SOMUNCU BABA

(d. ?/? - ö. 1412/815)
Safevî/Erdebilî Şeyhi
(Tekke / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Muasırı Ümmî Kemal’in bir şiirinden asıl adının Abdullah olduğu anlaşılmaktadır. Şeyh Hamîdüddîn Aksarâyî ismiyle de yaygın olarak bilinir. Kaynakların çoğunda Kayserili olarak gösterilir. Babası Şeyh Mûsâ el-Kayserî devrin önemli mutasavvıflarındandır (Karabulut, 1984: 112-113). İlk tasavvufî terbiyesini babasından almış, Ebheriyye tarikatının esaslarını öğrenmiştir (Bursevî 1291: 70; Vassâf 2006: 430). Hayatının ilk devirlerini Anadolu’da geçirdikten sonra tahsilini sürdürmek maksadıyla Dımaşk’a giderek zahirî ilimleri tedris etmiş, bu arada Bayezidiyye Hankâhında bir şeyhin hizmetine girmiştir. Bazı kaynaklarda onun bu süreçte Bayezid-i Bistâmî’nin ruhaniyetiyle terbiye edildiği, üveysi olduğu ve Hızır Peygamber ile yakın dostluk kurduğu yönünde rivayetlere yer verilir (Taşköprîzâde 1985: 67). Ancak onun tasavvuf yolunda en büyük merhaleyi Safeviyye tarikatı içerisinde, tarikatın pîri Şeyh Safiyyüddin Erdebilî’nin torunu Alâeddin Erdebilî’nin (ö. 832/1429) yanında katettiği malûmdur. Kaynakların rivayetine göre, Dımaşk’ta aradığı iç huzuru bir türlü bulamayan Hamîdüddîn Aksarâyî, mürşid aramak amacıyla yola çıkarak Tebriz yakınlarındaki Hoy şehrine gitmiş, burada daha önceden ününü duyduğu Şeyh Alâeddin Erdebilî’ye intisab ederek Safevîyye tarikatını benimsemiştir. Somuncu Baba, Şeyh Alâeddin Erdebilî’ye intisap etmek, belirli bir süre sonra şeyhinden icazet almak suretiyle Hz. Ali’ye uzanan güçlü bir mistik hareketin temsilcisi haline gelmiştir. Ufak bazı değişiklikler olmakla birlikte, kaynaklarda şeyhin en yaygın tarikat silsilesi Şeyh Hamîdüddîn Aksarâyî, Hâce Alâeddin Ali Erdebilî, Şeyh Sadreddin Erdebilî, Şeyh Safiyyüddin İshak Erdebilî, Şeyh Tâceddin İbrâhim Zâhid Geylânî, Seyyid Cemâleddin Tebrizî, Şeyh Şehâbeddin Tebrizî, Ebu’l-Ganâim Rükneddin Mahmud Sücâsî, Kutbeddin Ebû Bekir Ebherî, Ebu’n-Necîb Sühreverdî, Vecihüddîn Ömer el-Bekrî, Muhammed Bekrî, Şeyh Ahmed Esved Dinâverî, Mimşâd Dinâverî, Ebu’l-Kâsım Cüneyd-i Bağdâdî, Seriyyü’s-Sakâtî, Ebû Mahfûz Ma’ruf-ı Kerhî, Davûd-ı Tâî, Habib-i Acemî, Hasan-ı Basrî, Emirü’l-Mü’minîn Esedullah Ali b. Ebî Tâlib, Resûlü Ekrem Hz. Muhammed (sav) şeklinde verilmektedir (Sarı Abdullah 1288: 226; Müstakimzâde vr. 1a-b).

Somuncu Baba, Erdebil Tekkesi’nde seyr ü sülûkünü tamamlayıp bir süre inziva hayatı yaşadıktan sonra, şeyhinin tavsiyesi doğrultusunda Anadolu’ya gelerek dönemin Osmanlı pâyitahtı Bursa’ya yerleşmiştir. Sarı Abdullah Efendi, Alâeddin Erdebilî’nin Şeyh Hamîdüddîn Aksarâyî’ye hilafet verip Anadolu’ya gönderdiği sırada yanında bulunan diğer müridlerine, “Diyâr-ı Acem’de emanet olarak bulunan esrâr-ı ilâhiyye onunla birlikte Diyâr-ı Rûm’a intikal etti” dediğini rivayet eder (Sarı Abdullah, 1288: 230). Şeyhin Anadolu’da bilhassa Bursa’ya gönderilmiş olması, gazâ ve cihad ideolojisini ön planda tutan bir beyliğin sufîler arasında gittikçe yükselen popülaritesi ile ilgili olsa gerektir.

Somuncu Baba’nın, Bursa’daki ilk yıllarında pek ön plana çıkmadığı, tasavvufi kimliğini halktan ve iktidar mensuplarından gizlediği anlaşılmaktadır. Kaynaklarda onun eşeğiyle ormandan odun getirip ekmek pişirdiği ve bu ekmekleri sırtına yüklenerek sokak sokak dolaşıp, “somunlar, mü’minler” diyerek halka dağıttığı, dolayısıyla daha ziyade hayırsever kimliği ile ön plana çıktığı nakledilir. Kendisine Etmekçi Koca/Somuncu Baba lakabının verilmesi de benimsemiş olduğu bu hayat tarzıyla ilgilidir. Somuncu Baba’nın halktan, ulemâdan ve dönemin siyasi iradesinden gizlediği bu sırrı dönemin meşhur mutasavvıfı Emîr Sultan tarafından, Ulu Cami’nin açılışı sırasında Yıldırım Bayezid ile tanıştırılmasıyla ifşa olmuştur. Rivayete göre, Bursa’da yaptırmakta olduğu caminin inşasını tamamlayan padişah, eniştesi Emir Sultan’dan açılış hutbesi okumasını rica edince şeyh, bu teklifi, “gavs-ı âzâm şu anda bu şehirdedir, onların mübarek varlığı varken, halka nasihat ve hitab etmeyi bize teklif etmek münasib değildir” diyerek geri çevirip Somuncu Baba’yı işaret etmiş, böylece onun gerçek kimliğini ortaya çıkarmıştır. Somuncu Baba, padişahın Cuma namazını kıldırma ve hutbeyi okuması teklifini kabul etmiş ve bu vazifeyi yerine getirmiştir. Onun hutbe sırasında Fatiha Suresi’nin yedi farklı tefsirini yaptığı da rivayet edilir (Sarı Abdullah 1288: 231; Lâ’lîzâde Abdülbâki, vr. 130a-131b).

Bayrâmî kaynaklarında, şeyhin Ulu Cami’de verdiği bu açılış hutbesiyle ortaya çıkan derin bilgisi sayesinde başta padişah olmak üzere hemen herkesi etkilediği, Molla Fenârî’nin büyük iltifatına mazhar olduğu, Fenârî’nin olaydan sonra ona mürid olduğu nakledilir. Padişahın prestij eseri olarak gördüğü böylesine önemli bir caminin açılış hutbesini verme görevini Somuncu Baba’ya tevcih etmesi, farklı kişiliği ile de olsa zaten halk tarafından sevilen bu zâtın ulemâ ve iktidar nezdinde de popüler hale gelmesini sağlamıştır. Ancak, sırrının açığa çıkması ve kendisine yönelik ilginin her geçen gün biraz daha artması gibi nedenler sakin ve şöhretten uzak bir hayat sürmeyi tercih eden Somuncu Baba’yı bunaltınca çareyi Bursa’yı terketmekte bulmuştur. Abdurrahman el-Askerî ise şeyhin Bursa’dan ayrılma sebebi olarak bu tarihlerde beliren Timur tehlikesinin neden olduğu siyasi belirsizlik ve güvensizlik ortamının etkili olduğu kanaatindedir (Erünsal 2003: 202).

Bursa’dan ayrıldıktan sonra, bir süre Adana’da Ceyhan Irmağı’nın kenarındaki Sis Kalesi’nin dağ tarafında yer alan bir köyde Nebi Sufi adında birisinin evinde yaşayan Somuncu Baba daha sonra Dımaşk ve Mekke’ye gitmiştir. Hac dönüşü Sis’te bir müddet inziva hayatı sürmüş, ardından Nebi Sufî de yanında olduğu halde Aksaray’a yerleşmiştir (Erünsal 2003: 202). Kaynakların ifadelerinden şeyhin hayatının geri kalanını bu küçük şehirde kurduğu tekkesinde dervişlerinin terbiyesiyle geçirdiği ve çiftçilik yaparak geçimini sağladığı anlaşılmaktadır. Nitekim, Lâmiî Çelebi şeyhin Bağdad gibi evliya yatağı olan Aksaray’da dervişler topluluğuyla sohbet ettiğini, sohbetinde bulunanların nefsin suflî isteklerinden kurtulup ruhâni lezzet ve mertebelerin zirvesine ulaştığını ifade etmektedir (Lâmiî Çelebi 1995: 833). Yaşadığı dönemin büyük meşâyihi arasında kabul edilen Somuncu Baba, Türk tasavvuf tarihinde Safevî-Erdebilî geleneğinin Anadolu’ya taşınmasında büyük paya sahiptir. Onun benimsediği tasavvuf düşüncesinde cezbeci melâmetî anlayış daha ön plana çıkar. Bununla birlikte o sadece Safevîyye değil aynı zamanda Ebheriyye ve Bistâmîyye ile de ilişkilendirilir. Kaynaklarda yer alan bazı ifadeler, şeyhin şahsiyetine ve kişilik özeliklerine dair birtakım bilgiler edinmeyi de mümkün kılmaktadır. Bunların önemli bir bölümü şeyhin sade bir hayat sürmeyi tercih ettiğine, haramdan ısrarla uzak durduğuna vurgu yapmaktadırlar. Meselâ Ümmî Kemal’in şeyhin hayatından bahsettiği mersiyesinde değindiği hususlar bu noktada oldukça önem taşır. Ümmî Kemâl, Şeyh Hamîdüddîn’in haramdan ısrarla uzak duran, helal ile beslenen, Kur’an ve sünnete sıkı sıkıya bağlı, tevekkül sahibi, rızk için kaygı duymayan, mal, mülk, şöhret ve beylerin bahşişinden uzak kalmayı tercih eden, dünya mülkünden ve dünyayı öne çıkaran hayattan uzak bir şahsiyet olduğunu açık bir şekilde vurgulamıştır. Şeyhin haram mal karşısındaki hassas tavrına dair Taşköprîzâde’nin Molla Ayas’tan naklen verdikleri bilgi de oldukça ilginçtir. Söz konusu kaynakların rivayetine göre Molla Ayas, Şeyh Hamîdüddîn’den bahsederken; “Birçok sufi şeyhi halkın mallarını şu veya bu şekilde almışken Şeyh Hamideddin asla böyle bir şey almamıştır” demek suretiyle şeyhin bu konudaki tavrına dikkati çekmiştir (Taşköprîzâde 1985: 833). Aynı şekilde oğlu Yusuf Hakîkî’nin, babasının hiçbir şekilde vakıf lokması yemediğine dair yaptığı vurguyu da yine bu merkezde değerlendirmek gerekir. Bu bilgiler şeyhin dünya malına değer vermeyen, -sonraki dönemde Hacı Bayrâm-ı Velî ve Bayrâmî Melâmîliğine mensup kutblar tarafından da temsil edilen- iktidar zümrelerinin iltifatlarına itibar etmediği gibi mümkün oldukça uzak durmaya da çalışan, halk içerisinde Hak ile olmayı temel gaye edinen, gündelik geçimini el emeğiyle kazanan bir şahsiyet oluşunu, kısacası melâmetmeşrep yapısını ortaya koymaktadır (Şahin 2015: 784-787). Somuncu Baba’nın temsil ettiği tasavvuf geleneğinin merkezinde yer alan melâmetî düşünce vefatından sonra müridleri tarafından devam ettirilmiştir. Onun müridleri arasında en fazla öne çıkanı Hacı Bayrâm-ı Velî’dir. Şeyh Şücâeddin Karamâni, Şeyh Muzaffer Larendevî ve Molla Fenârî şeyhin diğer müridleridir.

Oldukça hareketli bir hayat geçirdiği anlaşılan Somuncu Baba, 15 Şaban 815 / 20 Eylül 1412 tarihinde Berat gecesi Aksaray’da vefat etmiş, şehrin üst kısmındaki kızıl tepeye defnedilmiştir (Erünsal 2003: 204). Aksaray’daki mezarının haricinde Gebze ve Darende’de de kendisine izafe edilen mezarlar mevcuttur. Somuncu Baba’nın Yusuf Hakikî ve Halil Taybî isimlerinde iki oğlu vardır.

Eserleri

Kaynaklarda Somuncu Baba’nın bazı eserler kaleme aldığı ifade edilir. Ancak kaynaklarda şeyhin eser yazdığına dair herhangi bir ibarenin yer almaması, ona aidiyeti ileri sürülen bu eserlerin eldeki nüshalarının oldukça geç tarihli olmaları bu eserlerin Somuncu Baba tarafından kaleme alındığı konusunda ciddi şüpheleri beraberinde getirmektedir. Kendisine izafe edilen eserler şu şekildedir:

Şerh-i Hadis-i Erbâin: Tasavvufî hayatla ilgili olan bu eserde sülûk esaslarını ön plana çıkaran kırk hadis derlenmiş, sonunda o hadisten anlaşılan tasavvufî mana kısaca izah edilmiştir (Hüseyin Vassâf, 2006: 434). Kütüphanelerde şimdilik bilinen beş nüshası bilinen bu eser, Ali Rıza Karabulut tarafından tercüme edilmiştir (Karanbulut, 1984: 127-154).

Zikir Risâlesi: Bu eserde zikir kavramı izah edilmekte olup, İhsan Özkes tarafından 1991 yılında Zikrin Tanımı, Sebepleri-Kısımları ve Âdâbı adıyla İstanbul’da neşredilmiştir.

Kâşifü’l-Estâr an Vechi’l-Esrâr: Arapça olarak kaleme alınan bu eserde tasavvuftaki zikirden söz edilmektedir.

Kaynakça

Abrurrahman Câmî (1995). Nefahâtü’l-Üns (Evliyâ Menkıbeleri), terc.: Lamiî Çelebi, haz.: Süleyman Uludağ-Mustafa Kara, İstanbul: Marifet Yayınları.

Akgündüz, Ahmet (1992). Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba Şeyh Hâmid-i Velî ve Neseb-i Âlîsi. İstanbul: OSAM Yay.

Azamat, Nihat (1995). “Erdebilî, Alâeddin”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 11. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., s. 279.

Baldırzâde Selîsî Şeyh Mehmed (2000). Ravzâ-i Evliyâ, Hzl: Mefail Hızlı-Murat Yurtsever. Bursa: Arasta Yay.

Bayramoğlu, Fuat (1983). Hacı Bayrâm-ı Velî, Yaşamı-Soyu-Vakfı, I.Ankara: TTK Yay.

Bursalı Mehmed Tahir (1329). Hacı Bayrâm Veli. İstanbul: Necm-i İstiklal Matbaası.

Cengiz, Mehmet Ali-Yüksel Adıgüzel-Mehmet Gülseren (1965). Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Velî). Ankara: Şeyh Hamid-i Veli Camii İhya ve Onarım Derneği.

Emir Osman Haşimî. Tarikatnâme, Süleymaniye (Hasan Hüsnü Paşa) Ktp., nr. 758, vr. 32a-b.

Erünsal, İsmail E (2003). XV-XVI. Asır Bayrâmî Melâmîliği’nin Kaynaklarından Abdurrahman el-Askerî’nin Mir’âtü’l-Işk’ı. Ankara: TTK Yay.

Evliyâ Çelebi (2006). Seyahatnâme. Hzl. Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, 2. Baskı. İstanbul: Yapı Kredi Yay.

Gölpınarlı, Abdülbaki (1931). Melâmîlik ve Melâmîler. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.

Hoca Sadeddin (1862). Tâcü’t-Tevârih II. İstanbul: Tabhâne-i Âmire.

Hüseyin Enîsî (1994). Menâkıb-ı Akşemseddin. Hzl. Ali İhsan Yurd-Mustafa Kaçalin, Akşemseddin, Hayatı ve Eserleri içinde. İstanbul: İFAV Yay.

Hüseyin Vassâf (2006). Sefîne-i Evliyâ II. Hzl. Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz, İstanbul: Kitabevi Yay.

İsmail Hakkı Bursevî (1291). Silsilenâme-i Tarîk-i Celvetî. İstanbul: Haydarpaşa Matbaası.

Karabulut, Ali Rıza (1984). Kayserili Meşhur Mutasavvıflar. Kayseri:yyy.

Kemâleddin Harirî. Tibyân-ı Vesâ’ilü’l-Hakâ’ik. Fatih Ktp., İbrahim Ef., nr. 340, vr. 172a-b.

Lâ’lîzâde Abdülbâkî. Menâkıb-ı Melâmîyye-i Bayrâmîyye, (Sergüzeşt). Süleymaniye (Hacı Mahmud Ef.) Ktp., nr. 2456, vr. 133b-134b.

Mahmud b. Süleyman Kefevî, Ketâib-i A’lâmi’l-Ahyâr min Fukahâ-i Mezhebi’n-Nu’mân el-Muhtâr. Süleymaniye Ktp., Reisülküttab, nr. 690, vr. 361a-b.

Mahmud Celâleddin Hulvî (2013). Lemezât-ı Hulvîyye ez-Lemeât-ı Ulviyye, Hzl: Mehmed Serhan Tayşî, İstanbul: Semerkand Yay.

Mehmed Mecdî (1989). Tercüme-i Şakâ’ik. Hzl: Abdülkadir Özcan, İstanbul: Çağrı Yay.

Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Risâle-i Melâmîyye-i Şuttâriyye. İÜ (TY) Ktp., nr. 3357, vr. 10b-13b. Nev’îzâde Atâyî (1989). Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmiletî’ş-Şakâ’ik, haz.: Abdülkadir Özcan, İstanbul: Çağrı Yay.

Sarı Abdullah (1288). Semerâtü’l-Fuâd fi’l-Mebdeî ve’l-Meâd. İstanbul: Matbaa-i Âmire.

Şahin, Haşim (2009). “Somuncu Baba”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, s. 377-378.

Şahin, Haşim (2015). “Bayrâmiyye”, Türkiye’de Tarikatlar: Tarih ve Kültür, ed.: Semih Ceyhan, İstanbul: İSAM Yay., s. 781-847.

Taşköprîzâde (1985). Eş-Şekâ’iku’n-Nu’mâniyye fî Ulemâi’d-Devleti’l-Osmâniyye, Hzl: A. Suphi Furat, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.

Yusuf Hakikî Baba (2009). Dîvan. Hzl: Erdoğan Boz, Ankara: Aksaray Valiliği Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. HAŞİM ŞAHİN
Yayın Tarihi: 15.09.2015

Eserlerinden Örnekler


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1SÂNÎ, Sânî Efendid. 1866 - ö. 1935Doğum YeriGörüntüle
2RÂSİHd. ? - ö. 1877Doğum YeriGörüntüle
3FEDAİ, Mehmet Bağdaşd. 1940 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4SÂNÎ, Sânî Efendid. 1866 - ö. 1935Doğum YılıGörüntüle
5RÂSİHd. ? - ö. 1877Doğum YılıGörüntüle
6FEDAİ, Mehmet Bağdaşd. 1940 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7SÂNÎ, Sânî Efendid. 1866 - ö. 1935Ölüm YılıGörüntüle
8RÂSİHd. ? - ö. 1877Ölüm YılıGörüntüle
9FEDAİ, Mehmet Bağdaşd. 1940 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10SÂNÎ, Sânî Efendid. 1866 - ö. 1935MeslekGörüntüle
11RÂSİHd. ? - ö. 1877MeslekGörüntüle
12FEDAİ, Mehmet Bağdaşd. 1940 - ö. ?MeslekGörüntüle
13SÂNÎ, Sânî Efendid. 1866 - ö. 1935Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14RÂSİHd. ? - ö. 1877Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15FEDAİ, Mehmet Bağdaşd. 1940 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16SÂNÎ, Sânî Efendid. 1866 - ö. 1935Madde AdıGörüntüle
17RÂSİHd. ? - ö. 1877Madde AdıGörüntüle
18FEDAİ, Mehmet Bağdaşd. 1940 - ö. ?Madde AdıGörüntüle