AHMEDÎ/ KAYGUSUZ, Sârbân Ahmed

(d. ?/? - ö. 1545/1546/952)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Ahmedî, Ahmed, Kaygusuz, Sârbân veya Şeyh Ahmed Sârbân adlarıyla bilinen Sârban Ahmed, Hayrabolu’da doğdu. Kanunî Sultan Süleyman’ın 940 / 1533-1534 yılında çıktığı Irakeyn seferinde deveci başı olarak padişahın hizmetinde bulunduğu için Sarban Ahmed sanıyla tanındı. Ordu Karaman’da iken Bayramî şeyhi Pîr Ali Aksarâyî ile görüştü ve ona bağlandı. Şeyhinden icazet aldıktan sonra memleketine dönüp irşad faaliyetine başladı. Hayrabolu’da on yedi yıl şeyhlik yaptı. 952 / 1545-1546 yılında vefat etti. Aynı yerde defnedildi. Cezbe ve keramet sahibi bir zat idi. Ahmedî mahlasının yanında bazı şiirlerinde Kaygusuz mahlasını da kullandı.
Bayramî Melâmîleri’nden Sarı Abdullah Efendi ise Sârbân Ahmed’in Irakeyn Seferi’ne sersârbân sıfatıyla katıldığını, Pîr Ali Aksarâyî’nin ondaki yeteneği keşfedip kendisine iltifat ettiğini, sefer dönüşü ordudan ayrılarak onun yanında kaldığını, seyrü sülûk döneminde Ahmedî ve Kaygusuz mahlasıyla söylediği çok sayıda şiiri bulunduğunu kaydederek, “Varımı ol dosta verdim hânümânım kalmadı / Cümlesinden el yudum pes dü cihânım kalmadı” beytiyle başlayan şiirini ve hanımıyla ilgili bir menkıbesini nakleder. Pîr Ali Aksarâyî’nin oğlu İsmâil Ma‘şûkî’nin idamının ardından Bayramî Melâmîleri’nin başına Sârbân Ahmed geçmiştir (Azamat 2009: 132).

Bazı araştırmacılar tarafından şiirleri Dukakinzâde Ahmed Beğ ile karıştırılmıştır. Abdülbâki Gölpınarlı, 1932’de yayımladığı Kaygusuz Vize’li Alaeddin kitabı ile Melamilik ve Melamiler adlı eserinde veAtsız Mecmuası'nda Dukakinzâde Ahmed Beğ ile Şeyh Ahmed-i Sârbân Efendi’yi aynı kimse kabul etmiş, Vizeli Kaygusuz Şeyh Alâeddin Ali Efendi’nin, hocası Ahmed-i Sârbân Efendi için yazdığı şiirleri “Pîri Dukakinzâde Ahmed Beğ’e medhiyedir.” demiş (Gölpınarlı: 44); ancak sonradan bu görüşlerinde yanıldığını ve verdiği bilginin yanlış olduğunu kabul etmiştir (Yunus Emre: Hayatı: 297-298). Tasavvufi bir derinlik ile şiirler kaleme alan Ahmed Efendi divanında devlet büyüklerinden bahsetmemiş ve onlar için kaside yazmamıştır. Manzumelerinde sanatlı ve süslü bir dilden kaçınmış, sadeliği tercih etmiştir. Dîvân'ında Eski Anadolu Türkçesinin ses hususiyetleri görülür. 

Divan: Şiirleri ve divanı, Dukakinzâde Ahmed Bey ile karıştırılmıştır. Bir görüşe göre de Sârbân Ahmed’in asıl adı Dukakinzâde Ahmed’dir. Böyle bir karışıklık olmakla beraber Ahmed Sârbân veya Dukakinzâde Ahmed Bey adına kayıtlı divan nüshaları üzerine bir doktora tezi hazırlanmıştır (Süzer, 1994). Ayrıca divanın Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nde bulunan iki nüshası üzerine bir yüksek lisans tezi (Kayabaşı, 1995) de bulunmaktadır (Azamat 2009: 132-133). Divanında arifane ilahiler ve aşıkane şiirler vardır.
Ayrıca müritlerine gönderdiği bazı mektupları vardır.

Mektûbât: Çeşitli yazma kütüphanelerde nüshaları mevcuttur. Ahmed Sârbân Efendi bu mektuplarında hâlde, sözde, işte ve her durumda İslamiyet'e uymayı; talebelerinin birlik ve beraberliğini, iyi ahlakı, doğru itikadı, Bayramî-Melamî adabını ve erkanını, Ehl-i Beyt sevgisini, veli dostlara ve evliyaya muhabbeti ve bunların hâllerini bildirmekte ve ihlası, takvayı tavsiye etmektedir. 

Kaynakça

Azamat, Nihat (2009). “Sârbân Ahmed”. İslam Ansiklopedisi. C. 36. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.

Er, Şaban (hzl.) (2013). Hayrabolulu Melâmî Şeyhi Ahmed-i Sârbân Efendi Külliyâtı [Dîvânı Ve Mektûbâtı] Ve Vizeli Şeyh Alâ’eddîn Alî Efendi’nin Şiirleri. İstanbul: Kutup Yıldızı Yay.

Kayabaşı, Ayfer (1995). Sârban Ahmed ve Divanı. Yüksek Lisans Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatcı (hzl.) (2001). Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i NâilîDîvân Şâirlerinin Muhtasar Biyografileri. Ankara: Bizim Büro Yay.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatçı (hzl.) (2003). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri. Ankara: Bizim Büro Yay.

Müstakimzade Süleyman Sadeddin (2000). Mecelletü’n-Nisâb fi’n-Nisbi ve’l-Künâ ve’l-Elkâb. Ankara: KB Yay.

Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Nevizâde Atâyi. Hadâiku’l-Hakayık fî Tekmileti’ş-Şakâyık. İstanbul: Çağrı Yay.

Süzer, Hüseyin (1994).Dukakinzâde Ahmed Bey Divanı. Doktora Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi.


Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. HÜSEYİN GÖNEL & ŞABAN ER
Yayın Tarihi: 30.12.2014
Güncelleme Tarihi: 05.12.2020

Eserlerinden Örnekler

Mektûbât-ı Ahmed-i Sârbân 

Şeyh Ahmed-i Sârbân “kuddise sirruhu'l-azîz” Hazretleri, halîfeleri Hüsâmeddîn-i Ankaravî Hazretleri’ne irsâl buyurdukları mektûbun sûretidir ki, ayniyle nakl olundu:

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Oğlum Mevlânâ Hüsâmü’l-Mükerrem Huzûrları’na;

Ba’de’s-selâm, bi’l-izzi ve’l-ikrâm, şöyle ma’lûm oldu ki, bu tarîk, Hakk’a kapu düşüpdür. Nitekim Çihâr-Yâr-i Güzîn, Hazret-i Rasûlullâh’a “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimize mahrem düşdüğü gibi, siz dahî delîl düşdünüz. İmdi, ciğer-gûşem; bilür misiz ki durduğunuz cennet, dîdâr dâ’iresidir. Neden, derseniz; Allâh’ın kerem ve lutfı gönlünüze tulû’ etmedi mi? Gıdâ’-i rûh bulunmadı mı? Mâ-sivallâh kalbinizden çıkup Hakkânî mehabbet zuhûr etmedi mi? Sizlerinle evvel mülâkât olduğumuz vakt, bu dâ’ire sizlere zâhir olupdur. Ben sâlûsluk bilmezim. Aşka riyâ katmazım. Aşka riyâ katan, kâfirdir. Azîzim şöyle buyurmuşsur: “Lokması kursağımıza düşen yaradılmış yabanda kalmaya. Gönlü, Yaradan ululuğuna erişe.” Diye buyurdular. Biz dahî deriz: Sizlerin de bu mehabbetiniz üzerinde hakkınız çokdur. Ammâ sâbıkda nice oyun düşüpdür. Allâh’ın inâyeti ve Habîbullâh’ın şefâ’ati ve nübüvveti ve evliyânın yüce himmeti cânib-i Hakk’dan nice erişüp mübârek yüzünüzden kerem yürüdü. Bunu dahî müjde verdiler.

Mevlânâ; şöyle bilesiz: Erenler mâ-beyninde müyesser, Mevlânâ Hudâ-vend-gâr hâli verilüpdür, denildi. Bilür misiz ki oğul, bu hâl sizlerde hâsıl ola. Siz dahî zevk u şevk hâsıl idesiz. Feyz-ı Rabbânî, nûr-ı Muhammed Mustafâ hâsıl ola. Yüce himmet-i evliyâ ile iznimiz budur ki, tenhânızda çokluk oturmayasız. Vaktiyle dervîşler ile musâhabet edesiz. Zîrâ tarîk böyledir ki, birbiriniz yüzünden ma’rifet söyleyü söyleyü hâl tahsîl olur. Zîrâ hakîkatde sizlere ata düşdük. Hakîkatde sizler dahî oğul düşdünüz. {El-veledü sirru ebî-hi.} Ammâ yerine oğul kaldığın istemez mi? Arada buhl yok, meğer Allâh onarmamış ola. Vây ona kim, Allâh onarmaya! Hakk yıkdığın kimse yapamaz. Ve Hakk yapdığın kimse yıkamaz. Ata, nûr olıcak; oğul dahî nûr olur. İki dahî “nûrun ‘alâ nûr” olur. İmdi, oğlum; şu dediğimiz dâ’ire, sizlere hâsıl olmadıysa, biz yalancılardan olavuz.

Ve dahî, oğlum; sizlerden bir istimdâdımız dahı vardır: Cevher gösterene, siz boncuk gösteresiz. Ve boncuk gösterene, saksı gösteresiz. Hakkânî mehabbet gözedeni, bırakmayasız. Ammâ, dahı nedir derseniz, Şerî’at, Şerî’at, yine Şerî’at. Allâh’ın izni, rûh-ı Muhammed’in sırrı, gerçeklerin âlî himmeti hep size verilmişdir. Ve dahî mürîd-i murâdı vardır. Ve mürîd-i hâss dahı vardır. Ve mürîd-i mürted dahı vardır. Sizi ve bizi, cümle yer olmuş gerçeğin gözünden ve gönlünden düşmekden saklasun! Gâfil mübâş gelenin mâlı, çerh dutanın başı, demişlerdir.

Nice cân ü nice başlar yola kurbân içün geldi

Kabûl olur ise Hakk’dan bulara kutlu bayramdır

Sırr-ı hakîkat oğlumuz! Âb ü gil değil, cân ü dil’siz. Mehabbetinizi bir ân dirîğ eylemeyüp, gönülden çıkarmayasız. Ve dahî bendeniz yüzünden sizlere hâsıl gönlünüzde Allâh nûrı cezbesi hâsıl olmuşdur. Sizlere Allâh, emâneti mübârek eylesün! Cümlenize ilm-i ibret ve ilm-i hikmet esrârı hâsıl olmuşdur. Bu tarîkın hak idiğin sizlerden isteriz. Zîrâ sizler şehâdet itmeyince nice inanalım? Sizler dahî bu tarîkdan zevk ve şevk hâsıl etmişsiz. Cümle âlem gerçek yüzünden mehabbet etseler, hâl hâsıl olur. İkrâr edenin fâ’idesi kendüye ve inkâr edenin ziyânı kendüyedir. Keşf-i hayâlât bilmeziz. Bâzârımız, el elcedir. Ehlullâh hâlin söyleriz. Kâmil çok, mükemmil hâlin söyleriz. Cemî’i yaradılmışda bir kişinin hâlin söyleriz.

Anın mehabbet yedindedir makâmât

Anın huddâmıdır ehl-i kerâmât

 

Duyup işit kemâlin evliyânın

Anın ışkı ile mest ola cânın

 

Cümleye var bir kişidir ol kişi

Yapmak u yıkmak durur kemter işi

Gönülden ve gözden ayırmayup mehabbeti ziyâde edesiz. Ve’s-selâmü ‘alâ men’ittebe’a’l-hüdâ.

Efkaru’l-verâ, hâdimü’l-fukarâ Ahmed

(Er, Şaban (hzl.) (2013). Hayrabolulu Melâmî Şeyhi Ahmed-i Sârbân Efendi Külliyâtı [Dîvânı Ve Mektûbâtı] Ve Vizeli Şeyh Alâ’eddîn Alî Efendi’nin Şiirleri. İstanbul: Kutup Yıldızı Yay. 104-106.)

***

Mesnevî

Elâ ey andelîb-i gül-şen-i Hak

Ki dikkat kılsan olur kıl iki şak

 

Fesâhat birle keşf itsen zebânı

Hezârân mürde diller bula cânı

 

Beyân eyle rumûzât-ı nihânı

Ki bû-yı gül duta cümle cihânı

 

Dile geldükde Allâh’ın bir ismi

Bozılur genc-i mahfînün tılısmı

 

İnâyet idicek ol Hayy ü Kâdir

Görürsin anı sen her yerde hâzır

 

Ayân olur sana her cümle müşkil

Kilîd-i genc-i mahfiyye urur dil

 

Anunla seyr kılur cümle eflâk

Hayâlâtından olur zehreler çâk

 

Muhammed’dür anun sırrına sırr-dâş

Künûz-i {Küntü kenz}i ol ider fâş

 

Ebû Bekr ü Ömer ü Osmân’dur ey cân

Şerî’at tahtı üzre oldılar hân

 

Alî kân-ı keremdür şâh-ı merdân

Sehâ meydânı içre şîr-i Yezdân

 

Me’ârif menba’ı kân-ı sehâdur

Hudâ’nun mazheri ol Mürtezâ’dur

 

Hasen’dür taht-ı hüsnün pâd-şâhı

Hüseyn ol dû-cihânun mihr ü mâhı

 

Fidâ kıl cânı Zeynülâbidîn’e

Bular kuvvet virür erkân-ı dîne

 

İmâm bil Ca’fer-i Sâdık’dur ey yâr

Muhammed Bâkır ol lü’lü’-i şeh-vâr

 

Alî Mûsâ Rızâ ol nûr-ı bîniş

O nûrun pertevidür âfrîniş

 

İmâm Mûsâ-i Kâzım’dur hakîkat

Dürüş yolına cân vir eyle dikkat

 

Takî’dür menba’-ı ayn-i ‘avârif

Nakî’dür müttekî ehl-i me’ârif

 

Hasen’dür Askerî sırrı ayândur

Muhammed Mehdi’-i sâhib-zemândur

 

Bulardur dü-cihân içre ekrem

Bularun bendesi olur mükerrem

 

Bulardan bulunur her derde dârû

Devâ-yı derd-i dilden câna ol bû

 

Bularun medhin eden Ahmedî’dür

Dizer altun tel üzre Ahmedî’dür

(Er, Şaban (hzl.) (2013). Hayrabolulu Melâmî Şeyhi Ahmed-i Sârbân Efendi Külliyâtı [Dîvânı Ve Mektûbâtı] Ve Vizeli Şeyh Alâ’eddîn Alî Efendi’nin Şiirleri. İstanbul: Kutup Yıldızı Yay. 144-145.)

***

Pertev-i nûr-ı Hudâsın gönlünün bil kadrüni
Mazhar-ı zât u sıfâtla rahmet-i Rahmânı gör

(Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatçı (hzl.) (2003). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri. Ankara: Bizim Büro Yay. 20.)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1HASÎB, Çorumî-zâde Seyyid Mehmed Hasîb Efendid. 1712-13 - ö. 1784-85Doğum YeriGörüntüle
2MAHVÎ, Mahvî Çelebid. ? - ö. 1737-38Doğum YeriGörüntüle
3HASÎB, Çorumî-zâde Seyyid Mehmed Hasîb Efendid. 1712-13 - ö. 1784-85Doğum YılıGörüntüle
4MAHVÎ, Mahvî Çelebid. ? - ö. 1737-38Doğum YılıGörüntüle
5HASÎB, Çorumî-zâde Seyyid Mehmed Hasîb Efendid. 1712-13 - ö. 1784-85Ölüm YılıGörüntüle
6MAHVÎ, Mahvî Çelebid. ? - ö. 1737-38Ölüm YılıGörüntüle
7HASÎB, Çorumî-zâde Seyyid Mehmed Hasîb Efendid. 1712-13 - ö. 1784-85MeslekGörüntüle
8MAHVÎ, Mahvî Çelebid. ? - ö. 1737-38MeslekGörüntüle
9HASÎB, Çorumî-zâde Seyyid Mehmed Hasîb Efendid. 1712-13 - ö. 1784-85Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
10MAHVÎ, Mahvî Çelebid. ? - ö. 1737-38Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11HASÎB, Çorumî-zâde Seyyid Mehmed Hasîb Efendid. 1712-13 - ö. 1784-85Madde AdıGörüntüle
12MAHVÎ, Mahvî Çelebid. ? - ö. 1737-38Madde AdıGörüntüle