ATÂ, Üsküplü Atâ

(d. ?/? - ö. 1524, 1533 veya 1552'den sonra/?)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Son zamanlarda yurt içinde hakkında pek çok neşriyat yapılan Ahmed-i Yesevî ve çevresindekilerin tarihî ve edebî kişilikleri yavaş yavaş aydınlatılmaktadır. Yesevî'nin öğretilerini ve şiir yolunu izleyerek halka İslâmiyet'in temel prensiplerini tasavvufun hoşgörüsü altında manzum olarak aktaran “Hikmet Mektebi Öğrencileri”, isimlerinin sonuna “ata” kelimesi eklenen Hakim Ata, Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata, Sadr Ata, Bedr Ata, Mansur Ata, Said Ata, Süleyman Ata, Zengî Ata ve Üsküplü Atâ gibi Yesevî muhipleridir. Yesevîlik, Hakim Ata, Mansur Ata ve Sait Ata’nın şiirleriyle Yesi çevresinde gönüllere hitap ederken; Üsküplü Atâ gibi birçok din davetçisi ile de doğudan batıya doğru yeni manevî iklimler açtı. Kendisini Yesevi dervişi olarak tanıtan Üsküplü Atâ’nın ne zaman ve nerede doğduğu belli değildir. Atâ’dan söz eden kaynakların hepsi şairin Üsküplü olduğunu ve ecdâdının Acem diyarından geldiğini kaydeder. Şairin, kendisinin Ahmed-i Yesevî neslinden geldiğini iddia etmesi de tezkireler tarafından özenle kaydedilir. Şair de Tuhfetü’l-uşşâk mesnevisinin sonunda Ahmed-i Yesevî neslinden geldiğini iddia eder. Kaynaklara göre Atâ, eğitimini yarım bıraktı. Tuhfetü’l-uşşâk mesnevisinde de bilim öğrenerek ömrünü boşa geçirdiğini; sarf, nahiv, mantık, felsefe, riyazî, bedi, beyan ve maanî okuyarak dünyevî bilimleri elde ettiğini belirtir. Bu bilgileri belki medrese dışında kendi çabasıyla da öğrenmiş olabilir. Atâ yeseviliğin yanısıra Nakşibendîliğe bağlanır ve Üsküp’te inzivaya çekilir. Tuhfetü’l-Uşşâk mesnevisinde Nakşîliği övmesinden şairin bu ekole mensup olduğu anlaşılıyor. Aynı eserinde Emîr Buharî vasfındaki beyitlerde Nakşîliğin kurucusu Hoca Bahaeddin'iEmir Buharî’nin şeyhi ve bu anlayışın Anadolu’daki ilk temsilcilerinden Abdullah İlahî ve Emir Buharî’yi saygıyla anar. Hatta Anadolu sahasında Emir Buharî ve Abdullah İlâhî’den manzum olarak ilk kez söz eden Üsküplü Atâ’dır.

Atâ'nın vefat tarihine dair kaynaklarda verilen bilgiler ise çeşitlilik arz etmektedir. Latifî, Atâ’nın II. Selim devrinin sonunda (d.1524-ö.1574); Mehmet Süreyya ise 959/ 1552 yılından sonra vefat ettiğini bildirir. Mehmet Süreyya 959/1552 yılından sonra vefat ettiğini kaydeder.Mehmet Süreyya aslında 959/ 1552’de vefat eden iki Atâ’dan söz eder ki bu bilgi aynı mahlası kullanan şairlerin vefat tarihlerinin birbirine karıştırılmasından kaynaklanır. Şair, vefat yeri olan Üsküp’te medfundur.

Kaynaklarda Atâ'nın DivanTuhfetü’l-Uşşâk ve Mevlid (?) olmak üzere üç eseri olduğundan söz edilir.

Divan: Şairin Divan’ının tam bir nüshası henüz ele geçmemiştir. Merhum Ali Tanyeri'nin mecmualardan derlediği 12 kaside, 2 murabba, 1 tercibent ve 116 gazelin matlaları ve kütüphane numaraları İ. Hakkı Aksoyak tarafından Tuhfetü’l-Uşşâk neşrinin başında tablo olarak yansıtıldı. Daha sonra Arife Çağlar tarafından Joyn Ryland Kütüphanesi'ndeki nüsha ile birlikte belli başlı mecmualarda Ata'ya ait manzumeler toplanmak suretiyle yüksek lisans tezi yapıldı. Bu çalışmaya göre Atâ'nın şu ana kadar elde edilen manzumelerinin sayısı 16 kaside, 102 gazel, 1 murabba, 1 müseddees, 1 rübai, 1 kıta şeklindedir. Tuhfetü’l-Uşşâk: Eser ünlü İran şairi Kâtibî'nin Dehbâb diğer adıyla Tecnîsât adlı mesnevisine naziredir. Timurlular zamanında yaşayan ve hamse sahibi bir şair olan Şemsüddin Muhammed Kâtibî (ö.1437)'nin hamsesinde Gülşen-i EbrârMecmau’l-BahreynSînâmeDil-rübây ve Dehbâb adlarında mesneviler bulununur. Kâtibî Üsküplü Atâ tarafından da örnek alınan ve ahlâkî öğüt ve hikâyeler içeren Dehbâb mesnevisini oğlu İnayet için yazdı. On babdan meydana geldiği için Dehbâb'da her bâbın ardından 5 hikâye anlatılır. Her beytinde cinas ve tecnis denilen edebî sanata yer verildiğinden, eser Tecnîsat olarak da bilinir.

Aşık Çelebi ve Riyâzî, Atâ’nın Tecnîsât ve Tuhfetü’l-Uşşâk'ını iki ayrı eser sayarak diğer kaynaklarla çelişkiye düşerler. Doğrusu Atâ'nın sadece Tuhfetü’l-Uşşâk adlı bir mesnevisi olduğudur. Tecnîsât ise Kâtibî'nin eseri olup Atâ'nın mesnevisini yazarken örnek aldığı eserin adıdır. Tezkirelerden sonra Köprülü, hususî kütüphanesinde bulunan nüshaya dayanarak Tuhfetü’l-Uşşâk'tan örnek beyitler verir ve 911/1505'te kaleme alınan Tuhfetü’l-Uşşâk’ın 16. yüzyıl başındaki mesneviciler arasında Atâ’ya bir mevki verebileceğini söyler. Köprülü'nün verdiği bilgiler, Ankara Milli Kütüphanesi nüshasının 1a yaprağında “tarih-i telif sene 911/1505” biçiminde kaydedilir. Eserin sonlarında yer alan “mir'ât-ı siyer” tamlaması 911/1505 yılını verir ki bu da eserin yazılış tarihidir ki Köprülü de aynı tarihi vermektedir. Şair, Tuhfetü’l-Uşşâk’ta Emîr Buharî ve şeyhi Abdullah İlahî'yi anar. Dolayısıyla eser yazılırken Emir Buharî İstanbul’da ikamet etmektedir. Şair, Emir Buharî’yi görüp onun ayağına yüz sürmek istediğine göre İstanbul’dan uzak bir yerde olmalıdır. Dolayısıyla eserini de İstanbul’un dışında belki de Üsküp’te kaleme aldı. Mesnevi nazım biçimiyle kaleme alınan eserde aruzun sadece fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbı ile yazıldı.Tuhfetü’l-Uşşâk'ın mesnevisinin iki nüshasından biri Ankara Millî kütüphane, Yz. A. 2188'da olup 1399 beyittir. Diğer nüsha Gazi Hüsrev Begova Kütüphanesi (Saraybosna) R. 2421 numaradadır. Eser kataloga yanlışlıkla Uşşakname adıyla kaydedilmiştir. Eserin üçüncü nüshası Prof. Dr. Fuat Köprülü, hususî Kütüphanesi’ndedir. Köprülü’nün kitapları, Yapı Kredi Bankası’na bağışlanmasına karşılık bu nüsha kütüphane kayıtlarında yoktur. Tuhfetü’l-Uşşâk’ın iki nüshadan hazırlanan metni 1413 beyittir. Girişte, tevhit, münacât, na't, mucizat, mi'rac, medh-i çehâr-yâr, va'z ve nasihat, satranca tenbih, felekten şikâyet, gecenin vasfı, kışın vasfı, sebeb-i telif konulu bölümler bulunur. Şair, sebeb-i telif bölümünde inşa ve şiirle uğraştığını; Arapça ve Farsça şiirler yazmaya muktedir olduğunu ifade eder. Eserini yazış sebebini ise şöyle anlatır. Atâ, eserini çeşitli süslerle süslediğini, Acem elbisesini yırttığını, Anadolu Türkçesi ile söylenirse, görenlerin Farsça'dan bıkacağını; Farsça söylemenin kolay, Türkçe tecnisin zor olduğunu ileri sürerek ne kadar önemli bir iş başardığını anlatmaya çalışır. Giriş bölümünden konunun işlendiği bölüme geçilir. Başlığın arkasından 10 konu şöyle sıralanır: I. Bâb: Aşk., II. Bâb: Bezm ve Sohbet, III. Bâb: Kendini Beğenmişliği Terk Etmek, IV. Bâb: İzzet, V. Bâb: Herkese İyilik Yapmak, VI.Bâb: Kötülükten Vazgeçmek, VII. Bâb: Kanaat, VIII. Bâb: Yaşayış Tarzı, IX. Bâb: Herkesle İlişkiyi Kesmek, X. Bâb: Hakk’a Yakın Olmak. Mesnevinin sonlarında şair, nefsine nasihat başlığı altında Attâr, Mevlanâ, Senayî, Sadî, Nizâmî, Husrev-i Dihlevî ve Câmî'nin o kadar ünlü olmalarına rağmen bu dünyadan göçtüklerini vurgular. Der-hâtimet ve Zikr-i Şuarâ-i Mâzî başlığı ile Fars ve Osmanlı şairlerini anar. Der-zikr-i Şuarâ-yı Acem başlığı altında İran şairlerinden Unsurî, Hakanî, Enverî, Dakîkî, Ezrakî, Esîr-i Ahsiketi, Ascedî, Sirac-ı Kumrî, İmam-ı Herevî, Nizarî, Kemal-i Isfahanî, İmâd, Hasan, Hâcû-yı Kirmanî, Atîkî, Firdevsî, Selmân-ı Savecî, Katrân, Zahîr-i Faryabî, Emâmî, Nazîrî, İsmet, Gıyâs, Hâfız-ı Şirazî ve Nâsır'ın; Çağatay şairlerinden Nevayî ve Lutfî'nin isimleri sayılır. Der-zikr-i Şuarâ-yı Rûm başlığından sonra da Anadolu şairlerinden Cem, Ahmet Paşa, Adnî, İzârî, Ahmedî, Şeyhî, Nizâmî, Atâyî, Vâhidî, Mehdî, Ulvî, Kâsımî, Çâkerî, Şâmî, Sâfî, Vasfî, Hafî, Hamdî, Şems, Hilâlî, Necmî, Kutbî, Şâhidî, Şemî, Muhibbî, Kemâl, Nihânî ve Necâtî'nin isimlerini sayar.Şair mesnevisini okuyucudan hataları için özür dileyerek ve hayır dua isteyerek bitirir.

Tuhfetü’l-Uşşâk'taki hikâyelerin konuları hakikî ve mecazî aşk, sabır, âşık ve maşuk arasındaki haller, dünya malına meyletmeme, adalet, cahillik, affedicilik, fakirlik, tövbe, cömertlik, cimrilik, erdem, nefsin istekleri ve kanaattir. Hikâyelerde genellikle bir olay, bazen de iki olay nazmedilir. Benzeri mesnevilerde olduğu gibi hikâyeler belli bir kompozisyon çerçevesinde oluşur.

Dehbâb, plân bakımından İran edebiyatındaki “Dehnâme” ve “Dehfasl” olarak da adlandırılan ve tasavvufî aşk mektuplarından meydana getirilen eserler grubuna girmektedir. Ancak Dehbâb veya diğer adıyla Tecnîsât, dehnâme ve Dehbâblardan farklılık arz etmektedir. Bu eserde mezkûr bölümde takdim edilenlerin aksine, Kâtibî, Dehnâmelerde yer alan 10 mektup yerine, on bâbı ikâme etmiş ve her bâbın sonuna 5'er hikâye eklemiştir. Atâ da bu plânı Kâtibî'den alarak eserinde uyguladı. Dehbâb, aruzun Fâilâtün Fâilâtün Fâilün vezniyle nazmedildi. Atâ da Tuhfetü’l-uşşâk'ını aynı vezin ile yazar. Dehbâb 1170; Tuhfetü’l-uşşâk 1413 beyittir. Kâtibî, 10 bâb'a ayırdığı mesnevisinin her bâb'ında 5 hikâyeye yer verir; Atâ da Tuhfetü’l-Uşşâk'ı aynı plân ile meydana getirdi. Bu plâna o kadar sıkı uymuştur ki bâblarda işlenecek konularını da Kâtibî gibi giriş bölümünden konunun işlendiği bölüme geçerken manzum olarak vermiştir. Şair, eserinin plânında Dehbâb'ı örnek alırken hikâyelerin çoğunu da tercüme etti. Tuhfetü’l-Uşşâk’ın giriş bölümüne Tenbîh Be-Şatranc, Der-Şikâyet-i Gerdiş-i Çerh, Der-Tavsîf-i Şeb ve Der-Vasf-ı Şitâ başlıkları altında Kâtibî de olmayan bölümler ekledi; böylece mesnevisinin girişini daha ayrıntılı hale getirdi. Dehbâb’ın 67 beyitlik sebeb-i telif bölümünde Kâtibî, ansızın çıkagelen bir dostunun tavsiyeleri üzerine kaleme alır. Atâ ise bir gün bir köşede otururken gönlüne hitap ederek hacmi küçük; anlamı geniş, kıymetli bir kitap nazmetmeyi ister. Saydığı niteliklere uygun olarak Kâtibî'nin Tecnîsâtı’nı görür. Dehbâb'ın girişinde Kâtibî’nin ismini vermediği bir kişiyi 39 beyitle övmesine Tuhfetü’l-uşşâk’ta yer verilmez. Dehbâb’ın sonuç bölümünde şairin oğlu İnayet'e nasihat ettiği bölüm de Atâ’nın mesnevisinde bulunmaz. Bunun yerini Atâ’nın Ahmed-i Yesevî’nin neslinden olduğunu ifade eden beyitler yer alır. Dehbâb’ın sonunda Fars şairlerinin isminin anıldığı bölüm, Tuhfetü’l-uşşâk'ta bulunurken; bu bölümün devamına Anadolu şairlerinin anıldığı bir bölüm daha eklendi. Atâ’nın eğitimi, Ahmed-i Yesevî ve Emir Buharî hakkında bilgi verdiği bölümler tamamen kendisine aittir.

Kâtibî'nin Tuhfetü’l-Uşşâk'ı 10 bâbdan oluşmakta; her bâbın ardından 5 hikâye gelmektedir. Atâ da Tuhfetü’l-Uşşâk mesnevisini aynı plânla yazdı. Mevcut yayında, 49 hikâye yer alır. Oysa on bâb ve arkasından 5 hikâye olarak plânlanan eserde 50 hikâye bulunması gerekirdi. Dehbâb’ın on bab ve her bâbda 5 hikâye olmak üzere yazılması düşünülmüşse de planda bazı aksaklıklar görülmektedir. Bu aksamanın Kâtibî’den değilse bile eserin iyi nüshalarının tespit edilememesinden kaynaklanmaktadır.

Tuhfetü’l-Uşşâk içinde Arapça, Farsça kelime ve tamlama barındırmasına rağmen Türkçe söz varlığı bakımından oldukça zengindir. Şair, yer yer tercüme ettiği esere bağlı kaldı. Bu tercih, eserdeki Farsça tamlama ve tabirlerin sayısını artırdı. Bununla birlikte eserin “tecnîs” sanatı ile kaleme alınması da Türkçe kelimelerle cinas yapma zorunluluğu doğurmuştur. Bu sebeplerle Farsça tamlamalar özelikle vasf-ı terkibiler ile çok ilginç Türkçe kelimeler aynı eserde yer aldı. Tuhfetü’l-Uşşâk Kâtibî’nin Dehbâb adlı mesnevisinin aynen tercümesidir. Eserin Gazi Hüsrev Begova Kütüphanesi nüshası üzerine SeyfullahTürkmen tarafından Yüksek Lisans Tezi yapıldı (2000). Mevcut nüshalar karşılaştırılmak suretiyle eserin İ. Hakkı Aksoyak tarafından bir neşri gerçekleştirildi.

Mevlit: Bazı kaynaklar, Atâ’nın Mevlit isimli bir eserin de kaleminden çıktığını iddia eder. Köprülü, Aksoyak ve Köksal Ata'nın bir Mevlid kaleme almış olabileceğini ileri sürer. Daha sonra Köksal, bu durumun Âşık Çelebi'de geçen ifadenin yanlış yorumlandığına işaret ederek Ata'yı mevlid müellifleri arasından çıkarmış olur (Köksal 2010: 253-284).

Kaynakça

Aksoyak, İ. Hakkı (1996). "Mahzenü'l-Esrâr Geleneğine Bağlı Mesnevilerdeki Ortak Hikâyeler". Bilig 3.

Aksoyak, İsmail Hakkı (2001). “Ahmed-i Yesevî'nin Rumelili Bir Takipçisi: Üsküplü Atâ ve Tuhfetü'l-Uşşâk Mesnevisi”. Türk Kültürü İncelemeleri 5.

Aksoyak, İ. Hakkı (2006). Ahmed-i Yesevî'nin Rumelili Bir Takipçisi: Üsküplü Atâ ve Tuhfetü'l-Uşşâk. Ankara: Bizim Büro Yay. 

Algar, Hamid (1991). “Bahaeddin Nakşbend”. İslâm Ansiklopedisi. C.4. İstanbul: TDV Yay.

Atâ. Tuhfetü'l-Uşşâk. Ankara Millî kütüphane. Yz. A. 2188

Atâ. Tuhfetü'l-Uşşâk. Gazi Hüsrev Begova Kütüphanesi (Saraybosna). R. 2421.

"Atâ" (1977). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C. 1. İstanbul: Dergâh Yay.

Atalay, Mehmet (2000). Kâtibî-yi Nîşâbûrî. Sînâme ve Dilrubây Mesnevileri. Erzurum: Atatürk Ünv. Yay.

Ayan, Hüseyin (1992). “Bir Nazire Mecmuası”. Türklük Araştırmaları Dergisi 7.

Bilgen. Abdüsselam (1993). Kâtibi-i Nişaburî’nin “Dah Bab” Adlı Mesnevisinin Tenkitli Metni ve Şairin Hayatı. Eserleri Hakkında Bir İnceleme. Doçentlik Çalışması. Ankara.

Canım, Rıdvan (2000). Latifî, Latifî Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzemâ. Ankara: AKM Yay.

Çağlar, Arife (2013). Üsküplü Atâ Divançesi: Metin-İnceleme: Yüksek Lisans Tezi: Karadeniz Teknik Ünv.

Erarslan, Kemal (1989). "Ahmed Yesevî". İslâm Ansiklopedisi. C. I. İstanbul: TDV Yay.

Erdemir, Avni (1999). Şeyh Vefa:Hayatı. Eserleri. Tesirleri ve Kültürümüzdeki Yeri. Doktora Tezi. Ankara: Gazi Ünv.

Ergin, Muharrem. “Câmiü’l-meânî (mecmua)”. İstanbul TDED 3: 3-4.

Ergun, Saadettin Nüzhet (yty). ”Atâ”. Türk Şairleri. C.II. İstanbul.

Erünsal, İsmail E. (1993). “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları III: Telhisî Mustafa Efendi Ceridesi”. Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi:12-16.

İsen, Mustafa (1990). Latifî Tezkiresi. Ankara: KB Yay.

İsen, Mustafa (1997). “Kültür Tarihimizde Üsküp ve Üsküplü Divan Şairleri”. Ötelerden Bir Ses. Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa (1998). Sehî Bey Tezkire "Heşt Behişt". Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa, Cemal Kurnaz ve Mustafa Tatçı (1988). Yesevîlik Bilgisi. Ankara: Ahmed Yesevi Vakfı.

Kafzade Fâizî. Fâizî Tezkiresi. Ali Emiri Millet Kütüphanesi. Nu: 1325.

Kara, Mustafa (1995). “Emir Buharî”. İslâm Ansiklopedisi. C. XI. İstanbul: TDV Yay.

Kılıç, Filiz (1994). Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ. Doktora Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Koka, Şecaettin (1995). Yesevî şeyhlerine Türklerce Atâ Denirdi”. Bay 6-7. 

Köksal, M. Fatih (2010). "Yeni mevlit Metinleri ve Mevlidlerle ilgili Mevcut Malumata Dair Tashihler". Walter G. Andrews Armağanı:  JTS Festschrift in Honor of Walter G. Andrews II. Harvard University. 253-284.

Köprülü, M. Fuad (1951). “Ahmet Paşa”. İslâm Ansiklopedisi. C.I. İstanbul. 

Köprülü, M. Fuad (1989). Edebiyat Araştırmaları. C. I/II. İstanbul.

Köprülü, M. Fuad (1988). “Türkler III Edebiyat (Divan Edebiyatı Bölümü)”. İslâm Ansiklopedisi. C. 12/II. İstanbul. 

Köprülü, M. Fuad (2003). Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara: Akçağ Yay.

Köprülü, M. Fuad (2013). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara:Akçağ Yay

Kurnaz, Cemal (1997). Anadolu’daki Orta Asyalı Şairler. Ankara: KTB Yay.

Kurnaz, Cemâl (1999). Türkiye-Orta Asya Edebî İlişkileri. Ankara: Akçağ Yay.

Kurnaz, Cemâl ve Mustafa Tatcı (2000). “Ahmed-i Yesevi'nin Takipçileri”. Yesevilik Bilgisi. Ankara.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatcı (1999). İstanbul'da Buharalı Bir Mutasavvıf:Emir Buharî. Ankara: Akçağ Yay.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatcı (hzl.). (2001). Tuhfe-i Nâilî, Mehmet Nail Tuman. Ankara: Bizim Büro Yay.

Kutluk, İbrahim (1989). Hasan Çelebi. Tezkiretü'ş-Şuara. C.II. Ankara: TTK Yay.

Levend. Agâh Sırrı (1988). Türk Edebiyatı Tarihi. C. I. Ankara: TDK Yay.

Mecmua, Ali Emiri. Nu: 674.

Mecmua, DTCF. Kütüphanesi. MC. Nu: 647.

Mecmua, DTCF. Kütüphanesi. MÖ. I. Nu: 869.

Mecmua, DTCF. Kütüphanesi. MÖ. I. Nu:518.

Mecmua, Eyüp Hüsrev Paşa Kütüphanesi. Nu: 1301.

Mecmua, Fatih. Nu: 4078.

Mecmua, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi. Nu: 4025. 191b.

Mecmua, İzmir Millî Kütüphanesi. Nu: 2013.

Mecmua,. Manchester. John Rylands. Nu: 68.

Mehdi-yi Senayî (1999). "Ahmed Yesevî ve Yesevîlik". çev. Mürsel Öztürk. Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi 99/12.

Mehmed Süreyya (1311). Sicill-i Osmanî. C.III. İstanbul: Matbaaa-i Amire.

Mengi, Mine (1997). “Bir Şiir Mecmuası Hakkında”. Ankara Üniversitesi Türkoloji Dergisi VII.

Riyâzî. Riyâzü'ş-Şuara. Nuruosmaniye Ktb Nu. 3724.105b.

Sungurhan, Aysun (1994). Beyanî Tezkiresi. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Tarlan, Ali Nihat (1949). Şiir Mecmualarında XVI. ve XVII. Asır Divan Şiiri. İstanbul.

Tolasa. Harun (1982). “15. Yüzyıl Türk Edebiyatı Anadolu Sahası Mesnevileri”. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 1.

Tolasa, Harun (1983). Sehî. Latifî. Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi I. İzmir: Ege Ünv. Yay.

Treći, Svezak (1991). Gazı Husrev Begova Biblioteka Sarajeva Katalog. 3. Cilt. Saraybosna.

Türkmen, Seyfullah (2000). Tuhfetü'l-Uşşâk. Yüksek Lisans Tezi. Kırıkkale: Kırıkkale Ünv.

Ünver, İsmail (1986). “Mesnevi”. Türk Dili-Türk Şiiri Özel Sayısı II Divan Şiiri. Ankara: TDK Yay.

Vanlıoğlu, Mehmet (1994). “Dehnâme”. İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV Yay.

Vanlıoğlu, Mehmet (1987). İran Edebiyatı'nda Dahnâmeler ve Kâtibî'nin Dehbâb'ı. Yüksek Lisans Tezi. Erzurum:Atatürk Üniversitesi.

Yaltkaya, M. Şerefettin ve Kilisli Rifat Bilge (1941). Keşf-el-zünûn. C. I. İstanbul.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. İSMAİL HAKKI AKSOYAK
Yayın Tarihi: 26.06.2014

Eserlerinden Örnekler

Divan'dan

Tahmis 

  I

Ey gönül âlemi sen sanma sakın cây-ı makar

Bir güzergâh durur bu gelen elbette gider

Gerilüp turma kemân gibi hele togrı haber

Çekilür kavs-i kazâ vü atılur tîr-i kader

Sâlik-i râh-ı fenâ olan ider azm-i sefer

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 II

Taht-ı şâhîyi virür yile Süleymân-ı ecel

Tolaşur sâhib-i gencîneyi subân-ı ecel

Gâfil olmaz gelicek devlet ile hân-ı ecel

Alem ü tabl ile gelmez sana sultân-ı ecel

Hey sakın ansuzın irer hele mihmân-ı ecel

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 III

Bir gice olmış idün sâkin-i künc-i vahdet

Aldı gâyetde beni âlem-i hâb-ı gaflet

İrdi cân gûşına bir özge sadâ ol sâat

Didi ey muntazır-ı vakt-i sabâh-ı rıhlet

Didi ey muntazır-ı vakt-i sabâh-ı rıhlet

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 IV

Gırre olma ecel irişür eyâ ferzâne

Bindürür esb-i fenâya kişiyi şâhâne

Gösterür râh-ı diyâr-ı ademi sultâna

Sen ceres gibi dilâ başla gerek efgâna

Pây-mâl itdürür âhir şütür-i devrâna

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 V

Tekye-i tende çok eglenmez iken bu dil ü cân

Kondugı yirde iki üç gün durur ancak mihmân

Döndürür geldügi yola kişiyi devr-i zemân

Ey Atâ menzil-i maksûd degüldür bu cihân

Mahmilin baglayugör dikkat ile yüri hemân

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

Aksoyak, İsmail Hakkı (2003). Gelibolulu Mustafa Âlî, Tuhfetü’l-Uşşak. Ankara: Bizim Büro Yay. 23.


Tuhfetü'l-Uşşâk'tan

Der-Vasf-ı Hazret-i Emîr Buhârî Sellemehullahu


Kim alup çengâline bir dem seni 
Gezdüre âfâkı ey merd-i senî 
 
Sırrıdur Hâce Bahâ'ü'd-dînün ol 
Dürridür bahr-ı bahâ vü dînün ol 
 
Nakdidür Hâce İlâhî gencinün 
Nakdini artur İlâhî gencinün

Yiridür ol serverün İslâmbol 
Marifet çog anda vü İslâm bol 
 
Kutb-ı Hak Mîr Buhârî andadur 
Sanki dünyânun bihârı anda dur 
 
Devlet anun kim bunun gibi ere 
Ölmedin pâyına yüz süre ere 
 
Ana irürsen iresin özüne 
Koyasın kışrı iresin özüne 
 
Yoksa ne eb fâide eyler ne üm 
Bir bahâne oldı mürşid Hak'dan um

Aksoyak, İ. Hakkı (2003). Gelibolulu Mustafa Âlî Tuhfetü’l-Uşşak. Ankara: Bizim Büro Yay. 231.

***

Der-Zikr-i Şuarâ-yı Rûm


Kanı ol mülk-i belâ Sultân Cem 
Pençesinde mûr idi şîr-i ecem 
 
Kanı Paşa kim emîr-i nazm idi 
Olsa lâyıkdur Emîr-i Nazm adı 
 
Âsaf-ı devrân kanı kim Adnî'dür 
Lutfına lâyık Bihişt-i Adn'dür 
 
Kanı Mevlânâ İzârî oldı hâk 
Tâze gül gibi izârı oldı hâk 
 
Kanı hikmet kânı Hâce Ahmedî 
Hayr ile yâd it seversen Ahmed'i 
 
Yâ fesâhat madeni kim Şeyhî’dür 
Rûm'da erbâb-ı nazmun şeyhidür 
 
Yâ Nizâmî kim ferîd-i asr idi 
Pîşesi hamr-ı maârif-i asr idi 
 
Yâ Atâyî kim vahîd-i Rûm idi 
Fenn-i şir ile Vahîdî Rûm idi 
 
Kanı Mehdî n’oldı Ulvî kandadur 
Ol felekden kadri ulvî kandadur 
 
Kanı ol mîr-i yegâne Kâsımî 
Oldı san lutf u halkun kâsımı

Çâkerî Beg kanı Şâmî kandadur 
Hîç belürmez subh u şâmı kandadur 
 
Kanı Sâfî vü Safî kanı Hafî 
Oldılar cümle yir altında hafî 
 
Ol ziyâ-yı şems-i Hak Hamdî kanı 
Hakk'a dâ’im eyleyen hamdı kanı 
 
Kanı Şemsî ya Hilâlî kandadur 
Gün yüzi kaşı hilâli kandadur 
 
Kanı Necmî n’oldı yâ Kutbî kanı 
Ol fazîlet çerhinün kutbı kanı 
 
Kanda gitmişdür ya kanı Şâhidî 
Mülk-i manîde o da bir şâh idi 
 
Şeyh-i erbâb-i safâ Şemî kanı 
Bezm-i ihvân-ı vefâ şemi kanı 
 
Yâ şehîd-i Hak Muhibbî kandadur 
Cümle şâhidler muhibbi kandadur 
 
Yâ Kemâl ile Nihânî kandadur 
Kim kemâl ile dizerler kandadur 
 
Yâ Necâtî Husrev-i şîrîn-kelâm 
N’oldı hatm itdi maânî vü kelâm 
 
Yâ kanı fazl ehl-i pür-cûd u atâ 
Rûhına Hak ide bin rahmet Atâ 
 
Câmii ilm ü kemâlât idi ol 
Sen de dil ana duâ-gûyende ol 
 
Kanı bunca ehl-i diller n’oldılar 
Cümle dâr-ı hulda rıhlet buldılar 
 
Sanasın bir bülbül idi her biri 
Dar olup bu bâg-ı fânîde yiri

Kat idüp kayd u taalluk bagını 
Gitdiler ögmege cennet bâgını

Gerçi bu gülşende çok nesne biter 
Bâkî kalmaz hîç biri âhir yiter 
 
Bu çemende niçe güller açılur 
Cümlesi bergini direr açılur 
 
Bir niçe gün güler oynar salınur 
Ansuzın bir yire dahı salınur 
 
Son ucı her hâr hâk olur gül âb 
Hâk olan yiter kalur gülden gül-âb 
 
Sûretâ gerçi ne ol ne bu kalur 
Ol yiter manîde bundan bû kalur 
 
Bir eserdür sana ol bû didügüm 
Nîk fehm eyle benüm bu didügüm 
 
Ger zemânı zûd ola ger dîrdür 
Bir eser koyan cihânda dirdür 
 
Ol eser durdukça durur dünyede 
Gerçi kim âhirle kalmaz dünyede 
 
Anun içündür sovuk bu câme-kân 
Yir ısıdınca olur ancak mekân 
 
Birisi dahı irişür yirine 
Hayfâ kim bâkî degül hîç birine 
 
Hîç bâkî yokdur illâ-vech-i hû 
Külli şey'un hâlikun illâ vechehû

Aksoyak, İ. Hakkı (2006). Ahmed-i Yesevî'nin Rumelili Bir Takipçisi: Üsküplü Atâ ve Tuhfetü'l-Uşşâk. Ankara: Bizim Büro Yay. 259-263.


 


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1HADÎDÎd. ? - ö. 1533/34Ölüm YılıGörüntüle
2SÜNNÎ, Sünnî Çelebid. ? - ö. 1533Ölüm YılıGörüntüle
3NASÛHÎd. ? - ö. 1533/34 veya 1536/37Ölüm YılıGörüntüle
4PAŞA ÇELEBİ, Peykânî Mustafa Efendid. ? - ö. 1520Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
5SA'DÎ, Şeyhülislam Hoca Sâdeddin Efendid. 1536-37 - ö. 1599Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
6CEFÂYÎ, Fistancıoğlu, Muslihuddîn Halife/Mestancıoğlud. 1473 - ö. 1543Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
7REMZî, Remzî Abdullâh Efendid. ? - ö. 1749-50Madde AdıGörüntüle
8ALİ AŞKÎ BEYd. 1840 - ö. 1882Madde AdıGörüntüle
9ÜMÎDÎ, Abdurrahîm Çelebid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle