KELAMÎ/GÖLLETLİ KELAMİ BABA, Ahmet

(d. 1847 / ö. 1927)
âşık, çiftçi
(Âşık ve Tekke / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Ahmet olan Âşık Kelâmî Baba, 1847'de Erzurum, Oltu ilçesine bağlı Kömürlü (Göllet) beldesinde doğmuştur. Annesinin adı Ayşe, babasının adı bir kaynakta İsmail şeklinde verilirken (Çağlar 2018: 4) bir başka kaynakta Şerif Ağa olarak zikredilir (Vural 2012: 55). Aile, Kadıoğulları şeklinde anılırken Soyadı Kanunu sonrasında “Yıldız” soyadını almışlardır. (Çağlar 2018: 5). Yine bir kaynakta Ahmet, ailenin beş erkek çocuğunun en büyüğü şeklinde kaydedilirken (Vural 2012: 55) diğer kaynakta da yedi erkek ve iki kız kardeş oldukları adlarının sırasıyla Hamit, Serhat, Pehlül, Aslan, Ömer, Mahmut, İmi Nine ve Havva olarak verilir (Çağlar 2018: 6). Köyünde çobanlık yapan Ahmet, on bir yaşlarındayken köyün çobanına yardım için gittiği bir gece Ağıl Taşı mevkiinde uykuya dalar. Ahmet’in uykudayken çıkardığı ilginç seslere uyanan Çil Ahmet lakaplı çoban, Ahmet’i uyandırmak için hayli uğraşırsa da başarılı olamaz. Yakınlarına haber verir. Ahmet’in içine kapanık ve sessiz hâli herkesin dikkatini çeker. Korktuğunu ve hastalandığını düşünürler. Bu ilginç hâller ve rüyalar daha sonraki günlerde de devam eder. Nihayet, Ahmet bir süre sonra “rüyasında pirler meclisini gördüğünü, kendisine bade verildiğini, Lal-i Bedişhan’da (Afganistan sınırları içinde bir şehir) yaşayan Gülizâr (yahut Belgüzar) isimli kızın kendisine gösterildiğini ve ona âşık olduğunu” anlatır. Ahmet o andan itibaren duygularını, düşüncelerini irticalen söylediği şiirlerle dile getirmeye başlar (Vural 2012: 55-56). Hakkında yapılan çalışmalardan öğrenildiğine göre Ahmet bir gün Artvin, Yusufeli ilçesinde yaşayan Âşık Kelâmî’nin yanına gider. Âşık Kelâmî Baba, Ahmet’e muammalar sorar ve aldığı cevapları beğenmesi üzerine gerçek bir hak âşığı olduğunu kanaatine vararak kendi mahlasını Ahmet’e verir. Bu olaydan sonra Ahmet, Erzurum ve çevresinde Âşık Kelamî Baba şeklinde anılmaya başlar. Köyünden Mercan Hanım ile evlenen Âşık Kelamî’nin Kazım ve Perazut adında biri erkek, diğeri kız iki evladı olur. Otuz yıl medrese eğitimi alan âşık geçimini çiftçilikle sağlar. Otuz altı ay askerlik yapar, geçim sıkıntısı nedeniyle Kars ve Erzurum civarından dışarıya çıkamamıştır (Çağlar 2018: 5-7). Âşık Kelâmî yahut yöredeki yaygın ismiyle Kelâmî Baba, herkesçe sevilip hürmet edilmesine rağmen, insan kadri bilmeyen, her toplumda görülebilen, bazı kişiler tarafından hakkıyla tanınıp gerekli hürmet gösterilmemiştir. Hatta hürmet ve saygı göstermek bir yana gıyabında onunla alay etmişlerdir. Uzun boylu, heybetli, hafif kambur ve ayaklarının içe dönüklüğünü “öküz tezgahı”na benzetenler, onun gönlünü kırmışlardır. Gönül kırıklığını ve kıymetinin öldükten sonra anlaşılacağını şiirlerinde sıklıkla dile getiren âşık, gönül ehli vasfını yitirmemiş, hoşgörü ve sabırla hareket etmiştir. Yörede Âşık Kelâmî için pek çok rivayet anlatılmaktadır. Bunlardan biri şöyledir: Âşık, her zamanki gibi bade içtiği kabul edilen yerde namaz kılarken siyah bir yılan sokulur, ses çıkarır ancak âşık namazını bozmaz. Namazı bitirip selam verdikten sonra yılanın boynunu okşar ve “Be mübarek hayvan uğraşacak başka insan bulamadın mı da gelip benimle uğraşıyorsun; git kendi işine bak!” der. Yılan geri dönüp gider. Okuma yazma bilmeyen Âşık Kelâmî, şiirlerini “sır kâtibim” dediği kendi köyünden Mehmet Efendi’ye yazdırmıştır. Beş yüz yapraktan ibaret olduğu söylenen bu defterin Âşık Kelâmî’nin vefatından sonra, akrabalarından kimileri tarafından sigara kâğıdı olarak yakıldığı yörede anlatılmaktadır. Âşık Kelâmî, 1927'de seksen yaşındayken köyünde vefat etmiş ve oraya da defnedilmiştir.

Oldukça dindar, olgun ve manevî yönü güçlü bir kişiliğe sahip olan Âşık Kelâmî, Hazreti Muhammed’e duyduğu sevgiyi, özlemi, her şeyin geçici olduğunu, doğruluğun sözde değil özde olması gerektiğini düstur edinmiş ve bu hasletleri şiirlerinde sıklıkla vurgulamıştır. Âşık Kelâmî, Narmanlı Âşık Sümmânî, Çıldırlı Âşık Şenlik, Karnavaslı Âşık Halil, Bardızlı Âşık Nihânî, Oltu-Tarmutlu Âşık İbad Hoca, Yusufelili Âşık Muhibbî ve Âşık Mahirî ile çağdaştır. Bu âşıklardan Âşık Sümmânî, Karnavaslı Âşık Halil ve Oltu-Tarmutlu Âşık İbad Hoca ile görüşmüş ve deyişmeler, atışmalar yapmıştır. Âşık Kelâmî’nin hem hayat hikâyesinde, hem gördüğü rüyasında, hem şiirlerinde Âşık Sümmânî’yle benzerlikler vardır. Yörede pek çok âşık için söylenen “Sümmânî’nin etkisinde kalmıştır.” tespitinin Âşık Kelâmî için çok da isabetli olmayacağı görüşü hâkimdir. Zira Âşık Kelâmî yaşça Âşık Sümmânî’den büyüktür ve ondan çok önceleri şiir söylemeye başlamıştır. Bu sebeple Âşık Sümmânî’den evvel kendi üslûbunu kurmuş olması akla daha yakın gelmektedir (Çağlar 2018: 5; Vural 2012: 58). Hakkında anlatılan hikâyeye göre Âşık Kelâmî, yıllarca Lal-i Bedihşan’daki Gülizar’a kavuşma hayaliyle yaşamıştır. Her ne kadar kavuşamayacağını bilse de aşk ateşine dayanamamış, sevgilisinin peşine gitmeye karar vermiş ve Kars’a kadar gitmiştir. Kars’ta misafir olduğu evde, “Osmanlı gedası (dilenci) nereden gelip nereye gidersin” diye soranlara Âşık Kelâmî “Âcizâne bir âşığım, engelli ve tuzaklı yollara doğru giderim” şeklinde cevap vermiş, ev sahibinin “Benim adım Osman, lakabıma Deli Balta derler, bu gece köyümüzde âşıklar çalıp söyleyecek, sen de ister misin?” sorusuna “Elimizden geldiğince çalar söyleriz” cevabını vermiştir. Köyde dört âşık, üç çırak çalıp söylemekte olduğu âşıklar meclisine gitmiş, bu mecliste bulunan Peri adlı ve oraya gelen âşıkları müstehcen sözle bağlamasıyla ünlü biri Âşık Kelâmî’nin gelişinden duyduğu rahatsızlıkla, Âşık Kelâmî’yi hiçe sayarak atışmayı çırakla başlatmıştır. Söz sırası gelen Âşık Kelâmî, Peri ile atışma yapar ve onu yener. Yenilen Peri ve oradaki âşıklarca sunulan “dostluk şerbeti”nin içine konulan esrarengiz bir maddeden dolayı Âşık Kelâmî yaklaşık üç ay hiçbir şey söyleyememiş, konuşamamıştır. Âşık Kelâmî’nin şiirleri genellikle dörtlüklerden oluşmakta, az da olsa tek yahut iki dizeli şiirlere de rastlanılmaktadır. 11’li hece ölçüsünün kullanıldığı şiirlerde 6+5’li durak yapısı söz konusudur. Kafiye düzeninin abab-cccb-dddb-aaab-cccb-dddb şeklinde kurulduğu şiirlerde yarım, tam, zengin ve tunç kafiyeler ağırlıktadır. Âşık Kelâmî çoğunlukla dinî ve ahlâkî temaları işlediği şiirlerinde iyilik, mertlik, doğruluk ve dürüstlük telkin etmiştir. İnsanî ve ahlakî değerlere dikkat çekmiş, insanları irşat etmek için öğütler verirmiş ve onları ebedî hayata hazır olmaları hususunda uyarmıştır. Söyleyeceklerini genellikle, açık, anlaşılır, akıcı sade bir Türkçe ile dolambaçsız anlatmıştır.

Kaynakça

Çağlar, Mazhar (2018). Gölletli Kelami Baba Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği. Lisans Bitirme Tezi.Erzurum: Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.

Vural, Temel (2012). Sümmanî'den Günümüze Oltu Havzası Şairleri. Ankara: Bizim Büro Yay.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. METİN ÖZARSLAN
Yayın Tarihi: 14.06.2019

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Hasan Asafd. 1876 (?) - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2ALİYÂR, Zikri Alyard. 07.02.1960 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3Tokgöz, Ahmet İhsand. 1868 - ö. 27.12.1942Doğum YeriGörüntüle
4ESAD, Esad Erbillid. 1847 - ö. 04.03.1931Doğum YılıGörüntüle
5FETHÎ, Ahmed Fethîd. 1846-1847 - ö. 1902Doğum YılıGörüntüle
6Şevket, Şakird. 1847 - ö. 1878Doğum YılıGörüntüle
7ELİF EFENDİ, Mehmedd. 1850 - ö. 1927Ölüm YılıGörüntüle
8Ahmet Hikmet Müftüoğlud. 3 Haziran 1870 - ö. 19 Mayıs 1927Ölüm YılıGörüntüle
9Süleyman Nazifd. 29 Ocak 1869 - ö. 4 Ocak 1927Ölüm YılıGörüntüle
10FAKİR KUL, İsmail Hakkı Eroğlud. 1918 - ö. ?MeslekGörüntüle
11DUDUd. 19. yüzyılın ikinci yarısı - ö. ?MeslekGörüntüle
12İSMAİL, İsmail Kamberîd. 15.02.1960 - ö. ?MeslekGörüntüle
13FARUK ALBAYd. 1958 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14MİKAYIL (BOZALKANLI) BAYRAMOVd. 1896 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15ERSANİ YİĞİTTÜRKd. 18.04.1948 - ö. 11.05.1996Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16Kalaç, Ahmet Hilmid. 1888 - ö. 1996Madde AdıGörüntüle
17KESKİN, Ahmetd. 24.07.1910 - ö. 1986Madde AdıGörüntüle
18Ümit, Ahmetd. 12 Temmuz 1960 - ö. ?Madde AdıGörüntüle