CELÎLÎ, Hâmidî-zâde Abdülcelîl Efendi

(d. 1487-88/893 - ö. 1569-70/977)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Celîlî mahlasını kullanan şairin adı Âşık Çelebi tezkiresinde Abdülcelîl olarak verilir. Paris nüshasının başındaki bir kıt’anın ilk dizesinde künyesi ‘Hâmidî-zâde Celîlî-i Bursevî’ olarak verildiği için “Hâmidî-zâde” olarak da bilinir. Tezkirelerde İznikli ve Edirneli olmak üzere iki Celîlî daha vardır. Doğum yeri Bursa’dır. Kaynaklarda Celîlî’nin doğum tarihi belirtilmez. Husrev ü Şîrîn mesnevisinin sonunda telif tarihini verirken yirmi beş yaşında olduğunu söylemesinden hareketle doğum tarihi yaklaşık 893/1487-88 olarak hesaplanabilir. Celîlî’nin ailesi hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır. Babası, İsfahan’da doğan, İstanbul’a gelip Fâtih’in takdirini kazanan şair Mevlânâ Hâmidî’dir. Kefe Seferi için (880-881/1475-77) yazdığı bir kasidesinden dolayı hediye edilen iki cariye yerine biraz tarla iki öküz istediği için Bursa’ya I. Murâd türbe ve imaretine şeyh olarak gönderilir. İyi bir hattat da olan Hâmidî, eserlerinin çoğunu kendi istinsah etmiştir. Celîlî, Hâmidî’nin küçük oğludur. Celîlî’nin 875/1470-71’de İstanbul’da doğmuş Mahmûd adlı bir ağabeyi vardır. Bursa’da büyüyen Celîlî, medrese tahsili için İstanbul’a giderek eğitimini orada tamamladı. Daha o zamanlarda çoğunlukla yalnız olmayı tercih eden Celîlî’nin insanlardan uzaklaşma isteği giderek arttı. Bir süre sonra her şeyi terk edip ortadan kaybolduğu için öldü diye, Murâdiye zevaidinden olan altı akçe ulufesi kesildi. Kınâlı-zâde’ye göre tahsilini bitirdikten sonra “dânişmend” oldu Sonra aklî dengesi bozuldu ve Bursa’ya gelip yerleşti. Ahdî’nin verdiği bilgiye göre kırk yıl ortadan kaybolmuştur. Daha sonra akrabaları nerede olduğunu öğrenerek zar zor ulufesinin üç akçesini geri alıp Bursa’ya getirdiler. Celîlî’nin ölüm tarihi hakkında tezkirelerde verilen bilgiler birbirinden farklıdır. Ahdî’nin ölüm tarihini 971/1563-64 olarak vermesine rağmen Âlî’nin Celîlî’yi 977/1569-70’de Bursa’da görüp konuştuğunu söylemesinden hareketle şairin 977/1569-70’de veya bu tarihten sonra öldüğü tahmin edilmektedir.

Dîvân-ı Celîlî: Celîlî’nin divanı, kasideleri eksik mürettep bir divan olarak nitelenebilir. Külliyât-ı Celîlî adıyla Paris Bibliotheque Nationale Ancien Fonds 364 numaralı nüshada  derkenara yazılmıştır. Gül-i Sad-berg ve Bahâr-nâme’deki, Pervane Bey Mecmû‘ası ve Mecmû‘a'u’n-Nezâ’ir’deki gazellerle birlikte oluşturulan divan metninde yirmi üçü Farsça, dört yüz otuzu Türkçe olmak üzere dört yüz elli üç gazel vardır. Celîlî, en çok yedi beyitlik gazelleri tercih etmiştir. Eserde Türkçe gazeller bittikten sonra kıta, müfret gibi diğer nazım şekilleri sıralanır. Divanda dokuzu Türkçe, dokuzu Farsça, ikisi Arapça yirmi kıt’a bulunur. Bunlardan yedisi Farsça, altısı Türkçe olmak üzere on üçü tarih kıtasıdır. Kıt'alar çoğunlukla Yavuz Sultân Selîm’in tahta çıkışı ve seferleri için düşürülmüş tarihlerdir. Ayrıca divanda bir murabba, iki nazım, iki Farsça rübai, biri Farsça sekiz muamma ve üçü Farsça olmak üzere on beş müfret vardır (Kazan 2011: 100-01).

Gül-i Sad-berg: Mesnevi tarzında bir girişten sonra yüz gazelin alfabe sırasına göre dizildiği bir divançedir. Celîlî, Hecr-nâme’nin sonunda bu mesneviyi 915/1509-10 yılında, Gül-i Sad-berg’den sonra yazdığını belirttiğine göre Gül-i Sad-Berg 915/1509-10’dan önce kaleme alınmıştır. Muhtemelen Celîlî’nin ilk eseri olan divançenin başlangıcındaki mesnevi tarzındaki altmış sekiz beyitlik giriş, aruzun mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıyla yazılmıştır. Bu bölümden sonra yüz gazel alfabe sırasına göre dizilmiştir. Eserin bilinen iki nüshası vardır. İlki Süleymaniye Kütüphanesi Ali Nihat Tarlan 72 numaradaki mecmuada bulunur. İstinsah tarihi 965/1557-58’dir. Paris nüshasında ise eser, divanın içine yerleştirilmiş ve bu gazellerin başına “kef” harfi konularak onların “gül-i sad-berg” olduğu belirtilmiştir. İki nüshadaki şiirlerin sıralanışı farklılık göstermektedir.

Bahâr-nâmeGül-i Sad-berg’den sonra yazılmıştır. Düzenleniş şekli olarak Gül-i Sad-berg’e benzeyen mensur-manzum dibacesi olan divançe tarzında bir eserdir. Tezkirelerde ve şimdiye kadar Celîlî hakkında yapılan akademik çalışmalarda bahsedilmeyen Bahâr-nâme, Süleymaniye Kütüphanesi Galata Mevlevihanesi 137 numaradadır. Bahâr-nâme, 1a’da manzum-mensur bir dibaceyle eksik bir şekilde başlar. Bu dibacede Celîlî, şiir ve nesirle ilgili görüşlerini belirtir ve şiirin üstünlüğünün altını çizer. Celîlî, meşhur İran şairlerini, Nevâyî’yi ve Yavuz Sultân Selîm’i övdükten sonra kendisinin de bu ayarda bir şair olduğunu söyleyerek Gül-i Sad-berg isimli divanından sonra kendi hâlini anlatan iki yüz bir gazeli alfabe sırasına göre dizdiğini ve adını da Bahâr-nâme koyduğunu belirtir. Eserdeki bir dörtlükte Bahâr-nâme’yi Safer 921/17 Mart-14 Nisan 1515’te tamamlandığını bildirir ve okunulan meclislerde yad edilmeyi ümit ederek bir kıt‘ayla mukaddimeyi bitirir. Bundan sonra alfabe sırasına göre dizilmiş yüz doksan beş Türkçe gazel vardır. Şairin Farsça gazelleri ve aslında bir gazel olan "kaside" başlıklı şiiri de sayarsak eserde toplam iki yüz on gazel bulunur.

 Husrev ü Şîrîn: Şairin kaleme aldığı ilk hacimli mesnevisidir. Sasani hükümdarlarından Husrev-i Pervîz ve kaynaklarda hakkında farklı rivayetler bulunan Şîrîn’in aşk hikâyesinin anlatıldığı bu mesnevide üçüncü bir kahraman olarak Ferhâd da bulunur. Celîlî, bu konuyu ele alırken hikâyesini daha çok Husrev ve Şîrîn aşkı üzerinden anlatmıştır. 918/1512 Aralık ayında tamamlanan mesnevi aruzun mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıyla yazılmıştır. Eserini Yavuz Sultân Selîm’e sunduğunu belirten Celîlî, Agâh Sırrı Levent'e göre, mesnevisinde ilk usta olan Nizâmî’yi izlemiştir. Bunu yaparken hikâyenin yalnız özünü almış, ayrıntıları atarak, tasvirlerin çoğundan vazgeçmiştir (1966: 103). Mesnevinin bilinen üç nüshasının yanı sıra yapılan son araştırmalarda Millet Kütüphanesi AE Mnz 1177 numarada kayıtlı yeni bir nüshanın daha olduğu tespit edilmiştir.

 Leylâ vü Mecnûn: Celîlî bu ikinci mesnevisini, Husrev ü Şîrîn'den yaklaşık bir sene sonra evahir-i Zilhicce 919/16-25 Şubat 1514’te Edirne’de tamamlar. Nizâmî’nin aynı addaki eserine nazire olarak yazılan mesnevi, mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıyla kaleme alınmıştır. İki bin yüz otuz iki beyit olan eserin bilinen üç nüshası bulunmaktadır.

Hecr-nâme: Hecr-nâme, 915/1509-1510 yılında aruzun mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıyla yazılmıştır. Külliyatta 108b-121a varakları arasında derkenara yazılmış olan eser dört yüz seksen üç beyitten oluşur. Mesnevinin sonunda şair, mesnevinin diğer adının Hazân-nâme olduğunu ve Gül-i Sad-berg’den sonra yazıldığını söyler. Mesnevinin giriş bölümü, besmele ve onun harfleriyle ilgili benzetmelerin olduğu yirmi beyit, tevhit, naat ve dört halifeye övgüden oluşur. 110. beyitten itibaren asıl konuya geçilir. Şair, sergüzeştini yazdığını belirttiği mesnevide İran sanatkârlarından faydalanmadığını, başkalarının şiirinden etkilenmediğini, bu mesnevinin tamamen kendi fikrinin ürünü olduğunu söyler. Son yıllarda, Celîlî’nin Hecr-nâme’sinin Halîlî’nin Fürkat-nâme’sinin eksik bir kopyası olduğu ortaya konulmuştur (Tavukçu 2007: 209).

Mehek-nâme: Gümüş, altın ve mehek ağzından anlatılmış alegorik bir mesnevi olan Mehek-nâme, aruzun feilâtün mefâilün feilün kalıbıyla yazılmıştır. Külliyatta derkenara yazılmış olan mesnevi 87 beyittir. Mehek-nâmenin külliyat dışında bir nüshası daha vardır. Sim ve Zer’in, Mehekk’i padişaha şikâyet etmeleri ve padişahın bu konuda Mehekk’i haklı bulması, Altın ve Gümüş’e damga basıp şehrin içinde dolaştırması hikâye edilir.

Şeh-nâme Tercümesi: Bugüne kadar sadece adı bilinen, şairin yaşadığı zamanda bile kimse tarafından görülemeyen manzum bir Osmanlı tarihi olan Şeh-nâme’nin eksik bir nüshası Milli Kütüphane A3825/2’de 18a-38b yaprakları arasındadır. 17a sayfasında “Şeh-nâme-i Celîlî” yazılıdır. Feûlün, feûlün, feûlün, feûl vezni ile yazılan mesnevi tarzındaki eser, Bursa’nın kuşatılması ile başlar, Fâtih’in ölümünün anlatıldığı beyitlerle eksik bir şekilde sona erer.

Yûsuf u Züleyhâ: Celîlî’nin bu eserinden sadece Beyânî’de söz edilir. Şimdiye kadar gün yüzüne çıkmayan bu eserin Celîlî’ye aidiyeti şüphelidir.

Döneminin kaynakları Celîlî’nin mesnevi tarzında daha başarılı bir şair olduğu konusunda birleşirler. Nizâmî’nin hamsesini yazmaya niyetlenen Celîlî, Âşık Çelebi’ye göre iyi yetişmiş bir şairdir ama gazelleri birbirine benzer ve tekdüzedir, mesnevileri ise zengin ve renklidir. Şairin kasidesi yoktur (Kılıç 2010: 481-82).Celîlî, gazellerinde yaşam tarzına uygun olarak her şeyden vazgeçmiş bir insanın duygularını anlatmıştır. Kalender-meşreb bir havada yazılmış şiirleri vardır. Şiirleri klasik anlayışa uygun olarak çoğunlukla aşk üzerine yazılmıştır. Şiirini “bülbülün divanı” ve bir nevi hasb-i hali olarak niteler. Divanı bülbülün dilinden güle yazılan şiirler olarak görülebilir. Şair mesnevilerinde ve gazellerinde çok sık hak ettiği değeri bulamadığından dem vurur. Celîlî, mesnevide Nizâmî, Husrev-i Dihlevî, Câmî, Hâtifî; gazelde de Nevâyî’den etkilenmiştir. Ahmed Paşa ve Necâtî’ye nazireler yazmasından yola çıkarak bu iki şairi örnek aldığı söylenebilir. Divanında sadece Hassân, Selmân, Husrev ve Nevâyî’nin adını anar. Celîlî’nin etkilediği bilinen şairler ise Cinânî ve Çeşmî’dir. Her iki şair de Celîlî’nin gazellerini tahmis etmiştir.

 

 

Kaynakça

Aksoy, Hasan (1993). “Celîlî, Hâmidîzâde”. İslâm Ansiklopedisi. C. 7. İstanbul: TDV Yay. 197-98.

Atik, Arzu (2003). Celîlî Divanı (3b-46a)( İnceleme-Metin). Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi.

Atik, Arzu  (hzl.) (2010). Celili's Leylâ vü Mecnûn and Its Comparison with Nizami's Leylâ vü Mecnûn. Cambridge, Mass.:The Department of Near Eastern Languages and Civilizations, Harvard University.

Atik, Arzu (2011). “Celîlî’nin Bilinmeyen Bir Eseri: Bahâr-Nâme”. Turkish Studies, Türkoloji Araştırmaları 6 (2): 187-98. 

Atik, Arzu(2011). “Bir Mesnevi-Bir Kadın Müstensih: Celîlî’nin Husrev ü Şirin’inin Yeni Bir Nüshası ve Farklı Bir İstinsah Tarzı”. Prof. Dr. Mine Mengi Adına Türkoloji Sempozyumu 20-22 Ekim 2011. Yayınlanmamış Bildiri. Adana: Çukurova Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.

Ayan, Hüseyin (1983). “Celîlî’nin Mehek-nâme’si”. Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi II, Harun Tolasa Özel Sayısı: 5-13.

 Ayan, Hüseyin (1979-1983). “Hamidî-zâde Celîlî”. Türk Kültürü Araştırmaları 17 (21): 15-45.

Ayan, Hüseyin (1986). “Celîlî’nin Hecr-nâme’si” Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Araştırma Dergisi 14: 155-72.

Blochet, E. (Edgar) (1932). Catalogue Des Manuscrits Turcs. Paris: Bibliothéque Nationale.

Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Latifî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nüzemâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

Celîlî. Külliyât-ı Celîlî. Paris Bibliothéque Nationale Ancien Fonds 364.

Ertaylan, İsmail Hikmet (hzl.) (1948). Külliyat-ı Divan-ı Mevlana Hamidî. İstanbul: İÜ. Edebiyat Fakültesi Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Gelibolulu Âlî, Künhü’l-Ahbar’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

Kazan, Şevkiye (hzl.) (2011). Celîlî Dîvânı. Isparta: Fakülte Kitabevi Yay.

Kazan, Şevkiye (hzl.) (2012). Celîlî’nin Leylâ vü Mecnun Mesnevisi: İnceleme-Metin. Isparta: Fakülte Kitabevi Yay.

Kazan, Şevkiye (hzl.) (2012). Celîlî’nin Husrev ü Şîrîn Mesnevisi: İnceleme-Metin. Isparta: Fakülte Kitabevi Yay.

Kazan, Şevkiye (2001). “Celîlî’nin Mehekk-nâme’sinin İkinci Nüshası Üzerine”. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi (5): 121-36.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Âşık Çelebi: Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay.

Kurnaz, Cemâl ve Mustafa Tatcı (hzl.) (2001). Nail Tuman,Tuhfe-i Nâilî. Ankara: Bizim Büro Yay.

Kut, Günay (hzl.) (1978). Sehî Beg. Heşt Bihişt: Sehî Beg Tezkiresi (İnceleme-Tenkidli Metin-Dizin). Cambridge, Mass.: Harvard Üniversitesi, Yakındoğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü.

Kutluk, İbrahim (hzl.) (1997). Beyâni Mustafa bin Carullah: Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: TTK Yay.

Kutluk, İbrahim (hzl.) (1989). Kınalı-zade Hasan Çelebi: Tezkiretü’ş-şuarâ. Ankara: TTK Yay.

Levend, Agâh Sırrı (1966). “Celîlî’nin Husrev ü Şirin’i”. TDAY Belleten 1965: 103-27.

Solmaz, Süleyman (hzl.) (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâ’sı (İnceleme-Metin). İstanbul: AKM Yay.

Tavukçu, Orhan Kemal (2004). “Türk Edebiyatında Firâk-nâme Adlı Eserler”. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi (10): 89-122.

Tavukçu, Orhan Kemal (2007). “Ayrılığın Terennümü: Eski Türk Edebiyatında Firâk-nâmeler”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi 5 (10): 197-220.

Ünver, İsmail (1974). “Hâmidî’nin Türkçe Şiirleri”. Türkoloji Dergisi (6): 214-33.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. ARZU ATİK
Yayın Tarihi: 14.07.2013
Güncelleme Tarihi: 09.12.2020

Eserlerinden Örnekler


Gazel

Yâr eger yâd ola agyâr elinden ne gelür

Güle ayş irse has u hâr elinden ne gelür

 

Sen hümâ-şîvesin ey kebk-i hırâmân-ı çemen

Fâhte eylese reftâr elinden ne gelür

 

Câm-ı mey sun gam-ı devrânla başa çıkalım

Sâkiyâ zâhid-i huşyâr elinden ne gelür

 

Sensin ey kevkeb-i bed-mihr beni hâke salan

Yoksa bu çarh-ı sitemkâr elinden ne gelür

 

Çeşm-i cânân gibi ger bahtum ola hâb-âlûd

Dostlar dîde-i bîdâr elinden ne gelür

 

Gam-ı Şîrîndir ayakdan düşüren Ferhâdı

Yıksa tîg-i ser-i kûhsâr elinden ne gelür

 

Penc gencini n’ider halk Celîlînün âh

Penc ıkd olmasa destâr elinden ne gelür

(Kazan, Şevkiye (hzl.) (2011). Celîlî Dîvânı. Isparta: Fakülte Kitabevi Yay. 314.)


Leylâ vü Mecnûn'dan

Âşiyâne sâhten-i bülbül-i nevâ-sâz der-ser-i Mecnûn-ı ‘ışkbâz

 Bu bülbül-i âşiyâne-i râz

 Bir turfe terennüm itdi âgâz

 

 K’ol murg-ı bahâr-ı gülşen-i derd

 Mecnûn-ı garîb-i gussa-perverd

 

 Vîrâneden oldı çünki dil-teng

 Gül-geşt-i bahâra kıldı âheng

 

 Nezzâre-i serv [ü] lâle itdi

 Gözyaşını reşk-i jâle itdi

 

 Bir gül-bün-i sebz gördi tâze

 Benzer kad-i yâr-ı dil-nevâza

 

 Rengin gül ü berg-i sebz ma‘kûs

 Mir’ât-ı çemende dümm-i tâvûs

 

 Anup ruh-ı yârı ol ciger hûn

 Hayrân kalur ana zâr u mahzûn

 

 Bülbül gibi dil-efgâr u hayrân

 Ol gülbün-i bâgı kıldı seyrân

 

 Gitdükçe harâret oldı efzûn

 Bir yirden irilmez iki üç gün

 

 Gerçi ki tururdı zâr u bî-hûş

 Tûtîveş okırdı şi‘r-i pür-nûş

 

 İnşâ ider idi hasb-i hâlin

 Şerh-i gam u gussa vü melâlin

 

 Nazm okır idi bedîhe mevzûn

 Eylerdi nisâr dürr-i meknûn

 

 Mecmû‘a olur ana gül-i ter

 Rengin gazel eyler andan ezber

 

 Çekdükçe derûn-ı dilden âgâz

 Bülbül olur idi ana dem-sâz

 

 Ülpermişidi başında mûyı

 Ol nâfe-i ‘ışk-ı müşk-bûyı

 

 Dîvâne olup yürürdi hayrân

 Ger görse perî olur gürîzân

 

 Karcaşmış olup saçı müşevveş

 San dûd-ı siyâh-ı âh-ı âteş

 

 Jûlîde olup dururdı ol mû

 San nâfe-i müşknâb-ı hoş-bû

 

 Ol mûy ki görmemişdi şâne

 Bülbül ider anı âşiyâne

 

 Mecnûnı çü hem-zebân idindi

 Bülbül saçın âşiyân idindi

 

 Ne zahmet-i has ne cem‘-i hâşâk

 Ol mûyı idindi hâne-i pâk

 

 Mecnûn olıcak terâne-perdâz

 Bülbül olur âşiyânda dem-sâz

 

 Mecnûn okıdukça nazm-ı rengin

 Bülbül ider âşiyânda tahsin

 

 Mecnûn diledükçe gül kitâbın

 Bülbül okır idi fasl u bâbın

 

 Mecnûn kaçan itse vasf-ı lâle

 Bülbül dile dâg ider havâle

(…)

 Mecnûn-ı şikeste-hâl-i hâki

 Çün gördi refîk-i derdnâki

 

 Kim yapdı başında âşiyân ol

 Hem kendüye oldı hem-zebân ol

 

 İncitmedi ol garîb murgı

 Gönli bigi bî-nasib murgı

(Atik, Arzu  (2010). Celili's Leylâ vü Mecnûn and Its Comparison with Nizami's Leylâ vü Mecnûn. Cambridge, Mass.:The Department of Near Eastern Languages and Civilizations, Harvard University. 130-32.)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Kemal Selçukd. 1971 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2Sefer Önend. 13 Temmuz 1926 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3AVNÎ, Kevâkibî-zâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Doğum YeriGörüntüle
4Kemal Selçukd. 1971 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5Sefer Önend. 13 Temmuz 1926 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6AVNÎ, Kevâkibî-zâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Doğum YılıGörüntüle
7Kemal Selçukd. 1971 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
8Sefer Önend. 13 Temmuz 1926 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
9AVNÎ, Kevâkibî-zâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Ölüm YılıGörüntüle
10Kemal Selçukd. 1971 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11Sefer Önend. 13 Temmuz 1926 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12AVNÎ, Kevâkibî-zâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13Kemal Selçukd. 1971 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
14Sefer Önend. 13 Temmuz 1926 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
15AVNÎ, Kevâkibî-zâde, Mehmed Çelebid. ? - ö. 1643-44Madde AdıGörüntüle