İlhan Tarus

(d. 24 Kasım 1907 / ö. 8 Ocak 1967)
Roman, Hikâye ve Tiyatro Yazarı, Savcı, Gazeteci
(Yeni Edebiyat / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Tam adı Şinasi İlhan Tarus'tur. Tekirdağ'da doğmuştur. Babası Hasan Tahsin Bey, annesi ise Atiye Hanım’dır. Altı yaşına kadar Tekirdağ’da yaşayan yazar, babasının reji müdürü olarak Biga’ya tayin edilmesiyle birlikte çocukluğunu Biga’da geçirmiştir (Alangu 1965: 194). Anadolu’nun değişik şehir ve kasabalarında süren bu hayat tarzı, yazarın üniversiteye kaydolmasına kadar sürmüştür. Öyle ki Tarus Tekirdağ’la başlayan ilkokul hayatını, Biga (Nümûne Mektebi, 1919) ile devam ettirmiş ve ancak Niğde’de tamamlayabilmiştir. Ortaokula da Konya’da başlamış, Kütahya ve Çanakkale’de devam etmiş ve nihayet İstanbul’da Kabataş Ortaokulu’nu bitirmiştir (1922). İstanbul’un köklü liselerinden olan Kabataş Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanmış ve mezun olmuştur (Arslan 2011: 8).

Yükseköğrenimini tamamladıktan sonra, Maraş’a bağlı Pazarcık kasabasında, sonrasında da Edirne ve Kayseri’de savcılık ve hâkimlik yapmıştır (1928 -1931). Daha sonraki yıllarda İstanbul Ticaret Odası’nda, Sümerbank Umum Müdürlüğü Ticaret Servisi’nde ve Malatya Bez ve İplik Fabrikalarında memur olarak çalışmıştır. 1939 yılında, Azot Sanayii’nde memur olan Aliye Hanım ile evlenen Tarus’un bu evlikten Cengiz adında bir oğlu olmuştur. Bu dönemlerde yazarın gerek Halkçı gazetesinde gerekse Zafer’de yazdığı siyasi yazılar, aynı zamanda onun, matbuat dünyasında ve siyasi anlamda düşmanlarını çoğaltmış, bir yerde kişisel ön yargılarını belirginleştirmiştir.

Midesinde kronik bir rahatsızlığı olan yazar, bu sebeple uzun süre tedavi görmüştür. 8 Ocak 1967 tarihinde aniden rahatsızlanarak Ankara Belediye Hastanesi’ne kaldırılmış, aynı gün mide kanseri sebebiyle hayata gözlerini yummuştur. Cebeci Mezarlığına defnedilmiştir.

Ölümünden sonra Varlık ve Yeditepe dergileri birer özel sayı çıkartmışlardır.

Büyük oranda 1937’den sonra yazdığı hikâyelerle yazı hayatına atılan Tarus, 1950 yılından sonra ise roman türünde eserler vermeye başlamıştır. Hayatının ilk dönemlerini, çocukluk yıllarını, Anadolu’nun değişik yerlerinde geçirmiş olması, onun sonradan bir meslek olarak benimseyeceği yazarlığı için oldukça faydalı olmuştur. Bu farklılığın savcı olmasından kaynaklanan farklı davalarla da zenginleşmesi sanatçının yazma dürtüsünü ister istemez en üst noktaya taşımış, âdeta onu yazmaya teşvik etmiştir.

Tarus, Konya’da okuduğu sıralarda Osman Z. Hamdi Bey’in çıkardığı mahallî bir gazetede ilk yazılarını yazar. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oynatılmak üzere kaleme aldığı Aktörler (1929) adlı piyes ilk yazılı eseri olmuştur. Ancak eserin metni kaybedildiği için piyes sahnelenememiştir. Hareket adlı haftalık bir gazetede yazdığı Çıldıran Adam (Arslan 2011: 20, 21) adlı tiyatro eseri de o dönem eserlerindendir. Sonrasında Haber gazetesine dört günde kendi ifadesiyle "çala-tuş" yirmi tane hikâye yazar. Tarus, bu hikâyelerinin bir kısmına 1938’de basılan Doktor Monro’nun Mektubu kitabında yer verir. Yücel, Varlık ve Yedigün dergileri, o dönemde sürekli olmasa da hikâyelerini yayımladığı yayın organlarıdır.

Doktor Monro’nun Mektubu, II. Dünya Savaşının da soluğunu ensesinde hisseden bir yazarın eseri olması sebebiyle, daha çeşitli ve zengin bir şahıslar kadrosu ve daha farklı mekânlarla okurun karşısına çıkar. Sadece yazarın yaşadığı ülkeye dair konular değil; değişik ülkelere ve kişilere dair birçok konu eserde ele alınmıştır. İspanya iç savaşlarından, Çin’de yaşanan olaylara kadar, Tarus’un konuları geniş bir yelpaze çizer. Ancak eserin bu adla yayımlanmış olması onun çeviri damgası yemesine de neden olmuştur. İlk kitaptan sonra yazar, arka arkaya üç oyununu yayımlar: Ceza Hâkimi (1940), Bir Gemi (1942), Kazan (1945). Yazarın yayımlanan ilk oyunu, Ceza Hâkimi, pek çok yazarda karşılaştığımız gibi Tarus’un meslekî deformasyonun sanatsal izdüşümüdür. Oyunun temel esprisinde hukuk ve dolayısıyla yazar vardır. Bir Gemi ise hayal dünyası içinde yaşayan bir gemi kaptanının iç dünyasına eğilir. Kazan’da Ankara’nın yoksul kesiminin meselelerini işleyen Tarus’un bu kitabı zaten Kızılay Cemiyeti için yazılmıştır. Bunları 1947 yılında yayımlanacak olan Tarus’un Hikâyeleri izler. Yazar bu kitabını da dergilerde yayımladığı hikâyelerinden seçerek derlemiştir. Üçüncü kitabı Apartman, 1950 yılında yayımlanır. Hemen arkasından aynı yıl içinde, Ankara’yı ana mekân olarak alan Karınca Yuvası adlı uzun hikâyesi ile yazar romana hazırlanmaya başlar. Yine dergilerde biriken hikâyelerini 1953 yılında Ekin İti adlı hikâye kitabında toplar. 1954 yılında da Ankara’da çıkan Dünya gazetesinde ilk romanı olan Samanpazarı’nı yayımlar. Her iki eser de yazarın gözlemlerinden ve hayatından beslenmiş konuları ele almaktadır. Bu aşamadan sonra yazarın benzer karakterdeki eserleri peşi sıra gelmiştir. Köle Hanı (1954) adlı hikâye kitabı, "Orman" (tefrika, 1954) ve "İki Ağızlı Bıçak" (tefrika,1955) adlı uzun hikâyeleri, mekân olarak hep Anadolu’nun değişik kasabalarında ve Ankara’da geçer. Tarus'un toplumsal karakterdeki bu eserlerini, otobiyografik romanı Yeşilkaya Savcısı izler (1955).

İlhan Tarus, sonrasında tamamen romana yönelmiştir. Yazar, Kurtuluş Savaşını işleyen bir dizi roman yazmak istediğinden, o yıllarda yapılmış bir söyleşide, “Son olarak iki roman yazdım, konuları Kurtuluş Savaşına aittir: Var Olmak ile Hükûmet Meydanı…bu mevzu etrafında daha dört roman yazdım. Kurtuluş Savaşı altı cilt olacak.” sözleriyle bahseder (Hikmet 1959: 9). Kurtuluş Savaşını konu alan Var Olmak (1957), Hükümet Meydanı (1962) adlı tarihî romanların üçüncüsü 1967 yılında Vatan Tutkusu adıyla yayımlanır. Yazar bu süre içinde "Kasabanın Ruhu"nu (tefrika, 1956-1957) Yeni Sabah’ta tefrika eder. Hemen ardından da uzun yıllar ilgilendiği, hatta ilmî etüdlerini bile hazırladığı bir sulama çalışmasını, Hazar Gölü baraj projesini ve oradaki yolsuzlukları, Duru Göl romanında işler.

Yazarın hayatının son yıllarında biraz da hayatını kazanma anlamında mecburiyetten yöneldiği bu tür yazılar, daha çok kendi dönemine ait siyasal, ekonomik ve güncel konularla ilgilidir. Böyle bir dönemde tefrika edilen "1980 Yılındayız" (1964), ilk romanı olan Samanpazarı gibi yer olarak Ankara’da geçer. Roman bir sosyal sınıfın ahlaki açıdan çöküşünü ele alır. Yazar bu romanını Zafer gazetesinde yayımlarken bir yandan da yukarıda sıralanan türlerdeki yazılarına devam etmiştir.

Hikâyelerle edebiyata giren İlhan Tarus’un yaşadığı ve yazdığı dönem, Cumhuriyetin ilanıyla başlayan, yerleşmekte olan yeni bir edebiyatın hüküm sürdüğü bir dönemdir. Aniden patlak veren II. Dünya Savaşıyla birlikte o dönemin yazarları kendilerini bir yazardan çok, bir aydın hatta yeni kurulan bir rejimin bir anlamda savunucuları olarak kabul etmektedirler. Bu sebeple de sanatı, çoğu zaman estetik kaygıdan uzak, genelde idealize edilmiş söylemlerin arkasına gizleyen yazar ve şairler, millî unsurları ve temaları olabildiğince derinlemesine ve didaktik işlemeye çalışmışlardır. Hikâyede Sadri Ertem ve Sabahattin Âli’nin başını çektiği bu gerçekçi edebiyat anlayışı, doğrudan olmasa da pek çok yazar gibi İlhan Tarus’u da etkilemiştir. Bu ifadeye rağmen Tarık Dursun K., Tarus’u bir taklitçi ve takip edici olmaktan çok dönemin önde gelen sanatçı liderlerinden birisi olduğunu söylemekten çekinmez: “O 50’li yıllarda dergi sayısı da azdı. Düşünebiliyor musunuz, bir 'Varlık' vardı, bir 'Yeditepe', bir de 'Kaynak'. Bu üç dergiden ikisine bizim önümüzdeki kuşağın ustaları egemendi: Sait Faik, İlhan Tarus... Ustalardan bir O. Kemal, bir Oktay Akbal ve bir İlhan Tarus çıraklığımda bana arka çıkmış yazarlardı... İnsan ve toplum gerçeği açısından S. Ali, R. Halid, İ. Tarus anlatım biçimi bakımından dikkate almazsanız pek farklı değillerdi.” (Kakınç 1995: 30)

İlhan Tarus'un beğendiği ve çoğu zaman sanatçılığın ötesinde bir “değer” olarak niteleyip sanatlarına saygı duyduğu kimlikler Orhan Kemal, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Talip Apaydın, Arif Damar, Turgut Uyar, Metin Eloğlu gibi büyük oranda dönemin sosyal gerçekçilik ve Anadolu eğiliminin önder isimleridir. Yazarın hikâyelerinde genellikle kendi gözlem ve düşüncelerini işlediği, bunu yaparken de her kesimden insanı konu aldığı görülür: “İlhan Tarus, hikâyelerini içinde yaşadığı ve yakından tanıdığı insanların yaşayışlarından çıkarmakta, iyice belirmiş tipleri araştırmak, konularında yeni, duyulmamış olmaktan çok, her gün, her yerde, kalabalık şehirlerin gecekondu mahallelerinde rastladığımız halktan insanları anlatmaktadır. Onun hikâyelerine giremeyecek hiçbir olay ve kişi yoktur denebilir. Tarus, sanatçı titizliği ile yapılmış ayıklamaya hiçbir zaman başvurmaz.” (Alangu 1968: 197)

Tarus’un eserlerinde yaratma gücünden çok kişi ve ortamı tanıma gücü, çevreyi eleştirme eğilimi belirgindir. Toplumda ve insanlarda aksayan yönleri, olduğu gibi bütün çıplaklığıyla ortaya koymak, yazarın en karakteristik özelliğidir. Böylelikle İlhan Tarus, kendi fikirlerini doğrudan, sanat amacı gütmeden söylemeyi, eserleri yoluyla amaç edinmiş bir aydın olarak karşımıza çıkmaktadır (Körükçü 1967: 5). Tarus, modern hikâyenin şekille ilgili gelişimlerine fazla itibar etmemiştir. Temelde daha çok karşılıklı konuşmaya dayanan bir anlatım tarzını esas almıştır. Yazarın bu konuda gereken titizliği göstermemesi, eserlerinde zaman zaman kuru bir dilin doğmasına neden olmuştur. Toplumsal meseleleri ve ele aldığı bazı konuları bir edebî eser zemininde işleyememesi, onun kendinden sonraki yazarlara yol açıcı olmasını engellemiştir. İlhan Tarus, edebiyat dünyasında şiirin dışında hemen her tarzda eserler vermiştir. Fazla ve kolay yazması, onunla ilgili olumsuz değerlendirmelere yol açmıştır.

Kaynakça

Alangu, Tahir (1968). Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman. İstanbul: İstanbul Matbaası.

Arslan, Fatih (2011). Değişim ve Dönüşümler Sarmalında Muhalif Bir Söylem: Şinasi İlhan Tarus. Ankara: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları.

Hikmet, Neriman (1959). “İlhan Tarus’la Bir Konuşma”. Yirminci Asır. S. 3. s. 9.

(Kakınç), Tarık Dursun (1995). “Söyleşi / (Semih Gümüş)”. Adam Öykü. S. 1. s. 30-31.

Körükçü, Muhtar (1967). “Ziya Osman ve İlhan Tarus”. Varlık. S. 687. s. 15.

Uyguner, Muzaffer (1967). “İlhan Tarus’un Ölümü”. Varlık. S.687. s. 7.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. FATİH ARSLAN
Yayın Tarihi: 23.11.2018

Eser AdıYayın eviBasım yılıEser türü
Doktor Monro'nun MektubuVakit Matbaası / İstanbul1938Hikâye
Ceza HakimiCHP Yayınları / Ankara1940Tiyatro
Bir GemiCHP Yayınları / Ankara1942Tiyatro
Tarus'un HikâyeleriTicaret Dünya Basımevi / İstanbul1947Hikâye
ApartmanVarlık Yayınları / İstanbul1950Hikâye
Karınca DuasıSeçilmiş Hikâyeler Dergisi Yayınları / Ankara1952Hikâye
Ekin İtiBuket Matbaası / Ankara1953Hikâye
Köle HanıYeditepe Yayınları / İstanbul1954Hikâye
Yeşilkaya SavcısıVarlık Yayınevi / İstanbul1955Roman
Var OlmakVarlık Yayınevi / İstanbul1957Roman
Duru GölDost Yayınevi / Ankara1961Roman
Suavi EfendiMilli Eğitim Basımevi / Ankara1962Tiyatro
Hükümet MeydanıAk Kitabevi / Ankara1962Roman
Vatan TutkusuAğaoğlu Yayınevi / İstanbul1967Roman

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1DERVÎŞ, Derviş Ahmed Deded. ? - ö. 1744-1745Doğum YeriGörüntüle
2ÂRİF EFENDİd. ? - ö. 19. yy.Doğum YeriGörüntüle
3YAHYA EFENDİ, Tekirdağlıd. 1794 - ö. 1855Doğum YeriGörüntüle
4Vasfi Mahir Kocatürkd. 1907 - ö. 17 Temmuz 1961Doğum YılıGörüntüle
5NÜSRET EHMEDOVd. 1907 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6ÖZSOY, Ali Özsoyd. 1907 - ö. 1992Doğum YılıGörüntüle
7Özalp, Kazımd. 1880 - ö. 6 Haziran 1967Ölüm YılıGörüntüle
8Vâ-Nû, Vâlâ Nurettind. 1901 - ö. 9 Mart 1967Ölüm YılıGörüntüle
9Ethem İzzet Beniced. 1903 - ö. 28 Mart 1967Ölüm YılıGörüntüle
10Karataş, Osmand. 13 Mart 1952 - ö. ?MeslekGörüntüle
11Rasim Haşmetd. 1888 - ö. 1919MeslekGörüntüle
12Bilgen, Rehad. 1955 - ö. ?MeslekGörüntüle
13Mustafa Şerif Onarand. 27 Aralık 1927 - ö. 23 Mayıs 2013Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Didem Ünald. 1974 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Osmanağaoğlu, Emined. 1935 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Yardımcı, İlhand. 1941 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
17Hakan İlhan Kurtd. 04 Ağustos 1976 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
18OZAN İLHAN, İlhan Kınalıd. 20.10.1968 - ö. ?Madde AdıGörüntüle