ŞEYHÎ, Sîmkeş-zâde Mehmed Efendi

(d. 1668/1078 - ö. 1732-33/1145)
biyografi yazarı, müverrih ve divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 18. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

İsmi Mehmed’dir. 1078 yılının Recep ayı sonlarında/Ocak 1668 İstanbul’da doğdu (Özcan 1989b: 331). Dedesi, Simkeşbaşı Mehmed Ağa; babası, dönemin şairlerinden ve Şeyh Abdülahad Nûrî Efendi’nin halifelerinden Emir Buhârî Dergâhı şeyhi Simkeş-zâde Hasan Feyzî Efendi’dir (Ekinci 2013: 134). Şairin hayatı hakkında bilinenler oldukça sınırlıdır. Kaynaklar şairin hayatından ziyade eserleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. İlk eğitimini Nakşî şeyhi olan babasından aldı. Devrindeki diğer alimlerden de dersler alarak medrese tahsilini tamamladı. 1096 Cemâziyelâhir/1685 Mayıs’ında Anadolu Kazaskeri Ebû Sa‘îd-zâde Feyzullah Efendi’den mülâzım oldu. Bir süre onun tezkireciliğini yaptı ve ardından bazı medreselerde görevlendirildi. 1102/1690-91 yılında babasının ölümü üzerine onun yerine Edirnekapı dışında Ortakçılar’da bulunan Emîr Buhârî Dergâhı’nın şeyhliğine getirildi. Burada yaklaşık kırk yıl ders verdi ve postnişinlik yaptıktan sonra İstanbul’da vefat etti. Kaynaklarda şairin vefat tarihi hususunda ihtilaf vardır. Râmiz, Ayvansarâyî, Mehmed Cemâleddin, Mehmed Süreyyâ ve Bursalı Mehmed Tâhir’e göre 1145/1732-33; Şekᾱ'ik müzeyyillerinden Fındıklılı İsmet’e göre ise 15 Muharrem 1144/20 Temmuz 1731 vefat etmiştir (Erdem 1994: 177; Ekinci 2013: 134; Arslan 2003: 47; B. Tahir 1342: 74; Özcan 1989: 333). Fındıklılı İsmet, Mehmed Efendi’nin ölümüne “abd-i huceste 1144” ve “zamân-ı hâtime 1144” ibareleri tarih düşürüldüğünü bildirmektedir. Ayvansarâyî ise şairin ölümünü “pederi gibi altmış altı yaşında vefat edip azamü’l-esmâ’ sene 1145” şeklinde bildirmiştir. Ayvansarâyî’nin verdiği “altmış altı yaşında öldüğü” bilgisi dikkate alındığında şairin 1145/1732-33 yılında vefat ettiğini kabul etmek gerekir. Mezarı, görev yaptığı tekke ile Kemal Paşa-zâde’nin türbesi arasında dergâhın minaresine yakın bir yerde babasının mezarı civarındaydı. Gerek tekke gerekse buradaki mezarlar çevre yolu yapımı sırasında ortadan kaldırılmıştır.

Şairliğinden ziyade nâsirliği ön planda olan Mehmed Efendi, şiirlerinde Şeyhî mahlasını kullanmıştır. Edebî şahsiyeti ve karakteri hakkında çağdaşı tezkire yazarı Sâlim tarafından iyi huylu, edepli, zeki, her şeyin doğrusunu öğrenme ve gerçeği yazma hususunda özenli, dünya hırsından uzak bir kişi olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca Sâlim, Şeyhî’nin nazik ifadeleri ve hoş söyleyişe sahip güzel şiirleri olduğunu bildirmektedir. Râmiz, Şeyhî’nin nesir üslûbunu sade ve şeyhane bulsa da onu edebiyat, tarih, şiir ve inşada üstün bir şahsiyet olarak tanımlamıştır.

1. Vekᾱyiü’l-Fuzalâ: Şeyhî Mehmed Efendi’nin en önemli eseridir. Vekᾱyiü’l-Fuzalâ adlı biyografi kitabı Nevî-zâde Atâyî’nin Hadâiku’l-Hakᾱ’ik Fî Tekmileti’ş-Şekᾱ’ik’ına yazılmış zeyldir. Eserde “tabaka” genel başlığıyla 1042-1144/1632-1731 yılları arasında yaşayan alim ve şeyhler hakkında bilgi verildikten sonra dönemin şairleri ayrı başlık altında anlatılır ve şiirlerden örnekler verilir. Üç cilt olan eserin müellifin bizzat kaleme aldığı ilk iki cildi dönemin sadrazamı Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’ya sunulmuş, Hekimoğlu Ali Paşa’nın emriyle oğlunun temize çektiği III. Cilt ise Sultan I. Mahmud’a takdim edilmiştir.

Vekᾱyiü’l-Fuzalâ’nın telif sebebi, daha önce Uşşâkî-zâde İbrahim Efendi tarafından kaleme alınan Zeylü’z-Zeyl-i Atâyî adlı eserin beğenilmemesidir. Şeyhî Mehmed Efendi kitabını yazma sebebini, mukaddime kısmında Atâyî’ye daha evvel yazılmış olan zeyli, tertip bakımından kusurlu ve itinadan yoksun bulduğunu, eserdeki bilgilerin yanlış ve eksik olduğunu söyleyerek Atâyî’ye yeni bir zeyl yazmaya karar verdiğini bildirmektedir (Hacı Beşir Ağa 479, vr. 2b). Şeyhî, eserinin ismini ve tamamlanma tarihini mukaddimeden hemen sonra yazdığı manzumede bildirmiştir. Yazar zeylini, Nev‘î-zâde’nin bıraktığı yerden başlatmış ve eserini 1718’de tamamlamıştır. Kitabın adı olan “Vekᾱyiü’l-Fuzalâ” ebced hesabıyla eserin telif yılını verir. Eserinde eş-Şekᾱ’iku’n-Nu‘mâniyye müellifi Taşköprüzâde, bunun mütercimi Mehmed Mecdî Efendi ve özellikle “müverrih-i celîlül-kadr” diye nitelediği Atâyî’yi örnek alan Şeyhî Mehmed Efendi, zeylini Atâyî’nin zeylinde yer almayan alim ve şeyhleri bahis konusu ederek başlatmıştır. Yazar, Nev‘î-zâde’nin vefâtıyla yarım kalan eş-Şekᾱ’iku’n-Nu‘mâniyye külliyatının 17. tabakası olan IV. Murad devrini ikmal etmiştir. Selefleri gibi her padişah dönemine bir tabaka tahsis etmiş ve o dönemin 40 akçelik medreselerinden sonraki müderrislerini, tarikat şeyhlerini ve seleflerinden farklı olarak şairleri de kitabına dâhil etmiş ve ölüm tarihlerine göre sıralamıştır. Ayrıca her padişah döneminin sonuna görevde bulunmuş Kırım hanlarının ve sadrazamların biyografisini eklemiş; Rumeli ve Anadolu kazaskerleriyle nakibüleşrafları; başta İstanbul olmak üzere Ankara, Bağdat, Bosna, Bursa, Diyarbekir, Edirne, Erzurum, Eyüp, Filibe, Gence, Halep, Hemedan, Galata, İzmir, Kayseri, Konya, Kudüs, Kütahya, Lefkoşe, Manisa, Maraş, Medine, Mekke, Mısır, Revan, Sakız, Selanik, Sofya, Şam, Tebriz, Tokat, Trablusşam, Üsküdar ve Yenişehr-i Fenar gibi yerlerde kadılık yapanların listesini vermiş, her padişah devrine ait siyasal olayları da özetlemiştir. Bunlar arasında vakanüvis tarihlerinde yer almayan 1142/1729-30 yılı olaylarının ayrı bir önemi vardır.

Vekᾱyiü’l-Fuzalâ’nın ilk cildi IV. Murad, Sultan İbrahim ve IV. Mehmed dönemlerinde yaşamış ulema, meşayih, vüzera ve şuaranın biyografilerini ihtiva etmektedir. Bu ciltte 1047 şahsın tercüme-i hali bahis konusu edilmiştir. Eserin II. cildi, II. Süleyman, II Ahmed, II. Mustafa devirlerini ve III. Ahmed devrinin 1130/1718 tarihine kadar yaşamış 775 kişinin biyografisini kapsamaktadır. Eserin son cildi ise 1718’den Sultan III. Ahmed devrinin sonu olan 1730 tarihine kadar yaşamış 236 kişinin hayatı anlatılmaktadır. Vekᾱyiü’l-Fuzalâ’nın tamamında şairler kısmında bahis konusu edilen şair sayısı 331’dir. Bu sayıya farklı bölümlerde hayat hikâyelerine yer verilen mutasavvıf ve müderris şairler de dâhil edildiğinde eser, edebiyat tarihimizde kaleme alınmış en hacimli şair tezkireleri grubuna girer. Ayrıca bugün divanı ele geçmeyen birçok şairin şiirlerinden nümûneler ihtiva etmesi esere ayrı bir ehemmiyet kazandırmıştır. Şeyhî, bilhassa meşhur şairlerin şiirlerinden çok fazla alıntı yapar ve mümkün olduğunca yazar ve şairlerin eserlerinin isimlerinin tamamını bildirmeye gayret eder.

Bir asır gibi uzun bir dönemin vefeyatını içeren Vekᾱyiü’l-Fuzalâ’da 2058 kişiden söz edilir. Şeyhî,zeylini telif ederken yazılı ve şifahi kaynaklardan yararlanmıştır. Yazılı kaynakların en önemlisi şeyhülislâm defterleridir. Nitekim çağdaşı Sâlim onun doğruyu bulmada çok titiz çalıştığını ve özellikle bu defterleri kullandığını vurgular (İnce 2005: 443). Müellif diğer kaynaklarını eserinde yer yer zikreder. Bunlardan Cemâleddin Hulvî’nin Lemezât’ı, Riyâzî Mehmed’in Riyâzü’ş-Şu‘arâ’sı, başta Ravzatü’l-Ebrâr olmak üzere Karaçelebizâde’nin bazı eserleri, Şeyh Mehmed Nazmî Efendi’nin Hediyyetü’l-İhvân’ı, Naîmâ’nın Târih’inin esasını teşkil eden Şârihu’l-Menâr-zâde’nin meçhul eseriyle Vak‘anüvis Râşid Mehmed Efendi’nin Târih’i isimlerini zikrettiği eserlerdir. Kendisinden övgüyle söz ettiği Kâtip Çelebi’nin kitaplarından faydalandığı da söylenebilir. Her ne kadar beğenmese de eserin 1106/1694-95 yılına kadar gelen kısmı için Uşşâkî-zâde’nin Zeylü’z-Zeyl-i Şekᾱ’ik’ını kullanır. Uşşâkî-zâde ile Şeyhî arasındaki ifade benzerlikleri her ikisinin aynı kaynakları kullanmış olmasıyla açıklanabilirse de Şeyhî’nin, Uşşâkî-zâde zeylinin doğruluğuna kanaat getirdiği kısımlarından faydalanmasını tabii karşılamak gerekir (Özcan 2010: 83). Ancak bazı kısımlarda Şeyhî’nin, selefi Uşşâkî-zâde’nin cümlelerini dahi değiştirmeksizin satırlar boyunca eserine dâhil ettiğini de bilmek gereklidir (Şeyhî ve Uşşâkî-zâde Arasındaki münasebetler hakında bk. Majer 1978: 95-100; 307-322). Babası Hasan Feyzî Efendi’den sadece şifahî nakillerde bulunmaz, başta tarih düşürme olmak üzere diğer konularda da yararlanır. Şifahî nakillerin de önemli yer tuttuğu eser ihtiyatlı kullanılmalıdır.

Atâyî’nin Zeyl’i Şekᾱ’ik’ı gibi ünlü bir eserin zeyli ve devrin ünlü sadrazamı, ilim ve alimlerin hamisi konumundaki Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’ya sunulmuş olması, Vekᾱyi"ü’l-Fuzalâ’nın kullanımını artırmışsa da seleflerinin eserleri gibi hakettiği şöhrete ulaşamamıştır. Zeylü’z-Zeyl-i Şekᾱ’ik adıyla da bilinen eserden sadece tarihçiler faydalanmamış, ihtiva ettiği yüzlerce şair biyografisi dolayısıyla tezkiretü’ş-şuara müellifleri ve vefeyat-name yazarları da eserden yararlanmıştır. Sâlim, Râmiz ve Hâfız Hüseyin Ayvansarâyî bunlardan sadece birkaçıdır. Vekᾱyiü’l-Fuzalâ’nın Türkiye ve yurt dışındaki kütüphanelerde birçok nüshası vardır. Eserin Türk kültür ve edebiyat tarihindeki yeri ve öneminden ilk bahseden Ali Cânib Yöntem’dir. Henüz tamamı neşredilmeyen eserin IV. Mehmed dönemi ulemâsının biyografileri Ali Uğur tarafından kısmen değiştirilerek İngilizce’ye çevrilmiş ve yayımlanmıştır (1986). Müellif hattı nüshasının elde bulunmadığı Vekᾱyiü’l-Fuzalâ’nın Beyazıt Devlet Kütüphanesi Veliyyüddîn Efendi’deki yazmaları diğer yazmalarla karşılaştırılıp tamamlanarak Şekᾱ’ik-ı Nu‘mâniye ve Zeyilleri içerisinde bir giriş ve ayrıntılı bir içindekiler ve dizin ilavesiyle Abdülkadir Özcan tarafından tıpkıbasım hâlinde neşredilmiştir (1989a). Ayrıca İsmail Kayacıoğlu tarafından Şekᾱ’iku’n-Nu‘mâniye Zeyllerinden Vekᾱyiü’l-Fudalâ’daki Şair Biyografileri adıyla yüksek lisans tezi hazırlanmıştır (1998). Ancak söz konusu tez müderris ve mutasavvıf şairleri ihtiva etmediği için eksik bir çalışmadır.

2. Takvîmü’t-Tevârîh Zeyli: Kâtip Çelebi’nin, Hz. Âdem’in dünyaya gelişinden 1058/1648 tarihine kadar ki hadiseleri kronolojik şekilde anlattığı eserine yazılan zeyldir. Şeyhî Mehmed Efendi’ye izâfe edilen Takvîmü’t-Tevârîh Zeyli 1146/1733-34 yılına kadar gelir. Ancak Şeyhî, Kâtip Çelebi’nin biyografisinde birçok eseri yanında Takvîmü’t-Tevârîh’ten de söz ettiği hâlde bu esere bir zeyl yazdığını söylemez (bk. Özcan 1989: 3/264). Eserin nâşiri İbrâhim Müteferrika bu hususu kaleme aldığı önsözde belirtir. Şeyhî’nin zeyli Takvîmü’t-Tevârîh’in (İstanbul 1146) 135-156. sayfaları arasındadır. Fakat Şeyhî 1145’te öldüğüne göre İbrâhim Müteferrika son iki yılın olaylarını muhtemelen Vekâyi'ü’l-Fuzalâ’dan yararlanarak esere eklemiştir. Fındıklılı İsmet Efendi de şairin bu zeylinden bahsetmiştir.

3. Cihân-nümâ-yı Avrupa: Şeyhî’ye izâfe edilen eserlerin bir başkası Cihân-nümâ-yı Avrupa’dır. Eserden bahseden yegâne kaynak Fındıklılı İsmet Efendi’nin Tekmiletü’ş-Şekᾱ’ik’ıdır. Şeyhî Vekᾱyiü’l-Fuzalâ’da, Kâtip Çelebi’nin Cihan-nümâ-yı Atlas Minor’undan bahsettiği hâlde, kendisine ait olduğu bildirilen bu eser hakkında bilgi vermez.

4. Dîvân: Eserin varlığından bahseden kaynaklar Râmiz’in Âdâb-ı Zurafâ’sı ve Medmed Süreyyâ’nın Sicill-i Osmânî’sidir. Kütüphane kayıtlarında şairin Dîvân'ına ulaşılamamıştır. 

Şairin Şeyhî mahlasıyla kaleme aldığı şiirleri mecmualarda kayıtlıdır. Bu şiirlerin bir kısmı Şeyhî mahlaslı diğer şairlerin şiirleriyle karışmış vaziyettedir. Şeyhî Mehmed Efendi’nin ayrıca esmâ-i hüsnâya dair Arapça bir manzumesi (Süleymaniye Ktp., İzmir, nr. 790/4, vr. 65b-67a), sâkînâme türünde bir mesnevisiyle, (Atatürk Üniversitesi Ktp., M. Seyfettin Özege, Agâh Sırrı Levent Yazmaları, nr. 12) tevhid türünde bir kasidesi (Süleymaniye Ktp., Hâlet Efendi, nr. 827/22, vr., 179-180) bulunmaktadır.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay. 1598.

Arslan, Mehmet (hzl.) (2003). Mehmed Cemâleddin- Âyine-i Zurefâ, İstanbul: Kitabevi Yay. 46-47.

Babinger, Franz (1992). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri. çev. Coşkun Üçok. Ankara: KB Yay. 292-94.

Bursalı Mehmed Tâhir (1342). Osmanlı Müellifleri. C III. İstanbul. 74.

Ekinci, Ramazan (hzl.) (2013). H. Hüseyin Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Ayvansarâyî. İstanbul: Buhara Yay. 134.

Erdem, Sadık (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ’sı. Ankara: AKM Yay. 177.

Gönül, Behcet (1945). “İstanbul Kütüphanelerinde Al- Şakᾱ’ik Al-Nu‘mâniya Tercüme ve Zeyilleri”. Türkiyat Mecmuası VIII: 136-168.

İnce, Adnan (hzl.) (2005). Sâlim Efendi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: AKM Yay. 442-43.

Kayacıoğlu, İsmail, (hzl.) (1998). Şekᾱ’iku’n- Nu‘mâniye Zeyllerinden Vekᾱyiü’l-Fudalâ’daki Şair Biyografileri. Y.üksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Kurnaz, Cemal-M. Tatcı (hzl.) (2001). Mehmed Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî. C. II. Ankara: Bizim Büro Yay. 2195.

Levend, Agâh Sırrı (2008). Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara: TTK Yay. 360-64.

Majer, Hans Georg (1978). Vorstudien Zur Geschichte Der İlmiye Im Osmanichen Reich. München: R. Trofenik. 95-100, 307-322.

Özcan, Abdülkadir (2010). “Şeyhî Mehmed Efendi”. İslâm Ansiklopedisi.C. 39. İstanbul: TDV Yay. 82-84.

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989a). Şeyhî Mehmed Efendi, Vekyiü’l-Fudalâ. C. 3. İstanbul: Çağrı Yay. VII-XIII.

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989b). Fındıklılı İsmet, Tekmileti’ş-Şakᾱ'ik Fî Hakk-ı Ehli’l-Hakyık. İstanbul: Çağrı Yay. 331-35.

Uğur, Ali, (1986). The Ottoman Ulemâ in The Mid-17 th. Century, An Analysis of The Vakâ’i‘ü’l-Fuzalâ of The Mehmed Şeyhî Efendi. Berlin: Klaus Schwarz Verlag. XXII-XXXVIII.

Yöntem, Ali Cânib (1928). “Vekᾱyiü’l-Fuzalâ”. Hayat Mecmuası III/75.2-3.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: ARAŞ. GÖR. RAMAZAN EKİNCİ
Yayın Tarihi: 31.12.2013

Eserlerinden Örnekler

Nazm

Zihî atâ-yı azîm-i cenâb-ı Rabb-i Gafûr

Ki zeylim oldı sezâ-yı nigâh-ı sadr-ı südûr

Hezâr hamd ü senâ hazret-i Hudâ’ya sezâ

Ki ben kemîneyi kıldı bu yâdigâra revâ

Virüp tüvâna şu‘ûr-ı dirâyet-engîzi

Habîr-i vasf-ı selef eyledi bu nâçîzi

Muvaffak itdi beni sebt-i vasf-ı eslâfa

Bu yâdigârımı kıldı hediye ahlâfa

Aceb mi olsa bu mecmû‘a genc-i dür-i tuhaf

Nüviştedür safahâtında vasf-ı pâk-i selef

Bu zeyl-i câme-i ahbârun olsa nâmı sezâ

Lisân-ı ehl-i siyerde Vekâyiü’l-Fuzalâ’

Hesâb idince o nâm-ı huceste ta‘bîri

Olur mübeyyin-i târîh-i sâl-i tahrîri

Cenâb-ı Hak’dan odur Şeyhiyâ murâd-ı ehem

Nezâre-efken olan zeylime bi-çeşm-i kerem

Derûn-ı dilden idüp mahz-ı lutf u ihsânı

Fakîrî eyleye hayr du‘âya erzânî

Murâd idersen eger ıttılâ‘-yı ahbâra

Güşâde gûş-ı nigâh ol vücûh-ı âsâra

Vekᾱyiü’l-Fuzalâ. Süleymaniye Ktp. Hacı Beşir Ağa 479, vr. 3a.,

Babası Feyzî Efendi'nin Gazeline Yaptığı Tahmis  

Derûnında idüp aşkı yine îkâd n'eylersin

Kafesden mürg-ı cânı eyleyüp âzâd n'eylersin

Yeniden eyleyüp derd-i nihânı yâd n'eylersin

Nihân it derd-i aşkı eyleyüp feryâd n'eylersin

Cihânı itdün ey dil âh ile berbâd n'eylersin

Ekinci, Ramazan (hzl.) (2013). H. Hüseyin AyvansarâyîVefeyât-ı Ayvansarâyî. İstanbul: Buhara Yay. 134.

 

Vekâyi'ü’l-Fuzalâ’da Yer Alan Bir Şair/Şeyhülislâm Biyografisi

 Şeyhü’l-İslâm Bahâyî Mehemmed Efendi

el-Mevlâ el-Fâzıl ve’l-Habr el-Kâmil Mehemmed İbn el-Mevlâ Abdü’l-azîz bin Sa‘dü’d-dîn bin Hasancân.

Beyt

Azîz-zâde Efendi azîz-i Mısr-ı kerem

Her ân ehl-i recâ dergehinde nâsıye mâl

Çehre-i muhaddere-i beyân-ı hâli, arûz-ı gubâr-ı tahrîrden berî ve şemse-i eyvân-ı rif‘at ü şânı dîde-i remed, dîde-i vehm ü hayâlden mütevârî, dürr-i bî-bahâ-yı sadef-i bahr-i vücûd, câm-ı cihân-nümâ-yı fazl-ı nâ-mahdûd

Beyt

Semend-i hâmeye medhinde gelmez âsâyiş

İderse her ne kadar geşt deşt-i imkânı

Ser-defter-i ulemâ ve ser-çeşme-i fuzalâ, hâ’iz-i fezâ’il-i haseb ü neseb, fâ’iz-i mehâsin-i meveddet ü mükteseb Mevlânâ el-Fâzıl Şeyhü’l-İslâm Bahâyî Mehemmed Efendi hıdmetleridür. Vâlid-i mâcid-i âlî-şânları sudûr-ı devlet-i Sultân Ahmed Hân-ı Evvel’den zîb-efzâ-yı sahâyif-i Zeyl-i Atâyî olan Abdü’l-azîz Efendi’dür ki mu‘allim-i makâm-ı Sultân Murâd-ı Hânî Sa‘adü’d-dîn-i Sânî cenâblarınun mahdûm-ı râbi‘i olmagla silsile-i nesebleri Hasancân’a vâ-beste ve mâder-i ferhunde-ahterleri Ebu’s-su‘ûd-zâde Mustafâ Efendi kerîme-i mükerremeleri olmagın Allâme Ebu’s-su‘ûd hazretlerine peyvestedür. Bin on senesi hudûdında tayy-ı merâhil-i vücûd iderek vâsıl-ı ser-menzil-i şühûd olup, dest-yârî-i tab‘-ı nakkâd ile i‘mâl-i re’sü’l-mâl-i isti‘dâd ve imdâd-ı sa‘y u ictihâd ile iş‘âl-i nâ’ire-i zihn-i vakkâd itdükde üstâdü’l-kümmel Abdü’r-rahîm Efendi himmetiyle teşyîd-i mebânî-i ulûm u tertîb-i mukaddemât-ı mantûk u mefhûm kılup, mir’ât-i cihân-nümâ-yı tab‘-ı sâfî güherleri mıskale-i hidâyet ile cilâ-dâde ve mertebe-i isti‘dâd u kabûli fevka’l-‘âde olmagın her safha-i varaka-i küttâb ki mukâbil-i nazar-ı iksîr-eserleri olurdı. Levh-i cilâ-dâde-i Mânî gibi nigâr-hâne-i hayâllerinde müressim ve hazâne-i hâfızaları zülâl-i füyûzâta mukassim olup, fusûl ü ebvâbı ve su’âl ü cevâbıyla hâzır bulunurdı. Bu resm üzere mû-şikâf-ı tedkîk ve nihâyete tahkîk ile mümtâz oldukdan sonra amm-i mihter-i mükerremleri Şeyhü’l-İslâm Mehemmed Efendi hıdmetlerinden ihrâz-ı şeref-i mülâzemet ve bin yigirmi altı senesi hilâlinde vâlid-i mâcidleri ile azm-i Beytu’llâhü’l-Harâm idüp, edâ-yı hacc ve ziyâret itmişler idi. Yigirmi tokuz Zi’l-hicce’sinde Yavru-zâde Efendi yerine Dâvûd Paşa Medresesi’yle kâm-revâ, otuz iki Muharrem’inde Velî-zâde Abdu’r-rahmân Efendi yerine Mahmûd Paşa Medresesi’ne ziynet-bahşâ oldılar. Otuz üç Muharrem’inde Öreke Mustafâ Efendi yerine Üsküdar Mihrümâhı Medresesi sezâ görilüp, otuz beş Ramazân’ında Atlu Dâvûd Efendi yerine Sahn-ı Semâniyye’nün birinde murabba‘-nişîn-i kûşe-i mihrâb ve müfîd-i ders-i ûlî’l-elbâb oldılar. Otuz sekiz Şa‘bân’ında Kebîrî Mehemmed Efendi yerine altmışlı i‘tibârıyla sâniyen Üsküdar Mihrümâhı’na sâye salup, otuz tokuz Zi’l-ka‘de’sinde bâ-hatt-ı hümâyûn sa‘âdet-makrûn-ı sânî İbrâhîm Efendi yerine Şeh-zâde dârü’l-ifâdesine pâ-nihâde olmışlar idi. Kırk Cemâzi’l-âhire’sinde Kürd Kâsım Efendi yerine Selanik kazâsı makarr-i hükm ü imzâları oldı. Kırk bir Cemâzi’l-âhire’sinde ma‘zûl ve yerlerine Kemâl Efendi-zâde İbrâhîm Efendi mevsûl oldı. Kırk üç Rebî‘ü’l-âhir’inde Hâce-zâde Mes‘ûd Efendi yerine kazâ-yı fezâ-yı Halebü’ş-şehbâ’ya şehbâl-i himmet açdılar. Kırk dört Muharrem’inde Haleb vâlîsi Ahmed Paşa ile mâ-beynlerinde vâki‘ mâ-cerâ sebebiyle şürb-i duhâna mübtelâ olmagın sefer-i hümâyûn tedâriki hakkında sâdır olan fermân-ı cihân “metâ‘ icrâsına kâdir degül” diyü, arz u inhâ itmegin azlden mâ‘adâ cezîre-i Kıbrıs’a nefy ü iclâ ve yerleri Mantıkî Ahmed Efendi’ye revâ görildi. Kırk altı Şevvâl’inde afv-nâme irsâl olınup, vatanlarına avd ile hoş-hâl oldılar. Kırk sekiz Muharrem’inde Bosnevî Şa‘bân Efendi yerine Şâm-ı dârü’s-selâm kazâsıyla mazhar-ı ikrâm olınmışlar idi. Kırk tokuz Şevvâl’inde azl ve makâm-ı hükûmetlerine İsmetî Mehemmed Efendi vasl olındı. Elli dört Safer’inde Âvâre-zâde Mustafâ Efendi yerine dârü’n-nasr Edirne kazâsıyla tebcîl olındılar. Sene-i mezbûre Zi’l-ka‘de’sinde ma‘zûl ve yerlerine Burusa kâdîsi Kudsî-zâde Şeyh Mehemmed Efendi menkûl, anlarun yerine İsmetî Mehemmed Efendi mevsûl oldı. Elli beş Rebî‘ü’l-evvel’inde Hüsâm-zâde Abdu’r-rahmân Efendi yerine dârü’s-saltanatü’l-aliyye mahmiyye-i Kostantiniyye kazâsıyla sâha-i ikbâlleri pür-tumturâk u tantana olmışlar idi. Sene-i mezbûre Şevvâl’inde ma‘zûl ve yerlerine Edirne kâdîsi Başmakcı-zâde Mehemmed Efendi menkûl, anlarun yerleriyle Selanik kâdîsi İmâm-zâde Şeyh Mehemmed Efendi nâ’il-i me’mûl olup, anlarun yerleri dahi Bosnevî Bâlî Efendi’ye tevcîh olındı. Elli altı Rebî‘ü’l-evvel’inde Cinci Hüseyn Efendi yerine Anatolı sadrında murabba‘-nişîn-i izz ü temkîn olup, sene-i mezbûre Receb’inde Abdü’r-rahîm Efendi yerine sadr-ı Rûm’a nakl olınduklarında yerlerine sâniyen Çivi-zâde Şeyh Mehemmed Efendi vasl olındı. Şeyh Nazmî Efendi Efendi merhûm lafzen ü ma‘nen bu gûne târîh dimişdür:

Nazm

Müşerref eyledükde Rûmili sadrını ol fâzıl

Müşâbih oldı rûz-ı âlemün ıyda şebi Kadre

Bu şevk ile didüm târîh Nazmî lafzen ü ma‘nen

Bin elli altıda geçdi Bahâyî adlle sadra

Sene-i mezkûre Zi’l-ka‘de’sinde Mihalıç arpalıgı ile münfasıl ve yerlerine sâniyen Kara Çelebi-zâde Mahmûd Efendi vâsıl oldı. Elli yedi Cemâzi’l-ûlâ’sında haleflerine selef ve sâniyen sadâret ile müşerref olduklarında arpalıkları ol esnâda imâm-ı sultânî olan Karabaş Mahmûd Efendi’ye virildi. Sene-i merkûme Şevvâl’inde Molova ve Kalonya ve Yund ve Ayazmend kazâları arpalıklarıyla mütekâ‘id oldı. Elli sekiz Receb’inde Midilli arpalıgı zamîme-i revâtibleri kılınmış idi. Elli tokuz Receb’inde selefleri Abdü’r-rahîm Efendi yerine makâm-ı vâlâ-yı meşîhat-i İslâmiyye’ye su‘ûd ve erbâb-ı rüsûma bezl-i cûd itdiler. Altmış bir Cümâde’l-ûlâ’sında mesned-i fetevâdan tenzîl ve ol pâye ile Kara Çelebi-zâde Abdü’l-azîz Efendi tebcîl olındukda bunlar Anatolı Hisârı’nda vâki‘ yalılarına azîmet itmiş iken mâh-ı mezbûrda arpalıkları olan Midilli cezîresine nefy ü üclâ fermân olınup alâ tarîki’l-müsâmaha Gelibolı’da hatt-ı rahl-i karâr itmişler idi. Sene-i mezkûre Ramazân’ında Ebû Sa‘îd Efendi şeyhü’l-İslâm olmagla der-i devlet-medâra da‘vet olınup yâlılarında ikâmet buyurdılar. Sene-i merkûme Zi’l-hicce’sinde taraf-ı sultâniyeden iki kîse guruş ve iki tulum rûgan-ı sâde ve iki yüz kîl birinç ve kahve ve şeker irsâliyle porsiş-i hâtırları oldı. Altmış iki Ramazân’ınun on ikinci güni Ebû Sa‘îd Mehemmed Efendi def‘a-i sâniyesi yerine sâniyen şeyhü’l-İslâm ve müşkil-güşâ-yı enâm olduklarında vâlid-i câmi‘ü’l-hurûf Şeyh Feyzî Hasan Efendi didügi târîhdür:

Nazm

Kerem-i hazret-i Hak eyledi kevni mesrûr

İtdi bir menbâ‘-ı ihsân u atâyı müftî

Yine teşrîf idicek Feyzî didüm târîhin

İzz ile sadra geçüp oldı Bahâyî müftî

Altmış dört Safer’inün on ikinci cum‘a güni maraz-ı hannâk ile mahnûk ve rû-gerdân-ı cânib-i mahlûk olup, Câmi‘-i Ebu’l-feth’de salât-ı cenâzeleri edâ ve karîn-i du‘â vü senâ kılınup, hâneleri mukâbilinde türbe-i mu‘ayyenelerinde mânend-i künc-i mahzûn mütevârî ve medfûn kılındı. Târîh-i sâl-i azm-i dârü’l-karârı ve nakş-ı seng-i mezârı bu mısrâ‘ vâki‘ olmışdur:

Mısrâ‘

Menzilün firdevs ola el-Fâtiha

Meşîhat-ı İslâmiyye’ye sâlisen selefleri Ebû Sa‘îd Efendi sezâvâr, mahlûl arpalıklarından Midilli kazâsı Ebû Sa‘îd-zâde Feyzu’llâh Efendi’ye mâye-i iftihâr olup, Molova ve Kalonya ve Yund ve Ayazmend kazâları fukarâ-yı kuzâta ihsân olındı.

Mevlânâ-yı merkûm mahdûm-ı mehâdîm-i fezâ’il-mevsûm, şâh-süvâr-ı arsa-i fazîlet yeke tâz-ı meydân-ı ma‘rifet, akl-ı sâf-ı hüdâ ittisâfları her vechle memdûh ve makbûl, bi-tahsîs-i fıtnat u zekâ ve rüşd ü sedâd ile gâlib, ekser-i ukûl, reşha-i kilk-i zülâl-rîzi dil-i teşnegân-ı ihtiyâca mâye-i Rabbânî, belki tefsîde-i lebân atş-ı zarûrete sebeb-i hayât-ı câvidânî, Asma‘i’l-fesâha, Bermekî’s-semâha, fâzıl-ı bî-mu‘âdil, mefkûdü’l-mümâsil idi.

Âsâr-ı ilmiyyelerinden manzûrları olan kütüb-i fünûna gûn-â-gûn-ı Fârisî ve Arabî âsâr-ı kalem-i anberîn-rakamlarıyla meşhûn oldugından mâ‘adâ müdevven fetâvâları ve müretteb ü mükemmel dîvân-ı eş‘âr-ı belâgat-şi‘ârları vardur. Bu eş‘âr-ı âbdâr nümûne-i güftâr-ı dürer-bârlarıdur:

Ez-Kasâyid-i Sıfât-ı Bahâr

Şeh-i bahâr-ı memâlik-sitân-ı kişver-gîr

Kalem-rev-i çemeni eyledi yine teshîr

Nesîm-i nusret ile itdi kârını itmâm

Ne tîr çekdi adû üstine ne hod şemşîr

Eritdi âteş-i kahrıyla cevşen-i berfi

Hadeng-i sîne-şikâf u şu‘â-ı mihr-i münîr

Sahîfe-i çemen üzre hat-ı benefşe ile

Rüsûm-ı şâh-ı bahârı kazâ ider tahrîr

Nedür bu dem dem-i Îsâ mıdur feyzinden

Bu gûne kesb-i tarâvet ide zamâne-i pîr

O haddedür ki rutûbet bakılsa kuhsâra

İderdi tîr-i nazar seng-i hâreye te’sîr

Letâfetiyle hevanun olurdı tâze nihâl

Bu fasl içre çemenzâra atsalar bir tîr

Olurdı lutf-ı hevâdan şükûfte vü handân

Olunsa gonce-i gül seng-i hâreye tasvîr

Sıfat-ı Subh

Sepîde-dem k’ola lebrîz-i nûr sâgar-ı hûr

Cihâna fâ’iz olur neş’e-i tecellî-i Tûr

Seher alup eline câm-ı zer-nigârı felek

Dimâg-ı halkdan itdi humâr-ı rûzeyi dûr

Ne câmdur bu ki konmakla bâm-ı eflâke

Ola dimag-ı mizâc-ı cihâniyân pür-şûr

Diyâr-ı gurbete düşmiş kıyâs ider kendin

Bu demde hâtır-ı ehl-i dile gam itse hutûr

Ve lehu

Kala gam-hâne-i bahtım yine pür gerd-i melâl

Olsa cârûb-keşi perr-i Hümâ-yı ikbâl

Âkıbet oldı çerâg-ı şeb-i hicrâna fetîl

Rişte-i süst ü ham-ender-ham-ı ümmîd-i visâl

Kân-ı ikbâlim eger olsa pezîrende-i feyz

Senden ey tâb-dih-i çehre-i hurşîd-i cemâl

Ola yakût gibi seng-i siyâh-ı bahtım

Zînet-efzâ-yı binâgûş-ı arûs-ı ikbâl

Ez Gazeliyyât

Ruhından dûr idüp bâd-ı sabâ zülfün duhân-âsâ

Füzûn eyler fürûg-ı şem‘-i hüsnün şem‘-i cân-âsâ

İrersin devlet-i bâbûs-ı yâra ey gönül bir gün

Hemân sen dergehinde hâksâr ol âsitân-âsâ

Nihâl-i tâzesin neşv ü nemâ hengâmıdur şimdi

Ko rû-mâl eylesin dil pâyuna âb-ı revân-âsâ

Ve lehu

Sakın hâkisterim çignetme esb-i nâza bî-pervâ

Komaz elbette hâlî aşk ocagın bu dil-i şeydâ

Duhân-ı âh ile şem‘-i ruhundan tâzeler tâbın

Sönerse gam degil bâd-ı fenâdan dil çerâg-âsâ

Bahâyî âdeme gam sûretin göstermese gâhî

Aceb mir’ât idi mir’ât-i câm-ı pür-safâ hakkâ

Ve lehu

Dilimde bulmadı cây-ı karâr cûy-ı ümîd

Gülüp açılmadı mânend-i gonce-rûy-ı ümîd

Bahâyî gam yime çevgân-ı âhun anı kapar

Kıbâb-ı çerhe de âvîze olsa gûy-ı ümîd

Ve lehu

Ruhsâr-ı yârda hat-ı anber-şiken biter

İ‘câz-ı hüsndür ki gül üzre çemen biter

Ser-sebz ü hurrem itdi cihânı nesîm-i lutf

Bilmem Bahâyî tohm-ı ümîdim kaçan biter

Ve lehu

Cur‘a-i câm-ı murâdı dem gelür sâkî-i feyz

Nev-arûs-ı bahtıma gülgûne-i ruhsâr ider

Ey Bahâyî gâh olur bâd-ı seher gâh niyâz

Şâhid-i ikbâli hâb-ı nâzdan bîdâr ider

Ve lehu

Bahâyî hâne-i ümmîdi kalmaz böyle dil-beste

Nesîm-i lutf eser elbette bir gün feth-i bâb eyler

Ve lehu

Nâlân iden beni hat-ı sebz-i izârdur

Feryâd-ı andelîbe sebeb nev-bahârdur

Yârün tecelliyâtını sad gûne eyleyen

Âyine-i dilimde olan inkisârdur

İ‘câz-ı aşkdur bu ki âyîne-i dilim

Pâ-mâl-i cevr iken de yine bî-gubârdur

Ve lehu

Bûse la‘lin hüner cân ile erzân almadur

Şîve-i ehl-i mahabbet cân virüp cân almadur

Cûyveş her yana pûyân olmadan maksûd-ı dil

Yanına bir sîm-ten serv-i hırâmân almadur

Nev-‘arûs-ı nazma zînet virmenün sermâyesi

Ey Bahâyî destine kilk-i zer-efşân almadur

 Ve lehu

İtâb-ı la‘l-i nâbundan gönül pür pîç ü tâb olmaz

Bilür kim kân-ı âteşden çıkan hançerde âb olmaz

Yıkılmaz dil pey-ender-pey çekerken câm-ı âzârın

Bu bezmin bâde-nûşı mest olur ammâ harâb olmaz

Aceb mi küştegân-ı kûy-ı dil-ber bî-şümâr olsa

Şehîdân-ı belâ-yı aşka mahşerde hesâb olmaz

 Ve lehu

Olmaga meclâ-yı envâr-ı tecellâ-yı cemâl

Levh-i dil âyîne-i idrâk-i pâk olmak gerek

Dil-pesend-i rûzgâr olsun benim kârım diyen

Şâh-râh-ı semt-i teslîm içre hâk olmak gerek

Ve lehu

Ey Bahâyî bahr-i tab‘un böyle der-âlûd iken

Der-i nazmun yine âb u tâbından hâlî degil

Ve lehu

Geh bana geh ol hançer-i perrâna bakarsın

Maksûdun eger cân ise cânâna bakarsın

Ve lehu

Dağıtdun hâb-ı nâz-ı yâri ey feryâd n'eylersin

İdüp fitneyle dünyâyı harâb-âbâd n'eylersin

Dil-i mecrûhuma lutf eyle kalsun dâm-ı zülfünde

Şikeste-bâl olan murgı idüp âzâd n'eylersin

Varup gîsû-yı zülf-i yâri biri birine katdun

Yine bir fitne tahrîk eyledün ey bâd n'eylersin

Güzel tasvîr idersin hatt u hâl-i dil-beri ammâ

Füsûn u fitneye geldükde ey Behzâd n'eylersin

Ve lehu

Tâ key kabâ-yı dil ola sad-çâk-i ârzû

Ey aşk-ı âteş-efken-i hâşâk-i ârzû

Hafyâ ki şâhsâr-ı murâda sarılmadı

Hâk-i harîm-i dilde biten tâk-i ârzû

Ol resme nâ-ümîd-i visâlim ki çeşmime

Mânend-i tûtiya görinür hâk-i ârzû

Düşme ümîd-i vuslata olmaz Bahâyiyâ

Nahcîr-i aşk beste-i fitrâk-i ârzû

Ve lehu

Sözüm o hurde hatt-ı müşkbâr vasfında

Dakîka-bahş-ı safâdur bahâr vasfında

Ve lehu

Tîg-i derkâr olmasa ceyş-i hatt-ı ruhsârda

Fitneler peydâ olur ser-hadd-i hüsn-i yârda

Ve lehu

Çıkar gerd-i belâ eflâke inmezse yaşım hâke

Göz açdırmaz felek bir dem dil-i mahzûna gamnâke

Hayâl-i hançerinden dîde vü dil gark-ı âb oldı

Reg-i dil benzedi bir ser-bürîde tâk-i nemnâke

Bahâyî bu zemîn-i dil-keşün te’sîr-i pür-şürû

Neşât-ı tâze-bahş oldı semend-i tab‘-ı çâlâke

Ve lehu

Dil pür-âteş-i uşşâkdur çünkim harîdârı

Nola ol Yûsuf-ı hüsnün olursa germ bâzârı

Sadâsın kûh dinlerdi figân itdükce inlerdi

Benim gibi degildi kuh-ken var idi gam-hârı

Ruh-ı rengîn ü la‘l ü şekkerînin vasf ider dâ’im

Bahâyî’nün nola rengîn ü şîrîn olsa eş‘ârı

Ve lehu

Sâkiyâ ol cür‘a kim hâk-i çemen nûş eyledi

Germ idüp bâgı dimâg-ı goncede cûş eyledi

Ve lehu

Dil-i pür-sûza dâg-ı derd-i aşkun tâze dâg oldı

Bana şimdi mahabbet âlemi dâg üstü bâg oldı

Bahâyî âhdan men‘ itdi uşşâkın o mîr-i hüsn

Duhânı gördi kim ahd-i şehenşehde yasağ oldı

Rubâ‘iyyâtındandur

Yâ Rab dilim eyle mahrem-i râz-ı şühûd

Olsun nazarımda her dü âlem nâbûd

Bir vech ile saykalı fenâyı ur kim

Âyine-i dilde kalmaya jeng-i vücûd

Bu Ebyât Mesneviyyâtındandur

Gele ey hâme-i huceste-sıfât

Ser ber-âverde-i gadîr-i hayât

Der-güşâyende genc-i Yezdânî

Tercemân-ı kalem-i Rabbânî

Nûş iden sensin ey hüner kânı

Zulümât içre âb-ı hayvânı

Sana layıkdur ey huceste-rakam

Dinülürse eger Mesîhâ-dem

Buna şâhid yeter ki cins-i hurûf

Olmamışken bekâ ile mevsûf

Sana olmagla bir nefes dem-sâz

Bula mânend-i Hızr ömr-i dırâz

Seni bilmem ki neyle vasf ideyin

Kasr-ı medhün ne gûne rasf ideyin

Seni halk eyleyen kerîm Allâh

Zâtun itmiş garîk-i nûr-ı siyâh

Kayıd gûn olmış iken âsârun

Yüzin agırdan oldur efkârun

Tıfl-ı ma‘nâya mihribân dâye

Nev arûsân-ı fikre pîrâye

Menba‘-ı âb-ı feyz sensin sen

Söze mîzâb-ı feyz sensin sen

Güler imdâdın ile bâg-ı sühan

Gül olur himmetinle dâg-ı sühan

Kande arz eylesen kad-i bâlâ

Olur ol yer benefşe-zâr-ı safâ

Nâz u işve ile kim hırâm idesin

O hırâm ile subhı şâm idesin

 Senden ey nây-ı çeşmesâr-ı kadem

Oldı bâg-ı tabî‘atim hurrem

Eyleyüp sebze-zâr-ı tab‘ımı şâd

Ser-firâz oldı nahl-i isti‘dâd

Levh-i ta‘lîme dest uraldan ben

Dest-gîrim enîsim oldun sen

Senden olmazdı bir nefes hâlî

Mekteb-i dilde fikrim etfâli

Harekât eyledikçe tıfl-ı benân

Mıstar üstünde çün resen-bâzan

Sunar idün idüp ana yârî

Bir terâzû-yı râst-miyârî

Ve lehu

Gel ey murib-i nagme-senc-i niyâz

Yine eyle bir perdeden keşf-i râz

Rek-i ham-be-ham-ı dile tâb vir

Bün-i nahl-i ümmîdime âb vir

Bulup reşh-i lutfunla neşv ü nemâ

Ser ü gerdenin eylesin arş-sâ

Yeter kaldı ey mutrib-i hoş-nevâ

Nihâl-i emel zîr-i bâr-ı anâ

Dem-i gussa-perverle bâd-ı hazân

Yeter oldı bostân-ı câna vezân

Yeter eyledi zahm-ı gûy-ı tegerg

Bün-i şâh-ı maksûdı bî-bâr u berg

Gül-i nahl-i ümmîdi çerh-i dejem

Yeter itdi âmâc-ı tîr-i sitem

Kemâlin bulup sahtî-i rûzgâr

Nihâl-i emel kaldı nâ-puhte-bâr

Eger senden olmazsa imdâd-ı rûh

Açılmaz dil ü câna bâb-ı fütûh

Olur bir kere reşha-i sâz-ı dil

Kalursa bi-mühr-i cefâ râz-ı dil

Âsâr-ı hayriyyelerinden sa‘adethâneleri civarında olan Kirmastı Mescidi’ni câmi‘ eyleyüp vezâ’if-i mebrûra ta‘yîn eylemişlerdür. Rahmetu’llahi aleyh.

Vekâyi'ü’l-Fuzalâ. Nuruosmaniye 3453, vr. 137a-140a.


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1BELİĞ, Güreşçizâde / Kirişcizâde Hâfız Abdullah Efendid. ? - ö. Mayıs-Haziran 1716Doğum YeriGörüntüle
2VESÎM, Abbasd. ? - ö. 13 Haziran 1760Doğum YeriGörüntüle
3Can Gürsesd. 06 Temmuz 1989 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
4BELÎĞ, İsmâil (Bursalı)d. 1668 - ö. 1730Doğum YılıGörüntüle
5BELÎĞ, İsmâil (Bursalı)d. 1668 - ö. 1730Ölüm YılıGörüntüle
6BELÎĞ, İsmâil (Bursalı)d. 1668 - ö. 1730MeslekGörüntüle
7BELÎĞ, İsmâil (Bursalı)d. 1668 - ö. 1730Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
8BELÎĞ, İsmâil (Bursalı)d. 1668 - ö. 1730Madde AdıGörüntüle