NEHCÎ, Seyyid Mustafa Dede

(d. 1025/1616 - ö. 1091?/1680?)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)
ISBN: 978-9944-237-86-4

Nehcî'nin hayatına dair en önemli kaynak Tuhfe'sidir. Burada şair kendi hayatıyla ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir (33b-54b). Tuhfe'ye göre şairin künyesi Mustafa Nehcî Dede İbn Seyyid Himmet el-Hüseynî el-Halvetî el-Behesnî'dir. Buna göre şair, şuara tezkirelerinde verilen bilgilerin aksine "Şerif" değil "Seyyid"dir, yani Hz. Hüseyin (ö. 680) soyundan gelmektedir. Özellikle Esrar Dede Tezkiresi'nde belirtildiği üzere Mevlevî değil Halvetî'dir, yine doğum yeri Nesleb veya Rumeli'de Belen kasabası olmayıp Besni'dir (bugün Adıyaman'ın ilçesi). Tezkirelerdeki bilgiler Nehcî mahlaslı bir başka şairin daha olduğu düşüncesini doğursa da örnek olarak verilen şiirler Nehcî Mustafa Dede'ye aittir. Nehcî, 14 Şaban 1025/27 Ağustos 1616 Berat gecesi Besni'de dünyaya gelmiştir. Şairin uzun süren bir öğrenim hayatı olmuştur, daha sonra 1055/1645'te nakîbüleşraflık olduğunu tahmin ettiğimiz resmî bir görev aldı. Bu görevi bir süre yürüttükten sonra müderrislik vazifesi alabilmek maksadı ile 28 Muharrem 1059/11 Şubat 1649 Cuma günü İstanbul'a geldi. Mülazemet isteği ile Mehmed Bahâyî Efendiye (ö. 1653) Farsça bir "Subhiyye" terci-bend sundu ve fetva teşrifi maddesinden mülazemete kabul edildi. Mülazemetini tamamlayan şair bu defa dönemin Anadolu kazaskeri Hüsam-zade Abdurrahman Efendi'ye Farsça bir gazel sunarak müderrislik talebinde bulundu. Gazeli beğenen Abdurrahman Efendi, şairi yevmiyesi 25 akçe olan bir medreseye tayin etti. Nehcî, müderrislik vazifesini yaparken bir süre Tekeli Sarayında (bugün Süleymaniye'de İstanbul Müftülüğünün bulunduğu yer) oturmuştur. Daha sonra birtakım saikler ve manevi işaretler neticesinde tasavvuf yoluna girmeye karar verdi ve 5 Muharrem 1063/6 Aralık 1652'de Halvetîliğin Cihangirî kolunun pîri olan Hasan Burhaneddin Efendi (ö. 1664)'ye intisap etti. Huzur dervişi olan şair resmî görevlerinden de istifa etti. Bir süre sonra Cümadelahire 1065/Mart 1655'te Cihangirî halifesi oldu. Bu sırada İstanbul'da bulunan büyük oğlu Seyyid Muhyiddin de Hasan Efendiye bağlanarak tasavvuf yoluna girdi. Hasan Efendi, şaire 1 yıllığına izin vererek memleketi Besni'ye dönmesine müsade etti. Bu yolculuk sırasında şair önce şeyhinin köyü olan Perçenç (Elazığ-Akçakiraz)'e giderek bozulmuş olan su yolunu tamir ettirdi, daha sonra 22 Şaban 1065/27 Haziran 1655'te Besni'ye geçti. Yaklaşık 1 yıl memleketinde kalan şair, küçük oğlu Seyyid Seyfullah ve bir dervişi ile birlikte 23 Zilkade 1066/12 Eylül 1656'da Besni'den yola çıkarak 8 Muharrem 1067/27 Ekim 1656'da İstanbul'a geldi. 3 Safer 1067/21 Kasım 1656'da kendisine siyah sarık sarıldı, küçük oğlu da tasavvuf yoluna girerek huzur dervişi oldu. 1068/1657'de İstanbul'da baş gösteren veba yüzünden oğlu Seyfullah vefat etti ve Karacaahmed Mezarlığına defnedildi. Şair 1073/1663 yılına kadar Cihangir'de tekkede hizmete devam etti. Sonunda dönüş izni alarak 28 Şevval 1073/Haziran 1663'te Besni'ye döndü. Zilhicce 1074/Temmuz 1664'te oğlu Muhyiddin'i evlendirdi. Kanun-ı evvel 1076/Aralık 1665'te Çavuşzade Mehmed Paşa'nın isteği ile (Kahraman) Maraş'a gitti. Paşa, bu dönemde Maraş valisiydi. Paşa'nın Şam valisi olması üzerine onun maiyetinde 4 Zilkade 1077/28 Nisan 1667'de Şam'a gitti. Burada metruk vaziyette bulunan Şems Ahmed Paşa Tekkesi'ne yerleşti. Daha sonra Şam kadısı, Şeyhülislam Bahâyî Efendi'nin kardeşi Yahya Efendi'nin arzı ile bu tekke Nehcî Dede'ye verilmiştir. 1080/1670'te hastalanarak bir yıla yakın iyileşemedi, sonunda kurtuldu. 1082/1671 ve 1084/1674'te iki kez hacca gitti. 1086/1675'te Edirne gezisine çıktı. Bu sırada İstanbul'a da uğrayarak Cihangir'deki tekkeyi ziyaret etti. Aynı yılın sonunda yeniden Şam'a döndü. Muharrem 1087/Mart 1676'ta tekkeye yeni odalar ekleyerek ailesini Besni'den getirtti. Oğlu Muhyiddin ise 2 Rebiülevvel 1090/12 Nisan 1679'da nakibüleşraflık vazifesi ile Besni'ye döndü. Nehcî Dede, Tuhfe'sini 1090 yılında olan olaylarla bitirmektedir. Bundan sonra ne kadar daha yaşadığı ise bilinmemektedir. Şairin ölüm tarihi Hafız Hüseyin Ayvansarayî'nin Mecmû'a-i Tevârîh'inde 1088/1677 olarak verilmektedir ki bunun doğru olmadığı açıktır. Esrar Dede (ö. 1797) ise Tezkire'sinde onun 1127/1715'te öldüğünü söylemektedir. Esrar Dede'nin şairle ilgili verdiği diğer bilgilerin yanlışlığı dikkate alınınca ölüm tarihine de şüphe ile yaklaşmak gerekmektedir. Biz Nehcî Dede'nin 1091/1680 yılı civarında ölmüş olabileceğini tahmin ediyoruz.

Şairin 2 eseri bilinmektedir:

1. Dîvân: Mürettep bir divandır. Eserde 9 kaside bulunmaktadır. Bunlardan 1'i Farsçadır. İkisi Hasan Burhaneddin Cihangirî medhiyesidir. Biri Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, biri Sadrazam Melek Ahmed Paşa, ikisi Defter İbrahim Paşa ve biri Defterdar Ahmed Paşa için kaleme alınmıştır. Bir kasidenin ise memduhu belli değildir. Divanda yer alan 2 terci-bendden ilki naattır. İkincisi ise Hasan Cihangirî medhiyesidir. Yine divanda 38 kıt'a-i kebire, 349 gazel, 136 rubai, 7 kıt'a, 1 lugaz, 42 muamma ve 1 ferd yer almaktadır. Nehcî'nin şiirlerinde en çok kullandığı aruz kalıbı hezec bahrinin 4 mefaîlün kalıbıdır. Yine şair mürdef kafiyeye daha çok yer vermiştir. Şiirlerde redif kullanımı da dikkati çekecek seviyededir. Divanın 6 nüshası tespit edilmiştir, bunlar: Paris Bibliotheque Nationale 1192'de 116 yaprak, Topkapı Sarayı Müzesi Hazine 934'te 106 yaprak, Medine Arif Hikmet Bey Kütüphanesi 198/811'de 103 yaprak, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY. 2929'da 115 yaprak, yine aynı kütüphanede TY. 188'de 93 yaprak hâlinde ve son nüsha da aynı kütüphanede TY. 780 numaradaki mecmua içindedir.

2. Tuhfetü's-Sâlikîn ve Hedîyetü'l-Mütereşşidîn: Eser, Halvetî'yenin Cihangirî kolunun kurucusu olan Hasan Burhaneddin Cihangirî'nin hayatı, tarikatteki sülûkü, şeyhliği, menkıbeleri ve halifelerini konu edinir. Eser mensur olup, arada manzum parçalar bulunmaktadır. Eserin en önemli özelliği, Cihangirilik ve Cihangirî halifeleri hakkında birinci derecede kaynak olmasıdır. Yazar, eserinde kendi hayatı hakkında da ayrıntılı bilgi vermektedir. Eserin 3 nüshası tespit edilmiştir, bunlar: Millet Kütüphanesi Ali Emiri Şer'iye 1110'da 54 yaprak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi Osman Ergin Yazmaları 111/1'de 58 yaprak hâlinde ve yine aynı yerde 637 numarada kayıtlı nüshadır.

Nehcî, şiirlerinde Nizâmî, Sa'dî, Hâfız, Urfî ve Tâlib'i zikreder, dolayısıyla onları beğendiğini ve onlardan etkilendiği anlaşılmaktadır. Bazı şiirlerinde ise Fuzûlî'nin etkisi görülür. Nehcî'nin güzel gazelleri bulunmakla birlikte tarih düşürmede, kaside ve muamma söylemede daha başarılı olduğunu ifade etmemiz mümkündür.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (2003). Osmanlı Yer Adları Sözlüğü. 2. bs. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Aslan, Üzeyir (2005). XVII. Yüzyıl Türk Klasik Şairlerinden Nehcî Mustafa Dede [1616-1680?], Hayatı, Eserleri, Edebi Kişiliği, Tenkitli Metinler: Divan - Tuhfetü's-Sâlikîn ve Hediyyetü'l-Mütereşşidîn. Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi.

Aslan, Üzeyir (2012). XVII. Yüzyıl Şairi Besnili Nehcî Dede (1616-1680?) ve Divanı. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292417/h/nehci-divani.pdf [Erişim tarihi: 05.11.2013]

Ali Enver (1309/1892). Semâ’hâne-i Edeb. İstanbul: Alem Matbaası.

Blochet, E. (1932-1933). Bibliothèque Nationale Catalogue des Manuscrits Turcs. C. I-II. Paris: Bibliotheque Nationale.

Bursalı Mehmed Tahir (1333-1342/1915-1924). Osmanlı Müellifleri. C. I-III. İstanbul: Matbaa-i Âmire.

Derin, Fahri Çetin ve Vahid Çabuk (hzl) (1985). Ayvansarayî Hafız Hüseyin Mecmû’a-i Tevârih. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.

Gündüz, İrfan (hzl) (1995). Tarikatler ve Silsileleri Tomar-ı Turuk-ı Aliyye: Melâmiyye, Kâdiriyye, Halvetiyye, Sofi ve Tasavvuf. İstanbul: Enderun Kitabevi.

Hulusî Hasan Efendi. Tezkiretü’l-Müteahhirîn. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Ktp. Nu. 111/2.

Keskin, Neslihan İlknur (2003). 17. Yüzyıl Divan Şairi Şerif Nehcî, Hayatı, Eseri, Edebî Kişiliği ve Divanı'nın Tenkitli Metni. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatcı (hzl.)(2001). Mehmed Nâil Tuman Tuhfe-i Nâilî-Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. C.II. Ankara: Bizim Büro Yay. 

Manaz, Abdullah (1992). Suriye’nin Başkenti Şam’da Türk Dönemi Eserleri. Ankara: KB Yay.

Öngören, Reşat (1997). “Hasan Burhaneddin Cihangirî”. İslam Ansiklopedisi. C. XVI. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 310-311.

Sadık Vicdanî (1268/1852). Tomâr-ı Turûk-ı Aliyyeden (Halvetîlik). [İstanbul].

Serin, Rahmi (1984). İslâm Tasavvufunda Halvetîlik ve Halvetîler. İstanbul: Petek Yay.

Şarlı, Mahmut (2001). “Medine-i Münevvere’deki Ârif Hikmet Bey Kütüphanesinde Bulunan Edebiyatla İlgili Türkçe Yazma Eserler”. İlmî Araştırmalar. (11): 99-112.

Taştemir, Mehmet (1999). XVI. Yüzyılda Adıyaman (Behisni, Hısn-ı Mansur, Gerger, Kâhta) Sosyal ve İktisadî Tarihi. Ankara: TTK Yay.

Tolasa, Harun (1979). Şeyhülislâm Bahâî Efendi Divanı’ndan Seçmeler. İstanbul: Tercüman Gazetesi Yay.

Turnalı, A. Bilgin (1993). “Cihangir Tekkesi”. İslam Ansiklopedisi. C. VII. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.540.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1984). Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı. 2. bs. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.

Yazar, L. Nihal (1985). Halvetîliğin Şa’baniyye Kolu Menâkıb-ı Şa’bân-ı Velî ve Türbename. (Ankara): Mas Matbaacılık.

Yıldız, Ahmet Nihat (1993). Nehcî Şerif Mustafa Dede, Hayatı, Eserleri, Edebi Kişiliği ve Divanı'nın Tenkitli Metni. Yüksek Lisans Tezi. Konya: Selçuk Üniversitesi.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. ÜZEYİR ASLAN
Yayın Tarihi: 08.11.2013
Güncelleme Tarihi: 26.11.2020

Eserlerinden Örnekler

Dîvân

Kaside

Mef'ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün

Ey ‘âlem-i cemâle ziyâ-güster âfitâb
‘Âlem cemâlün ister açup göster âfitâb

Ref’ eyle sen nikâb-ı ruhun hayret ile tâ
Kaldurmaya ki ceyb-i ufukdan ser âfitâb

Pîş-i edîb-i hüsnüne sad bîm ü şerm idüp
Her subh-dem çıkınca döker hûn der âfitâb

Tekrârı var iken yine gör ıztırâbını
Düşer hicâba geh tutılur ditrer âfitâb

Hem pîr-i sâl-dîde vü çün tıfl-ı mübtedî
Meşk-ı ta’allümin karalar siler âfitâb

Îcâz ü ihtisâra idüp ragbet-i tamâm
Bir harfe ism ü resmin ider ahsar âfitâb

Hem-çün mülâzımân-ı debistân-ı ma’rifet
Bir levh-i sâde ile gelüp gider âfitâb

Virüp fenâya varlıgını subh-ı sâdıkın
‘Arz-ı cemâl ü vasla ider mazhar âfitâb

Her subh u şâm mushaf-ı âyet-kenârını
Hatm itmege yüzinden açar kapar âfitâb

Tıfl-ı hadîs-i sinn ü kelâm-ı kadîmden
Ve’ ş-Şems ü ve’ d-duhâyı ider ezber âfitâb

Sôfî-i sâf-ı savma’a-i subhgâhdur
İşrâk ile duhâyı kılar çıkar âfitâb

Esrâr-ı seyr ü keşf-i makâmât u hâlden
Gâhî açar cihâna gehî örter âfitâb

Kor iştigâl-i kesretini halvet-i şebe
Kesb-i safâ-yı vahdet içün girer âfitâb

Rûşen-dilân-ı pâk gibi setr-i hâl idüp
Sırr-ı sülûk ü seyrin ider muzmer âfitâb

Gûyâ mürîd-i Halvetîdür vâkı’âtını
Her gün huzûr-ı pîre çıkup söyler âfitâb

Çeşm ü çerâg-ı Halvetiyân kutb-ı evliyâ
Âfâk u enfüse o ziyâ-güster âfitâb

Feyz-i vücûdı enfüs ü âfâka sârî-cân
Nûr-ı cemâli mülk-i dile ezher âfitâb

Sırr-ı hakîkate dili mir’ât-ı pür-safâ
Evc-i kerâmete ruhı rûşenter âfitâb

Şâh-ı felek serîr-i yakîn bahr-ı ma’rifet
Zâtı cihân-ı ‘ilme cihân-perver âfitâb

Zâtı mahabbet-i ezeliyye esîrinün
‘Âlî-mesîr-i pâkine ‘âlîter âfitâb

Râh-ı fenâda vâris-i fakr-ı Muhammedî
Burc-ı vefâda necm-i hüdâ eşher âfitâb

Sultân-ı şark u garb-ı memâliksitân-ı hâl
Sırrı sipihr-i kurba celî-gevher âfitâb

İrşâd kişverine şeh-i mâlikü’ r-rikâb
‘İlm-i ledünnî ‘âlemine enver âfitâb

Tevhîd mâyesine o hum-hâne kalbi kim
Ser-cûş-ı neş’esinde hemân kaynar âfitâb

Bezm-i safânun ol Cemi kim feyz-i cür’ası
Hâk ile sengi gevher iden cevher âfitâb

Mir’ât-ı sırr-ı gayb-ı zamîr-i münîrine
Âyînedân-ı pür-zer ü pür-zîver âfitâb

Mülk-i kanâ’atün o Süleymân-ı vakti kim
Bende felek derinde kemîn kemter âfitâb

Ol pâdişâh-ı memleket-i reh-berî ki kor
Pây-ı semend-i ‘azmine ser-efser âfitâb

Ol kim o nâm-ı pâkini tâ gözleyüp edeb
Ta’zîm-i tâm ile hele gör n’ eyler âfitâb

Yazar cebîne Şeyh-i Cihângîr-i şems-i dîn
Bu vech ile edâ vü beyân eyler âfitâb

Bulan gubâr-ı pâyına rû-mâl devletin
Oldı cihâna ‘izzet ile server âfitâb

Tâc-ı şerefle bulmada ikbâl-i serveri
Sürmekle bâb-ı emrine rûy u ser âfitâb

Hâsân-ı pâke kıble-i cân hâk-i dergehi
Vâlâ-cenâb-ı kudsına hâk-i der âfitâb

Pâkân-ı hâsa Ka’be-i dil bâb-ı hıdmeti
Her subh-dem tavâfa çıkar müşmer âfitâb

Bu denlü ‘izz ü câh ile kesb-i şeref içün
Na’leyni bûsı devletine sarkar âfitâb

Câm-ı cihân-nümâ-yı safâ kalb-i enveri
Bezm-i şarâb-ı feyzine rez-sâgar âfitâb

Ferrâşe-i bisât-ı nazargâhı mâh-ı nev
Meydân-ı cilvegâhına cârûger âfitâb

Ol rûh-ı kudsı halvet-i hâsına perde-dâr
Nüzhetgeh-i neşâtına kor çâder âfitâb

Dervâze şehr-i kurbına sahrâ-yı lâ-mekân
Âvâz-ı kûs-ı satveti ile ker âfitâb

Âvîze devr ider çü kanâdîl-i ahterân
Dehlîz-i kasr-ı haşmetine meh ger âfitâb

Eyler cemâli pertevini iktibâs hem
Anup celâli heybetini korkar âfitâb

Âb-ı hayât-ı vaslına dil-teşne Hızr-ı cân
Âyîne-i cemâline İskender âfitâb

Tâk-ı bülend-i himmetine ‘arş u ferş râh
Ferş-i harîm-i hürmetine mermer âfitâb

Şems-i cemâli nûrına pervâne nüh felek
Fülk-i necât-ı hıdmetine lenger âfitâb

Cânına düşdi pertev-i şem’-i mahabbeti
Fânûs gibi turma hemân döner âfitâb

Hîme-keşende matbah-ı cûdına çarh-ı pîr
Hem ocagında tekne-i hâkister âfitâb

Zevk-ı şarâb-ı medhi garîk eyleyüp beni
Çün neş’e-i mey-i şafak-ı hâver âfitâb

Geldi lisâna bu gazel-i tâze subh-dem
Sundı şu’â’-hâme vü levh-i zer âfitâb

Ey bende şâh-ı hüsnüne meh çâker âfitâb
Âyîne ‘aks-i rûyun iledür ber-âfitâb

Mir’ât-ı hüsnüne çü sadef zîver olmaga
İster şikeste kendüyi ser-tâ-ser âfitâb

Mihr-i ruhundan olmaga pür çün meh-i tamâm
Kendin hilâl gibi ider lâgar âfitâb

Ser-cümle çeşm olup sanemâ hâk-i pâyuna
Yüz sürmege çü halka derün gözler âfitâb

Mest-i mey-i mahabbetün olmasa kor m’ idi
Meydân-ı ‘âşıkâna çıkup ser-zer âfitâb

Döke nisâr-ı pâyun olan revha-cevherin
Arar idüp seyâhat-ı bahr ü ber âfitâb

Gark-âb u teşne-leb çü sadef dürr-i mihrüni
Besler pes oldı kâni’-i huşk u ter âfitâb

Bir nokta-i’tidâle karâr itmeyüp döner
Devr-i ruhunda bîşter ü bester âfitâb

Görmez zevâl saltanat u naks şevketi
Ey bende şâh-ı hüsnüne meh çâker âfitâb

Muhtâc feyz-i cûdına zerrât-ı kâ’inât
Bî-tâb-ı zerre tâb-ı ruhın ister âfitâb

Yek-tâ vü yek-süvâre cihân-gîr ü hükm-rân
Bâ-ferr-i nûr-ı tâli’ u bî-’asker âfitâb

Şâhen-şeh-i güzîn-i serîr-i yegânegî
Şâh-ı şehân-ı ‘izz ü zafer kişver âfitâb

Gîtî-fürûz-ı mihr-i cihân-tâb-ı mülk-i cân
Devrân-ı hüsn ü devr-i dile dâver âfitâb

Günden ‘ıyân fürûg-ı cemâl ü kemâl hem
İsbât-ı zâta nûrı delîl ider âfitâb

Şems-i münîre ehl-i nazar istemez delîl
Kim himmet-i beyândan olur berter âfitâb

Hîre iderse şa’şa’a-i nûrı çeşmüni
Mir’ât-ı sâf tut ki iner tolar âfitâb

Cân gözin aç da eyle cemâlin müşâhede
Çeşm-i basîret ile olur mübsar âfitâb

Te’sîr-i zâtı nûrı gibi âşikâre hem
Feyz-i ziyâsını dime kim saklar âfitâb

Münkir ne denlü göz göre inkâr eylese
Kalur mı tâb u şa’şa’adan bî-fer âfitâb

‘Âlem şehâdet eylese huffâş eylemez
Nûr-ı zuhûr saldugını bâver âfitâb

Bir bî-basar ki pertev-i zâtını görmeye
Görsün mi k’ anda la’li nice besler âfitâb

A’mâ egerçi görmedi insâf idüp yene
Dimez ki zât u pertevini gizler âfitâb

Görmezse de bilür ki yakînen vücûdını
Te’sîr-i tâbiş ile ider hûger âfitâb

Yok pîç ü tâb devr-i kelâmunda Nehciyâ
Döner tolaşmaz öyle ki bî-müdver âfitâb

Itnâb u ihtisâr olur lâzım-ı suhan
 Atvel ider mesîrini geh aksar âfitâb

Kilk ü beyân-ı rûşen ü sâfun ‘ıyân bu kim
Oldı cihân-ı ma’rifete mihver âfitâb

Bir bahr-ı nûrdur bu kasîden ki der-kenâr
Eyler becây-ı dürr ü güher yer yer âfitâb

Her beyti Ka’be gibi siyeh-pûş u nûr-pâş
Mîzâb-ı bâm-ı feyzi hemân döker âfitâb

Ma’mûr u ‘âlî ‘âleme çün sakf-ı çârümîn
Çün çeşm-hâne hâne-i der-manzar âfitâb

Hatm eyle sen yeter sözi ‘âlî-nazar olan
Rûşen ki göre gevherüni anlar âfitâb 

(Aslan, Üzeyir (2012). XVII. Yüzyıl Şairi Besnili Nehcî Dede (1616-1680?) ve Divanı. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292417/h/nehci-divani.pdf [Erişim tarihi: 05.11.2013]. 38-42.)

Gazel

Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün

Ey cemâl-i enverün mir’ât-ı zât-ı kibriyâ
Safha-i rûyunda lâmi’ pertev-i nûr-ı Hudâ

Ser-te-ser eşyâ cemâlünden görindi âşikâr
Hüsn-i ‘âlem-tâbı ey âyîne-i gîtî-nümâ

Kıldı zerrât-ı cihânı hep mecâlî-i zuhûr
Dinse lâyık zâtuna şems-i sipihr-i ıstıfâ

Cilvegâhundur harîm-i vuslat-ı Hak Cebra’ îl
Ey şeh-i taht-ı risâlet hâdimün olsa n’ ola

Enbiyâ hayli tufeylün nice olmaz yâ Nebî
Sen şeh-i levlâke mesned kurb-ı ev-ednâ ola

Teşnegân-ı vâdî-i şevkun kalur mı nâ-ümîd
Sâkî-i bezm-i visâlündür çü hâs-ı evliyâ

Oldı Kur’ân-ı kerîmü’ ş-şân sana hulk-ı ‘azîm
Vasf-ı ahlâk-ı cemîlün yâ nice mümkin edâ

Hâtemiyyet hatmini urdun risâlet gencine
Kaldı pes taht-ı nigînünde kamu mülk-i bakâ

İmtinân-ı ‘âcizânüz sen şefâ’at hâzini
Yâ şefî’a’ l-müznibîn eşfa’ lenâ eşfa’ lenâ

Hem dahı olsun pey-ender-pey tahiyyât u selâm
Âl ü ashâbuna k’ anlardur nücûm-ı ihtidâ

Kanda Nehcî kanda semt-i hâs-ı na’t-ı şâh-ı dîn
Himmet-i pîr olmasa ger ol fakîre reh-nümâ 

(Aslan, Üzeyir (2012). XVII. Yüzyıl Şairi Besnili Nehcî Dede (1616-1680?) ve Divanı. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292417/h/nehci-divani.pdf [Erişim tarihi: 05.11.2013]. 99.)

Gazel

Mefâilün feilâtün mefâilün feilün

Çalarsa nâmuma ger kûs-ı iştihâr-ı suhan
Zamâne kim benüm ol şâh-ı kâmkâr-ı suhan

Sürersem esb-i hüner Husrevâne cevlâna
Benem yegâne-i yek-rân u şeh-süvâr-ı suhan

İderdi gelse bugün Husrev ile Hâkânî
Cenâb-ı tab’uma nisbetle iftihâr-ı suhan

Sunaydı Hâfız u Sa’dîye meşrebüm câmı
Olurlar idi ki bezmümde cür’a-hvâr-ı suhan

Olurdı Tâlibî ‘Örfî bu tarz-ı hâsun eger
Geleydi devrüme eyler mi idi ‘âr-ı suhan

Tutardı kûşe-i gûşında tâ eger Şâhî
K’ireydi sem’ine bu dürr-i şâhvâr-ı suhan

Kılup kabûlı kemâl-i hasenle beş gencin
İderdi Nehcî Nizâmî sana nisâr-ı suhan

(Aslan, Üzeyir (2012). XVII. Yüzyıl Şairi Besnili Nehcî Dede (1616-1680?) ve Divanı. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292417/h/nehci-divani.pdf [Erişim tarihi: 05.11.2013]. 196-197.)


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1LÜZÛMÎ, Besnilid. 1802 - ö. 1867Doğum YeriGörüntüle
2HASMÎ, İsmâil Efendid. ? - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3MUSTAFA, Mustafa Yiğitd. 1933 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4FÂ'İZÎ, Bâkî-zâde Es'ad Fâizî Efendi b. Abdurrahman Efendid. 1616/1617 - ö. Aralık 1665/Ocak 1666Doğum YılıGörüntüle
5FÂ'İZÎ, Bâkî-zâde Es'ad Fâizî Efendi b. Abdurrahman Efendid. 1616/1617 - ö. Aralık 1665/Ocak 1666Ölüm YılıGörüntüle
6FÂ'İZÎ, Bâkî-zâde Es'ad Fâizî Efendi b. Abdurrahman Efendid. 1616/1617 - ö. Aralık 1665/Ocak 1666MeslekGörüntüle
7FÂ'İZÎ, Bâkî-zâde Es'ad Fâizî Efendi b. Abdurrahman Efendid. 1616/1617 - ö. Aralık 1665/Ocak 1666Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
8FÂ'İZÎ, Bâkî-zâde Es'ad Fâizî Efendi b. Abdurrahman Efendid. 1616/1617 - ö. Aralık 1665/Ocak 1666Madde AdıGörüntüle