NÂMÎ, Mehmed

(d. ?/? - ö. 1012/1604)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

Asıl adı Mehmed olan şairin ne zaman doğduğu tespit edilememiştir. Kaynaklara ve divanının muhtevasından çıkarılan bilgilere göre, Sultan III. Murad (1574-1595) ve Sultan III. Mehmed (1595-1603) dönemlerini idrak etmiş bir şairdir. Hayatı hakkında en geniş bilgi Kınalı-zâde Hasan Çelebi Tezkiresi (Kutluk 1989: 966-968) ve Nev'î-zâde Atâyî'nin Zeyl-i Şakâyık'ında bulunmakla beraber doğru ve ayrıntılı tarihleri yalnız Atâyî (1268: 492-493) vermiştir. Babası Acem-zâde (E)mîrek Mustafa'nın “Ferzend-i Sitanbul'em ferzend-i Sitanbul” mısra'ından da anlaşılacağı üzere İstanbullu'dur. Şiirlerinde kullandığı mahlası Nâmî'dir. Sâdât-ı kirâmdan olan dedesi Monla Üveys de babası (E)mîrek Mustafa da Osmanlı Sarayı'nda hekimlik yapmışlardır (Canım 2000: 514; Kutluk 1989: I, 184; Solmaz 2005: 525). Kendisinin de bu meslekle ilgisi olup olmadığına dair ulaşılabilen kaynaklarda ve divanında bir işarete rastlanmamıştır.
Medrese öğrenimini İstanbul'da tamamlayan Mehmed Nâmî Efendi, Muallim-zâde'nin rahle-i tedrisinden geçerek mülazım oldu. Dönemin gerektirdiği eğitim merhalelerini tamamladıktan sonra otuz akçeli bir medreseye müderris tayin edildiği Kınalı-zâde'nin "hâlen otuz akçe medreseden ma’zûl" ifadesinden anlaşılmaktadır (Kutluk 1989: 966). Daha sonra kırk akçe ile Bursa'da Ahmed Paşa Medresesi'nde müderris olduğu ve buradan da mazul iken 1003 Ramazan/1595 Mayıs'ında Taceddin Efendi'nin yerine Unkapanı'ndaki Hâce Hayreddin Medresesi müderrisliğine tayin edildiği Zeyl-i Şakâyık'ta zikredilmektedir (Atâyî 1268: 492). Yine aynı kaynakta 1008 Cumâd el-âhire /1599 Aralık ayında yerinde yani aynı medresede kalmak üzere sahn medresesi müderrisliği verildiği, 1010 Cumâd el-âhire / 1601 Aralık ayında Salıncak Rıdvan Efendi yerine Gelibolu kazasının tevcih olunduğu kaydedilmiştir. 1011 Zilhicce / 1603 Mayıs'ında Gelibolu kadılığından azl olunup mansıbı Müftî-zâde Muslî Çelebi'ye verildi. Bundan aşağı yukarı bir yıl sonra mazulken 1012 Zi'l-ka'de / 1604 Nisan'ında vefat etti. Vefatına düşürülen “Güm oldukda dehr içre nâm u nişânı / Bir eksükli dedi vefât etdi Nâmî” tarih beytindeki "vefât etdi Nâmî" ibaresi ebced hesabıyla hicrî 1013'tür ve bir eksikli olduğu için vefatı tarihi 1012/1604 olmaktadır (Atâyî 1268: 493). Cenazesi Edirnekapısı haricinde Emir Buhari yakınına defnededildi (Riyâzî: 106a).
Zikredilen kaynaklarda ve yapılan katalog taramaları sırasında şairin divanından başka bir eserine rastlanmamıştır.  Ancak bir gazelinde geçen “Şimdi dillerde nazm u nesründür / Tutdı nâmun cihânı ey Nâmî (G.212/7) ifadesinden mensur eser ya da eserlerinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bulanan tek nüsha divanı Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanmıştır. 

Tezkirelerde ilim ve irfanından övgü ile bahsedilen ve çocukluğundan itibaren iyi bir medrese öğrenimi görmüş olduğu anlaşılan şair Nâmî, müderrislik ve kadılıklardan sonra azledilmiş bir şekilde yaşama veda etmiştir. Kişilik olarak nezaket ve letafet sahibi bir insan olduğu ifade edilmektedir. Kaynaklarda şiirlerinden ve divanından övgü ile bahsedilen şairin hüsn-i hattının da makbul olduğu ifade ediliyor. Babası (E)mîrek Mustafa gibi kendisinin de zevke ve eğlenceye düşkün olduğu, tezkirecilerce yapılan değerlendirmeler arasındadır. Saçı, sakalı ve bıyığı vakitsiz ağardığından kendisini bulunduğundan yaşlı gösterdiği için boyarmış. Bu durumu da başkaları gibi inkâr etmeyip dostlarına "Beni bu vakitsiz ağarmış saç-sakalla aranıza almaz ve benimle dost olmazdınız." der imiş (Kutluk 1989: 966).  Dedesinin ve babasının birer saray tabibi olmalarının rolü gözardı edilmemekle beraber onun şairlik gücünün de müderrislik ve kadılık görevlerini almasında, saraya ve dolayısıyla padişaha yaklaşmasında etkili olduğu söylenebilir. Canlı tasvirleriyle âdeta yazıyla resim çizer gibidir. Murâdî mahlasıyla şiirler yazmış ve oldukça hacimli bir divana sahip olan Sultan III. Murad'ın birçok gazelini tahmis etmiştir (bk. Gazeller 52, 58, 301, 1198. Kırkkılıç 1985). Mutasavvıf bir şair değildir ve bu yüzden şiirlerinde dinî bir tebliğ kaygısı da bulunmamaktadır. Divanındaki şiirleri genellikle rindâne ve âşıkânedir.  Divanı fazla hacimli olmamakla beraber zevkle okunabilen şairin, çok hâkim olduğu dil inceliklerini zeki bir şekilde kullanabildiğini ve akıcı bir üslûba sahip olduğunu da belirtmek gerekir.
 

Kaynakça

Canım, Rıdvan (hzl) (2000). Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratu'n-Nuzemâ. Ankara: AKM Yay.
Kırkkılıç, Ahmet (1985). Sultân Üçüncü Murâd (Murâdî) Hayâtı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanının Tenkidli Metni. Doktora Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi.
Kutluk, İbrahim (hzl) (1989. Kınalı-Zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şuarâ. C.I-II. Ankara: TTK Yay.
Nev'î-zâde Atâyî (1268). Zeyl-i Şakâyık. C.I. İstanbul.
Riyâzî Mehmed. Riyâzü'ş-Şu'arâ. Millî Kütüphane, Adnan Ötüken 06HK1275, 105b-106a.
Solmaz, Süleyman (hzl) (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şu'arâsı (İnceleme- Metin). Ankara: AKM Yay.

Yenikale, Ahmet (2020). (E)mîrek-zâde Mehmed Nâmî-Dîvân, Ankara, Türk Dil Kurumu Yay. 322.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. ÖĞR. ÜYESİ AHMET YENİKALE
Yayın Tarihi: 09.03.2014
Güncelleme Tarihi: 25.02.2022

Eserlerinden Örnekler

 Gazel 
 

Beni dîvâne kılan ol ṣaçı leylâ mı ki
Yohsa başumda hemân bir kurı sevdâ mı ki

 Gülsitân içre görinen acebâ serv midür
 Yohsa çeşmümde hayâl-i kad-i bâlâ mı ki

 Leb midür ol görinen yoksa dilâ gonçe midür
 Ruh mıdur ol kızaran yâ gül-i ra’nâ mı ki

 Zülf midür kararan ol ruh-ı al üzre yahod
 Misk mi ki ‘acebâ ‘anber-i sârâ mı ki

 Bülbülâsâ ‘acebâ ey gül-i ter karşunda
 Dem-be-dem nâle eden Nâmî-i şeydâ mı ki

Yenikale, Ahmet (2020). (E)mîrek-zâde Mehmed Nâmî-Dîvân, Ankara, Türk Dil Kurumu Yay. 322.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1NESÎBÂ, Nesîbâ Tevfîka Hanımd. ? - ö. 1844Doğum YeriGörüntüle
2REŞKÎ, Mevlevî Ali Deded. ? - ö. 1696-97Doğum YeriGörüntüle
3Önder Yetişend. 10 Ağustos 1985 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4NESÎBÂ, Nesîbâ Tevfîka Hanımd. ? - ö. 1844Doğum YılıGörüntüle
5REŞKÎ, Mevlevî Ali Deded. ? - ö. 1696-97Doğum YılıGörüntüle
6Önder Yetişend. 10 Ağustos 1985 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7NESÎBÂ, Nesîbâ Tevfîka Hanımd. ? - ö. 1844Ölüm YılıGörüntüle
8REŞKÎ, Mevlevî Ali Deded. ? - ö. 1696-97Ölüm YılıGörüntüle
9Önder Yetişend. 10 Ağustos 1985 - ö. ?Ölüm YılıGörüntüle
10NESÎBÂ, Nesîbâ Tevfîka Hanımd. ? - ö. 1844MeslekGörüntüle
11REŞKÎ, Mevlevî Ali Deded. ? - ö. 1696-97MeslekGörüntüle
12Önder Yetişend. 10 Ağustos 1985 - ö. ?MeslekGörüntüle
13NESÎBÂ, Nesîbâ Tevfîka Hanımd. ? - ö. 1844Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14REŞKÎ, Mevlevî Ali Deded. ? - ö. 1696-97Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Önder Yetişend. 10 Ağustos 1985 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16NESÎBÂ, Nesîbâ Tevfîka Hanımd. ? - ö. 1844Madde AdıGörüntüle
17REŞKÎ, Mevlevî Ali Deded. ? - ö. 1696-97Madde AdıGörüntüle
18Önder Yetişend. 10 Ağustos 1985 - ö. ?Madde AdıGörüntüle