Toptaş, Hasan Ali

Çiğdem Duru
(d. 15 Ekim 1958 / ö. ?)
Romancı, hikâyeci, memur
(Yeni Edebiyat / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Baklan kasabasında doğmuştur. Annesi ev hanımı, babası tır şoförüdür. Şiddetli geçimsizlik yaşayan bir ailenin çocuğudur. İlk ve ortaokulu Baklan’da tamamlamıştır. Ortaokul yılları nitelikli okuma serüveninin başladığı dönemdir. Bu yıllarda Tolstoy, Balzac, Hemingway gibi Batılı yazarlarla birlikte Kemalettin Tuğcu, Muazzez Tahsin, Kerime Nadir, Orhan Kemal ve Yasar Kemal’le tanışmış; Tahayyül Çemberi ya da Esrar Kumkuması adlı roman denemesini yine bu dönemde kaleme almıştır.

Toptaş’ın edebiyatını besleyen en temel kaynaklardan olan kasabada geçen çocukluğu ve ailesi, Toptaş için karamsar ve yalnızlıkla yüklü günleri çağrıştırmaktadır. Toptaş, bu dönemi şu cümlelerle anlatmıştır: “Ben mutsuz bir çocukluk yasadım. Kasaba bile denilemeyecek bir yerde geçen bu mutsuz çocukluk, bu sevgi ve şefkat eksikliği beni kendiliğinden kitaplara yöneltti. O yıllardaki okumalarım, aslında bir tür kaçıştı. Kasaba ortamından, bu ortamın verdiği acılardan ve çocuk aklımla, çocuk yüreğimle asamadığım şeylerden bir kaçış” (Çağlar 2000: 28). Yazar, ailesini ise verdiği bir röportajda şöyle anlatmıştır: “Gerçekten, hiç mi hiç gülünmezdi; hep somurtulur ve uzaklara bakılırdı. Benim çocukluğumda babam uzaklardaydı çünkü. Yıllar sonra döndü ama bu kez de ne varsa, o bakmaya başladı uzaklara. Çok az konuşurdu. ‘Öyle ya,’ derdi sadece. (…) Belki de yoksulluk bizi öteki kutba atmıştı; susarak, somurtarak, iç çekerek yasıyorduk onu. Öyle derin somurtmaların içinden çıkıp gelişimin, yazımdaki o ses tonuyla ilgisi vardır herhalde” (Tekin 2006: 32). Yazarın Kayıp Hayaller Kitabı ve Sonsuzluğa Nokta adlı kitapları bu yaşamöyküsel süreci barındıran eserleridir.

Lise eğitimini Çal Lisesi’nde sürdürmüş, lise yıllarında roman ve öyküyle bağı daha da kuvvetlenmiştir. Tövbe adlı öyküsü Çal Kaymakamlığı’nın Orman Bayramı vesilesiyle düzenlediği yarışmada ödül kazanmıştır. 1975’te lise eğitimini tamamlamasının ardından Uşak Meslek Yüksekokulu’na kaydolmuş ancak toplumsal gerilimler dolayısıyla bir yıl sonra okuldan ayrılmıştır. Denizli’ye dönerek dayısının kahvehanesinde iki yıla yakın çalışan Toptaş, öykü yazmayı sürdürmüş ve öykülerini Denizli gazetesinde yayımlamıştır. Ümmü’nün Selamı Var adlı öyküsü, bu gazetede yayımlanan ilk eseridir (1975). Sülük ve Bayram Şekeri isimlerindeki öyküler de burada yayımlanmıştır.

Askerlik vazifesini Diyarbakır ve Şanlıurfa’da tamamlamış, 1979’da askerden dönmesinin ardından 1980’de evlenmiştir. Bir süre iş arayan Toptaş, önce taksi şoförlüğü yapmış ardından Çivril Vergi Dairesinde veznedarlığa başlamış ve bu görevi beş yıl boyunca sürdürmüştür. Bu süre zarfında şiir ve öykü yazmayı sürdüren Toptaş, Mühür ve Edebiyat 81 gibi dergilere öykülerini göndermiş; bir dergide yayımlanan ilk öyküsü “Dili Mühürlü Gelin” 1983 yılında İzmir’de yayımlanan Mühür’de basılmıştır.

1985’te Maliye Bakanlığı’nın açtığı yöneticilik sınavını kazanmasının ardından Ankara’ya yerleşmiş ve bu yıllarda ilk eşinden ayrılmıştır. Ankara’daki edebiyat dünyasını tanımaya çalışan Toptaş; Özcan Karabulut, Cemil Kavukçu, İzzet Kılıçlı gibi isimlerle tanışmış; 1987’de yayımlatma olanağı bulamadığı öykülerini Bir Gülüşün Kimliği adıyla kitaplaştırmış ve kendi imkânlarıyla bastırmıştır.

1988’de Maliye’deki eğitimini tamamlamasının ardından Sincan Vergi Dairesine icra memuru olarak atanmıştır. İcra memuru olmanın üzerinde bıraktığı hissi; “icra memurluğundan istifa etmek gibi bir sansım yoktu ne yazık ki. Hayalimde her gün binlerce defa istifa ettim ama gerçekte hiç etmedim, edemedim ve ilençlere, bağırıp çağırmalara ve tehditlere rağmen o memuriyeti yıllarca sürdürdüm. Söylemeye gerek bile yok, berbat bir memuriyetti, gün boyu kirlilik duygusu kat kat birikiyordu üstümde ve geceleyin kaleme kağıda sarılacağım, kelimelere tutunacağım ânı iple çekiyordum. İşte, memuriyetimin benim üzerimde bir etkisi olmuşsa, herhalde böyle bir etkidir.” (Varlık, 2011: 70) cümleleriyle aktaran Toptaş için edebiyat, bir sığınak gibidir.

Aynı yıl İzzet Kılıçlı, Tamer K. Bilgin, Gülağ Öz ve Cemil Kavukçu ile Yazıt adlı edebiyat dergisini çıkarmaya başlamışlardır. Üç ayda bir yayımlanan bu derginin içeriği öykü ağırlıklıdır. Toptaş, aynı arkadaşlarıyla birlikte 1990’da yine Yazıt adını taşıyan bir yayınevi de kurmuştur. Yazarın Yoklar Fısıltısı adlı kitabı bu yayınevince basılmıştır. Her iki kitabı da okurla buluşamaması, Toptaş’ta bir küskünlük yaratmış; yazar, sessizliğini bu yılların izlerini taşıyan Yalnızlıklar (1993) adlı şiirsel metinlerden oluşan kitabına dek sürdürmüştür. Gökhan Uçkan’ın aracı olduğu finansal destekle basılan bu kitabın hemen ardından Çankaya Belediyesi ve Damar dergisi işbirliğiyle düzenlenen öykü yarışmasında Ölü Zaman Gezginleri’nin aldığı birincilik ile Kültür Bakanlığınca düzenlenen yarışmada Sonsuzluğa Nokta’nın kazandığı mansiyon Toptaş’ın yazma motivasyonunu yeniden sağlamış ve Toptaş, 1994’te daha geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan Gölgesizler’i yayımlamıştır. Yunus Nadi Ödülü’ne layık görülen bu eser, 1995’te Can Yayınları tarafından basılmış, yayınevi 1996’da da Kayıp Hayaller Kitabı’nı okurla buluşturmuştur.

1996’da icra memurluğundan ayrılarak Hazine Avukatlığı birimine geçen Toptaş’ın ikinci evliliği de bu dönemde bitmiştir. On bir yıl boyunca süren bu görevin ardından memurluktan ayrılan Toptaş, 2000’de üçüncü evliliğini yapmıştır. Toptaş’ın ilk evliliğinden bir oğlu ve son evliliğinden bir kızı vardır. 2009'da Türk Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri’nde roman ödülüne layık görülen yazar; Uykuların Doğusu ile 2006 Orhan Kemal Roman Ödülü'nü, Heba ile 2016 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır. Toptaş'ın Yalnızlıklar'ı 2006'da Hollanda’da Theatre Rast tarafından Hollandacaya çevirilip sahneye konulmuş; Almanya, Finlandiya, Güney Kore, Hollanda, İsveç ve Fransa’da yayımlanan Gölgesizler'i ise 2009’da Ümit Ünal’ın yönetmenliğiyle sinemaya uyarlanmıştır.

Yaşamına Ankara'da devam eden Toptaş, edebiyat faaliyetlerini sürdürmektedir.

İlk öyküsü “Bayram Şekeri” 1983’te Denizli gazetesinde çıkan yazar, öykülerini Dönem, İmece, Varlık ve Yazıt dergilerinde yayımlamıştır. S. Gümüş onun için “Haşan Ali Toptaş, imgelerin ve eğretilemelerin yarattığı bir dille yazarken okumayı yeniden üretim etkinliği olarak gören okuru da kışkırtan bir metin ortaya koyuyor. (...) Hasan Ali Toptaş, anlatıyı bir büyük anlam olarak gören, yazıyı yaratıcı dil olarak çözmek için uzun soluklu bir arayışı göze alan yazarlardan” değerlendirmesini yapmıştır.

Yazar üzerine hazırladığı yüksek lisans tezinde Zehra Tekin, yazarın edebiyat ve sanata ilişkin görüşlerinden yola çıkarak Hasan Ali Toptaş yazınına ilişkin tespitlerde bulunmuştur:

“Yazar, eserlerinde geleneği çağdaş edebiyatla yoğurmuştur. Dünya edebiyatından kendisini etkileyen yazarlar arasında “A. R. Grillet’ten Beckett’e, Butor’dan Kundera’ya, Eco’dan Calvino’ya, Cervantes’e, Borges’e ve Kafka’ya” (Yazıcı 2003: 73) uzanan birçok ismi sıralar. Bu kişiler arasında Franz Kafka’ya duyduğu hayranlığını ayrıca belirten romancı, “Hiçliğin Doruklarında Bir Alaca Karanlık” (2008: 157) yazısında Rumen deneme yazarı E. M. Cioran’dan oldukça etkilendiğini yazar. Kendisini akraba hissettiği yazarlar arasında Oğuz Atay, Yusuf Atılgan ve Bilge Karasu gibi Türk edebiyatının önemli isimleri de vardır. Yazar, bu kaynakları estetik süzgecinden geçirerek kendine özgü bir roman evreni yaratmıştır.

Roman sanatını bir adım ileriye tasıma, çizilmiş sınırlarını asma ve yeniden tanımlama gayreti içerisinde, eserlerini ortaya koyan Hasan Ali Toptaş; anlatım tarzı, kurgu ve onu oluşturan ögelerin tasarlanış biçimlerine yansıyan yenilikçi ve deneyselce tavrıyla Türk edebiyatının oncu isimleri arasında yer alan bir yazardır. Her romanın, kendisinden önce yazılan anlatılardan edindiği bilgi ve görgü üzerine inşa edildiğini fakat belirli kurallar ve bilgiler dâhilinde yazılamayacağı görüsünde olan yazar, yenilikçi tavrını su sözlerle ortaya koyar: “Ben yazdığım her romanla romanı yeniden tanımlamaya çalışıyorum. Romana kendi aklımca küçük bir adım atmaya, romana yazdığım romanlarla küçük bir deneyim kırıntısı daha eklemeye, ya da onun olabilirlik sınırını bir milim daha genişletmeye çalışıyorum. Yüzyıllardır biriken roman bilgisinden yola çıkarak, sezgiyle yapıyorum bunu. Bittiğinde hangi ölçülere uyar, nasıl kategorize edilir diye düşünmüyorum.” (Yazıcı, 2003: 73)

Hasan Ali Toptaş, öncü durusunu romanlarında hikâyeden ziyade metnin kendi serüvenini öncelikli kılmasıyla gösterir. Roman sanatının, hikâyede var olma ve karaktere tutunma sürecini çoktan astığı düşüncesinde olan yazar, yaptığı bir söyleşide “Roman kahramanı, artık kahraman olmaktan çıkıp ‘roman kişisine sonra da Kafka’nın romanında Bay K’ya dönüştü.” (Yüzbaşıoğlu, 2010: 7) der. Ona göre roman kahramanının adını, yüzünü ve yönünü yitirerek geçirdiği bu dönüşüm süreci; yaşanan ekonomik, siyasal ve teknolojik gelişmeler yüzünden hem çevresine, hem de kendisine yabancılaşan insanın serüvenine denk düşer. Romancı, aynı söyleşide, okuyucunun yazardan 19. yüzyıl romanlarında olduğu gibi kronolojik bir çizgi içerisinde, somut olayların anlattığı bir evren yaratmasını beklememesi gerektiğini ifade eder. Romanın, gerçeği yansıtması değil kendi gerçeğini yaratması fikrindedir. Hasan Ali Toptaş’ın bu düşüncelerini, romanlarında somut bir biçimde görmek mümkündür. Doğaüstü ve gerçeğin yadırgatma etkisi yaratmadan yan yana durduğu anlatılarının kendine özgü gerçeklik evrenlerinde, farklı gerçeklik katmanları iç içe geçer. Romanlarında ne anlattığından ziyade nasıl anlattığı konusunu öncelikli kılan Hasan Ali Toptaş’a göre dil, düşünceyi taşıyan bir araç değil düşüncenin kendisidir. Yazar; dilin kelimelerden ibaret olmadığını, genlerimizde de süregelen bir şey olduğunu ve kelimelerden çok “bir çeşit bellek ve duygu” (Tekin, 2006: 28) sayılması gerektiğini düşünür. Öldürülebilir ya da yasatılabilir bir şey olan dil, “erişilmesi, tekrar tekrar keşfedilmesi hatta yeniden yapılması gereken” (Yaşar, 2003: 54) bir amaçtır. Şükrü Erbaş ile yaptığı bir söyleşide oldukça önem verdiği bu konuyla ilgili şunları söyler: “(…) dil, kalemin ucundan akıveren şey değildir bana göre. Dilimin ucuna bu kelime geldi ya da falanca kelimeyi kalbimin derinliklerinden çıkardım diye hemencecik oturup yazamayız. Kalbimizin derinliklerinden çıkardığımız o kelimeyi uzatıp aklımıza, uzatıp daha önce yazdığımız öteki kelimelere, hayal ettiğimiz metnin ruhuna, geçmişe, geleceğe ve şimdiye de göstermek zorundayız. Kısacası, bence dil kurulan bir şeydir. Yapılan bir şeydir.” (Erbaş, 2001: 50)

Romanlarını şiir hassasiyetiyle yazan Hasan Ali Toptaş için “Yazmak, bir anlamda beste yapmaktır” (Yaşar, 2003: 54). Ona göre, düzyazının da kendine özgü bir ses yapısı vardır. Bu nedenle yazarın, her cümleye ya da kelimeye indirgenebilecek bu ses yapısının farkında olarak kelimeler açık sesle mi bitiyor, sesli ve sessiz kelimelerin dağılımı ne yönde, sözcükler nasıl yan yana gelmelidir gibi konular üzerinde kafa yorması gerektiği görüsündedir. Anlatılarını bu hassasiyetle yazan romancı, her harfin bir müziği temsil ettiği ve sayfanın yüzüne döndüklerinde bir müzik oluşturduğu fikrini taşır.

Az sözle çok şey anlatma gayreti içerisinde olan yazarın anlatımı, yoğun ve üretken bir imgesel dile yaslanır. Bu durum anlaşılırlığını zorlaştırmakla birlikte romancının yalın, akıcı ve kolay okunabilir bir dili vardır. Şiiri söz söyleme sanatının özü olarak gören ve bir roman ya da öykü yazarının şiirle ilişkisini önemseyen Hasan Ali Toptaş’ın, bu konudaki fikirleri şöyledir: “Bana göre, roman ya da öykü yazan bir kişinin şiirle ilişkisi önemli. Cümlenin basında dediğim gibi, tabii, bana göre önemli. Çünkü şiir söz söyleme sanatının özüdür, çekirdeğidir. Birçok romancı ya da öykücü şiire hep yakın durmuştur geçmişte de. Flaubert bir mektubunda, ‘Geçekten iyi bir düzyazı cümlesi, iyi bir şiir dizesi olmalıdır.’ der sözgelimi. Yusuf Atılgan da benzer şeyi söyler: ‘Roman şiir gibi yazılır,’ der. Ya da başka bir örnek, Gogol’dur; o da Ölü Canlar’ı bir çeşit düzyazı-şiir olarak niteler. Sonuçta, evet, düzyazı şiiri bilmelidir ama şiir olmamalıdır.” (Şenöz-Ünlü, 2008: 38)

Hasan Ali Toptaş’a göre roman, aklın değil sezginin rehberliğinde yol almadır. Yazar, herhangi bir plan yapmadan haritasız, pusulasız bir şekilde başladığını ve ilk cümleyi yazdıktan sonra anlatıyı “metnin iç aklıyla (Varlık, 2010: 78) işbirliği yaparak ilerlettiğini belirtir. Onun için roman sanatı ya da sanatın kendisi aklın menzilinde yapılan bir şey değildir. Bilim dalları için bilgi çok önemli ve gereklidir fakat sanat için bilgi, netameli bir şeydir. Romancı “ (…) sanat söz konusuysa, bilginin kendisi değil buharı muteberdir.” (Varlık, 2010: 79) der. Ona göre roman, tam bir bilgisizlikle yazılır. Fakat burada kastettiği bilgisizlik farklı bir şeyi ifade eder. İki tür bilgisizlik vardır. Bunlardan biri, “kalınmış bilgisizliktir (Varlık, 2010: 79). Bu bilgisizliği söyle tanımlar: “bizim tabiatın bir parçası oluşumuzdan kaynaklanan ham yanımızdır evcilleştiremediğimiz, varlığının farkına varıp törpüleyemediğimiz, isleyip biçimlendiremediğimiz yanımız”dır (Varlık, 2010: 79). İkincisi ise “varılmış bilgisizlik”tir. Bu bilgi, bilgi ile elde edilmiş bilgisizliktir. Yazar bunun için, “bilgi arazisini sabırla adım adım yürüdükten sonra, anlımızdan tüten ter damlacıklarıyla birlikte ulaştığımız bilgisizlik” (Varlık, 2010: 79) der. Hasan Ali Toptaş’a göre roman, “kalınmış bilgisizlik” ile “varılmış bilgisizlik”in karışımından oluşan büyük bir bilgisizliğin ışığında yazılır. Hasan Ali Toptaş, eserlerini oluştururken hem sözlü ve yazılı kültür ürünlerinden hem de dünya edebiyatının önemli temsilcilerinden beslenir. Doğu ve Batı edebiyatının bir sentezi niteliğinde olan eserlerinde, geleneğin olduğu gibi roman sanatının doruğundaki isimlerin izini sürmek de mümkündür. Yazarın, “ (…)ben Şehrazat ile Beckett’ın evliliğinden doğmuş bir çocuğum.” (akt: Tekin 2011) sözü beslendiği kaynakları gösterdiği gibi kendisini nereye konumlandırdığına da işaret eder. Hasan Ali Toptaş’ın postmodern estetiğin belirsiz ve çoğulcu yapısal zemini üzerine kurduğu anlatıları, farklı okumalara olanak sağlayacak anlamsal doğurganlığa sahiptir. Üstkurmaca düzleminin oyunsu atmosferi dâhilinde kurgulanan yapılar, romanın içeriksel bütünlüğünü tamamlar. Bireyin yasadığı sıkışmışlık duygusu, yalnızlık, iletişimsizlik ve sevgisizlik temalarının oluşturduğu içeriksel kurgunun özünde; varoluşu ve hayatı anlamaya yönelik arayış yer alır. Bu doğrultuda; yazarın eserleri üzerinde inceleme yapan Yıldız Ecevit, postmodernist biçim özellikleriyle birlikte yazarın romanlarının popülist/trival bir eğilimde olmadığı bunun aksine modernist/seçkinci çizgideki anlamsal derinliği ve estetiği taşıdığı değerlendirmesinde bulunur ve onun için “postmodern bir modernist” (2006: 169) seklinde bir niteleme yapar.

Popüler kültürün dayattığı gündelik ve yüzeysel edebiyat anlayışından uzakta yazan Hasan Ali Toptaş, yazdıklarına ne eleştirmenin ne yayınevinin ne de okurun gölgesinin düşmesini ister. “Okuyana Mektup” adlı yazısında okuyucuya “Sana yazmaktan değil, senin için yazmaktan korkarım.” (Toptaş 2008: 8) diyen romancı yazarken okuru, onun anlatıyı okurken neler düşünebileceğini ve beklentilerini unuttuğunu belirtir. Özgürlüğünün okuyucunun varlığıyla kuşatılmasına izin vermek istemez.

Hasan Ali Toptaş, yenilikçi ve deneyselci tavrıyla roman estetiğine kendine özgü bir bakış açısı sunmuştur. Eserlerinin özgünlüğüyle Türk edebiyatında önemli bir yer edinen yazarın, yazı sanatına bakısı asıl olarak ortaya koyduğu anlatılarda açık bir biçimde görülür.” (Tekin 2011: 12-17). gözden geçirilecek.

Kaynakça

Ecevit, Yıldız (2006). Türk Romanında Postmodernist Açılımlar. İstanbul: İletişim

Erbaş, Şükrü (2010). “Hasan Ali Kılığında Bir Sonsuzluk”. Efendime Söyleyeyim Hasan Ali Toptaş Kitabı. (hzl: Mesut Varlık). İstanbuk: İletişim.

Şenöz, Müge; Ünlü, Cenk Ahmet (2008). “Röportaj: Hasan Ali Toptaş”. Hariçten Gazel. 3.

Tekin, Latife (2006). “Yazara Dil Gerekmez”, Picus. 3.

Tekin, Zehra (2011). Hasan Ali Toptaş’ın Romanlarının Yapı ve Tema Bakımından İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi. Diyarbakır: Dicle Üniversitesi.

Toptaş, Hasan Ali (2008). Harfler ve Notalar. İstanbul: İletişim.

Varlık, Mesut (2010). “Hasan Ali Toptaş: ‘Bilginin Kendisi Değil Buharı Muteberdir…’ ”, Efendime Söyleyeyim Hasan Ali Toptaş Kitabı, (hzl.: Mesut Varlık), İstanbul: İletişim.

Yaşar, Yunus (2003). "‘Günümüz Öyküsünün Dili’ Üzerine Hasan Ali Toptaş’la Bir Söyleşi”, Damar Kültür-Sanat-Edebiyat. 143.

Yazıcı, Vedat (2003). “Hasan Ali Toptaş ile Roman Üzerine”. Çağdaş Türk Dili. 182.

Yüzbaşıoğlu, Nil (2010). Hasan Ali Toptaş’ın Romanlarının Stilistik İncelemesi. Yüksek Lisans Tezi. Manisa: Celal Bayar Üniversitesi.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. KORAY ÜSTÜN
Yayın Tarihi: 30.12.2019

Eser AdıYayın eviBasım yılıEser türü
Bir Gülüşün Kimliğiİz Yayınları / Ankara1987Hikâye
Yoklar FısıltısıYazıt Yayınları / Ankara1990Hikâye
YalnızlıklarKavram Yayınları / İstanbul1993Şiir
Ölü Zaman GezginleriÇankaya Belediyesi Yayınları / Ankara1993Roman
Sonsuzluğa NoktaKültür Bakanlığı Yayınları / Ankara1993Roman
GölgesizlerCan Yayınları / İstanbul1995Roman
Kayıp Hayaller KitabıCan Yayınları / İstanbul1996Roman
Ben Bir Gürgen DalıyımDamar Yayınları / Ankara1997Roman
Bin Hüzünlü HazAdam Yayınları / İstanbul1998Roman
Uykuların DoğusuDoğan Kitap / İstanbul2005Roman
Harfler ve NotalarDoğan Kitap / İstanbul2007Deneme
Hebaİletişim / İstanbul2013Roman
Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha da Yalnızİletişim / İstanbul2014Röportaj
Geçmiş Şimdi GelecekEverest Yayınları / İstanbul2016Hikâye
Kuşlar Yasına GiderEverest Yayınları / İstanbul2016Roman
Gecenin GecesiEverest / İstanbul2017Hikâye
Beni Kör KuyulardaEverest / İstanbul2019Roman

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Bektaş, Cengizd. 26 Kasım 1934 - ö. 20 Mart 2020Doğum YeriGörüntüle
2FEVZÎ, Mehmedd. 1826 - ö. 1900Doğum YeriGörüntüle
3Mustafa Yıldırımd. 1948 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4SELİMZADE/DOĞRUYOL, Mithat Doğruyold. 1958 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
5Şentürk, Sebahattind. 1958 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
6HASANÎ MİRZAYÎd. 1958 - ö. ?Doğum YılıGörüntüle
7Neslihan Acud. 1960 - ö. ?MeslekGörüntüle
8Yalçın, Kemald. 05 Eylül 1952 - ö. ?MeslekGörüntüle
9Kıllıoğlu, İsmaild. 11 Nisan 1947 - ö. ?MeslekGörüntüle
10Akıncı, Nazif F.d. 01 Ocak 1926 - ö. 09 Aralık 1979Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
11Arif Hikmet Pard. 1920 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
12Ahmet Yapard. 14 Şubat 1984 - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
13RÜŞDÎ, Lamba-zâde Rüşdî Ali Efendid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle
14Seyyit Nezird. 18 Nisan 1950 - ö. ?Madde AdıGörüntüle
15SÂCİDÎ, Ali Efendid. ? - ö. 1722-23Madde AdıGörüntüle