ABDÎ, Himmetzâde

(d. 1640/1050 - ö. 1710/1122)
tekke şairi
(Tekke / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Şeyh Abdullah Efendi adıyla da bilinen Himmetzâde Abdî, Bayrâmiyye tarikatı şeyhlerinden Himmet Efendi'nin (d. 1026/1617 - ö. 1095/1684) oğludur. Himmetzâde Abdî, 1050/1640 tarihinde İstanbul'da doğdu. Edebiyatımızda Abdî mahlasıyla başka şairler de eser verdiği için o, babasından dolayı Himmetzâde adıyla anılır. Şiirlerinde Himmetzâde, Abdullah, Derviş Abdullah gibi mahlasları kullansa da onun en çok kullandığı ve şöhret kazandığı mahlası Abdî’dir. Abdî, tahsilini babasından almış, Bayrâmiyye tarikatına intisap ederek babasına mürid olmuştur. Tefsir ve hadis ilimlerini tahsil ederek kendisini bu alanlarda yetiştirmiştir. Abdî’nin asıl mesleği vaizliktir. O, 1080/1669 tarihinde Kasımpaşa Camii'ne, on yıldan sonra da Fatih semti civarında bulunan Halil Paşa Camii'ne vaiz oldu. Şehremini Yenibahçe'deki Defterdar İbrahim Efendi Tekkesi şeyhi olan babasının 1095/1684 yılında vefat etmesi üzerine, anılan tekkeye şeyh tâyin edildi. Abdî 1099/1687 yılında hac vazifesini yerine getirmek için Hicaz’a gitti. Hac dönüşünde Sultan Selim Camii Cuma vaizliği görevine getirildi, böylece Selâtîn camii kürsü şeyhleri silsilesine girmiş oldu. 1694'te Fatih Camii vaizliği görevine getirildi. Bu görevdeyken Sultan II. Mustafa'nın 1109/1697'daki Avusturya seferine ordu vaizi göreviyle katıldı. Abdî, Viyana bozgunu günlerinde devrin padişahı IV. Mehmed'i halkın gözü önünde muâheze etmesiyle de tanınmıştır. Davutpaşa Camii'nde padişahın da hazır bulunduğu bir cuma günü kürsüye çıkan Abdî Efendi, “Gerçi padişahlar ava gidegelmiştir, ancak şimdi zamanı değildir.” diyerek sultanı halka şikâyet etmiştir. Ömrünün son demlerinde Beyazıt Camii ve Süleymaniye Camii vaizliği görevlerini yapan Himmetzâde Abdî, 26 Şevval 1122/18 Aralık 1710 tarihinde vefat etti. Sâmi Mustafa Efendi'nin “Kürsî-i Adni makâm eyledi Himmetzâde” mısraı vefatına tarihtir. Himmetzâde Abdî, Üsküdar'daki Bezcizâde Tekkesi'nde babasının kabri yanına defnedildi. Daha sonra kabri Küçük Selimiye Çiçekçi Camii haziresine nakledildi. Abdüssamed ve Abdüşşekur adlı iki oğlu da şiir yazmış ve devrin tanınmış şâirleri arasına girmişlerdir. Abdî’nin vefatından sonra Abdüssamed, tekkeye şeyh tayin edilmiştir.

Abdî'nin eserleri, bulundukları kütüphaneler ve kayıt numaraları şöyledir:

1-Dîvân: Millî Kütüphane Yz. A 2835: Abdî'nin bu dîvânında sadece kaside biçiminde yazdığı şiirler bulunmaktadır. Şiirleri elif bâ sırasına göre sıralamış ve bütün şiirleri na‘t türünde yazmıştır. Eser kayıtlarda dîvân olarak geçmektedir. Süleymaniye Ktp. Yazma Bağışlar Bl, 2063: Dîvânın bu nüshası mürettep olarak sıralanmıştır. Her harften gazel yazılmıştır. Gazelden başka, tarih ve muamma gibi nazım şekilleri ile şiirler vardır. Süleymaniye Ktp., Haşim Ef. Bl., 15., İ.Ü. Ktp. TY 5537/6: Bu iki nüshada bazı şiirler eksik olmakla beraber eser mürettep olarak hazırlanmış ve Millî Kütüphane Yz. A 2835 nüshasındaki bazı kasidelere de yer verilmiştir.

2-Na‘t-ı Şerîf: Nurosmaniye Ktp. 403: Bu eser sadece bir kasideden ibarettir. Bu kaside de Millî Kütüphane Yz. A 2835 nüshasında yer almaktadır.

3-Kasîde-i İlmiye Şerhi: Süleymaniye Ktp. Aşir 428; Süleymaniye Ktp. Laleli 731: Şairin bu eserleri İranlı şair Urfî'nin şiirlerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

4-Na‘t-ı Şerîf şerhi: Süleymaniye Ktp. Aşir 428; Süleymaniye Ktp. Raşid Ef. 813: Şairin bu eserleri İranlı şair Urfî'nin şiirlerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

5-Şerh-i Kasîde-i Kışmiriye: Süleymaniye Ktp. Aşir 428; Süleymaniye Ktp. Laleli 731: Şâirin bu eserleri İranlı şâir Urfî'nin şiirlerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

6-Şerhu Kasîdeti't-Tevhîd: Süleymaniye Ktp. Aşir 428; Süleymaniye Ktp. Laleli 731: Şâirin bu eserleri İranlı şâir Urfî'nin şiirlerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

7- Kasîde-i Nevrûziyye Şerhi: Süleymaniye Ktp. Laleli 731; Süleymaniye Ktp. Raşid Ef.813; Süleymaniye Ktp.Aşir 428: Şâirin bu eserleri İranlı şair Urfî'nin şiirlerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

8-Gencîne-i İ’câz: Hazret-i Muhammed’in hayatını anlatan siyer türünde mesnevi nazım şekli ile yazılmış bir eserdir. Şair, eserin 42. beytinde mahlasını “Himmetzâde” olarak kullanmıştır. Yapı Kredi Ktp. 15894; Süleymaniye Ktp. Raşid Ef.836; İ.Ü. Merkez Ktp. Ty. 633; Arkeoloji Müzesi Ktp. El yazmaları 228’de nüshaları bulunmaktadır.

9-Hazret-i Ali Medhiyesinin Şerhi: Süleymaniye Ktp. Laleli 731: Şâirin bu eseri İranlı şair Urfî'nin şiirlerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

10-Şerh-i Kasîde-i Nevrûziyye ve Rahşiyye: Süleymaniye Ktp. Raşid Ef. 812: Şâirin bu eseri İranlı şair Urfî'nin şiirlerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

11-Şerh-i Ba‘zı Kasâ'id-i Urfi: Süleymaniye Ktp. Laleli 518: Şâirin bu eseri İranlı şâir Urfî'nin bazı kasidelerine yazdığı şerh mahiyetindedir.

12-Dîvân-ı Lugaz: Topkapı Sarayı Ktp. 1050: Şairin bu eseri on varak civarındadır. Eser çeşitli lugaz ve muammaları ihtiva etmektedir.

Abdî, Osmanlı Devleti'nin duraklama ve gerileme devirlerini görmüş, o yıllardaki ihtişamı ve kayıpları bir arada yaşamıştır. Abdî'nin yaşadığı yıllarda İstanbul bir kültür, sanat ve edebiyat merkeziydi. Padişahlar ve devlet erkânı sanatkârları koruyup gözetiyor ve kendileri de bir sanatla meşgul oluyorlardı. Böyle bir muhitte Abdî, bir mutasavvıf şair olarak yetişti. Eğitiminde ve aldığı tasavvuf terbiyesinde önemli rolü olan babasının, şairlik hususunda da oğlunu etkilediği kesindir. Bayramilik ve Halvetilik'ten özellikler taşıyan Himmetilik kolunun şeyhi olan Himmetzâde Abdî'nin bütün şiirleri sofîyânedir. Himmet Efendi, oğlu Abdî ve onun oğulları Abdussamed ve Abduşşekûr’un hepsi şairdir ve de Bayramilik ve Himmetilikle ilgili şiirler yazmışlardır.

Abdî’nin şiirlerinde sakin, duru bir tasavvufi söyleyiş vardır. Onda, bazı mutasavvıf şairlerde görüldüğü gibi bir coşkunluğa, heyecana rastlanmaz. Hatta bazı şiirleri insanlara tebliğ ve tarikata davet mahiyetindedir. Şiirlerinde işlediği konuların başında Allah ve Peygamber sevgisi gelir. 

Şiirlerinde, o devirde konuşulan Türkçe'yi kullanan Abdî'nin, sanatkârlık göstermek için farklı bir üslupla yazdığı herhangi bir şiirine rastlanmaz. Amacı anlatmak ve anlaşılmaktır. Bu doğrultuda, te'lif eserlerinin yanında tercüme eserleri de mevcuttur.

Abdî, devrinin ve yaşadığı muhit olan İstanbul'un şiir anlayışına uyarak tasavvufi şiirlerini aruz vezniyle ve divan edebiyatı nazım şekilleri ile yazmıştır. Şairin, zaman zaman zevkli söyleyişleri ifade eden beyitlerinin yanında manzume olmaktan öteye geçemeyen şiirleri de vardır. Şiirlerinde bazen aruz hatalarına rastlanır. Nazım şekillerinden daha çok gazel ve kasideyi kullanmıştır. Gencîne-i İ‘câz isimli eserini ise mesnevi tarzında kaleme alınmıştır.

Abdî öncelikle bir mutasavvıf ve bir tarikat şeyhi olarak tanınmış, bunun yanında yazdığı şiirlerle tasavvufi edebiyata yeni eserler kazandırmıştır. Şairin İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde birçok yazma eseri bulunmaktadır. Bu eserlerden çoğu manzum te'lif eser, bazıları da tercüme eserlerdir. Abdî'nin ayrıca bir Tezkire-i Şu‘arâ yazdığından bahsediliyorsa da günümüze kadar bu eser tespit edilememiştir. Abdî'nin tercüme eserlerinin çoğu Örfî'nin eserlerinin tercümesidir. Abdî, güzel sanatlardan hat sanatı ve musiki ile meşgul olmuştur. Hat üstatlarından Hafız Osman’dan icazet almış, sülüs ve nesih yazmada üstat kabul edilmiştir. Abdî’nin bestelerinin olduğu söylenmekte ise de günümüze kadar bunların notaları bulunamamıştır.

Kaynakça

Bayram, Ömer (2000). Himmetzâde Abdî ve Gencîne-i İ’câz İsimli Mesnevîsi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Fatih Üniversitesi.

Bayramoğlu, Fuat (1989). Hacı Bayram-ı Velî, Yaşamı, Soyu, Vakfı. C.1. Ankara: TTK Yay.

Bayramoğlu, Fuat; Nihat Azamat (1992). “Bayramiyye”. İslâm Ansiklopedisi. C.5. İstanbul: TDV Yay. 269-273.

Bursalı Mehmed Tâhir (1333). Osmanlı Müellifleri. C.2. İstanbul: yyy.

Cebecioğlu, Ethem (1994). Hacı Bayram Veli. Ankara: TDV Yay.

Ergun, Sadeddin Nüzhet (1935). Türk Şâirleri. C. 1, İstanbul: yyy.

Gül, Halim (1999). “Cerîde-i Sûfiyye'de Hocazâde Ahmed Hilmi Bey'in Bazı Sûfî Biyografileri”. Tasavvuf Dergisi. Yıl:1, Sayı: 1:107-120.

Mehmed Sirâceddin (1994). Mecma‘-ı Şu‘arâ ve Tezkire-i Udebâ. (haz: Mehmet Arslan). Sivas: yyy.

Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddin (1928). Tuhfe-i Hattâtîn. (nşr. İbnülemin Mahmut Kemal). İstanbul: yyy.

Özcan, Nuri (1988). “Abdi, Himmetzâde”. İslâm Ansiklopedisi. C.1. İstanbul: TDV Yay. 74.

Suyolcuzâde Mehmed Necîb (1942). Devhatü'l-Küttâb. (nşr. Kilisli Muallim Rıfat). İstanbul: yyy.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. ÖĞR. ÜYESİ ÖMER BAYRAM
Yayın Tarihi: 20.09.2013

Eserlerinden Örnekler

Siyer türünde yazılmış olan Gencîne-i İ’câz adlı mesneviden örnek beyitler:

Der-‘alâmât-ı Şeb-i Mevlîd-i Û

Cedd-i hazret dir idi gâhîce

Beyti tavâf eyler idüm ol gice

Eyledi secde zi-behr-i ta‘zîm

Ka‘be ber-tavf-ı makâm-ı İbrâhîm

Beytden geldi sadâ-yı tekbîr

Şöyle kim cânuma itdi te’sîr

Dahi beyt itdi bu gûne âvâz

Beni tathîr ide sâhib-i i‘câz

Kesr olup bende olan bu bütler

Halk-ı Mevlâ'ya ta‘abbüd ideler

Bulmamışken bu sadâlar itmâm

Yüzleri üstine düşdi esnâm

Hubel'e bakdum o şekl-i menhûs

Depesi üstüne oldı menkûs

Oldı mengûşe-i gûşum bu sadâ

Geldi dünyâya Muhammed hâlâ

Eyledüm ‘azm-i reh-i semt-i Safâ

Zannum ol var o tarafda gavgâ

Cem‘ olup bir yere cümle kuşlar

Gûyiyâ hazretini alkışlar

Tarf-ı Âmine'ye itdüm tek u pû

Dürr-i mes‘ûdını gördim kaplu

Hâneden itdi bana istikbâl

Kulti yâ Âminetü keyfe'l-hâl

Didi kim dogdı egerçi ol nûr

İçerü girmege yokdur destûr

Kalmadı görmege dilde sabır

Görmege rûyunı hânım talabir

Sille-i seyf eyledüm ibrâm-ı duhûl

Geldi bir kimse bana virmedi yol

Tîg-i der-dest idi rûyunda nikâb

Tündi vü suhti ile virdi cevâb

Geri dur hâneden ey pîr-i kühen

Giremezsin iki üç gün katlan

Hazreti görmege geldi züvvâr

Ya‘ni ashâb-ı semâ her kim var

İdicek bana bu gûne hiddet

Dilimi çâk ide yazdı heybet

Ric‘at itdikde kapudan nâçâr

Eyledüm halka çü kasd-ı ahbâr

Lerzeden olmadı âsûde tenüm

Oldı dem-beste se-rûze dehenüm

Böyle nakl itdi o pîr-i bâ-kâm

Rabbenâ salli ‘ala'l-hayru'l-enâm

(Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün)

Bayram, Ömer (2000). Himmetzâde Abdî ve Gencîne-i İ’câz İsimli Mesnevîsi. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Fatih Üniversitesi. 31-34.

Dîvândan örnek beyitler:

Kasîde

Ey velvele-engîz-i dil-i saf-ı dalâlet

Vey hâne-ber-endâz taleb-kâr-ı ‘adâvet

A‘dân olamaz rezmde hâşâ ki mu‘âdil

Ey lücce-i mevc-i û ve bî-ka‘r-ı celâdet

Râm itmedi mi hazretüne şîr-i hudâyı

Ol zât-ı şerîfüñde olan fart-ı mehâbet

Sad-pâre ider cismini hâr-ı eleminden

Kuh-sârı yerinden koparur böyle şecâ‘et

Dehşetle ruhhâm olmaya mı lücce-i pinhân

Âb itmeye mi senge bu ifrât-ı dalâlet

Zinhâr muhabbetle olur münşerihü's-sadr

Çâk eyledi cismini meh idüp emre itâ‘et

Pervâneye şem‘-i ruhun olmaya mı hurşîd

Pür-tal‘at olan rûyunı ol gördügi sâ‘et

Tûbâ-yı hudâ anun içün eyledi a‘lâ

Hengâm-ı kudümüñde şehâ itdi ikâmet

Hep hizmetüni sâdık olan zâtlar eyler

Hîç dâder-i ma‘nâya olsun mı isâ’et

Ol dergeh-i vâlâmıza kec nâzar; idenler

Lâyıkdur olurlarsa da mensûb-ı ihânet

Lâzım mı ‘avârızla ola tâli‘-i menhûs

Hod zât-ı hilâfet ehline yitmez mi şe’âmet

Hasmunda ‘ukûf itse bulur emn ü emânı

Dergâh-ı felek-rütbededür öyle selâmet

Bu dergeh o dergâhladur bunda hidîvâ

Görmez hele hîç rûy-ı necât ehl-i cinâyet

Hîç kâbil-i imkân ola mı ’izzet-i şânı

Eşcâr ile ahcâr ide hakkında şehâdet

Zâtunla şeref buldı benî nev‘-i beşer hep

Ey zîb-i deh-taht-geh-i mülk-i risâlet

Tugyânla târ u zecr ile münhadim olmaz

Dînünle fenâ menzili kim buldı ‘imâret

Ferdâ olalı reşk-i derûn-ı heme ümmet

Ey ümmete lütufla hulâsa iden kefâlet

Ger izn-i hudâ ile salâ-yı kerem itsen

Lutfuñ heme mahlûka şehâ ide kifâyet

Her vech ile tahlîs olur mücrimi düşvâr

Dâmânına el urmadadur bunda zerâfet

Sen olmasan olmazdı cihân mülki hidîvâ

Ey ‘aniye-i kevn ü eyâ hatm-i risâlet

Çün vahy-i ilâhî ola dürri kelimâtun

Var nokta-i lafzunda hezârân isâbet

Hüsnile müsellemdür egerçi meh-i Ken‘an

Gâlibdür ana vech-i cemîlündeki hâlet

Ey nükte-i der-nagme-serâ-yı ene emlâh

Hatm oldı vücûdunda letâfetle melâhet

Şermende-i keff-i keremündür yem-i pür-cûşiş

Ey merdüm-i çeşm-i heme ashâb-ı sehâvet

Bî-rûh olur elbetde yine zâtuna nisbet

Bir sûrete girseydi eger şahs-ı necâbet

Sen esdakısun va‘dü'l-eltâf-ı ‘atânun

Tâ rûz-ı ezel nâmuña munzam emânet

Besdür şeref-i zât-ı kemâlât-ı mahallün

Vasf eylemege sen şeh-i vassâfa ne hâcet

Efkârumı her lahza idüp vasfuna tevcîh

Memnûn olurum na‘t-ı şerîfünle be-gâyet

Ol bezme ki yâd olmaya evsâfun ‘abesdür

Meclis-geh-i ‘uşşâka virür na‘tı letâfet

Yâd-ı dem-i vaslunla eyâ şâhid-i ma‘nî

Cismüm iderüm bî-siper ü seyl-i nedâmet

Koydum reh-i tahkîki gidüp semt-i mecâza

Yitmez mi bana rûz-ı cezâda bu hacâlet

Uydum heves-i nefs-i siyah-kâre efendüm

‘Özrüm dahî bu vechile bir-gûne kabâhet

Kat‘ itmezem ümmîdimü ammâ keremünden

Dest ü dâmân-ı tû ferdâ-yı kıyâmet

Şûyîde idüp dest-i dili gerd-i sivâdan

Hâhiş-ger-i gayra bana geldi nedâmet

İtdüm hevesüm münhasır vuslat-ı zâtun

Men bûd men zâviye-i teng-i ferâget

Bir bir güneh itmeye mi lütuf o dâver

‘Âsîlere itmekde iken bezl-i şefâ‘et

Olmazsa şifâ-sâz eger merhem-i cûdun

‘Abdî'yi helâk eyledi te’sîr-i cerâhet

Elbetde ider bendesini nâ’il-i matlab

‘Arz itmege hal-i tebâh-encâmı ne hâcet

(Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün)

Bayram, Ömer (1997). Himmetzâde Abdî Dîvânı. Basılmamış Mezuniyet Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi. 11-13.

Kasîde

El-minnetü li-llâh gönül âzâd-ı elemdür

Şâdam ki sitem rû-be-reh-i semt-i ‘ademdür

El-minnetü li-llâh ki rehâ buldı elünden

Şahs-ı elemün dâmen-i dil gayrı negamdur

El-minnetü li-llâh ki bulup ruhsat-ı şâdî

Dil sadme-i zengile gam-ı fark-ı sitemdür

Şâd olmaya mı dil ki koyup ragbet-i câhı

Cârûb-keş-i behnâ-yı ‘adem-sâ-yı haremdür

Şâd olmaya mı dil k'ola vassâfı o şâhun

Bu feyz-i ilâhîye bakılsa ne keremdür

Şâd olmaya mı dil ki ola bende-i fermân

O şâha ki şâh-en-şeh-i erbâb-ı himemdür

Şâd olmaya mı dil ki olup bülbül-i na‘tı

Bu tarzla kim nükte-serâ-yı nagamdur

Ol şâh-ı melâ’ik seyr ü ‘arş mesîre

Hep hayl-i rusül sohbeti sahn-ı haremdür

İmzâ isen ey şeh n'ola imkâna nazarla

Zâtun senün ‘ünvân-ı mesâtîr-i rakamdur

Elfâz-ı müşâbih dü-cihân levh-i kaderde

Ol zat-ı şerîfün ana ma‘nâ-yı ehemdür

Ol bâr-geh-i izze sütûn olmada Tûbâ

Bâl [ü] per-i Cibrîl ise ferş-kademdür

Rûkârî dergeh ola şehîr-i Cibrîl

Lâyık mı ki çârubı diyen saff-ı şeremdür

Hâk-i kademün ey şeh-i levlâk-muhâtab

Tâc-ber-i Kisrâ vü selâtîn-i ‘Acemdür

Ahbâbuna hâk-i kademün mâye-i cândur

A‘dâna da bir vech ile ol mahz-ı keremdür

Hâk-i kademün dâ‘i hasedden dil-i hasmı

Tahlîs-i helâk ile şifâ-sâz-ı veremdür

Hakkâ ki gubâr-ı kademün cân-ı ‘adûya

Kâr eylemede rîze-i elmâs-ı tev’emdür

Hakkâ ki gubâr-ı kademün kuhl-i cilâdur

Ol çeşm-i remed-dâra ki bir katre-i nemdür

Çok mı bu kadar hâssa hâk-i kademün kim

Mahsûd heme dîde-i hûrâ-yı aramdur

Ey şâhid-i ma‘nâ-yı ezel merdüm-i çeşmüm

Hûn-katre-i hicr gele ki gird-âb-ı yemdür

Sun dest-i visâlün beni kurtar bu belâdan

Resmün ki rehâ gerden-i ashâb-ı elemdür

Bir velveledür ‘arsa-geh-i haşr ki ferdâ

Ne kâbil-i ârâm u ne hod menzil-i remdür

Hakkeyle kusûrum hatt-ı âzâd yazısın

Destün ki senün mecma‘-ı şemşîr-i kalemdür

Sad-hâtemi şermende ider ‘aczle dâdun

Cevrile senün zât-ı şeref-dârun ‘alemdür

Sen hâce-i ‘âlemsün eyâ seyyid-i kevneyn

Hâtemüne dinür hâce-i dînâr u diremdür

Sıgmaz dehen-i teng-i sadef-dâruna lü’lü

Dürc-i dehenün bir güher-i dürr-i ne’amdür

Kemterüne lutfun eyâ seyyid-i kevneyn

Feryâd-res-i nâle-i erbâb-ı nedemdür

Mahsûs degül lutfı o sultân-ı ‘atânun

Hod ümmetine şâmil-i ser-cümle ümemdür

Me’yûs olalı ‘aşkı ile kalb-i hazînim

Ne mâyil-i ârâyiş-i Dârâ vü ne Cem'dür

Aşkunla akan katre-i hûnîn-i sirişküm

İmdâd-ı sürh-i ruh-ı nahl-i bakkamdur

Ben bende-i şâh-ı rusulem ekser-i halkun

Yâ bende-i dînâr yâhud ‘abd-i diremdür

Fahr eyler isem her ne kadar bana sezâdur

Memdûhum olan hazret-be-güzîde sitemdür

Evrâk-ı vefâ eylemez dildeki fikre

Yazdum anı ki kâbil-i tesvîd-i rakamdur

Uşşâkına fahr-i rusulün kûy-ı nukâtum

Bir hubb-ı ferah-küster dârû-yı sekamdur

Nazm-ı letafetde benüm râhat-ı cândur

Dârû-yı cevân-kerdî-i erbâb-ı heremdür

Na‘tunda olan nazm-ı safâ-küsterim ey şâh

Hem bâ‘is-i şâdîdür hem dâfi‘-i hemdür

Dil fikret-i na‘tunda senün hâlis-i sâfî

Ne mâyil-i medh ü ne elem-i dîde-i zemdür

Girmezse n‘ola sem‘ine âgâze-i na‘tum

Semi‘-i dil erbâb-ı garaz belki asamdur

Ey ber-endâz-ı me‘âsî be-şefâ‘at

Vey rahm-kon şânun senün kân-ı keremdür

Abdî nice makdûrını sarf itmeye na‘ta

Medhiyle geçen vakt ne hoş vakt ne demdür

Kurtar men-i nâ-çîzi meded-kârlık eyle

Ol günde ki ser-cümle verâ rûy-ı kademdür

(Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün)

Bayram, Ömer (1997). Himmetzâde Abdî Dîvânı. Basılmamış Mezuniyet Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi. 22-24.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Beşir Fuatd. 1852 - ö. 5 Şubat 1887Doğum YeriGörüntüle
2Çamuroğlu, Rehad. 20 Ağustos 1958 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3ŞEYHÎ, Celâleddîn Deded. 1849 - ö. 1908Doğum YeriGörüntüle
4ÜMNÎ/EMNÎ Burnaz Mehmed Ağad. 1640-41 - ö. 1692-93Doğum YılıGörüntüle
5DEDE EFENDİ, Seyyid Mehmedd. 1640/41 - ö. 1733/1734Doğum YılıGörüntüle
6MEŞREB, Baba Rahîmd. 1640-41 (1653, 1657) - ö. 1711Doğum YılıGörüntüle
7ÂNÎ, Fâtıma Ânî Hanımd. ? - ö. Mart 1710Ölüm YılıGörüntüle
8SİVASÎ-ZÂDE, Şeyh Abdulbâkî Efendid. 1614-15 - ö. 1710-11Ölüm YılıGörüntüle
9FERDÎ, Hüseyin Arayıcızâde Hüseyin Ferdî Efendid. ? - ö. 1708-1710Ölüm YılıGörüntüle
10MÜNÎRÎ, İbrahimd. ? - ö. 1617MeslekGörüntüle
11FEYZÎ, Hasan Efendizâde Seyyid Feyzullah Feyzî Efendid. ? - ö. 1771-72MeslekGörüntüle
12ÜMÎDÎ, Vâiz Şeyh Ahmed Efendid. ? - ö. 1694MeslekGörüntüle
13RESMÎ, Açıkbaş Mahmud Efendid. 1601 - ö. 1666Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14ŞABAN DEDEd. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15EŞREF-İ SÂNÎ, Şeyh Seyyid Mehmedd. ? - ö. 1698Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16HAFÎ (Huffî/Haffî/Hufî ?)d. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17NÂMIK, Seb'a-zâde Ali Nâmık Efendid. ? - ö. 1853Madde AdıGörüntüle
18ŞERÎFÎd. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle