ATÂ, Üsküplü Atâ

(d. ?/? - ö. 1524, 1533 veya 1552\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'den sonra/?)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 16. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Kendisini Yesevi dervişi olarak tanıtan Üsküplü Atâ’nın ne zaman ve nerede doğduğu belli değildir. Atâ’dan söz eden kaynakların hepsi şairin Üsküplü olduğunu ve ecdâdının Acem diyarından geldiğini kaydeder. Şairin, kendisinin Ahmed-i Yesevî neslinden geldiğini iddia etmesi de tezkireler tarafından özenle kaydedilir. Şair de Tuhfetü’l-uşşâk mesnevisinin sonunda Ahmed-i Yesevî neslinden geldiğini iddia eder. Kaynaklara göre Atâ, eğitimini yarım bıraktı. Tuhfetü’l-uşşâk mesnevisinde de bilim öğrenerek ömrünü boşa geçirdiğini; sarf, nahiv, mantık, felsefe, riyazî, bedi, beyan ve maanî okuyarak dünyevî bilimleri elde ettiğini belirtir. Bu bilgileri belki medrese dışında kendi çabasıyla da öğrenmiş olabilir. Atâ Yeseviliğin yanısıra Nakşibendîliğe bağlanır ve Üsküp’te inzivaya çekilir. Tuhfetü’l-Uşşâk mesnevisinde Nakşîliği övmesinden şairin bu ekole mensup olduğu anlaşılıyor. Aynı eserinde Emîr Buharî vasfındaki beyitlerde Nakşîliğin kurucusu Hoca Bahaeddin'iEmir Buharî’nin şeyhi ve bu anlayışın Anadolu’daki ilk temsilcilerinden Abdullah İlahî ve Emir Buharî’yi saygıyla anar. Hatta Anadolu sahasında Emir Buharî ve Abdullah İlâhî’den manzum olarak ilk kez söz eden Üsküplü Atâ’dır.

Atâ'nın vefat tarihine dair kaynaklarda verilen bilgiler ise çeşitlilik arz etmektedir. Latifî, Atâ’nın II. Selim devrinin sonunda (1566-1574); Mehmet Süreyya ise 959/ 1552 yılından sonra vefat ettiğini bildirir. Mehmet Süreyya 959/1552 yılından sonra vefat ettiğini kaydeder. Mehmet Süreyya aslında 959/ 1552’de vefat eden iki Atâ’dan söz eder ki bu bilgi aynı mahlası kullanan şairlerin vefat tarihlerinin birbirine karıştırılmasından kaynaklanır. Şair, vefat yeri olan Üsküp’te medfundur.

Kaynaklarda Atâ'nın DivanTuhfetü’l-Uşşâk ve Mevlid (?) olmak üzere üç eseri olduğundan söz edilir.

Divan: Şairin Divan’ının tam bir nüshası henüz ele geçmemiştir.  Ali Tanyeri'nin mecmualardan derlediği 12 kaside, 2 murabba, 1 tercibent ve 116 gazelin matlaları ve kütüphane numaraları İ. Hakkı Aksoyak tarafından Tuhfetü’l-Uşşâk neşrinin başında tablo olarak yansıtıldı. Daha sonra Arife Çağlar tarafından John Ryland Kütüphanesi'ndeki nüsha ile birlikte belli başlı mecmualarda Ata'ya ait manzumeler toplanmak suretiyle yüksek lisans tezi yapıldı. Bu çalışmaya göre Atâ'nın şu ana kadar elde edilen manzumelerinin sayısı 16 kaside, 102 gazel, 1 murabba, 1 müseddees, 1 rübai, 1 kıta şeklindedir.

Tuhfetü’l-Uşşâk: Eser ünlü İran şairi Kâtibî'nin Dehbâb diğer adıyla Tecnîsât adlı mesnevisine naziredir. Timurlular zamanında yaşayan ve hamse sahibi bir şair olan Şemsüddin Muhammed Kâtibî'nin hamsesinde Gülşen-i EbrârMecmau’l-BahreynSînâmeDil-rübây ve Dehbâb adlarında mesneviler bulununur. Kâtibî Üsküplü Atâ tarafından da örnek alınan ve ahlâkî öğüt ve hikâyeler içeren Dehbâb mesnevisini oğlu İnayet için yazdı. On babdan meydana geldiği için Dehbâb'da her bâbın ardından 5 hikâye anlatılır. Her beytinde cinas ve tecnis denilen edebî sanata yer verildiğinden, eser Tecnîsat olarak da bilinir.

Aşık Çelebi ve Riyâzî, Atâ’nın Tecnîsât ve Tuhfetü’l-Uşşâk'ını iki ayrı eser sayarak diğer kaynaklarla çelişkiye düşerler. Doğrusu Atâ'nın sadece Tuhfetü’l-Uşşâk adlı bir mesnevisi olduğudur. Tecnîsât ise Kâtibî'nin eseri olup Atâ'nın mesnevisini yazarken örnek aldığı eserin adıdır. Tezkirelerden sonra Köprülü, hususî kütüphanesinde bulunan nüshaya dayanarak Tuhfetü’l-Uşşâk'tan örnek beyitler verir ve 911/1505'te kaleme alınan Tuhfetü’l-Uşşâk’ın 16. yüzyıl başındaki mesneviciler arasında Atâ’ya bir mevki verebileceğini söyler. Köprülü'nün verdiği bilgiler, Ankara Milli Kütüphanesi nüshasının 1a yaprağında “tarih-i telif sene 911/1505” biçiminde kaydedilir. Eserin sonlarında yer alan “mir'ât-ı siyer” tamlaması 911/1505 yılını verir ki bu da eserin yazılış tarihidir ki Köprülü de aynı tarihi vermektedir. Şair, Tuhfetü’l-Uşşâk’ta Emîr Buharî ve şeyhi Abdullah İlahî'yi anar. Dolayısıyla eser yazılırken Emir Buharî İstanbul’da ikamet etmektedir. Şair, Emir Buharî’yi görüp onun ayağına yüz sürmek istediğine göre İstanbul’dan uzak bir yerde olmalıdır. Dolayısıyla eserini de İstanbul’un dışında belki de Üsküp’te kaleme aldı. Mesnevi nazım biçimiyle kaleme alınan eserde aruzun sadece fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbı ile yazıldı.Tuhfetü’l-Uşşâk'ın mesnevisinin iki nüshasından biri Ankara Millî kütüphane, Yz. A. 2188'da olup 1399 beyittir. Diğer nüsha Gazi Hüsrev Begova Kütüphanesi (Saraybosna) R. 2421 numaradadır. Eser kataloga yanlışlıkla Uşşakname adıyla kaydedilmiştir. Eserin üçüncü nüshası Prof. Dr. Fuat Köprülü, hususî Kütüphanesi’ndedir. Köprülü’nün kitapları, Yapı Kredi Bankası’na bağışlanmasına karşılık bu nüsha kütüphane kayıtlarında yoktur. Tuhfetü’l-Uşşâk’ın iki nüshadan hazırlanan metni 1413 beyittir. Girişte, tevhit, münacât, na't, mucizat, mi'rac, medh-i çehâr-yâr, va'z ve nasihat, satranca tenbih, felekten şikâyet, gecenin vasfı, kışın vasfı, sebeb-i telif konulu bölümler bulunur. Şair, sebeb-i telif bölümünde inşa ve şiirle uğraştığını; Arapça ve Farsça şiirler yazmaya muktedir olduğunu ifade eder. Eserini yazış sebebini ise şöyle anlatır. Atâ, eserini çeşitli süslerle süslediğini, Acem elbisesini yırttığını, Anadolu Türkçesi ile söylenirse, görenlerin Farsça'dan bıkacağını; Farsça söylemenin kolay, Türkçe tecnisin zor olduğunu ileri sürerek ne kadar önemli bir iş başardığını anlatmaya çalışır. Giriş bölümünden konunun işlendiği bölüme geçilir. Başlığın arkasından 10 konu şöyle sıralanır: I. Bâb: Aşk., II. Bâb: Bezm ve Sohbet, III. Bâb: Kendini Beğenmişliği Terk Etmek, IV. Bâb: İzzet, V. Bâb: Herkese İyilik Yapmak, VI.Bâb: Kötülükten Vazgeçmek, VII. Bâb: Kanaat, VIII. Bâb: Yaşayış Tarzı, IX. Bâb: Herkesle İlişkiyi Kesmek, X. Bâb: Hakk’a Yakın Olmak. Mesnevinin sonlarında şair, nefsine nasihat başlığı altında Attâr, Mevlanâ, Senayî, Sadî, Nizâmî, Husrev-i Dihlevî ve Câmî'nin o kadar ünlü olmalarına rağmen bu dünyadan göçtüklerini vurgular. Der-hâtimet ve Zikr-i Şuarâ-i Mâzî başlığı ile Fars ve Osmanlı şairlerini anar. Der-zikr-i Şuarâ-yı Acem başlığı altında İran şairlerinden Unsurî, Hakanî, Enverî, Dakîkî, Ezrakî, Esîr-i Ahsiketi, Ascedî, Sirac-ı Kumrî, İmam-ı Herevî, Nizarî, Kemal-i Isfahanî, İmâd, Hasan, Hâcû-yı Kirmanî, Atîkî, Firdevsî, Selmân-ı Savecî, Katrân, Zahîr-i Faryabî, Emâmî, Nazîrî, İsmet, Gıyâs, Hâfız-ı Şirazî ve Nâsır'ın; Çağatay şairlerinden Nevayî ve Lutfî'nin isimleri sayılır. Der-zikr-i Şuarâ-yı Rûm başlığından sonra da Anadolu şairlerinden Cem, Ahmet Paşa, Adnî, İzârî, Ahmedî, Şeyhî, Nizâmî, Atâyî, Vâhidî, Mehdî, Ulvî, Kâsımî, Çâkerî, Şâmî, Sâfî, Vasfî, Hafî, Hamdî, Şems, Hilâlî, Necmî, Kutbî, Şâhidî, Şemî, Muhibbî, Kemâl, Nihânî ve Necâtî'nin isimlerini sayar.Şair mesnevisini okuyucudan hataları için özür dileyerek ve hayır dua isteyerek bitirir.

Tuhfetü’l-Uşşâk'taki hikâyelerin konuları hakikî ve mecazî aşk, sabır, âşık ve maşuk arasındaki haller, dünya malına meyletmeme, adalet, cahillik, affedicilik, fakirlik, tövbe, cömertlik, cimrilik, erdem, nefsin istekleri ve kanaattir. Hikâyelerde genellikle bir olay, bazen de iki olay nazmedilir. Benzeri mesnevilerde olduğu gibi hikâyeler belli bir kompozisyon çerçevesinde oluşur.

Mevlid: Bazı kaynaklar, Atâ’nın Mevlid isimli bir eserinin daha bulunduğunu iddia eder. Köprülü, Aksoyak ve Köksal Ata'nın bir Mevlid kaleme almış olabileceğini ileri sürer. Daha sonra Köksal, bu durumun Âşık Çelebi'de geçen ifadenin yanlış yorumlandığına işaret ederek Ata'yı mevlid müellifleri arasından çıkarmış olur (Köksal 2010: 253-284).

Kaynakça

Aksoyak, İ. Hakkı (1996). "Mahzenü'l-Esrâr Geleneğine Bağlı Mesnevilerdeki Ortak Hikâyeler". Bilig. (3): 182-189.

Aksoyak, İsmail Hakkı (2001). “Ahmed-i Yesevî'nin Rumelili Bir Takipçisi: Üsküplü Atâ ve Tuhfetü'l-Uşşâk Mesnevisi”. Türk Kültürü İncelemeleri. (5): 71-98.

Aksoyak, İ. Hakkı (2006). Ahmed-i Yesevî'nin Rumelili Bir Takipçisi: Üsküplü Atâ ve Tuhfetü'l-Uşşâk. Ankara: Bizim Büro Yay. 

Algar, Hamid (1991). “Bahaeddin Nakşbend”. İslâm Ansiklopedisi. C.4. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.

Atâ. Tuhfetü'l-Uşşâk. Ankara Millî kütüphane. Yz. A. 2188

Atâ. Tuhfetü'l-Uşşâk. Gazi Hüsrev Begova Kütüphanesi (Saraybosna). R. 2421.

"Atâ" (1977). Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C. 1. İstanbul: Dergâh Yay.

Atalay, Mehmet (2000). Kâtibî-yi Nîşâbûrî. Sînâme ve Dilrubây Mesnevileri. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yay.

Ayan, Hüseyin (1992). “Bir Nazire Mecmuası”. Türklük Araştırmaları Dergisi. (7): 111-118.

Bilgen. Abdüsselam (1993). Kâtibi-i Nişaburî’nin “Dah Bab” Adlı Mesnevisinin Tenkitli Metni ve Şairin Hayatı. Eserleri Hakkında Bir İnceleme. Doçentlik Çalışması. Ankara.

Canım, Rıdvan (2000). Latifî, Latifî Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzemâ. Ankara: AKM Yay.

Çağlar, Arife (2013). Üsküplü Atâ Divançesi: Metin-İnceleme: Yüksek Lisans Tezi: Trabzon: Karadeniz Teknik Üniversitesi.

Erarslan, Kemal (1989). "Ahmed Yesevî". İslâm Ansiklopedisi. C. I. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.

Erdemir, Avni (1999). Şeyh Vefa:Hayatı. Eserleri. Tesirleri ve Kültürümüzdeki Yeri. Doktora Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Ergin, Muharrem. “Câmiü’l-meânî (mecmua)”. İstanbul TDED. (3): 3-4.

Ergun, Saadettin Nüzhet (yty). ”Atâ”. Türk Şairleri. C.II. İstanbul.

Erünsal, İsmail E. (1993). “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları III: Telhisî Mustafa Efendi Ceridesi”. Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi. (II): 37-42.

İsen, Mustafa (hzl.) (1990). Latifî Tezkiresi. Ankara: KB Yay.

İsen, Mustafa (1997). “Kültür Tarihimizde Üsküp ve Üsküplü Divan Şairleri”. Ötelerden Bir Ses. Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1998). Sehî Bey Tezkire "Heşt Behişt". Ankara: Akçağ Yay.

İsen, Mustafa, Cemal Kurnaz ve Mustafa Tatçı (1988). Yesevîlik Bilgisi. Ankara: Ahmed Yesevi Vakfı.

Kafzade Fâizî. Fâizî Tezkiresi. AE Millet Kütüphanesi. Nu: 1325.

Kara, Mustafa (1995). “Emir Buharî”. İslâm Ansiklopedisi. C. XI. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.

Kılıç, Filiz (1994). Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ. Doktora Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Koka, Şecaettin (1995). Yesevî şeyhlerine Türklerce Atâ Denirdi”. Bay. 6-7. 

Köksal, M. Fatih (2010). "Yeni Mevlit Metinleri ve Mevlidlerle ilgili Mevcut Malumata Dair Tashihler". Walter G. Andrews Armağanı:  JTS Festschrift in Honor of Walter G. Andrews II. Harvard University. 253-284.

Köprülü, M. Fuad (1951). “Ahmet Paşa”. İslâm Ansiklopedisi. C.I. İstanbul: MEB Yay.

Köprülü, M. Fuad (1989). Edebiyat Araştırmaları. C. I/II. İstanbul.

Köprülü, M. Fuad (2003). Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara: Akçağ Yay.

Köprülü, M. Fuad (2013). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Akçağ Yay

Kurnaz, Cemal (1997). Anadolu’daki Orta Asyalı Şairler. Ankara: KTB Yay.

Kurnaz, Cemâl (1999). Türkiye-Orta Asya Edebî İlişkileri. Ankara: Akçağ Yay.

Kurnaz, Cemâl ve Mustafa Tatcı (2000). “Ahmed-i Yesevi'nin Takipçileri”. Yesevilik Bilgisi. Ankara.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatcı (1999). İstanbul'da Buharalı Bir Mutasavvıf: Emir Buharî. Ankara: Akçağ Yay.

Kurnaz, Cemal ve Mustafa Tatcı (hzl.) (2001). Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i NâilîDîvân Şâirlerinin Muhtasar Biyografileri. C.II. Ankara: Bizim Büro Yay.

Kutluk, İbrahim (1989). Hasan Çelebi. Tezkiretü'ş-Şuara. C.II. Ankara: TTK Yay.

Levend. Agâh Sırrı (1988). Türk Edebiyatı Tarihi. C. I. Ankara: TDK Yay.

Mecmua, Millet Kütüphanesi AE. Nr. 674.

Mecmua, DTCF. Kütüphanesi. MC. Nr: 647.

Mecmua, DTCF. Kütüphanesi. MÖ. I. Nr: 869.

Mecmua, DTCF. Kütüphanesi. MÖ. I. Nr:518.

Mecmua, Eyüp Hüsrev Paşa Kütüphanesi. Nr: 1301.

Mecmua, Süleymaniye Kütüphanesi Fatih. Nr: 4078.

Mecmua, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi. Nr: 4025. 191b.

Mecmua, İzmir Millî Kütüphanesi. Nr: 2013.

Mecmua,. Manchester. John Rylands Kütüphanesi. Nr: 68.

Mehdi-yi Senayî (1999). "Ahmed Yesevî ve Yesevîlik". çev. Mürsel Öztürk. Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi. (99):12.

Mehmed Süreyya (1311). Sicill-i Osmanî. C.III. İstanbul: Matbaaa-i Amire.

Mengi, Mine (1997). “Bir Şiir Mecmuası Hakkında”. Ankara Üniversitesi Türkoloji Dergisi. VII.

Riyâzî. Riyâzü'ş-Şuara. Nuruosmaniye Ktp. Nr. 3724.105b.

Sungurhan, Aysun (1994). Beyanî Tezkiresi. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Tarlan, Ali Nihat (1949). Şiir Mecmualarında XVI. ve XVII. Asır Divan Şiiri. İstanbul.

Tolasa. Harun (1982). “15. Yüzyıl Türk Edebiyatı Anadolu Sahası Mesnevileri”. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi. 1.

Tolasa, Harun (1983). Sehî. Latifî. Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi I. İzmir: Ege Üniversitesi Yay.

Treći, Svezak (1991). Gazı Husrev Begova Biblioteka Sarajeva Katalog. C.3.  Saraybosna.

Türkmen, Seyfullah (2000). Tuhfetü'l-Uşşâk. Yüksek Lisans Tezi. Kırıkkale: Kırıkkale Üniversitesi.

Ünver, İsmail (1986). “Mesnevi”. Türk Dili-Türk Şiiri Özel Sayısı II Divan Şiiri. Ankara: TDK Yay.

Vanlıoğlu, Mehmet (1994). “Dehnâme”. İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.

Vanlıoğlu, Mehmet (1987). İran Edebiyatı'nda Dahnâmeler ve Kâtibî'nin Dehbâb'ı. Yüksek Lisans Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi.

Yaltkaya, M. Şerefettin ve Kilisli Rifat Bilge (1941). Keşf-el-zünûn. C. I. İstanbul.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: PROF. DR. İSMAİL HAKKI AKSOYAK
Yayın Tarihi: 26.06.2014
Güncelleme Tarihi: 14.12.2020

Eserlerinden Örnekler

Divan'dan

Tahmis 

  I

Ey gönül âlemi sen sanma sakın cây-ı makar

Bir güzergâh durur bu gelen elbette gider

Gerilüp turma kemân gibi hele togrı haber

Çekilür kavs-i kazâ vü atılur tîr-i kader

Sâlik-i râh-ı fenâ olan ider azm-i sefer

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 

 II

Taht-ı şâhîyi virür yile Süleymân-ı ecel

Tolaşur sâhib-i gencîneyi subân-ı ecel

Gâfil olmaz gelicek devlet ile hân-ı ecel

Alem ü tabl ile gelmez sana sultân-ı ecel

Hey sakın ansuzın irer hele mihmân-ı ecel

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 

 III

Bir gice olmış idün sâkin-i künc-i vahdet

Aldı gâyetde beni âlem-i hâb-ı gaflet

İrdi cân gûşına bir özge sadâ ol sâat

Didi ey muntazır-ı vakt-i sabâh-ı rıhlet

Didi ey muntazır-ı vakt-i sabâh-ı rıhlet

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 

 IV

Gırre olma ecel irişür eyâ ferzâne

Bindürür esb-i fenâya kişiyi şâhâne

Gösterür râh-ı diyâr-ı ademi sultâna

Sen ceres gibi dilâ başla gerek efgâna

Pây-mâl itdürür âhir şütür-i devrâna

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

 

 V

Tekye-i tende çok eglenmez iken bu dil ü cân

Kondugı yirde iki üç gün durur ancak mihmân

Döndürür geldügi yola kişiyi devr-i zemân

Ey Atâ menzil-i maksûd degüldür bu cihân

Mahmilin baglayugör dikkat ile yüri hemân

Kûs-ı rıhlet çalınur kâfile-i ömr göçer

(Aksoyak, İsmail Hakkı (2003). Gelibolulu Mustafa Âlî, Tuhfetü’l-Uşşak. Ankara: Bizim Büro Yay. 23.)

 


Tuhfetü'l-Uşşâk'tan

Der-Vasf-ı Hazret-i Emîr Buhârî Sellemehullahu


Kim alup çengâline bir dem seni 
Gezdüre âfâkı ey merd-i senî 
 
Sırrıdur Hâce Bahâ'ü'd-dînün ol 
Dürridür bahr-ı bahâ vü dînün ol 
 
Nakdidür Hâce İlâhî gencinün 
Nakdini artur İlâhî gencinün

Yiridür ol serverün İslâmbol 
Marifet çog anda vü İslâm bol 
 
Kutb-ı Hak Mîr Buhârî andadur 
Sanki dünyânun bihârı anda dur 
 
Devlet anun kim bunun gibi ere 
Ölmedin pâyına yüz süre ere 
 
Ana irürsen iresin özüne 
Koyasın kışrı iresin özüne 
 
Yoksa ne eb fâide eyler ne üm 
Bir bahâne oldı mürşid Hak'dan um

(Aksoyak, İ. Hakkı (2003). Gelibolulu Mustafa Âlî Tuhfetü’l-Uşşak. Ankara: Bizim Büro Yay. 231.)

 

Der-Zikr-i Şuarâ-yı Rûm

Kanı ol mülk-i belâ Sultân Cem 
Pençesinde mûr idi şîr-i ecem 
 
Kanı Paşa kim emîr-i nazm idi 
Olsa lâyıkdur Emîr-i Nazm adı 
 
Âsaf-ı devrân kanı kim Adnî'dür 
Lutfına lâyık Bihişt-i Adn'dür 
 
Kanı Mevlânâ İzârî oldı hâk 
Tâze gül gibi izârı oldı hâk 
 
Kanı hikmet kânı Hâce Ahmedî 
Hayr ile yâd it seversen Ahmed'i 
 
Yâ fesâhat madeni kim Şeyhî’dür 
Rûm'da erbâb-ı nazmun şeyhidür 
 
Yâ Nizâmî kim ferîd-i asr idi 
Pîşesi hamr-ı maârif-i asr idi 
 
Yâ Atâyî kim vahîd-i Rûm idi 
Fenn-i şir ile Vahîdî Rûm idi 
 
Kanı Mehdî n’oldı Ulvî kandadur 
Ol felekden kadri ulvî kandadur 
 
Kanı ol mîr-i yegâne Kâsımî 
Oldı san lutf u halkun kâsımı

Çâkerî Beg kanı Şâmî kandadur 
Hîç belürmez subh u şâmı kandadur 
 
Kanı Sâfî vü Safî kanı Hafî 
Oldılar cümle yir altında hafî 
 
Ol ziyâ-yı şems-i Hak Hamdî kanı 
Hakk'a dâ’im eyleyen hamdı kanı 
 
Kanı Şemsî ya Hilâlî kandadur 
Gün yüzi kaşı hilâli kandadur 
 
Kanı Necmî n’oldı yâ Kutbî kanı 
Ol fazîlet çerhinün kutbı kanı 
 
Kanda gitmişdür ya kanı Şâhidî 
Mülk-i manîde o da bir şâh idi 
 
Şeyh-i erbâb-i safâ Şemî kanı 
Bezm-i ihvân-ı vefâ şemi kanı 
 
Yâ şehîd-i Hak Muhibbî kandadur 
Cümle şâhidler muhibbi kandadur 
 
Yâ Kemâl ile Nihânî kandadur 
Kim kemâl ile dizerler kandadur 
 
Yâ Necâtî Husrev-i şîrîn-kelâm 
N’oldı hatm itdi maânî vü kelâm 
 
Yâ kanı fazl ehl-i pür-cûd u atâ 
Rûhına Hak ide bin rahmet Atâ 
 
Câmii ilm ü kemâlât idi ol 
Sen de dil ana duâ-gûyende ol 
 
Kanı bunca ehl-i diller n’oldılar 
Cümle dâr-ı hulda rıhlet buldılar 
 
Sanasın bir bülbül idi her biri 
Dar olup bu bâg-ı fânîde yiri

Kat idüp kayd u taalluk bagını 
Gitdiler ögmege cennet bâgını

Gerçi bu gülşende çok nesne biter 
Bâkî kalmaz hîç biri âhir yiter 
 
Bu çemende niçe güller açılur 
Cümlesi bergini direr açılur 
 
Bir niçe gün güler oynar salınur 
Ansuzın bir yire dahı salınur 
 
Son ucı her hâr hâk olur gül âb 
Hâk olan yiter kalur gülden gül-âb 
 
Sûretâ gerçi ne ol ne bu kalur 
Ol yiter manîde bundan bû kalur 
 
Bir eserdür sana ol bû didügüm 
Nîk fehm eyle benüm bu didügüm 
 
Ger zemânı zûd ola ger dîrdür 
Bir eser koyan cihânda dirdür 
 
Ol eser durdukça durur dünyede 
Gerçi kim âhirle kalmaz dünyede 
 
Anun içündür sovuk bu câme-kân 
Yir ısıdınca olur ancak mekân 
 
Birisi dahı irişür yirine 
Hayfâ kim bâkî degül hîç birine 
 
Hîç bâkî yokdur illâ-vech-i hû 
Külli şey'un hâlikun illâ vechehû

(Aksoyak, İ. Hakkı (2006). Ahmed-i Yesevî'nin Rumelili Bir Takipçisi: Üsküplü Atâ ve Tuhfetü'l-Uşşâk. Ankara: Bizim Büro Yay. 259-263.)

 


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1NÛHÎd. ? - ö. 1533/34Ölüm YılıGörüntüle
2NİGÂHÎd. ? - ö. 1533/34Ölüm YılıGörüntüle
3HADÎDÎd. ? - ö. 1533/34Ölüm YılıGörüntüle
4DUKAGİN-ZÂDE, Ahmed Beyd. ? - ö. 16. yyAlan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
5RIZÂYÎ, Rıdvân Çelebid. ? - ö. ?Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
6SİNAN ÇELEBİ, Şeyh Hüsam-zâded. ? - ö. 1552-53Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
7FETHÎ, Abdulfettâh Efendid. 1837 - ö. 1899Madde AdıGörüntüle
8RÂŞİD, Râşid Beyd. ? - ö. 1826Madde AdıGörüntüle
9Evliyâ Çelebid. 25 Mart 1611 - ö. ?Madde AdıGörüntüle