Ural, Ali A.

(d. 9 Mart 1959 / ö. ?)
Yazar, Şair, Editör
(Yeni Edebiyat / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Samsun’un Ladik ilçesinde Mehmet Kemal Ural ve Ülker Hanım’ın çocukları olarak 9 Mart 1959’da dünyaya geldi. Posoflu halk şairi Âşık Zülâlî (1873-1956) büyük dedesidir. Baba tarafından dedesi, yani babasının babası Rizeli hakim, babaannesi ise Erzincanlı muallime ve ev hanımıdır. Babası Kemal Ural, 1927 Erzincan doğumludur. 1950 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden ziraat yüksek mühendisi olarak mezun oldu. 1962’de Şule Dergisi’ni kurdu. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde görev yaptıktan sonra DSİ’den emekli oldu. 30 Nisan 2016’da vefat etti. Kemal Ural’ın Şule Yayınları’ndan çıkan pek çok eseri mevcuttur. Annesi Ülker Hanım ise yazdığı şiirlerle de bilinen Bolvadinli Şahide Yüksel Hanım’ın kızıdır.

Ali Ural, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. Ankara Ahmet Vefik Paşa İlkokulu ve Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. Maddi imkansızlıklar dolayısıyla yüksek tahsilini Avrupa yerine Arabistan’da yaptı. MEB aracılığı ile gittiği Arabistan’da Türk Dili ve Edebiyatı okumayı planlarken Arap Dili ve Edebiyatı ile tanıştı. Ural’ın “yoksunluk” yılları olarak tanımladığı bu yıllardaki en büyük kazancı ise Arapça oldu (Şenel 2007: 83-84). Suudi Arabistan’da Muhammed bin Suud Üniversitesi Arap Dili-Edebiyatı Enstitüsü ve İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 2015 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Prof. Dr. Hasan Akay’ın danışmanlığında hazırladığı Hızırla Kırk Saat’in Kurgusal Yapısı adlı çalışma ile yüksek lisansını tamamladı. 2019’da ise yine aynı üniversitede Prof. Dr. Hasan Akay’ın danışmanlığında hazırladığı Türk Hikâyeciliğinde Anlatıcı-Okur İlişkileri (Sabahattin Ali, Sait Faik ve Mustafa Kutlu Örnekleri) konulu tez ile doktor unvanını aldı.

Yüksek öğreniminin ardından bir süre editörlük yaptı. 1987 yılında Şule Yayınları’nı kurdu. 1997 Ekim’inde yayın hayatına başlayan Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. Sadece şiirin değil, sanatın diğer alanlarıyla da zenginleşen muhtevasıyla dergi 24 sayı devam etti. Edebiyatla birlikte tiyatro, sinema, müzik, fotoğraf gibi sanatın diğer alanlarında da genç yeteneklerin kendini keşfetmesine zemin hazırlayan Merdiven Sanat, ilk hikâyelerin, ilk şiirlerin, ilk yazıların, ilk röportajların kısacası ilklerin dikkate alındığı, aynı zamanda bugünün edebiyat dünyasında halen aktif olarak yer alan isimlerden neredeyse büyük bir bölümünün yolunun geçtiği bir dergi oldu: “Doğrusu kapsayıcı ve kucaklayıcı olmak, Türk edebiyatına taze kan olabilecek yeni isimleri aramak, edebiyatın diğer sanatlarla yan yana yürütülecek bir etkinlik olduğuna dikkati çekmek ve bütün bunları samimi bir edebiyat platformunda gerçekleştirmek muradımızdı. Nitekim muradımız kısmen gerçekleşmiştir.” (Şenel 2007: 86).

Ali Ural, Merdiven Sanat’ın yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayımladı. Bu derginin yayın yönetmenliğini yapmanın yanında dergide şiir, öykü ve makalelerini yayımladı. 2005-2007 yılları arasında Şule Yayınları bünyesinde 15 sayı çıkan, şiir ve poetika dergisi olan, farklı düşünce ve şiir anlaşışındaki pek çok şaire kürsüsünü açan ve “koro halinde şarkı söyleyenlerin değil, bireysel zenginlikleriyle bir yandan kendi enstrümanlarını çalarken öte yandan Türk şiirinin büyük senfonisine notalarını katma endişesi taşıyanların dergisidir.” (Şenel 2007: 92) şeklinde tanımladığı Merdivenşiir’de yazılarını kaleme aldı. Burç FM’de “Merdiven” adlı bir program hazırladı.

2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanlığı’nı yürüttü. Bir süre Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. Aynı zamanda İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, 2009 yılında birincisi düzenlenen ve 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nca desteklenen İstanbul Edebiyat Festivali’nin genel koordinatörlüğünü yaptı. Frankfurt ve Paris Kitap Fuarları’nın Türkiye Ulusal Yürütme Komitesi’nde yer alan Ural, Enver Ercan ile fuarların edebiyat moderatörlüğünü yaptı.

2011 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde “Yaratıcı Yazarlık” ve “Yazılı ve Sözlü Anlatım”, 2017’den itibaren İstinye Üniversitesi’nde “Yazılı ve Sözlü Anlatım” dersleri verdi. 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak’ın genel yayın yönetmenliğini yaptı. Tam adı Abdurrahim Ali Ural olmakla birlikte eserlerinde A. Ali Ural imasını kullandı. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Şiir yazmaya çocuk yaşlarda başlayan A. Ali Ural’ın “Öfkeli Çocuklar” adlı ilk şiiri 1982 yılında Mavera dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda şiir, yazı ve hikâyelerini Akşam, Âyine, Hece, İlk Tohum, Karabatak, Kitaphaber, Kuşluk Vakti, Mavera, Merdiven Sanat, Merdivenşiir, Mürekkep, Özgür Açılım, Sabah, Sağduyu, Star, Türk Dili, Varlık gibi dergi, gazete ve eklerinde yayımladı. İlk şiir kitabı Körün Parmak Uçları 1998’de yayımlandı. Adından çokça söz ettiren bu kitabı 2006 yılında Kuduz Aşısı adlı ikinci şiir kitabı takip etti. Yedi yıl aradan sonra 2013’te şiirinin beslendiği kaynakları göstermesi bakımından da önemli bir yer tutan Gizli Buzlanma’yı yayımladı. Şairin poetik duruşunu ele veren şiirlerin yer aldığı bu eser, 2013’te kendisine Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Yılın Şiir Kitabı” Ödülü’nü getirdi. 2017’de ise Mara ve Öteki Şiirler adlı dördüncü şiir kitabını yayımlandı.

Okurlarını şaşırtmayı seven Ural, bunu sadece yazdıklarıyla değil, seçtiği edebi türle de sağladı. Şiirle başlayan serüveni deneme ve öyküyle devam etti. Ural’ın ilk denemesi, Posta Kutusundaki Mızıka adıyla 1999’da yayımlandı. Samimi dili ve üslubuyla dikkat çeken mektup tarzında kaleme aldığı bu ilk deneme kitabını 2004’te Makyaj Yapan Ölüler izledi. Gazete haberlerini edebiyat süzgecinden geçirerek kaleme aldığı bu eserinde özellikle insan unsurunu ön plana çıkardı. Gerilim ve merak unsuruyla ördüğü metinlerde kullandığı titiz ve özgün üslupla dikkat çekti. 2006’da Resimde Görünmeyen, 2007’de Doğu’dan ve Batı’dan portreler sunduğu Güneşimin Önünden Çekil adlı denemeleri yayımlandı. Güneşimin Önünden Çekil’de Ezop, Petrarca, Cervantes, Goethe, Tolstoy, Rilke, Ahmet Yesevi, Ferîdüddîn Attar, Sâdî Şirazi, Nâbî, Şeyh Galib, Dede Efendi, Arşimet, Newton, İbn Sina, Eflatun, Leibniz, Kierkegaard, Bergson, İmam Mâlik, İbn Haldun, Akşemseddin, Yahya Efendi gibi daha birçok önemli şahsiyetle ilgili ayrıntıya, anekdota yer verdi. 2008’de akıcı bir dille kaleme aldığı Satranç Oynayan Derviş adlı eserinde biyografi türüne yeni bakış açıları getirdi. Bu kitabında Konfüçyüs, Dante, Şems-i Tebrizî gibi onlarca tarihî şahsiyeti konuk etti. Bu eserleri 2009’da Tek Kelimelik Sözlük, 2010’da Tek Kelimelik Sözlük’ün devamı niteliğindeki Ejderha ve Kelebek adlı eserler takip etti. Kelimelerin öykülerini anlattığı özünde bir sözlüğü ihtiva eden bu eserlerde toplamda 99 kelimeye yer verdi. Deneme türündeki eserlerini 2015’te Peygamber’in Aynaları, 2017’de Bisiklet Dersleri ve 2018’de Ay Tiradı adlı eserler izledi. Denemelerinde yalın, sıcak, samimi, akıcı, insanı saran, insanın kalbine dokunan dili ve üslubu ile dikkat çekti. Yangın Merdiveni / Kaçış Hikâyeleri (2000) ve Fener Bekçisinin Rüyaları (2000) adlı öykü kitapları da bulunan A. Ali Ural’ın şehir monografi türünde Bostancı Bahane (2010) adlı bir kitabı ve tercüme türünde İmam Şafiî Divanı (2002) adlı çalışması da mevcuttur. Bununla birlikte Ural, 2015’te Abdullah Tukay Büyük Ödülü’ne (Tataristan) ve Türkiye Yazarlar Birliği Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülü’ne layık görüldü.

Çocukluk yıllarından itibaren şiirle uğraşan ve yazmak hayali dışında pek hayal kurmayan Ural’a göre her çocuk şairdir (Şenel 2007: 83). Nitekim kendisi de “Aşı” adlı ilk şiirini sekiz yaşında yazdı. Ural’ın şiir serüveninde Arabistan yılları önemli bir rol oynadı. Nitekim 1979 Şubat’ında henüz 19 yaşında iken o zamana kadar yazdığı bütün şiirleri geride bırakarak bir bavul kitapla Arabistan’a giden Ural için Arabistan, “Dünyanın en yalnız Arabistanı”ydı. (Şenel 2007: 83). Arabistan yıllarını “kendi sığınağımdı” dediği şiir sığınağında yaşadı. Buradaki serüven ona kendine dönme, yoksulluklarını ve zenginliklerini keşfetme fırsatı tanıdı (Şenel 2007: 85). Arabistan’da dört şiir kitabı yazdı, ancak bu şiirlerle henüz aradığı şiire ulaşamadığını düşünen Ural, “Öfkeli Çocuklar” şiiri de dahil olmak üzere bunlardan hiçbirini Körün Parmak Uçları ve Kuduz Aşısı’na almadı: “Eğer o şiirleri reddetmeseydim ne Körün Parmak Uçları olurdu, ne de Kuduz Aşısı” (Şenel 2007: 85-86).

İnsanı kainatın en büyük enstrümanı olarak gören Ural (Çelik 2018), insan ruhunu umursayarak şiir yazmaya başladı ( Fedai 2007: 38) ve içinde bulunduğu dönemin ruh halini yansıtan şiirler yazdı. İnsanların hallerinde onların görüntülerini aradı ve bu halleri çoğu kez geniş bir zamanın içinde ele aldı. Şenel’in ifadesiyle Ural’ın şiirleri, dünya üzerinde kendince bir yol tutmaya çalışan insan hallerinin psikolojilerini okura neredeyse aracısız sundu (Şenel 2007: 52). Şiirlerinde insanın ruh hallerine ait göstergelerin yanında “portre ustası” gibi insan yüzüne ilişkin olanlara da sıkça yer verdi. Özellikle Körün Parmak Uçları’nda dikkat çeken bu husus, bazen tamamlanmış bazen kesik kesik bırakılan insani görüntüleri gün yüzüne çıkardı (Fedai 2007: 38-39).

Ural, şiiri, içinde bulunduğu çağa direnme aracı olarak gördü. Kendisi de bugünün şiire getirdiği bütün sorumlulukları yüklenmiş biri olarak (Özer 2007: 46, 48) şairin sorumluğu noktasında şairlerin toplumlarını gözetmeleri gerektiğine inandı: “kucaklayamaz kapı kolları/koluma gir diyemez kapı kolları/yalnız körler farkeder/masa temizlenirken ıslak bir bezle/sofradan kalkan açları” (“Körün Parmak Uçları”ndan, Ural 2007: 19).

“Duyarsızlık”ın yeni bir duyu olmasından şikayet eden Ural, ilk şiir kitabı Körün Parmak Uçları’nda şairin sorumluluğunu “Halbuki bizim uyuşmaya değil ağrıya ihtiyacımız var, körelen sinir uçlarımızı yeniden bilemeye. Ana renklerle yaşadığımız kaba saba hayatla yetinmeyip unutulan tonları yeniden diriltmeye. Körün Parmak Uçları işte bu algı arayışı içinde mayalandı.” sözleriyle ortaya koydu (Şenel 2007: 87). Ona göre sanat eserinin okurun keyfini artırmaktan başka bir işlevi daha olmalıydı. Zira harekete geçirmeyen rahatsızlık şifasız bir rahatsızlıktı (Çelik 2018). Bu çerçevede içinde çok sayıda şiir kurma biçimini barındıran Körün Parmak Uçları’ndaki şiir adları ile hastalık, korku, tekinsizlik, bozulma, tehlike ve tehdit altında olma, adaletsizlik, dışlanmışlık, çıkış arama gibi konularda okura geniş bir yelpaze çizdi (Özer 2007: 46).

Şiirlerinde geçmişin izlerine rastlanmakla birlikte günümüzdeki olaylara da yer veren Ural’a göre şair, yaşadığı çağın sınırlarını aşabilmeli, sadece kendi çağındaki haksızlıkları değil, gelecek çağdaki haksızlıkları da reddedebilmeli idi. Şairin sorumluluğu da bu noktada başlıyordu. Bu sorumluluk, nefesi tükenene kadar su altında kalmak ve mısralarını fısıldamaya devam etmek, kırılsa bile ayna olmaktan vazgeçmemekti. Bu tavrın bir gereği olarak kendisi de “selam olsun benden Bolu Beyi’ne” dizesini “Benden selam söyle be me sekreterine” dizesine dönüştürdü. Zulmün gerçek yüzünü ifşa ederek Bosna’da mazlumların yanında değil zalimlerin yanında duran BM’ye böyle seslendi (Çelik 2018).

Şiirleri arasındaki imge ortaklığından söz eden şair, sekiz yaşında yazdığı ilk şiiri “Aşı” ile 48 yaşında yayımladığı ikinci şiir kitabı Kuduz Aşısı arasındaki süreci çiçek aşısı ile kuduz aşısı arasında geçen bir serüven olarak tanımladı (Şenel 2007: 83). Poetik bir tavrın ifadesi (Fedai 2007: 41) olarak da okumanın mümkün olduğu Kuduz Aşısı’ndaki “Hidrofobi”, “Keskin Nişancı” şiirlerinde korku, ölüm, cinayet imgeleri derinlik kazandı. Kitaptaki şiirlerin isimlerinin aynı zamanda bu şiirlerin anahtarı olduğunu belirten şair (Şenel 2007: 94), kuduzun belirtilerini imgelem âlemine farklı renklerle taşıdı. Ural, “modern hayatın göstergeleri kuduzu işaret edip duruyor hep: huzursuzluk, hırçınlık, tedirginlik ilk belirtileridir kuduzun, ruhsal çöküntü ve felç daha sonraki belirtileri. Duyu bozuklukları, nefes darlığı, çırpınma nöbetleri ve nihayet su korkusu yani hidrofobi! Yüce Allah “Biz her şeyi sudan yarattık” derken, insanın sudan korkması ne müthiş! İşte bu paradokstan doğuyor Kuduz Aşısı” (Tunç 2007: 57) sözleriyle şiirindeki bütünlüğü sağlayan unsurları açıkladı.

Geçmişle gelecek arasında köprü kurduğu şiirlerinde yeni ahenk ve anlam katmanlarına ulaştı. Sıklıkla başvurduğu çağrışım ve metaforlarla, şiirlerindeki imgelerin özgünlüğü ile dikkat çekti. Özellikle dünyanın açtığı yaralara karşı bir “Osmanlı tokadı” (Akbulut 2007: 71) olarak değerlendirilen Kuduz Aşısı’nda özgün imgeleri ile dikkat çekti.

Zanaatla birlikte sanatın da usta çırak ilişkisini gerektirdiğini ve bunun yerel olmadığını, evrensel bir gelenek olduğunu savundu (Şenel 2007: 91). Bu noktada Gizli Buzlanma’daki şiirleri de önceki şiirleri gibi çağrışım ve ritimle şekillendi. Geleneğin bugünün araçları ile yorumlanması gerektiğini düşünen Ural, Gizli Buzlanma için “”Münâcatın Kıyısında” ve “Naatın Kıyısında” bir süre durup sözün mutlak sahibini ve O’nun kabir toprağında bile estetik arayan elçisini hatırlamadan “Şiirin Kıyısı”na gitmek istemedim bu defa. Yunus’un, Şeyh Galib’in ve Fuzuli’nin ayak izlerini takip eden her şairin eninde sonunda uğraması gereken duraklardı bunlar.” sözleriyle gelenek karşısındaki tavrını belli etti. Bu üç şiirin arkasından ise “Muamma” geldi. Zira ona göre her sahih şiir bir muamma idi (Özer 2014).

Türk şiirinin gelişim süreci içinde Türkçenin işlemesiyle kazandığı seslerden mizacına uygun olanı seçip geliştirerek kendine has bir şiir oluşturan Ural, özellikle Körün Parmak Uçları’nda bu sesle nesnelerin kimini örttü, kimini aşikâr etti (Fedai 2007: 39). Şiirde yeniliği, var olanın yeni bir boyut kazanması olarak yorumlarken “Bir günah işle ve onu öldür!” (Ural 2007: 11) mısraının geçtiği “Muhteva” başlıklı şiirini Körün Parmak Uçları ile Kuduz Aşısı arasında köprü olarak değerlendirdi. Yunus Emre’nin “Her dem yeni doğarız bizden kim usanası!” sözünü her şaire yol gösterecek bir rehber olarak gördü (Şenel 2007: 88).

Ural’ın şiir kitapları farklı ses, örgü ve çağrışım zenginliği ile dikkat çekti. Şair sözün ve ahengin sonsuz imkânları varken şiirin tekrarlardan kurtulması gerektiğini dile getirdi (Şenel 2007: 88). Bu bakımdan şiirlerinde üslup zenginliğinden söz etmenin mümkün olduğu Ural’ın, bu üslup zenginliği içinde “kendi’nin farklı seslerini bulmak” söz konusu oldu (Batmankaya 2007: 50). Nitekim şiirin okurun algılarını alt üst etmesi gerektiğini düşünen Ural, dizelerinin uzunluğu ile dikkat çeken Mara ve Öteki Şiirler’de hem yeni şeyler denedi, hem eski izleri takip etti. Kitapta 300 yıllık bir hikâyenin peşine düşen şair, günümüzdeki olayları da görmezden gelmedi (Çelik 2018).

Şiirlerinde hem kelimeleri asli yanlarıyla algılayıp aslına döndürmeyi başardı hem de onlarla kurgu oluşturdu (Fedai 2007: 42). Yaşadığı yüzyıla kulağını dayayıp, şiirini bu yüzyılın içindeki kelimelerle, kavramlarla şaşırtıcı bir tarzda kurguladı (Sevim 2007: 76). Şiir yazmak için her şeyden malzeme çıkarabilen ve bu anlamda nesnelerle ilişkisi önemli bir yer tutan Ural, şiirlerinde romantik duygusallıklara yer vermedi. Arap dilini ve edebiyatını iyi bilen, Kur’an ilimleri öğrenmiş biri olarak divan şiiri ya da Arap şiiri gibi müzikal yanı ağır basan bir şiire odaklanmak yerine temiz bir Türkçeyle, ölçüye, kurala bağlı kalmadan yazmayı seçti (Özer 2007: 46).

Şiirlerinde kelimelerdeki soyutlama dikkat çekti. Fedai’nin ifadesiyle resimle düşünen Cézanne gibi Ural da şiirle düşündü. Gördüğünü soyutlayarak aktardı, farklı imgeleri ve görüntüleri yan yana getirdi (Fedai 2007: 39, 41). “Cehennem Marko Palto” isimli şiirinde görüldüğü üzere her ne kadar soyut bir resim çizse de malzemelerini bildiğimiz kelimelerden seçti. Sevim’in dile getirdiği gibi Ural’ın şiirinin yapı taşlarından birisini oluşturan hissin ve aklın birleşmesiyle şiirlerinde “kusursuz bir karışım” ortaya çıktı. “Böylece şiir salt hissin vıcık vıcık sokaklarından ya da salt aklın rahatsız edecek kadar kaba yollarından arınmış” oldu (Sevim 2007: 76).

Şiirde ritim duygusuna önem veren şair, şiirdeki ritmi sözcük tekrarı olarak görmedi. Neyin tekrarlandığı kadar nerede ve kaç kez tekrarlandığının da önemli olduğunu belirtti (Özer 2014). Zira ona göre şiirin şablonlarla işi olmamalıydı (Şenel 2007: 95): “yorulmazdım aynı ritmi trampetle çalmaktan/senelerce yorulmazdım beklemekten şiiri/(..)/şiiri bekleyenlere eşlik eder trampet/sen ritmi bul şiir gelir kör şaire inandım (“Trampet Ritimleri”nden, Ural 2014: 62).

Ural, şiirde açıklık kapalılık tartışmasını aşmış biri olarak bazı durumlarda anlaşılır olmak, anlam üretmek peşinde de olmadı. Anlatmak için kimi zaman bir sözcüğün, kimi zaman görsel ya da işitsel bir imajın yeterli olduğunu düşündü (Özer 2007: 48). “Aslında şiirimi anlatmak gibi bir derdim yok. Şiirin böyle bir derdi yok aslında. Dikkatli bir bakış imgeler arasındaki gizli teyelleri keşfedebilir. Çağrışımların daldan dala atlayıp bir orman yangını gibi şiiri nasıl kuşattığını dehşetle seyreder” (Şenel 2007: 95) sözleriyle şiirinin anlaşılması noktasında okurunu da işin içine dahil etti. Hemen her eserinde okurunu dışlamak yerine “olanca yakınlıkla” (Şenel 2007: 52) onu kucakladı.

Şair için “temel” olarak gördüğü şiiri Ural, “sezen ve sezdiren bir şey” olarak tanımladı (Çelik 2018). Zira her şeyi anlatma çabasıyla bütün boşlukların kapatıldığı havasızlıktan boğulmuş metinlerle zamana direnmenin mümkün olmadığını düşünen şaire göre önemli olan söylenmeyen idi. Bu noktada Ural, şiiri konuşmaktan çok susma işi olarak değerlendirdi. Öykülerinde de susmayı tercih ederek “özü kabuğundan ayırma”ya çalışan Ural, okur imgelemiyle harmanlanıp her seferinde yenilenme imkânına kavuşması için öykülerinin ucunu açık bıraktı (Şenel 2007: 89). Asıl olanın niyet olduğunu düşünen Ural’a göre her sözün kalbe ulaşmasına gerek de yoktu. Zira onun için bir kişi tarafından anlaşılmak bile çok değerli idi: “Olsun. Varsın bizi bir kişi dışında hiç kimse anlamasın. Bir kişi her şeydir. Şairler de yazarlar da aslında bir kişi için yazarlar.” (Şenel 2007: 90).

Şiirde “öz”e önem veren şair şiirin, evrenin her köşesinde, insanın her halinde gizli bulunduğunu ve toprağa karışmış bu “cevher”in şair tarafından ayrıştırılmayı beklediğini savundu: “Biz şairler ancak başkalarının göremediği bir biçimde görebilmeyi başardığımız takdirde özü posadan ayırabilir, bütüne işaret eden parçayı ortaya çıkarabiliriz. Şiiri mayalayan öz de budur işte.” (Şenel 2007: 89). Şiiri maddenin ruh karşısındaki yenilgisi olarak tanımlayan (Ural 2015) ve şiirde samimiyete oldukça önem veren şair, samimiyeti ise şiirin sırat köprüsü olarak değerlendirdi (Özer 2014).

Şiirlerinde ölüm, yalnızlık, korku, kaygı, tekinsizlik, dışlanmışlık, varlık, yolculuk, tabiat, çocukluk, geçmişe özlem, adaletsizlik, aşk gibi çeşitli temalarla birlikte tarihe, mimariye ve mekâna ait unsurlara da yer verdi. Tarihi, şaşaadan ve karanlıktan uzak, “sanatın bir kolunda bulunuşuyla” (Sevim 2007: 76) şiirlerine dahil etti. Özellikle Körün Parmak Uçları’ndaki mekânla ilgili öğelerin kullanımında büyük şehrin şaşaası içinde gezinen, gezinirken gördüklerini kaydeden, hayata çok yakından bakıp onu kendi gerçekliğini bozmadan şiire taşıyan şairin titizliğini gösterdi (Özer 2007: 47). “Pencere Sen Aç Beni” şiirini ise mimari öğeler üzerinde kurdu (Şenel 2007: 95).

A. Ural’ın tema zenginliği ile dikkat çeken şiirlerini “zamana ait vesikalar” olarak da düşünmek mümkündür. Zira onun şiirleri, ortama ve şaire ait bilinçaltının şiire eşlik ettiği metinlerdi (Tunç 2007: 64). Bu noktada Ural, şairin, olmak istediği insanla arası açılan mutsuz insana mesafeyi kapatma imkanı sunduğunu düşündü. Zira ona göre şair, “hayalleriyle gerçeği besleyen” kimse idi (Çelik 2018). Bu bakımdan hemen hemen bütün şiirlerinde okuru geniş bir imge dünyası ile karşılayan şair, şiiri sarhoşlukla akıl arasında ararken şiir türünü dağ başına yerleştirdi: “Şiirin yeri dağ başlarıdır bataklıklar değil!” (Şenel 2007: 89, 93).

Gelenekten beslenirken moderne de sırtını dönmeyen, şiirlerinde ortamın düşüklüklerinden uzak kalmayı ilke edinen Ural, bir kuyumcu titizliğiyle işlediği şiirlerini mutlak değerler ve ebedilik üzerine inşa etti (Tunç 2007: 64). Hikâyeleri sürrealist özelliklerle ve kurgusuyla dikkat çekerken, denemeleri Ural’ın geniş ve zengin birikiminin birer yansıması oldular.

Kaynakça

Akbulut, Ali Ömer (2007). “Varsın Dünya Düşünsün Şimdi”. Merdivenşiir. S. 13-14: 66-71.

Batmankaya, Murat (2007). “Kor Halinde Şenlik Beklentisi”. Merdivenşiir. S. 13-14: 49-51.

Çelik, Şafak (10 Ocak 2018). “Şairin sorumluluğu ayna olmaktan vazgeçmemek”. Yeni Şafak Kitap Eki.

Fedai, Celâl (2007). “Tinselliğin Azaldığı Bir Dünyada A. Ural’ın Şiiri”. Merdivenşiir. S. 13-14: 31-42.

Genç, Mehmet Sabri (2007). “Şeytana Kulak Asmayan Şair: A. Ali Ural”. Merdivenşiir. S. 13-14: 78-81.

Işık, İhsan (2007). Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi. C. 9. Ankara: Elvan Yayınları. 3672-3673.

Özer, Nilay (2007). “’Hemzemin Geçitte Tuhaf Bir Şarkı’: A. Ali Ural’ın Şiirleri ve Estetik Sorumluluk”. Merdivenşiir. S. 13-14: 43-48.

Özer, Adnan (24 Mart 2014). “Gelenekten sonrası yalnız yürünecek”. Akşam.

Sevim, Ayşe (2007). “Güzele Bakma Cesareti Gösteren Şiir”. Merdivenşiir. S. 13-14: 72-77.

Şenel, Abdurrahman (2007). “Şiir Darlığına Karşı ‘Kuduz Aşısı’”. Merdivenşiir. S. 13-14: 52-53.

Şenel, Abdurrahman (2007). “A. Ali Ural ile Şiirini Konuştuk”. Merdivenşiir. S. 13-14: 82-95.

Tunç, Mehmet Akif (2007). “Günümüz Ortamında Şairin Ödevi ve A. Ali Ural’ın Şiiri”. Merdivenşiir. S. 13-14: 54-65.

Ural, A. Ali (2007). Körün Parmak Uçları. İstanbul: Şule Yayınları.

Ural, A. Ali (2008). Güneşimin Önünden Çekil. İstanbul: Şule Yayınları.

Ural, A. Ali (2014). Gizli Buzlanma. İstanbul: Şule Yayınları.

Ural, A. Ali ( 14.08.2015). “Parçalanmış İnsan Parçalanmış Sanat”. Karabatak.

Ural, A. Ali (14.08.2015). “Maddenin Ruh Karşısındaki Yenilgisi: Şiir”. Karabatak.

Yalçın, Murat (Ed.) (2001). Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi. C. 2. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. 1058.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. SERAP ASLAN COBUTOĞLU
Yayın Tarihi: 11.11.2019

Eser AdıYayın eviBasım yılıEser türü
Körün Parmak UçlarıŞule Yayınları / İstanbul1998Şiir
Posta Kutusundaki MızıkaŞule Yayınları / İstanbul1999Deneme
Yangın Merdiveni / Kaçış HikâyeleriŞule Yayınları / İstanbul2000Hikâye
İmam Şafiî DivanıŞule Yayınları / İstanbul2002Çeviri
Makyaj Yapan ÖlülerŞule Yayınları / İstanbul2004Deneme
Kuduz AşısıŞule Yayınları / İstanbul2006Şiir
Resimde GörünmeyenŞule Yayınları / İstanbul2006Deneme
Güneşimin Önünden ÇekilŞule Yayınları / İstanbul2007Deneme
Satranç Oynayan DervişŞule Yayınları / İstanbul2008Deneme
Tek Kelimelik SözlükŞule Yayınları / İstanbul2009Deneme
Ejderha ve KelebekŞule Yayınları / İstanbul2010Deneme
Bostancı BahaneHeyamola Yayınları / İstanbul2010Diğer
Fener Bekçisinin RüyalarıŞule Yayınları / İstanbul2011Hikâye
Gizli BuzlanmaŞule Yayınları / İstanbul2013Şiir
Peygamberin AynalarıŞule Yayınları / İstanbul2015Deneme
Bisiklet DersleriŞule Yayınları / İstanbul2017Deneme
Mara ve Öteki ŞiirlerŞule Yayınları / İstanbul2017Şiir
Ay TiradıŞule Yayınları / İstanbul2018Deneme

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Vedat Türkalid. 13 Mayıs 1919 - ö. 29 Ağustos 2016Doğum YeriGörüntüle
2Öztopçu, Kadrid. 1954 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Gökhan Taner Günsand. 04 Ağustos 1978 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4Bice, Hayatid. 01 Mart 1959 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5SEZAİ, Sezai Arabacıd. 1959 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6EJDER ESEDOĞLU İBRAHİMOVd. 1959 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7Şefika Refikd. 1978 - ö. ?MeslekGörüntüle
8Mücahit Mümind. 1944 - ö. ?MeslekGörüntüle
9Teoman, Zekid. 9 Mart 1912 - ö. 10 Mart 1990MeslekGörüntüle
10Yavuz Adugitd. 1973 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11Kandemir, Mehmet Yaşard. 1941 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12Nasuh Mahrukid. 21 Mayıs 1968 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13ALİ CEMÂLEDDÎNd. ? - ö. 1874-5'ten sonraMadde AdıGörüntüle
14Attilâ İlhand. 15 Haziran 1925 - ö. 10 Ekim 2005Madde AdıGörüntüle
15NEVRUZ, Ali Askeroğlud. 1905 - ö. ?Madde AdıGörüntüle