHÎd. ? - ö. 1533/34Doğum YılıGörüntüle
6AZMÎ, Mustafa Azmî Efendid. ? - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7NASÛH, Matrakçı (Matrakî) Nasûhd. ? - ö. 28 Nisan 1564Ölüm YılıGörüntüle
8NÛHÎd. ? - ö. 1533/34Ölüm YılıGörüntüle
9AZMÎ, Mustafa Azmî Efendid. ? - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10NASÛH, Matrakçı (Matrakî) Nasûhd. ? - ö. 28 Nisan 1564MeslekGörüntüle
11NÛHÎd. ? - ö. 1533/34MeslekGörüntüle
12AZMÎ, Mustafa Azmî Efendid. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
13NASÛH, Matrakçı (Matrakî) Nasûhd. ? - ö. 28 Nisan 1564Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14NÛHÎd. ? - ö. 1533/34Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15AZMÎ, Mustafa Azmî Efendid. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16NASÛH, Matrakçı (Matrakî) Nasûhd. ? - ö. 28 Nisan 1564Madde AdıGörüntüle
17NÛHÎd. ? - ö. 1533/34Madde AdıGörüntüle
18AZMÎ, Mustafa Azmî Efendid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle