UBEYDÎ, Abdurrahman Çelebi

(d. ?/d. ? - ö. 1573/ö. 981)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Ubeydî’nin asıl adı Abdurrahman olup doğum tarihi bilinmemektedir. Riyâzü’ş-şu’arâ’da ise şairin adı “Abdurrahman Çelebi” şeklinde geçmektedir(vr. 79b). Edirne'de doğdu. Babasının adı, çeşitli kaynaklarda “Nebî Efendi”, “Nebî Halife” veya “Nebî Dede” (ö. 951/1545) şeklinde belirtilmiştir. Şairin babası, döneminde halkın, âlimlerin ve padişahın saygısını kazanmış veli bir vâiz olarak tanınmıştı. Ubeydî, Nebî Halife’nin çocuklarının en büyüğüdür. Eğitime küçük yaşlardan itibaren başlayan Ubeydî, devrin usulüne göre çeşitli ilimleri tahsil etmiş, Farsçayı iyi derecede öğrenmiş, musıkî ve muama ilimleriyle yakından ilgilenmiştir. Muamma ilmini, dönemi şairlerinden Emrî’den tahsil eden şair, muamma yazmada Emrî’yi takip etmiştir. Musıkî alanında, hem besteleriyle -özellikle bestelediği murabbalarıyla- hem de icrâlarıyla devrin önde gelen isimlerden biri olmuştur. Ubeydî, henüz danişmend olduğu sıralarda yazdığı bir şirini, Sultan Süleyman’a takdim etmiş ve bunun üzerine kendisine ulûfe verilerek padişahın özel duacı ve hizmetkârları arasına alınmıştır.Ubeydî, Edirneli Kadızâde Ahmed Şemseddin Efendi’den mülazım olduktan sonra kadı oldu. Âşık Çelebi, tezkiresini yazdığı 974/1566 tarihlerinde Ubeydî’nin Lofça kadısı olduğunu belirtir. Hasan Çelebi, Ubeydî’nin Zağra kadısı iken hacca gittiğini ve Mekke’de, 980/1572 tarihinde öldüğünü; Beyânî ise Zağra’da kadılık yaparken (980/1572’de) vefat ettiğini belirtir. Mustafa Âlî ve Hıbrî de Hasan Çelebi ve Beyânî gibi Ubeydî’nin 980 yılında vefat ettiğini belirtirken Riyâzî ve Fâizî ise şairin ölüm tarihini 981/1573 olarak kaydetmişlerdir. Fâizî ise hem şairin ölüm tarihinin 981/1573 olduğunu ifade etmiş hem de söz konusu tarihe “Âh fevt oldı muharremde Ubeydî Çelebi” mısraını tarih düşürmüştür. Tuhfe-i Nâilî’de şairin ölüm tarihinin 981/1573 olduğu belirtilerek Hasan Çelebi, Mustafa Âlî, Beyânî ve Hıbrî’nin verdikleri tarihlerin yanlış olduğu ifade edilmiştir. 

Ubeydî’nin bilinen ve elde bulunan tek eseri Dîvân’ıdır. Ubeydî Dîvânı’nın tespit edilen üç nüshası vardır. Bu nüshalar, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi (TY. 631), Millet Kütüphanesi (AE, Manzum 272) ve Berlin Devlet Kütüphanesi(Ms. or.ot. 2669)’ndedir.

Ubeydî Dîvânı; 5 kaside, 2 terkîb-bend, 1 tercî-bend, 2 müseddes, 17 muhammes, 6 murabba, 5’i Farsça 345 gazel, 7 tarih, 6 kıt’a, 15 matla’, 1’i Farsça 6 müfred, 6’sı Farsça 160 mu’ammâdan oluşmaktadır(Ünlü 1991: VII; Arslan 2013: 24).

Ubeydî, kaynaklarda güler yüzlü, derviş-meşrep, söz ve hareketleri birbiriyle uyumlu, halîm-selîm tabiatlı, kimseyi incitmemeye özen gösteren, nazik, utangaç ve anlayışlı bir insan; şiir ve belâgatte yetenekli ve bilgili bir şair olarak tanıtılır. Ubeydî, kendinden önce ve devrinde beş bend halinde yazılan murabbaları üç bend halinde yazan ilk şairdir. Âşık Çelebi’ye göre Ubeydî’nin çok etkileyici “türkî”leri bulunmaktadır fakat bu türküler günümüze ulaşmamıştır(2010/2: 1049). Bunlar denebilir ki bizdeki şarkı türünün ilk örnekleridir. Hasan Çelebi, Ubeydî’nin on sekiz murabba yazıp bestelediğini kaydetmişse de bunların tamamı elde yoktur. Genel olarak “gönül yakıcı, etkileyici” olarak nitelenen Ubeydî’nin şiirleri, içten ve sade bir dille yazılmış olup ince ve güzel hayaller, nükte ve mazmunlarla örülüdür. Musıkî yönü öne çıkan gazelleri ise âşıkane ve rindâne mahiyettedir. Bu sebeple şiirleri, devrinde halk arasında yaygın bir şekilde beğenilerek okunup söylenmiştir. Çağdaşı ve hemşehrîsi olan Emrî’den muamma hakkında dersler alan ve onun takipçisi olan Ubeydî, bu alanda Emrî’den sonra devrinin tanınan bir ismi olmuştur. Şair, Divanı’nda yer alan bestelenmiş müseddes, muhammes ve murabbalarındaki içten üslûbu ile Nâilî, Âşık Ömer ve Nedîm’in şarkıda öncüsü durumundadır(Arslan 2013: 9-10). Muhibbî’nin iki, Sa‘î’nin de bir gazelini tahmis eden Ubeydî’nin etkilendiği şairler arasında birçok gazelinde bariz etkisi görülen Bâkî yanında Hayâlî Bey, Yahyâ Bey ve şiirlerine nazire yazdığı Emrî gibi tanınmış şahsiyetler bulunmaktadır. Nihânî ise onun hem şiirine nazire yazdığı hem de etkilediği bir şairdir.

Ubeydî, çeşitli kaynaklarda belirtildiği ve şiirlerinden anlaşıldığı üzere belâgat ve musıkîye hâkim bir bestekâr ve icrâcı; sade bir dille âşıkâne şiirler yazan, rindane bir kişiliğe sahip, muamma ilmine vâkıf ve yaşadığı dönemde şiirleri halk arasında beğenilerek okunan tanınmış bir şairdir.

Kaynakça

Abdurrahman Hıbrî. Enîsü’l-Müsâmirin. Süleymaniye Kütüphanesi, Reşid Efendi, No: 616, vr. 78b.

Arslan, Ömer (2013). Ubeydî Dîvânı, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Canım, Rıdvan (1995). Edirne Şairleri. Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

Kayabaşı, Bekir (1997). Kâf-zâde Fâ’izî’nin Zübdetü’l-Eş’âr’ı. Malatya: İnönü Üniversitesi, SBE, Yayımlanmamış Doktora Tezi.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ (İnceleme-Metin). İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay.

Kurnaz, Cemal - Mustafa Tatcı (hzl.) (2001). Mehmet Nail Tuhfe-i Na’ilî: Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. Ankara: Bizim Büro Yay.

Kutluk, İbrahim (hzl.) (1989). Kınalı-zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. C. 2. Ankara: TTK Yay.

Riyâzî. Riyâzü’ş-şu’arâ. Millî Kütüphane, Yz. A. 8807, vr. 79b.

Solmaz, Süleyman (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâsı (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2008). Beyânî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür Bakanlığı e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83502/beyani--tezkiretus-suara.html [erişim tarihi: 20.01.2014]

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2009). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür Bakanlığı, e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83504/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-suara.html

Şanlı, İsmet – M. Fırat Tümer (2009). “XVI. Yüzyıl Divan Şairi Ubeydî’nin Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divanı’ndaki Tasavvufî Unsurlar”. Turkish Studies, Prof. Dr. Hamza Zülfikar Armağanı. Volume 4/3, ss. 2037-2071.

Şemseddîn Sâmî (1314). Kâmûsu’l-A’lâm. İstanbul: Mihrân Matbaası.

Tümer, M. Fırat (2007). Ubeydî Divanı’nda Dînî ve Tasavvufî Unsurlar. Eskişehir: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (1998). C. 8. “Ubeydî”. İstanbul: Dergâh Yay.

Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi (2007). C. 8. “Ubeydî”. Ankara: AKM Yay.

Ünlü, M. Şahabettin (1991). Ubeydi Hayatı-Edebi Kişiliği ve Divanının Tenkitli Metni. İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi, SBE, Yayımlanmamış Doktora Tezi.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. İSMET ŞANLI
Yayın Tarihi: 22.02.2014

Eserlerinden Örnekler

KASİDE
Ol şâh-ı dehr idüp yine ihyâ-yı saltanat
Gösterdi kâyinâta temâşâ-yı saltanat

Envâr-ı zât-ı pâki ile toldı cümleten
Âfâk-ı ʿizz ü şevket ü dünyâ-yı saltanat

Âsûde kıldı sâye-i lutfıyla ʿâlemi
Ol serv-i sebze-zâr-ı mutarrâ-yı saltanat

Hiç şecʿ degül yanında selâtîn-i sâlife
Ana müfevvez olalı eşyâ-yı saltanat

Bir pâdişâh-ı leşker-i encüm-şümârdur
Mülk-i refîʿi ʿâlem-i bâlâ-yı saltanat

Âyâ güneş midür görinen tâk-ı çarhda
Yâ şemme-i sarây-ı mücellâ-yı saltanat

Hakkun nesîm-i lutfı ile açılup-durur
Yâ verd-i zerd-i ravza-i raʿnâ-yı saltanat

Yâhûd şarâb-ı şevk-i safâ-bahşile tolu
Bir câm-ı dil-küşâ-yı musaffâ-yı saltanat

Gerdûn idüp-durur yâhûd ihzâr-ı kurs-ı zer
Nakş ide diyü sikke-i dârâ-yı saltanat

Sultân-ı kâm-kâr u şeh-i maʿdelet-penâh
Hâkân-ı tâc-dar-ı dil-ârâ-yı saltanat

Keyvân-serîr hazret-i Sultân Selîm kim
Oldı mekânı taht-ı muʿallâ-yı saltanat

Mirʿât-ı pâk-tabʿ-ı selîmün-durur senün
Meclâ-yı ʿaks-i sûret-i zibâ-yı saltanat

Bir mâlik-i serîr-i Süleymân-ı dehrsin
Toldı sana rüʾyet-i bâlâ-yı saltanat

Ş’ol ism-i bi-misâlün ile nâm-dâr olup
İrdi kemâl-i rifʿate tuğrâ-yı saltanat

Tekmîl-i ʿadl ü dâd ile tahsîl-i nâm idüp
Feth oldı sana şimdi muʿammâ-yı saltanat

Başına geldi niçe belâ-yı siyâhlar
Devründe ş’ol ki eyledi sevdâ-yı saltanat

Şemşîrünün kazâsı nizâʿını katʿ ider
Her kim senünle eylese daʿvâ-yı saltanat

Meydân-ı maʿrekende giyüp leşkerün zirih
Mevc urdı anda lücce-i deryâ-yı saltanat

Şâhâ nişân-ı mîh-i semendün ne yirde kim
İtdi zuhûr toğdı süreyyâ-yı saltanat

Virdi Hüdâ murâdını hayli zamândur
Zât-ı şerîfün itdi temennâ-yı saltanat

Dâyim düşerse üstüne iy şâh yiridür
Yakışdı sana hilʿat-ı zîbâ-yı saltanat

Kasdı budur ki bekleye yanunı tâ ebed
Şemşîr-i tâb-dâr-ı mücellâ-yı saltanat

Ben ol ʿUbeydî’yem ki sunup hâk-i pâyüne
Sâbıkda bir kaside-i garrâ-yı saltanat

ʿAvn-i İlâh ile dimiş idüm ben anda kim
Sana ʿinayet oldı ʿatâyâ-yı saltanat

Kavlümde sâdık olduğum içün beni bugün
İrgür murâda iy şeh-i aʿlâ-yı saltanat

Evlâdum ile dâʿî-yi iclâlünüm senün
İy meh rikâb u şems-i hüveydâ-yı saltanat

Devrân sahîfesinde sana kim ki harf atar
İdüp tırâş tîğı ile tâk-ı saltanat

Her gevheri ki kıymeti dünyâ degül müdâm
Karşunda duta sini ile tâ-yı saltanat (Ünlü 1991: 4-6; Arslan 2013: 213-216)

MURABBA
Görelden hâl-i ʿanber-bârun iy yâr-ı cefâ-kârum
Perîşân-hâl olup sevdâya düşmişdür dil-i zârum
Müdâm ağlatma her dem sen gözin çeşm-i güher-bârum
Benüm yenlicegüm mâh-ı münîrüm lâle-ruhsârum

Her üslûbun levendâne ʿaceb gerçek dil-âversin
ʿAlî-sîretlü bir şâhin bakışlu şâh-ı kişversin
Kara gözlü güzelsin şâh-bâz-ı nâz-perversin
Benüm yenlicegüm mâh-ı münîrüm lâle-ruhsârum

Kılıcıyla yürür hûni güzeldür çeşm-i fettânun
Siyeh tek takınur bir Rûmili mahbûbıdur hâlün
ʿUbeydînün dilin âl ile almışdur ruh-ı âlün
Benüm yenlicegüm mâh-ı münîrüm lâle-ruhsârum (Ünlü 1991: 24/pdf39; Arslan 2013: 270/pdf289)

MUHAMMES
Gördi merdümler gam-ı gamzenle giryân olduğum
Bildi eller zülfün ucından perîşân olduğum
Anladı dil-hastalar derdünle nâlân olduğum
Ben helâk olsam n’ola gam ile hâk olsam n’ola
Yoluna cân virdüğüm duyıldı kurbân olduğum

Eşk-i âhum dehre ifşâ itmedük gam kalmadı
Râz-ı dil söylenmedük iklîm-i ʿâlem kalmadı
Derdmendün olduğum bilmez bir âdem kalmadı
Ben helâk olsam n’ola gam ile hâk olsam n’ola
Yoluna cân virdüğüm duyıldı kurbân olduğum

Ben ʿUbeydî şöyle sanurdum k’idem ʿaşkun nihân
Olmaya râz-ı nihânı ʿâleme hergiz ʿiyân
Bildiler ölümlük olduğum kamu halkı cihân
Ben helâk olsam n’ola gam ile hâk olsam n’ola
Yoluna cân virdüğüm duyıldı kurbân olduğum (Ünlü 1991: 29-30; Arslan 2013: 252-253)


 

GAZEL 
Bedenden cân giderse dâğun iy gonca dehân gitmez
Uçar bülbül gider şâh üzre kalur âşiyân gitmez

Meh ü mihr ü şafak sanma hazân olmış varaklardur
Cihân bir köhne gülşendür ki hîç andan hazân gitmez

Değüldür şeb cihâna bir tabanca urdı âhum kim
Yüzinün karası iy mâh-ı enver bir zamân gitmez

Görüp kan dökdüğini sakladı peykân-ı hûn-rîzün
Anunçün zahm-ı tîrün dilden iy kaşı kemân gitmez

Değül merdüm hayâl-i nâr-ı haddiyle ezel yandı
ʿUbeydî dahı ol demden berü gözden nişân gitmez (Ünlü 1991: 88; Arslan 2013: 358)

GAZEL
İy câme-i siyâh giyen şâh-ı hışm-nâk
Çeb-râst düğmelerle beni eyledün helâk

Her gice sanmanuz ki olur keh-keşân ʿıyân
Gerdûn hevâ-yı kûyun ile oldı sîne-çâk

Nâ-pâk eliyle düşmene ohşatma kendüni
Ṣakın yüzüne kir gelür iy cismi nûr pâk

Âhum odıyla cismi kızup katı saht iken
Yüzine su sepince yaşum yumışadı hâk

Pâyın virür ʿUbeydî-yi bîçâreye söğüp
Öpdür ayağunı dise yâre o derd-nâk (Ünlü 1991: 125-126; Arslan 2013: 421)


 
 

MÜFREDLER
Sanmanuz dünyâ-yı dûnun şerr ü şûrın görmedük
Döne döne mihnetin çekdük huzûrın görmedük 

Her dem îsâr eylerin yir üzre çeşmüm kanını
Ol-durur çarhun yukarı çekdüği dâmânını (Ünlü 1991: 209, 210 ; Arslan 2013: 547, 550)


MU‘AMMALAR
(Şâh)
Zülfün ucında görelden benlerün zâhid şehâ
Riştesini tâne-i tesbîhden kıldı cüdâ (Ünlü 1991: 212 ; Arslan 2013: 555)

(Receb)
Ger öykinürse görüp ol kadd-i bülendin şîvesin
Silkün dırahtı koparun dalın koman bir mîvesin (Ünlü 1991: 218 ; Arslan 2013: 569)

(Kalb-i Ba’z)
Şahne-i ʿadlünden elhak havf ider gerdûn-ı dûn
Câmı el ucıyla tutar muttaŝılca ser-nigûn (Ünlü 1991: 227; Arslan 2013:591)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Egesoy, Muzafferd. 1917 - ö. 20 Mayıs 1995Doğum YeriGörüntüle
2İLMÎ, Remzîzâde Mehmed Çelebid. ? - ö. 1597-98Doğum YeriGörüntüle
3BAHÂRÎ/VEHBÎ, Hüseyin Vehbî Efendid. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4Egesoy, Muzafferd. 1917 - ö. 20 Mayıs 1995Doğum YılıGörüntüle
5İLMÎ, Remzîzâde Mehmed Çelebid. ? - ö. 1597-98Doğum YılıGörüntüle
6BAHÂRÎ/VEHBÎ, Hüseyin Vehbî Efendid. ? - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7Egesoy, Muzafferd. 1917 - ö. 20 Mayıs 1995Ölüm YılıGörüntüle
8İLMÎ, Remzîzâde Mehmed Çelebid. ? - ö. 1597-98Ölüm YılıGörüntüle
9BAHÂRÎ/VEHBÎ, Hüseyin Vehbî Efendid. ? - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10Egesoy, Muzafferd. 1917 - ö. 20 Mayıs 1995MeslekGörüntüle
11İLMÎ, Remzîzâde Mehmed Çelebid. ? - ö. 1597-98MeslekGörüntüle
12BAHÂRÎ/VEHBÎ, Hüseyin Vehbî Efendid. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
13Egesoy, Muzafferd. 1917 - ö. 20 Mayıs 1995Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14İLMÎ, Remzîzâde Mehmed Çelebid. ? - ö. 1597-98Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15BAHÂRÎ/VEHBÎ, Hüseyin Vehbî Efendid. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Egesoy, Muzafferd. 1917 - ö. 20 Mayıs 1995Madde AdıGörüntüle
17İLMÎ, Remzîzâde Mehmed Çelebid. ? - ö. 1597-98Madde AdıGörüntüle
18BAHÂRÎ/VEHBÎ, Hüseyin Vehbî Efendid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle