ŞEHRÎ, Malatyalı Ali Çelebi

(d. ?/? - ö. 1071/1660)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

Asıl adı Ali olan Şehrî, Malatyalıdır. Şaire ait bu bilgiler kendisinden bahseden birçok kaynakta, örneğin Safâyî Tezkiresi'nde, “nâmı Âli, Malatya’dan zuhûr idüp” Rızâ Tezkiresi'nde ise “Şarkiyâtdan Âli nâm Malatya mekândur” gibi birbirine yakın ifadelerle dile getirilmiştir. Şehrî’nin kaç yaşına kadar Malatya’da kaldığı ve ne zaman İstanbul’a geldiği konusunda bir bilgi yoktur. Bununla birlikte İstanbul’a geldiğini, tahsilini burada tamamladığını ve hatta 17. yüzyılın en önde gelen şairlerinden biri olan Nef‘î’nin öğrencisi olduğunu 17. ve 18. yüzyıl tezkirelerinden öğreniyoruz. Söz konusu kaynaklardan Safâyî, “Malatya’dan zuhûr idüp İstanbul’a gelüp Nef‘î merhûmun terbiyesiyle ...” İsmail Beliğ, Kemiksiz Safvet ve Şeyhî Mehmed Efendi, “Nef‘î merhûmun perverdesidür ve Seyrek-zâde Mehmed Âsım ile Ârif Hikmet ise “Nef‘î’nün tilmîzidür” diyerek, farklı ifadelerle aynı bilgileri zikretmişlerdir. Şehrî, eğitimini tamamladıktan sonra, yazısının güzelliği, şiir ve inşâdaki başarısı gibi yeteneklerinin yardımıyla Dîvân-ı Sultânî kâtipleri zümresine katılarak bir süre bu görevi yürütmüş, daha sonra dönemin veziriazamı Gürcü Mehmed Paşanın tezkirecisi olmuştur. Şiirlerinden bulunduğu görevler esnasında sık sık azledildiği ve derbeder bir hayat yaşamak zorunda kaldığı anlaşılan Şehrî, naat türündeki kasidelerinin birinde hayattan yeterince murat alamadığını, otuz yılını boş yere geçirdiğini, bundan dolayı Hz. Peygamber’den şefaat beklediğini belirtmektedir.

17. yüzyılın en önemli şairlerinden biri olan Fehîm, divanındaki bir kıtasında, Şehrî’nin hayatıyla ilgili önemli bilgiler verir. Söz konusu kıtada, Şehrî’nin oğlunu kaybetmesinden dolayı çok büyük bir üzüntü duyduğu, henüz bu olayın acısı geçmeden evinin soyulduğu, üstündeki elbisesinden başka bir şeyinin kalmadığı anlatılmaktadır. 

Şehrî bulunduğu görevlerin gereği olarak Osmanlı coğrafyasının birçok köşesini gezmiştir. Örneğin “Haleb’ün” redifli gazelden Halep’te, Şam’la ilgili aşağıdaki şiirinden Şam’da ve Manastır üzerine söylenmiş bir methiyeden de Manastır’da bulunduğu anlaşılmaktadır. Şair gezip gördüğü bu yerleri oldukça başarılı bir biçimde tasvir etmiş, belki de hayatının büyük bir kısmını değişik birçok yeri gezerek geçirmiş, yaşadığı acıları bir nebze olsun bu şekilde hafifletmeye veya unutmaya çalışmıştır.

Şehrî, 1071/1660 yılında vefat etmiştir. Şairin ölümü üzerine, “Âh Şehrî göçdi bezm-i cennete” tarih mısraı söylenmiştir.

Şehrî’nin bilinen tek eseri Dîvân'ıdır. Eserin biri yurt dışında (Fransa, Paris, Bibliotheque Nationale) olmak üzere toplam 27 yazma nüshası bulunmaktadır. Düzenli bir divanda olması gereken yapı bu divan için de söz konusudur. Fakat bazı nüshalarda, bu tertibin dışına çıkıldığı ve müstensihlerin şahsi tasarrufları sonucunda özellikle musammatların, tarihlerin ve kıtaların sıralanışında farklılıklar olduğu göze çarpmaktadır.

Şehrî Dîvânı, 9 kaside, 2 kıt’a-ı kebîre, 1 terkîb-bend, 1 tercî’-bend, dördü Farsça 137 gazel, üçü kıt’a-ı kebire olan 12 kıt’a, 10 tarih, 16 rubâî, 10 müfred, 1 müstezâd rubâî ve 1 mesnevi’den müteşekkildir. Ayrıca bazı nüshalarda Mevlevî şairi Yusuf Dede’nin Dîvân'a yazdığı takrîz de bulunmaktadır.

Şehrî’nin sanatı ile ilgili olarak dönemin tezkirelerinde ve tamamen kendi hayat ve sanatı hakkında bilgiler içeren iki makalede övgü dolu sözler bulunmaktadır. Bu övgüler içinde en dikkate değer olanı, hiç kuşkusuz şairin yaşadığı dönemin önde gelen birçok şairi gibi, onun da yeni bir üsluba sahip olmasıyla ilgilidir. Örneğin 17. yüzyılın önde gelen tezkirecilerinden Rızâ, “Hakka ki vâdî-i tâze-gûyide muhteri‘ü’t-tarz ve pâkize-hayal” cümlesiyle onun yeni bir tarzda şiirler söylediğini ve hayallerinin de temiz, saf olduğunu belirtir.

Şehrî’nin hayatı ve edebî kişiliğiyle ilgili olarak 20. yüzyılda M. Fuad Köprülü ve Ali Nihad Tarlan tarafından yapılmış iki çalışma dikkat çeker. Köprülü ‘Sâib-i İsfahanî’nin başlıca mu‘akkibleri arasında Şehrî’yi de unutmamaya mecburuz” diyerek Şehrî’nin dikkate değer bir şair olduğuna işaret etmesi ve Tarlan’ın da daha çok şairin hayal gücündeki zenginliğe ve zincirleme sıfat tamlamaları kullanmakta gösterdiği başarıya dikkat çektiği yazısında Şehrî’nin bu özellikleriyle Nâilî, Fehîm, İsmetî, Neşâtî, Riyâzî ve Sâmî gibi devrinin önde gelen şairlerinden çok ileride olduğuna dikkat çekmiştir.

Şehrî, bir şiirin şiir olabilmesi için ya sihirli ya da mucizevî bir özellik taşıması gerektiğine inanır. Bunun yanında insanları etkileyebilmek için şiirlerin ciğer yakıcı özellikte olması, renkli anlamlar içermesi, yepyeni ve insanların aklını başından alabilecek özellikleri barındırması gerekmektedir.

Şehrî’ye göre bir şiirin etkili olabilmesi için içten, yürekten söylenmesi gerekmektedir. Eğer böyle söylenirse, bu şiir bazen boğaz yakıcı (eş‘âr-ı gülû-sûz), bazen de ciğer yakıcı (eş‘âr-ı ciger-sûz) olarak etkili bir özelliğe kavuşmuş olur

Şehrî’nin üzerinde durduğu bir başka konu da şiir tarzıdır. Şair bunu, genellikle gazellerinde birer kısa tavsif halinde görülen, beyit muhtevasının nasıl bir duygu ve düşünce içerisinde işlendiği, beyitlere duygu ve düşünce olarak ne gibi bir havanın hâkim olduğunu ifade eden tanıtmalar şeklinde ortaya koyar. Bu bağlamda şair, kendisini “Şehrî-i mu‘ciz-beyân, Şehrî-i rengîn-edâ, âteşîn-cevâb, âfitâb-ı suhan-mîr, mâlik-i genc-i dil-fakîr, hezâr-ı tâze-nevâ-yı çemensitân-ı dil” diyerek daha çok yeni tarzda bir şeyler söyleyen kişi olarak nitelemiştir. Şehrî bir şiirin yepyeni olması gerektiğine inanır. Bu özelliği, “tâzeterî-i şi‘r, tâzegî-i nutk-ı şuh” tamlamalarında dile getirmiştir. Şehrî, kendisini öncelikle “şâ‘ir-i nev-nutk” (yeni şeyler söyleyen) olarak nitelemektedir. Şair, sahip olduğu bu özelliğinden güç alarak, aynı zamanda hocası olan Nef‘î’nin bile sanatını takdir edeceğini dile getirir:

Şehrî’nin özellikle kasidelerinde karşılaşılan Farsça-Arapça ağırlıklı anlatımın yanında, gazellerinde daha sade ve daha kolay anlaşılır bir dili tercih ettiği göze çarpar. Günlük halk konuşmasına ait kelime, deyim ve bu nitelikte sayılabilecek kelime ve kelime grupları daha çok gazellerin kullanmaya çalışan şairin bazı gazellerinde dikkatleri çekecek derecede Türkçe kelime ve deyimlere yer vermiş olması, onun bilinçli bir şekilde bu yola başvurduğu izlenimini vermektedir. Şehrî’nin şiirlerinde, özellikle kasidelerinde yabancı kelimeler çoğunluktadır. Aynı şekilde Farsça-Arapça kelime ve tamlamalardan meydana getirilmiş bazı beyitlerinde ne bir Türkçe kelime ne de bir Türkçe ek vardır. Bu durum, hem Şehrî’nin hem de bu üslubun diğer şairlerinin eleştirildikleri hususlardan biridir.

Şehrî’nin dil özelliklerinden biri, Ali Nihad Tarlan’ın da önemle ve özellikle üzerinde durduğu üçüzlü mürekkep sıfatlardır. Tarlan bu konuda, Şehrî bu tip sıfatları “çok dikkate lâyık bir tahassüs inceliği ve pervasızlığı ile kullanmıştır” dedikten sonra üçüzlü sıfatların başarılı kullanımına Nâilî bile ancak bir iki yerde ulaşabilmiştir.” diyerek şairin bu konudaki başarısına işaret etmiştir.

Şehrî’nin şiirlerindeki cümle yapısı, hemen bütün divan şairlerinin şiirlerinde olduğu gibi devriktir. Vezin, kafiye, redif gibi şartların zorlamasıyla böylesine başvurulan anlatımda, hissiyatın ve duyguların daha vurgulu ve daha etkili bir şekilde dile getirilmesi sağlanır. Bu nedenle divan şairleri-Şehrî de dahil olmak üzere- bilinçli olarak devrik cümle kullanma yoluna gitmişlerdir.

Şehrî’nin hemen her şiirinde tasavvufî açıdan açıklanabilecek mahiyette beyitler bulunmaktadır. Bu dönemin ve Sebk-i Hindî’nin çoğu şairi gibi Şehrî de mutasavvıf bir kişi olmamasına rağmen, neredeyse bir mutasavvıf edasıyla, tasavvufu oldukça derin ve girift olmasına karşılık, yine de başarılı bir şekilde kullanmıştır. Şehrî’nin tasavvufî söylem içeren şiirlerinde (özellikle gazellerinde) ne herhangi bir tarikat ve tarikat şeyhinden, ne de herhangi bir tarikata ait unsurlardan bahsedildiği görülmüştür. Bir iki beyitte geçen Hallac-ı Mansur ve Hacı Bektaş Veli adları daha çok benzetme amacıyla anılmıştır.

Şehrî, şiirlerinin çoğunda ıstıraba, ye’se, gama yer vermiştir. İnsan ruhunun çırpınışları, bunun doğurduğu acı ve üzüntüler, şiirlerde sıkça kullanılmıştır. Büyük bir ihtimalle, içinde yaşadıkları dönemin olumsuz şartlarının meydana getirdiği etkiler ve bu arada bazı şairlerin kendi özel hayatlarında yaşadıkları acı olaylar etkisiyle bu dönem şairlerinde ıstırap ve karamsarlık çok çarpıcı bir şekilde görülür. Şehrî’nin bazı gazelleri tamamen bu konular etrafında oluşmuşken bazılarında da özellikle gazellerin bir iki beytinde veya mısraında bir vesileyle buna temas edilmiştir. Aynı durum kasideleri için de geçerlidir. Şair hem na‘tlarında, hem de methiyelerinde bir vesileyle içinde bulunduğu ruhî durumu ortaya koyan sözlerle karşımıza çıkmıştır.

Şehrî’nin Anadolu sahası dışındaki Urfî-i Şirâzî, Tâlib-i Âmûlî ve Sâib-i Tebrizî gibi şairlerin şiirlerini beğendiğini, bu beğeniden yola çıkarak, söz konusu şairlerin etkisinde kalabileceğini belirtmek mümkündür. Şehrî’nin aynı şekilde Anadolu coğrafyasında da adını andığı ve dolaylı bir biçimde de olsa etkilendiği şairler bulunmaktadır. Bunların başında, hocası Nef‘î ve üç tane müzeyyel gazel yazdığı, bir iki gazeline de nazire yazıp kendisinden övgü ve saygıyla bahsettiği Şeyhülislâm Yahyâ gelmektedir. Ayrıca Fehim-i Kadîm ve Nâilî gibi şairlerin de şair üzerinde etkili olduklarını belirtmek gerekir.

Kaynakça

Abdulkadiroğlu, Abdulkerim (hzl.) (1999). İsmail Belîğ Nuhbetü’l-Âsâr Li-Zeyli Zübdeti’l-Eş’âr. Ankara: AKM Yay.

Akkuş, Metin (1993). Nef‘î Divanı. Ankara: Akçağ Yay.

Akyüz, Kenan, S.Beken, S.Yüksel ve M.Cunbur (1990). Fuzûlî Divanı. Ankara: Akçağ Yay.

Altun, Kudret (hzl.) (1997). Tezkire-i Mucîb. Ankara: AKM Yay.

Arif Hikmet. Tezkire. Fatih Millet Ktp. Ali Emiri. Nu.789

Demirel, Şener (hzl.) (1999). 17. Yüzyıl Şairlerinden Şehrî (Malatyalı Ali Çelebi) Hayatı, Sanatı, Divanının Tenkitli Metni ve Tahlili. Doktora Tezi.Elazığ: Fırat Üniversitesi.

Ertem, Rekin (hzl.)(1995). Şeyhülislâm Yahyâ Divanı. Ankara: Akçağ Yay.

Güftî. Teşrîfâtü’ş-Şu‘arâ. İstanbul Üniversitesi Ktp. TY. 153. vr.23a.

İpekten, Halûk, M. İsen, R.Toparlı, N. Okçu ve T. Karabey (1998). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KTB Yay.

İpekten, Halûk (1991). Nâilî Divanı. Ankara: Akçağ Yay.

Kalkışım, Muhsin (1994). Şeyh Gâlîb Divanı. Ankara: Akçağ Yay.

Kaplan, Mahmut (1996). Neşâtî Divanı. İzmir: Akademi Kitabevi.

Kemiksiz-zâde Safvet. Nuhbetü’l-Asâr min Ferâidi’l-Eş‘âr. İstanbul Üniversitesi Ktp. Ty. Nu. 6186.

Mustafa Safâyî. Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. İstanbul Üniversitesi Ktp. TY. 1353.

Rıza. Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. Süleymaniye Ktp. Aşir Efendi. Nu. 243

Seyrekzâde Mehmed Asım. Zeyl-i Zübdeti’l-Eş‘âr. İstanbul Üniversitesi Ktp. Ty. Nu. 1711

Tarlan, Ali Nihad (1948). “Şehrî”. Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi 2(3-4): 223-229.

Tolasa, Harun (1973). Ahmed Paşa’nın Şiir Dünyası. Ankara: Sevinç Matbaası.

Üzgör, Tahir (1991). Fehîm-i Kadîm, Hayatı, Sanatı, Divan’ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Ankara: AKM Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. ŞENER DEMİREL
Yayın Tarihi: 09.11.2013
Güncelleme Tarihi: 25.11.2020

Eserlerinden Örnekler

Kıt’a-ı Kebire

Der-Sitâyiş-i Manastır

Manastır şehrini seyr eyleyüp medh eyleyen ‘ârif

Bilür rûy-ı zemîn üzre nedür ol sun‘-ı Yezdânı

Nice medh itmesün sahib- nazar ol cây-ı zîbâyı

Ki feyz-i meyden artuk ehl-i tab‘a keyf-i seyrânı

Dem-i subhî varınca Şâm’a hep vakt-i sabâhü’l-hayr

Mahall-i şâmı tâ subha irince kadr-i nûrânî

Nedür ol sebz ü hurrem olıcak suffa-nesîmenler

Nedür ol mâ’-i cârî-i neşât-efzâ-yı rûhânî

Nedür ol servler saf saf kenâr-ı cûybârında

Ki Tûbâdur derûn-ı mâda san ‘aks-ı hırâmânı

O âb-ı hoş-güvâr u ol hevâ-yı dil-güşâsıyla

Dinilse Rûm ilinün Şâm’ıdur hakka ki erzânî

Sirişk-i dîde-i ‘âşık gibi subh u mesâ turmaz

Akar her sû-be-sûdan çaglayup âb-ı firâvânî

Mu‘allâ kûhsârı şevketinden çarha baş egmez

Musaffâ çeşmesi ‘aynına almaz âb-ı hayvânı

Nedür ol berke-i ‘uzmâ-yı kudret fark-ı kûhında

Ki olmaz burc-ı âbî-i felek bir mevc-i galtânî

Şu resme reng-i hikmet nakş-ı kudret var kenârında

K’ider âşüfte ‘akl-ı külli dursun ‘akl-ı insânı

Müzeyyen gûne gûne işgüfelerle kûh u sahrâsı

Mutarrâ tâze tâze sünbül ü gül-i gülistânı

Gülistânında te’sîr-i letâfet ol kadar var kim

Hoş-âvâz eylemiş bülbül-sıfat zâg-ı bed-elhânı

O reng-â-reng ü gûn-a-gûn-şigûfezârla dönmiş

Kadeh-keş dil-berân-ı meste her bir nahl-ı bustânî

Figân dil-berlerinün ol külâh-ı kec-nihâdından

Kec itdükçe ham eyler kâmet-i ‘uşşâk-ı nâlânı

Muhassal görmedüm bir böyle dil-ber şehr-i nâzük-hâk

Murâdum üzre gezdüm cümle mülk-i Âl-i ‘Osmânı

Kuzât-ı hoş-nihâdı ehl-i tab‘ u ehl-i dil-perver

Bulınmaz her birinün ‘ilm ü ‘irfân içre akrânı

O hüsn-i hulk u hüsn-i ihtilâŧ u hüsn-i sîretle

Esîr ü bende-i mazmûn iderler ehl-i ‘irfânı

Hilâf-ı şer’ ü kânun kimse bir iş idemez aslâ

Şu denlü müttefikdür Hak ile eşrâf u a‘yânı

Husûsâ Hazret-i Müftî-i a‘lem-efzal-ı ‘âlem

Bu şehrün şer‘ ile kânûn ile oldur nigehbânı

Hudâ ‘ilm ile ‘irfân ile źâtın eylemiş tezyîn

İlâhî ola efzûn birbirinden ‘ilm ü ‘irfânı

Suhan tatvîl olınca müstemi‘-âzâr olur Şehrî

Hemân tayy-ı makâlât eyle besdür nükte-sencânı

Nitekim nev-bahâr ile şigüfte gül-şen ü bâgı

Güşâde ola dâ’im hâtır-ı eşrâf u a‘yânı 

(Demirel, Şener (hzl.) (1999). 17. Yüzyıl Şairlerinden Şehrî (Malatyalı Ali Çelebi) Hayatı, Sanatı, Divanının Tenkitli Metni ve Tahlili. Doktora Tezi.Elazığ: Fırat Üniversitesi. 216-218)

Gazel 


Çek zevk ile zehr-âb-ı gamı ey dil-i şeydâ

Minnetle olan câm-ı Cem’i itme temennâ

Mahrûmî-i ‘uşşâk-ı siyeh-ahteri gör kim

Zindânter olur Yûsuf’a âgûş-ı Zelîhâ

Ol ‘âşık-ı derdem ki devâ tâlibi olmam

Derd ehline vakf olsa şifâ-hâne-i ‘Îsâ

Ey şûh-ı bütân itme telef nazra-i lutfun

Gelmez dil-i sad-ârzu-yı ‘aşka tesellâ

Bir dil-ber-i pür-gamzenün ol bismili Şehrî

Reşk eyliye ‘ömr-i ebed-i Hızr u Mesîhâ 

(Demirel, Şener (hzl.) (1999). 17. Yüzyıl Şairlerinden Şehrî (Malatyalı Ali Çelebi) Hayatı, Sanatı, Divanının Tenkitli Metni ve Tahlili. Doktora Tezi.Elazığ: Fırat Üniversitesi. 245)

Gazel

Mef‘ûlü mefâ‘îlü  mefâ‘îlü fa‘ûlün

Çeşmün var iken sıhhat-i dünyâyı kim ister

Gamzen var iken ‘ömr-i Mesîhâyı kim ister

Olmış tutalum ru’yet-i dîdâr müyesser

Bu hayret ile zevk-i temâşâyı kim ister

Rû-mâli-i nakş-ı kademün var iken ey dost

Gül-çînî-i bûs-ı Yed-i Beyzâyı kim ister

Zehr-âb-ı gam ile ko bu gün eyleyelüm ‘ayş

Senden ni‘am-i va‘de-i ferdâyı kim ister

Ben mutrib-i hoş-zemzeme sen sâki lebün mey

Besdür bu kadar Şehrî-i rüsvâyı kim ister 

(Demirel, Şener (hzl.) (1999). 17. Yüzyıl Şairlerinden Şehrî (Malatyalı Ali Çelebi) Hayatı, Sanatı, Divanının Tenkitli Metni ve Tahlili. Doktora Tezi.Elazığ: Fırat Üniversitesi. 267)

Gazel

Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün

Ayru düşdüm ol şeh-i hûbâna itdüm elvedâ‘

Kâfir oldum gûyiyâ îmâna itdüm elvedâ‘

İktizâ-yı hasretünle ‘âkıbet Ya‘kûbveş

Aglamakdan dîde-i giryâna itdüm elvedâ‘

‘Aczi var gördüm firâkunla yanup yakılmadan

Merhamet itdüm dil-i sûzâna itdüm elvedâ‘

Bahtum olmuşdı müsâ‘id neyleyem ammâ yine

Nâ-murâd oldum ser ü sâmâna itdüm elvedâ‘

Sanma ey Şehrî gam-ı firkatle ölmekden kaçam

Cân nedür ben göz göre cânâna itdüm elvedâ‘ 

(Demirel, Şener (hzl.) (1999). 17. Yüzyıl Şairlerinden Şehrî (Malatyalı Ali Çelebi) Hayatı, Sanatı, Divanının Tenkitli Metni ve Tahlili. Doktora Tezi.Elazığ: Fırat Üniversitesi. 310)

Gazel

Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fa‘ûlün

Sevdâ-yı gam-ı hicr ile dîvâneye döndüm

Dillerde bu efsûn ile efsâneye döndüm

Elden çıkarup neş’e-i ümmîdümi ey vây

Bir bâdesi yok bî-meze-peymâneye döndüm

Kaldum gam-ı hicrân ile gitdi dil ü dil-dâr

Şol cugd-ı fenâ meskenî vîrâneye döndüm

Şeb- tâ be-seher geşt iderüm hâne-be-hâne

Şem‘îni yitürmiş ben o pervâneye döndüm

Şimden girü ne Şehrî vü ne sohbet-i yârân

Ben kendüye bîgâne şu dîvâneye döndüm 

(Demirel, Şener (hzl.) (1999). 17. Yüzyıl Şairlerinden Şehrî (Malatyalı Ali Çelebi) Hayatı, Sanatı, Divanının Tenkitli Metni ve Tahlili. Doktora Tezi.Elazığ: Fırat Üniversitesi. 328)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Ebubekir Eroğlud. 25 Ocak 1950 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2Sadık Özend. 1934 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Abidin Güneylid. 26 Haziran 1947 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4Ebubekir Eroğlud. 25 Ocak 1950 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5Sadık Özend. 1934 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6Abidin Güneylid. 26 Haziran 1947 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7Ebubekir Eroğlud. 25 Ocak 1950 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
8Sadık Özend. 1934 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
9Abidin Güneylid. 26 Haziran 1947 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10Ebubekir Eroğlud. 25 Ocak 1950 - ö. ?MeslekGörüntüle
11Sadık Özend. 1934 - ö. ?MeslekGörüntüle
12Abidin Güneylid. 26 Haziran 1947 - ö. ?MeslekGörüntüle
13Ebubekir Eroğlud. 25 Ocak 1950 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Sadık Özend. 1934 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Abidin Güneylid. 26 Haziran 1947 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Ebubekir Eroğlud. 25 Ocak 1950 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17Sadık Özend. 1934 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
18Abidin Güneylid. 26 Haziran 1947 - ö. ?Madde AdıGörüntüle