MOLLA GÜRANİ, Şemseddin Ahmed

(d. 1410/813 - ö. 1488/893)
tekke şairi/yazarı
(Divan-Tekke / Başlangıç-15. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Osmanlı Devletinin dördüncü şeyhülislamı ve Fatih Sultan Mehmet’in hocalarından olan Osmanlı âlim ve tarihçisinin adı, Ahmed b. İsmail b. Osman Gürânî olup, lakabı Şerefeddin ve Şihabeddin’dir. Ayrıca, Şehrizorî, Hemedânî, Tebrîzî, Gürânî, Kâhirî ve rûmî nisbeleriyle de adlandırılmıştır. O devirde Osmanlı medreselerinde ders veren, yüksek seviyedeki ilim adamlarına “molla” veya “Mevlana” adı verildiği için Molla Gürânî adı ile şöhret olmuştur. Cedleri hakkında farklı isimler zikredenler olmuş, fakat kendisiyle aynı dönemde yaşayan ve aynı hocadan ders alan Sehâvî (ö. 902/1497) tarafından verilen neseb şöyledir: Ahmed b.Yusuf b. İsmail b. Osman b. Ahmed b. Raşid b. İbrahim Şerafuddin’dir (Yıldız 1992: 18). Molla Gürânî’nin doğum yeri hakkında birçok kaynak Güran isminde ittifakla birleştikleri hâlde, bu yerinin bağlı olduğu şehir konusunda fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Bazı kaynaklar İsferayin’in bir köyü olduğunu kaydederken bir kısmı da Irak’ın kuzeyinde bulunan Şehrizor’a bağlı bulunduğunu belirtmektedir. Son zamanlardaki araştırmalar Diyarbakır’ın bir köyü olduğu yönündedir. Molla Gürânî’yi yakınen tanıyan Burhaneddin Bikâî’de kendisinin Diyarbakır civarındaki Hilar köyünde doğduğunu söylediğini nakletmektedir. (Bikâî vr.6b) Tüm bu bilgilerden sonra Molla Gürânî 813/1410 yılında Diyarbakır’ın Hilar köyünde doğduğu kanısına varalabilir (Yaşaroğlu 2005: 30/249). Sadece babasının adının İsmail olduğu yönünde bilgiden başka ailesi hakkında yazılı ve sözlü kaynaklarda bilgi mevcut değildir. Molla Gürânî, ilk tahsilini memleketinde yapmış, beş altı yaşlarında Arapça ve fen ilimlerini öğrenmiş, Kur’an-ı Kerim kıraatini öğrendikten sonra da hafızlık yaptığı rivayet edilmektedir. Daha sonra Bağdat’a giderek orada Abdurrahman b. Kazvînî’den (ö.836/1432) Kıraat-ı seb’a’yı, Kıraat ilminin meşhur kaynaklarından Şâtıbiyye'yi, fıkıhta Şafii’nin eseri ve Teftazani’nin Keşşaf haşiyesini okumuştur. Bunların yanı sıra Kazvini’den meâni, beyân ve aruzla beraber nahiv de okumuştur (Sehavi 1/241). Molla Gürânî, Kazvînî’den bu ilimleri tahsil ettikten sonra Hasankeyf’e geçerek burada Celal Hulvânî’den Arapça öğrenmiştir. On yedi yaşlarında Hasankeyf’ten ayrılıp Şam’a gitmiş, orada Alaeddin Muhammed b. Muhammed el-Buhârî’den beş yıl ilim tahsil etmiş, daha sonra Hocası Celâl Hulvânî ile Kudüs’e giden Gürânî, orada da hocasından Keşşâf’ı okuma imkânı bulmuştur. 835/1431-1432 yıllarında Kudüs’ten Kahire’ye gitmiştir. Fakir olmasına rağmen ilim uğruna zamanın önde gelen ilim merkezlerine gitmekten geri kalmayan Gürânî, Kahire’de İbn-i Hacer el-Askalânî’nin (ö. 852/1449) ilim meclislerinde bulunmuş, hocasından Hadis usulüne dair Irakî’nin (ö. 806/1404) Şerhu’l-Elfiye’sini, metin olarak da Sahih-i Buhârî’yi okumuştur. Zeyneddin ez-Zerkeşî’den (ö. 846/1442) Sahihu’1-Müslim’in tamamını, Şirvânî’den (ö.875/1470) Müslim’i ve Şatıbiyye’yi tekrar okuyan Gürânî, Kahire’de hadis ilmi üzerine iyi bir eğitim almıştır. Ayrıca Kahire’de bu üstadlar dışında Kalkaşandî’nin (ö. 856/1452) derslerine devam etmiştir (Demirci 2009: 12; Yıldız 1988: 30). 

Üç ayrı padişah döneminde yaşayan (II. Murad, Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid) ve üst düzey dinî görevler alan Molla Gürânî, ilim tahsilini tamamladıktan sonra tefsir, kıraat, hadis ve fıkıh ilimlerinde değerli bir âlim olarak kendini yetiştirdi. Yavaş yavaş tanınmaya ve Kahire’deki medreselerde ders vermeye başladı. İlmi ve fesahati, güzel konuşmasıyla kısa zamanda tanındı. Derslerini dinleyen âlimler, onun ilimdeki üstünlüğünü takdir ettiler. Hocası İbn-i Hacer Askalânî ona icazet verdikten sonra, Sahîh-i Buhârî’yi gayet güzel bir maharetle okuttuğunu bizzat görüp, şahit olmuştur. II. Murad devri âlimlerinden Molla Yegan, hac yolculuğundan dönerken Kahire’de Molla Gürânî ile tanışır. Gürânî’nin ilim ve faziletini gördükten sonra onu İstanbul’a davet eder ve beraber İstanbul’a gelirler. Daha sonra Sultan II. Murad’a giderler, Sultan’da değerli bir zat olduğu kanısına vararak Bursa’daki Kaplıca medresesine sonra da Yıldırım medresesine müderris olarak atamıştır (Altun 1996: 22). Bir süre sonra Sultan Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’e hoca olarak görevlendirilmiştir. Şehzadenin eğitilmesinde büyük emeği geçmiştir. Fatih Sultan Mehmed, babası ölünce tahta geçerek Molla Gürânî’ye vezirlik teklif ettiyse de kabul etmeyerek kadıaskerliğe atanmıştır. Bir ara Fatih’le arası açılır ve padişah kadılıktan azleder. Bunun üzerine Mısır’a giden Gürânî, Mısır hükümdarından büyük ikram ve kabul görür. Daha sonra yaptıklarından pişman olan Fatih, Mısır hükümdarından geri ister ve Gürânî’yi ikinci defa Bursa kadılığına atar. Molla Gürânî’nin bu görevi sekiz yıl sürmüştür. Daha sonra Molla Hüsrev’den boşalan Şeyhülislamlık vazifesine atanır. Bu dönemde birçok cami, medrese ve ilim merkezleri yaptıran (Bağış 2013: 49) Gürânî, hayatının son zamanlarını hastalıkla geçirmiştir. Hastalığının artması ile borçlarının hazineden ödenmesini, cenaze namazında padişahın bulunmasını, cesedinin kabre kadar sürüklenerek götürülmesini vasiyet etmiştir (Kahraman vd. 1998: 290). Fatih Sultan Mehmed’le birlikte İstanbul’un fethinde görev almış, fetihten sonra Fatih ve Bayezid devrinin mümtaz siması olarak fiilen görev yapmış, uzun süre şeyhülislamlık görevini sürdürmüştür. Fatih’in padişahlığından itibaren otuz seneden fazla hizmet etmiş ve 893/1488 yılında İstanbulda vefat etmiştir. Cenazesine devlet ricali ve II. Bayezid katılmıştır. Cenazesi vasiyeti üzerine bir hasır üzerine konarak yerine getirilmiştir. Kabri İstanbul’da Yüksek Kaldırım’da yaptırdığı caminin haziresindedir (Danişmend 1971: 111). Molla Gürânî ve eserleri ile ilgili dört yüksek lisans tezi, bir doktora tezi ve bir de doçentlik tezi hazırlanmıştır. Devlet görevlerinin yanında talebe de yetiştiren Gürânî, hayatının son dönemlerinde eser telif etmeye başlamış, önemli eserler vermiştir. Bunlar;

1. ed-Dureru’l-Levâmi fi Şerhi Cem’i’l-Cevâmi’ (861/1457): el-Budurü’l-levâmi adıyla da anılan eser, Taceddin es-Sübkî’nin fıkıh usulüne dair kitabının şerhidir. Nesih hatla yazılan bu nüshayı Ahmed b. Muhammed b. Ömer eş-Şafii 863/1459 tarihinde muellif nüshasından istinsah etmiştir. Müellif eserinin birçok yerinde Celaleddin Mahallî’yi eleştirmiştir. Eser, Süleymaniye Kütüphanesi Kara Çelebizade Kısmı 81 numarada mevcuttur.

2. el- Abkârî fî Havaşi’l- Ca’berî (861/1457): Ebû Muhammed Kâsım b. Firruh Şâtıbî’nin (ö. 590/1194) Hırzu’1-Emânî isimli eserine Ebu İshak İbrahim b.Ömer el-Caberî (ö. 732/1332) tarafından yazılan haşiye üzerine yapılmış bir taliktir. Eserin bir nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Carullah Kısmı numara 9’da bulunmaktadır. 

3. eş-Şâfiye fi’l-Arûd ve’l-Kâfiye (862/1458): Molla Güranî tarafından Fatih Sultan Mehmed’e ithafen yazılmış 600 beyitlik bir kasidedir. Kütüphanelerde herhangi bir nüshasına rastlanılmamıştır. 

4. Gayetu’l-Emânî fî Tefsîri Kelâmi’r-Rabbânî: Bazı kaynaklarda Gayetü’1-Emânî fî Tefsîri Seb’i’1-Mesânî olarak da geçmektedir. Molla Güranî 1456 yılının sonlarında Kudüs’te bulunduğu sırada yazmaya başlamış, 1462 yılında tamamlayarak Fatih Sultan Mehmed’e sunmuştur. Kelam, fıkıh ve siyere dair bilgiler ihtiva etmektedir. Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak da okutulmuştur. Birçok nüshası bulunan eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Damad İbrahim Paşa 146 numarada kayıtlıdır.

5. Ref’ul-Hitam an Vakfi Hamza ve Hişam (868/1464): Nesih hatla yazılan bu nüsha 1130/1717 tarihinde Muhammed b. el-Hüseyin tarafından istinsah edilmiştir. Kıraat ilmiyle ilgilidir ve Veliyullah Şatıbî’nin kıraat imamlarından Hamza ve Hişam’ın vakıf konusundaki görüşlerini manzum olarak topladığı eserine Güranî tarafından yazılmış bir şerhtir. Beyitler teker teker ele alınarak sonuna kadar şerhedilmiştir. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Bağdatlı Vehbi Kısmı 27 numarada kayıtlıdır.

6. Risâle fi’l-Velâ (873/1468): Molla Hüsrev'in aynı adlı risalesini tenkit etmek için yazılmıştır. Gürânî, daha çok hadis ve fıkıh kaynaklarına dayanarak Molla Hüsrev’e yüklenmiştir. Gürânî, gerek Arap dili ve grameri, gerek muhtevadaki fikirleri bakımından Molla Hüsrev’in Risâlesini ele alıp bazı noktalarda tenkit ederek kendine göre açıklamalarda bulunmuş ve Molla Hüsrev’in şiddetli hücumuna uğramıştır. Birçok nüshası olan eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi H. Hüsnü Paşa No. 654/14’tedir.

7. el-Kevserü’l-Cârî ilâ Riyâzi’l-Buhârî: Sahih-i Buhârî’nin şerhi olan eserde hocası İbn-i Hacer’in ve Kirmânî’nin bazı yorumlarını eleştirmiştir. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı 686 numarada kayıtlıdır.

8. Ferâidu’d-Durer ve Şerhu Levâmiu’l-Gurer (884/1479): Nesih hatla yazılmış bu nüsha 97 varaktır. Eser, Fadl Ahmed b. Muhammed b. Saîd el-Yümnî’nin manzum olarak yazılan kıraat ilmine dair kasidesine yazılmış bir şerhtir. Gürânî bu eseri Yıldırım Bayezid’e hediye etmiştir. Nüshası Süleymaniye Kütüphanesi 47/1 numarada kayıtlıdır.

9. el-Muraşşah alâ’l-Muveşşah (887/1482): İbnü'l-Hacib’in nahiv ilmine dair e1-Kâfiye’sine Şemseddin Muhammed b. Ebu Bekir el-Habîsî’nin yazdığı e1-Muveşşah adlı şerhin haşiyesidir. Nüshasına rastlanılmamıştır.

10. Keşfu’l-Esrâr an Kıraâti’l- Eimmeti’l-Ahyâr (890 /1485): Muhammed b. Muhammed el-Cezerî’ye (ö. 833/1430) ait, ismi verilmeyen manzum bir eserin şerhi olan bu kitap Gürânî’nin kıraat ilmine dair dördüncü ve son telifi olup Sultan II. Bayezid’e sunulmuştur. Nüshası Süleymaniye Kütüphanesi İbrahim Efendi 72 numarada kayıtlıdır (Göksu 2007:30-34; Demirci 2009: 33-41; Yaşaroğlu 2005: 250).

Molla Gürânî, tefsir, hadis, fıkıh ve usülde zamanının büyük âlimlerinden birisiydi. Döneminin büyük hocalarından icazet aldıktan sonra padişahın huzurunda ilmî münazaralara katılması döneminin âlimlerini kıskandıracak derecede önemli bir şahsiyet olmuştur. Dinî ilimlerde birçok talebe yetiştirmiş, vaktinin çoğunu eğitime, fetva işlerine ve ibadete ayırmıştır. Padişahlara çok yakın olmasına rağmen ilmi, dünya malına ve makamına tercih etmiştir. Fatih’in vezirlik teklifini, red etmesi ilmi ön planda tuttuğunun göstergesidir. Gürânî, müderrislik görevi bittikten sonra da birçok kişinin yetişmesine öncülük etmiştir. İlmî münazaralarda gayet güzel ve akıcı konuşmalar yapar, çok Kur’an okuyan ve hayır hasenat yapan biri olarak zikredilmektedir. Osmanlı âlimleri arasında ahlakının üstünlüğü ve ilme tavizsiz olan, ilme çok önem veren bir âlim olarak tanınmıştır. 

Kaynakça

Altun, Abdulcebbar (1996). Şeyhülislâm Molla Gürânî Hayatı, Eserleri ve Tefsirdeki Metodu. Yüksek Lisans Tezi. Samsun: Ondokuz Mayıs Üniversitesi.

Ay, Mahmut (2003). Molla Gürânî’nin Gâyetü’l-Emânî İsimli Tefsiri ve Tefsirinin Fatiha ve Bakara Surelerinin 1-103. Ayetlerinin Edisyon Kritiği. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi.

Bikâî, Burhaneddin. Unvanu’z-Zamân bi-Terâcimi'ş-Şüyûh ve’l-Akrân. Köprülü Kütüphanesi No: 1119. Vr. 6b-7b.

Danişmend, İsmail Hami (1971). Osmanlı Devlet Erkânı. İstanbul: Türkiye Yay.

Demir, Ziya (2007). Osmanlı Müfessirleri ve Tefsir Çalışmaları. İstanbul: Ensar Yay.

Demirci, Selim (2009). Molla Gürânî ve “el- Kevseru’l-Cârî” Adlı Buhârî Şerhi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi.

Furat, Ahmet Suphi (nşr.) (1985). Taşköprüzade eş-Şakâiku’n-Nu’mâniyye fi Ulemâi’d- Devleti'l-Osmâniyye. İstanbul: yyy.

Gökbilgin, Tayyib (1974). Molla Gürânî ve Padişaha Sunduğu Yazılar. Budapeşte: yyy.

Göksu, Mehmet Mustafa (2007). Molla Gürânî’nin Gâyetü’l-Emânî İsimli Tefsirinin Edisyon Kritiği (Necm-Nâs Sûreleri Arası). Doktora Tezi. Sakarya: Sakarya Üniversitesi.

Kahraman, Seyit Ali vd. (1998). İlmiye Salnâmesi. İstanbul: İşaret Yay.

Kehhale, Ömer Rıza (1967). Mucemu l-müellifîn. C. 1. Dımeşk: yyy.

Molla Gürânî. e1-Kevserü’l-Cârî ilâ Riyâzi’l-Buhârî. Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı. No: 686.

"Molla Gürânî" (1976). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C.6. İstanbul: Dergah Yay. s. 397.

"Molla Gürânî" (2002). Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. 6. İstanbul: Atatürk Kültür Merkezi Yay. s. 389-390.

"Molla Gürânî" (1991). İslam Alimleri Ansiklopedisi. C. 12. İstanbul: Türkiye Gazetesi Yay. s. 298-299.

Sehavî, Muhammed b. Abdurrahman (yty). ed-Dav’ul-lâmi .Beyrut: yyy.

Uluçam, Müjdat (2008). "Gürani, (Molla, Ahmed Semseddin Efendi)". Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi. Istanbul: Yapı Kredi Yay. s. 490.

Yarar, Ayşe (2013). İlk Dönem Fatih Medreseleri Müderrislerinden Molla Hüsrev Molla Gürânî. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Yaşaroğlu, M.Kâmil (2005). “Molla Gürânî”, İslam Ansiklopedisi. C.30. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. s. 248-250.

Yıldız, Sakıp (1979). “Molla Gürani ve İstanbul Fethindeki Rolü”, İslamî İlimler Fakültesi Dergisi. S. 3. Ankara, s. 127-131.

Yıldız, Sakıp (1988). Fatih'in Hocası Molla Gürani ve Tefsiri. Doçentlik Tezi. İstanbul: Sahhaflar Kitap Sarayı. 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. MEHMET ÜNAL
Yayın Tarihi: 21.11.2014

Eserlerinden Örnekler

 el-Kevseru’l-Cârî’den

 Hocamız İbn Hacer şöyle dedi: ‘Teheccüd ve vitir namazları gece kılınan namazlardır. Gündüz kılınması farz olan namazlar ise (öğle dört, ikindi dört ve akşam -akşam namazı gündüzün vitri olarak kabul edilir- üç rekat olmak üzere, toplam on bir rekattır. İşte böylece, gece kılınan namazlar ile gündüz kılınan namazlar sayı bakımından eşitlenmiş olur. Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve selem) gece on üç rekattan daha fazla namaz kılmadığını vurgulayan rivayeti esas aldığımızda ise bu sayısal uyum sabah namazının gündüz namazları kategorisinde değerlendirilmesi ile sağlanır." Bu tartışmaya açık bir görüştür: Çünkü akşam namazı gündüz namazı değildir... Burada en güzeli şöyle demektir: O, teheccüdü rivayetlerde belirtilen miktarlarda kılmıştır. Onlar da, on rekat veya Müslim’in rivayetine göre akşam namazından önce (geceye başladığı iki rekatlık hafif namaz) kıldığı iki rekatın da katılması ile oniki rekattır. Nevevi bunu tercih etmiştir. Vitr’e gelince, o teheccüd kabilinden bir şey değildir. S. 117 vr. Vr. 140b

  Demirci, Selim (2009). Molla Gürânî ve “el- Kevseru’l-Cârî” Adlı Buhârî Şerhi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniv. s. 117. 

  Fatih Sultan Mehmed’e Yazdığı Bir Mektubu

 A’lâ’llâhu şe’nehû ve şebbete bi’l-izzi erkâne-hû. İnhâ olunan oldur ki ol merhum-ı mağfurun leh zamınında Sultânıma ömürler olsun. Buğdan seferinde Çelebi oğlundan bir fi’l-i kabîh sâdır olmuş idi. Ol merhum-ı mağfûrun leh eyitmiş ki, vâcibu’l-katldir. Bu illâ neyleyin hâcem oğuldur. Mesâk-ı hadis budur ki, seyyidü’l-fudalâ Edirne Kadısı Mevlânâ Muhyiddîn duâcınız hakkânî kişidir, ehl-i fadldır. Evâilden dâî-i munlis meclisinde olmuşdur, hakikatin dâî-i münlis bilürin. Hem hazret-i a’lâya hukuk-i sâbıkası ma’lumdur. Şöyle istima olındı ki hazret-i hilâfet penâhîye bir mükâtebet itmiş, ibâretinde bir nevi küstahlık vâki olmuş, padişâhımız hullidet hilâfetuhûnın ahlâk-i hamîdesinden mercüvv ve mütevakka olunan oldur ki hukuk-ı sâbıka riâyet olınup küstahlığı afv olınup ziyâde in’âmât olına, binâen alâ kavli Rasûlillâh sallallahu aleyhi ve sellem: Tehallaku bi-ahlakıllahı yağfiru’z-zunûbe ve ya’fu ve yu’tî min fadlihî mâ yeşâu. Vallâhu yuvaffıku’l-makâme’l-a’lâ li-sulûki sâ’iri tarâ’iki’l-hayrâti Muhammedin ve âlihî ecmaîn. ed-dâî bi’l-ihlâs, Gürânî. 

Gökbilgin, Tayyib (1974). Molla Gürânî ve Padişaha Sunduğu Yazılar. Budapeşte: yyy. s. 79. 

el-Kevseru’l-Cârî’den

Çünkü şer’î bir hükmün kendisi ile sabit olduğu azami sayı dörttür. İki ise asgarî (başlangıç) sayısıdır. Nevevi de şöyle söylemiştir: onlar (şahitlikte bulunanlar) ister adil olsun isterse olmasınlar, durum aynıdır. Bu senalarında ister doğru sözlü isterse yalancı olsundurum aynıdır. Bundan dolayı, bu (sayılar) hadiste mutlak olarak kullanılmıştır. Ben de derim ki; Ahmed ve Hakim’in Enes’ten merfu olarak yapmış oldukları rivayet bu hususu teyit etmektedir (Mutlak olarak kullanılmıştır. Bundan dolayı adil olup olmamaları mühim değildir.): ‘Kendisi hakkında dört kişinin hayır şehadette bulunduğu halde Allah’ın bu şahitliği kabul etmediği ve bağışlamadığı hiçbir mümin yoktur.’Allah’a hamdolsun; Allah, lütfü ile bizi onlardan eylesin.

Demirci, Selim (2009). Molla Gürânî ve “el- Kevseru’l-Cârî” Adlı Buhârî Şerhi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi, s. 97.

  II. Bayezid’den Su İsteğinde Bulunduğu Mektubu

  Huve’l-mu’tî

Şeyyede’llâhu erkâne mülkihi ilâ yevmi’l-mev’ûd ve rabeta’ıtnâbe izzihi bi-evtâdi’l-hulûd. Kâle’llâhu Teâlâ: Ve’s-sâbikûne’s-sâbikûn ulâike’l-mukarrabîn. Ve kâle Rasûlillâhi sallallâhu aleyhi ve sellem: Men lem yeşkuri’n-nâse, lem yeşkuri’llâhe. Mesâk-ı hadîs budur ki dâî-i muhlisden akdem Osmanlı kalmayupdurur. Bu memleketten üç gazâ, merhûm Sultân Murâd Han’la itmişem. Ve cemîi, merhum Sultân Mehmed gâziyle hiçbir sefer yokdur ki bile itmişem. Sultânım hazretlerinin dahi seferinden kalmamışam. Hâzâ ve mâ yete’allak bi’l-kalem. Tesânîf-i şerîfem ki Tefsîr-i Kur’an ve Şerh-i Buhârî ve Hâşiye-i Ca’berî’dir, meşrıkı ve mağribi dutupdurur. Ve bu tesânîf-i şerîfeyi Seyyid Ömer’le diyâr-ı mağribe gönderdim idi. Ve Seyyid Ömer mektubla i’lam itdi ki, diyâr-ı mağribde bu tesânîfe-i mezkûreye ne vechile i’zâz ü itibâr olmuşdur, Sultânımın nazarıyla dahi ma’lûm olupdurur. Kâle’l-ulemâ: el-şekru ve’l-hamdu bi’l-lisâni, ve’l-hubbu bi’l-cenâni, ve’l-amelu bi’l-erkânı. Ve hazret-i a’lâya dahi ma’lûmdur ki cemî-i padişahlara envâ-i şukr-ı seyf ve kalemle kıyâm idüp duraram. Maa hâzâ, kırk yıldır ki mecâlisim ders-i ilmî ki âyât-ı beyyinâtla mecâlis-i enbiyâya benzer. Ammâ hususiyeten hazret-i a’lâya şecere-i mubarekdir. Eyyâm-ı devletünden dâru’l-kurrâ ve dâru’l-hadîs ve câmiu’r-rıdâ, sadakasından vasıl olanı hep bunlara sarf idip dururam. Ve kapuları üzerine ism-i şerifiniz yazup dururam. Her kim ki görürse, kıyâmete kadar duâ ider. Ve dahi mâ medâdan, sarây-ı âmire suyundan padişahımızdan bir barmak daru’l-hadîse su tevakku itmişdim. Şöyle cevap buyrulmuş ki; Sarau suyundan kıllet vardır. Şimdi bi-hamdillâh pâdişah devletinde suyun kesreti var. Ve hem pâdişahın zamir-i munîrine lâyıhdır ki bundan efdal hayr içün mevzı yokdur. İmdi mütevakka budur ki bir barmak su sadaka olına ki dâru’l-kurrâ’ya ve dâru’l-hadîs’e bir şâdrevân olup tâ kıyâmete değin sevâbı, pâdişahın sahife-i hayrâtına yazıla. Ve hem sarâyı âmire kapusuna mevzû olan çeşmeden bir gice su tevekka olundı idi câmie vakf itdiğümüz hammâm içün cevâbında, ol gice İbrahim Paşa’ya sadaka olunp durur denilmiş. el-hâletu hâzihi, İbrahim Paşa’nın evine muttasıl iki çeşme var. Sâayı âmire kapusuna gelen su, bizim evlerimize muttasıldır. Cem’i beyne’l-maslahateyn budur ki anlara muttasıl olanı anlara sadaka olına ve bize muttasıl olan, bizlere sadaka olına. Ve bu dahi ma’lûmdur ki Allah ve Rasûl kelâmında nâsih ve mensûh var. Binâen alâ masâlihi’l-ibâd, bâkisi re’y-i alâya mufevvazdır. Va’llahu yu’tî mâ yeşâu ve yahkumu mâ yurîd’dir. Devlet-i ebedî ve saâdet-i sermedi müstahkem bâd. ed-dâî bi’l-ihlâs, Gürânî. 

Yıldız, Sakıp (1988). Fatih'in Hocası Molla Gürani ve Tefsiri. Doçentlik Tezi. İstanbul: Sahhaflar Kitap Sarayı, s. 103-104.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1CİVANd. 1747 - ö. 1815Doğum YeriGörüntüle
2İZZETÎ, Vüs'atîzâde Sipahî Mehmed İzzetî Beyd. ? - ö. 1664-65Doğum YeriGörüntüle
3HÂLETÎ, Seyyid Mehmed Hâletî Efendi bin Şeyh Ali Sufûtî Efendi bin Şeyh Ahmed Hayâlî Efendi bin Şeyh Seyyid İbrâhîm Gülşenîd. 1552 - ö. 1581Doğum YeriGörüntüle
4CEMÂLÎ, Bâyezîdd. 1410-12? - ö. 1510-12?Doğum YılıGörüntüle
5MUSTAFÂ, Hâcezâde/Hocazâde Muslihüddîn Mustafâ Efendi bin Hâce Yûsuf bin Sâlihd. 1434 - ö. 1488Ölüm YılıGörüntüle
6KEMÂL, Kemâl-i Zerd, Sarıca Kemâld. ? - ö. 1488-89’dan sonra ?Ölüm YılıGörüntüle
7HASAN-I ERDEŞÎR, Seyyid Hasan-ı Erdeşîrd. 1418-19 - ö. 1488-89Ölüm YılıGörüntüle
8ŞÂHÎ/ZEYNÎ, Ak Mahmud Efendizâde Zeynel Abidin Seyyid Mehmed Efendid. 1667-68 - ö. 1750-51MeslekGörüntüle
9ŞEYHÜLİSLÂM YAHYÂd. 1561 - ö. 1644MeslekGörüntüle
10MEHMED CEMÂLEDDÎN EFENDİd. 1848 - ö. 1917MeslekGörüntüle
11TIRSÎ, Abdurrahimd. ? - ö. 1519Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12YÂR ALİ ÇELEBİd. ? - ö. 20 Nisan 1415Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13ŞEMSEDDÎN MARMARAVÎ, Ahmed, Yiğitbaşı Velîd. 1435-36 - ö. 1505Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14MEHMED EFENDİ, Çerkes-zâded. ? - ö. 1747-48Madde AdıGörüntüle
15İBRAHİM PAŞA, Pargalı İbrahim Paşad. 1493? - ö. 1536Madde AdıGörüntüle
16MUHLİSÎ, Hacı Mustafa Boşnakd. ? - ö. 1749Madde AdıGörüntüle