Eşref

(d. 1847 / ö. 22 Mayıs 1912)
Şair, kaymakam
(Yeni Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Manisa’nın Kırkağaç ilçesi Gelenbe kasabasında doğdu. Baba tarafından meşhur matematik âlimi Gelenbevî İsmail Efendi soyuna ve bu ailenin Usulîzadeler koluna mensuptur. Dedelerinden gerek Gelenbevî İsmail Efendi gerekse onun babası Mustafa Efendi ve dedesi Mahmud Efendi ilmiyeye mensup kimselerdir. Şairin anne tarafından dedesi olan Yayaköylü Ahmet Reşit Efendi ise önemli bir din âlimidir. 18. yüzyılın tanınmış şairi Sümbülzade Vehbî’nin Arapça-Türkçe manzum lugati Nuhbe-i Vehbî'yi geniş bir şekilde şerh etmiştir. Gelenbe’de cami imam ve hatibi olan babası Usulîzade Hafız Mustafa, çevresinde nükteci ve hoşsohbet kişiliğiyle bilinen bir kişidir. Medrese tahsili almıştır. Annesi Arife Hanımın hafız ve şairlik tabiatına sahip olduğu rivayet edilir.

Eşref, Gelenbe’deki köy okulunda okuduktan sonra babasının istek ve teklifi üzerine hıfza çalışarak beş ay gibi kısa bir zamanda hafız oldu. Oğlunun kuvvetli hafıza ve keskin zekâsını gören babası, Eşref’i Manisa’da bulunan akrabaları yanına gönderdi. Oradaki Hatuniye Medresesi’nde Arapça, Farsça ve ayrıca hususî bir öğretmenden de biraz hesap ve tarih dersi aldı. Kısa ve düzensiz bir tahsil hayatından sonra 1870’te Manisa sancağı Tahrirat Kalemi’nde mülâzemete, yani memuriyet stajına başladı. İki yıllık bir staj devresinden sonra 1872’de Turgutlu kasabası tahrirat kâtipliğine geçti. 1873’te görevinden istifa ederek Manisa Muhasebe Kalemi’nde tekrar mülâzemete devam etti. Stajını tamamladıktan sonra 1874’te Akçahisar, 1875’te Alaşehir mal müdürü olarak görev yaptı. 1878’de İstanbul’da bir imtihandan geçmek suretiyle üçüncü sınıf kaymakamlık rütbesi kazandı. 1879’dan 1893’e kadar Fatsa, Çapakçur, Hizan, Ünye, Tirebolu, Akçadağ, Garzan kazalarında kaymakam olarak çalıştı. Garzan kaymakamlığı şairin Doğu’daki son görevidir. Bundan sonraki memuriyetleri Batı’da, kendisinin çok istediği Aydın vilâyetinde geçti. 1893’ten 1902’de tutuklanışına kadar Garbî Karaağaç, Buldan, Kula, Kırkağaç, Gördes kaymakamı olarak görev yaptı.

Her ne kadar sicilinde işrete düşkünlüğü, yolsuz hareketlerde bulunması görevlerindeki nakil ve azledilme sebebi olarak gösterilse de şairin yazdıklarından ve arkadaşlarının ifadelerinden anlaşıldığına göre, idareye takındığı keskin tavır ve bazı paşalara yazdığı hicivler bunda daha büyük rol oynamıştır. Doğu vilâyetlerine atanmasını bir haksızlık olarak gören şair, anlaşılan buna tahammül edemeyerek kızgınlığını şahsî hicivler yazarak ortaya koymuştur. Ancak Aydın vilâyetine atandıktan sonra yaklaşık dokuz yıl düzenli ve rahat bir memuriyet hayatı yaşayabilmiştir.

Gördes kaymakamıyken izinli olarak İzmir’de bulunduğu sırada, bir jurnal sonucu Jön Türklerden Tevfik Nevzat ve Hafız İsmail ile birlikte tutuklanarak İstanbul’a götürüldü, soruşturma sonucunda bir yıl hapse mahkûm edildi (1902). Eşref tutuklanış sebebinin, bazı devlet adamları hakkında kaleme aldığı hicivler ile Damat Mahmut Paşa'nın Avrupa’ya gitmezden dört sene evvel kendisine yazmış olduğu şairane latifelerden oluşan mektuplar olduğunu ifade etmektedir. 1903’te hapis cezasının bitmesinden sonra İzmir’e döndü, fakat etrafının boşaldığını görerek tekrar hapsedilme korkusuyla 1904’te Mısır’a kaçtı. II. Meşrutiyet’in ilânına kadar burada kalmış; 1905 ve 1906 yıllarında kısa süreli olarak Jön Türklerin merkezi olan İsviçre, Fransa ve Kıbrıs’ta da bulunmuştur. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra yurda döndü ve Eylül 1908’de Aydın vilâyeti Saruhan sancağına bağlı Kasaba (Turgutlu) kaymakamlığına tayin edildi. 1909’da Adana vali muavinliği görevine önce vekâleten, sonra asaleten getirildi. Ağustos 1909’da vali muavinliği kaldırılınca emekliye ayrıldı.

Eşref'in memuriyet hayatına bakıldığında üst derecelere yükselemediği, kaymakamlıkları süresince daha çok üçüncü sınıftan, bir ara da ikinci sınıftan kaymakamlığa getirildiği görülmektedir. İdarî teşkilattaki en yüksek görevi Adana vali muavinliği olmuştur. Bunun başlıca iki sebebi Eşref'in azledilme veya nakledilme yoluyla sık sık görevinden uzaklaştırılmasıdır. Sicilinde işrete düşkün olduğu, yolsuz hareketlerde bulunduğu, idarî görevlerde başarısız olduğuna dair görev yaptığı kazalardan edilen şikâyetlerin azledilmesine yol açtığı belirtilmiştir. Bu tür şikâyetlerin çok olmasına rağmen daha sonra yapılan tahkikatlarda temiz çıkarak görevine bir başka yerde devam etmesine izin verilmesi suçlamaların iftira olabileceğini de akla getirmektedir. Aydın vilâyetinde görev yaptığı sırada idarenin de rahatlığından yararlanarak sık sık görev yerini terk edip İzmir’e gittiği, içkili olarak görev yerine gitmesinin bazı şikâyetlere yol açtığı değişik kaynaklarda belirtilmesine rağmen, istemeyerek görev yaptığı Doğu ve Karadeniz vilâyetlerinde görevini bu şekilde ihmal edip etmediği hakkında sicil kayıtlarının dışında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Bunların dışında asıl sebep ise, Eşref’in dilini tutamayarak bazı devlet büyüklerini keskin bir şekilde hicvetmesidir. Kendi eserlerinden ve yakınında bulunanların anlattıklarından takip edilebildiği kadarıyla Eşref’in daha kaymakamlık sınavına girmek için İstanbul’a gittiği sıralar söylediği bu tür hicivler onun Doğu vilâyetlerine tayin edilmesine sebep olmuştur. Tayin edildiği yerlerde de boş durmayarak oradaki idarecileri ve siyasî yapıyı kıyasıya hicvetmiştir. Bu hicivlerinde Eşref oldukça keskin ve çoğu zaman küfür ve bedduaya, müstehcenliğe varan bir üslûp kullanmıştır. Bu tür hicivlerin azledilme veya nakledilmesinde daha etkili bir sebep olduğu akla daha yakın görülmektedir.

Eşref 22 Mayıs 1912'de Kırkağaç’ta vefat etmiş, namazı Karaosmanoğlu Camii'nde kılınarak annesi Arife Hanımın kabri hizasına defnedilmiştir.

Eşref’in tespit edebildiğimiz yayımlanan ilk şiirleri, Tercüman-ı Hakikat (nr. 880, 1 Recep 1298-18-30 Mayıs 1881)’teki iki tarih kıtasıdır. Bunlar tanınmış Jön Türklerden Sergüzeşt romanının yazarı Sezai Beyin babası olan Abdurrahman Sami Paşanın ölümü üzerine söylenmiş iki tarih şiiridir. Bu tarihten önce de şiirlerini yayımlamış olması muhtemel olmakla birlikte bunların neler olduğu ve nerede yayımlandığı tespit edilememiştir. Bunlar muhtemelen onun çocukluk ve gençliğini geçirdiği Aydın vilâyetinin resmî gazetesi olan ve 1869 yılından itibaren çıkmaya başlayan Aydın'da ve 1879’dan sonra çalıştığı Doğu vilâyetlerinin resmî gazetelerinde yayımlanmıştır. Ancak koleksiyonları elde olmayan bu gazetelerde hangi şiirlerinin bulunduğu halihazırda bilinmemektedir.

Bundan sonraki şiirlerini ise ancak aradan on beş yıl gibi uzun bir zaman geçtikten sonra İzmir gazete ve dergilerinde görülmektedir. 1896’dan tutuklandığı tarih olan 1902’ye kadar İzmir, Şule-i Edeb, Muktebes, Ahenk gibi İzmir’de çıkan gazete ve dergilerde şiirleri yayımlanır. Bunlar genellikle geleneksel tarzda kaleme alınmış, hiçbir siyasî îmâ taşımayan dinî içerikli veya önemli günler için yazılmış tarih şiirleri ya da aşk şiirleridir. Aydın vilâyetine gelmeden önce söylediğini bildiğimiz, özellikle II. Abdülhamit yönetimini hicvettiği manzumelerini daha sonra Mısır devresinde yayımlamıştır.

Hapis cezasını tamamlayıp 1903 Aralık'ında İzmir’e döndükten yedi ay sonra Ağustos 1904’te Mısır’a kaçan Eşref, II. Meşrutiyet’in ilânına kadar orada kalır. Yayın faaliyetinin ikinci dönemi olarak düşünebileceğimiz bu dört yıllık Mısır devresinde sırasıyla Birinci Deccal, İstimdad, Şah ve Padişah, İkinci Deccal, Hasbihal adlarını taşıyan beş kitabı yayımlanır. Üçüncü Deccal ve İran’da Yangın Var adlı eserlerini burada yazmakla birlikte bastırmak imkânı bulamaz. Bu iki eserden İran’da Yangın Var II. Meşrutiyet döneminde İstanbul’da basılır. Bastırdığı kitaplar dışında yine Kahire’de Curcuna, Zuhuri adında iki gazete çıkarttırmış olan Eşref’in, Doğru Söz gazetesinde de şiirleri vardır.

Birinci Deccal şairin 1904’te yayımlanan ilk kitabıdır. Nazım-nesir olarak kaleme aldığı bu eserinde şair, İzmir’de tutuklanışını, mahkûmiyet günlerini ve tutukluluğunun son bulmasıyla İzmir’e, oradan da Mısır’a gitmesini hatırat tarzında hikâye etmiştir. Bir muhammes ve iki kıtadan oluşan İstimdad, 1905’de yayımlanan ikinci eseridir. Sultan Abdülhamit’in zulmünün anlatıldığı bu eserden sonra 1906’da Şah ve Padişah adlı eseri basılmıştır. Bu eser ülkesinde meşrutiyet ilân eden İran şahı Muzafferüddin Şah ile II. Abdülhamit’in karşılaştırıldığı bir kaside ile iki kıta ve bir beyitten oluşmaktadır. İkinci Deccal; İstimdad ile Şah ve Padişah’tan önce kaleme alınmış olmasına rağmen, daha sonra, yani 1907’de yayımlanmıştır. Eşref, Birinci Deccal’i çıkardıktan sonra Avrupa’ya ve Kıbrıs’a gittiği için bu eserinin iki sene gecikmeyle yayımlandığını, bu arada Curcuna ve Zuhuri isimli gazeteleri çıkarttırdığını, İstimdad ile Şah ve Padişah’ı yazıp neşrettiğini belirtir. İkinci Deccal’in arka kapağında “Deccal’in üçüncüsü çıkarılmak üzeredir” denmiş olmakla birlikte bu eser şairin sağlığında basılamamıştır. Hilmi Yücebaş, şairin el yazısıyla metninin kendisinde bulunduğunu belirterek Üçüncü Deccal’i bütün eserlerini derlemeye çalıştığı kitabında “Mısır 1907” notuyla yayımlamıştır.

Eşref’in Mısır’da basılan son eseri, 1908 Şubat'ında basımı tamamlanmış olan Hasbihal’dir. Ağırlıklı olarak Abdülhamit’in hicvedildiği eserler arasında İstimdad ve Şah ve Padişah, Hasbihal yahut Eşref ve Kemal yer almaktadır. Bu eserlerde varlıklarını en fazla hissettiğimiz iki kişi Abdülhamit ve şairin kendisidir. İlki zulmedenlerin, İkincisi ise zulme uğrayanların temsilcisi durumundadır. Bazı yerlerde ise padişahın yerini yine ona yakın olan idareciler, şairin yerini ise mazlum durumda olan hürriyetperverler ya da millet alır. Bununla beraber şair Mısır’da yazdığı İran’da Yangın Var eserini burada bastırmak imkânını bulamayarak II. Meşrutiyet’in ilânından sonra 1909’da İstanbul’da yayımlamıştır.

Yazı hayatının üçüncü dönemini II. Meşrutiyet’ten sonraki eserleri oluşturur. Bu dönemde şiirlerinin yayını için daha çok gazeteleri tercih eden Eşref, bunları İzmir ve İstanbul’da gerek başyazarlığını üstlendiği mizah gazetelerinde gerekse dönemin diğer gazetelerinde yayımlamak yoluna gider. Mısır’dan döndükten sonra, 1908’de İzmir’de çıkan Edeb Yahu gazetesinin ve 1909’da İstanbul’da çıkan Eşref, daha sonraki adıyla Musavver Eşref gazetesinin başyazarlığını üstlenir. Bu gazetelerde Meşrutiyet döneminde ve daha önceki yıllarda söylediği şiirlerin yanı sıra Eşref’in şiirlerine yazılan tahmislere ve nazirelere, şairin kendi ağzından anlatılmış fıkralara ve mizahî anekdotlara da yer verilmiştir.

Eşref’in bundan sonra gazete çıkarttırdığını, bir gazetenin başmuharrirliğini yaptığını ya da yoğun olarak yayın organlarında eserlerinin neşredildiğini göremiyoruz. Yalnız devrin mizah gazetelerinden İstanbul’da çıkan Yuha, Malum, Züğürt, Perde, Karagöz'de ve İzmir’de çıkan Müsavat gazetesinde çoğu kıta olmak üzere bazı şiirleri ölümünden iki ay öncesine kadar muhtemelen kendisinden izin alınmaksızın yayımlanmıştır. Bunların dışında Eşref’in devrin önemli gazetelerinden olan Tercüman-ı Hakikat'te, Kırım’da yayımlanan Tercüman’da, Azerbaycan’da yayımlanan Yeni Füyuzat dergisinde az da olsa kıta ve tarih şiirleri yayımlanır.

Eşref’in buraya kadar üzerinde durulan yazı faaliyeti hayattayken neşredilmiş eserlerini kapsamaktadır. Şairin önemli bir kısım şiirleri sağlığında yayımlanamamış, bunlar çoğunlukla dost meclislerinde söylenip oradakiler tarafından yazıya geçirilmiş ve “muzır” veya “müstehcen” sayılanların yayımlanmasına cesaret edilemeyerek çoğu zaman dostlarının elinde veya hafızasında kalmıştır. Bu şiirlerin önemli bir kısmı, ancak ölümünden sonraki yıllarda ve çeşitli şekillerde yayın dünyasına çıkmış; ya kendisinden veya ailesinden intikal eden evraka dayanılarak ya da yakın dostlarının hatıra yazılarında hafızalarında kalan şekillere göre muhtelif tarihlerde neşredilmiştir.

Şairin şiirlerinin topluca yayımlanması konusunda yapılan belli başlı girişimlerden en önemlisi, Vakit gazetesinde 1928 Temmuz'unda başlatılan Eşref’in bütün eserlerini yayımlama faaliyetidir. Bu eserler aynı yıl gazete tarafından Ölmez Eserlerden: Nefi’den Ateşîn Şair Eşref'in Külliyatı adlı bir kitapta toplu hâlde yeniden yayımlanmıştır. Eşref’in Vakit’te yayımlanan hacimli ya da kitap çapındaki eserleri şu sırayla çıkmıştır: “Tercüman-ı Millet yahut Kaside-i Hürriyet”, “Eşref’in Meclis-i Mebusanı yahut Mahsul-i Hayali”, “Eşref’in Bergüzarı”, “Kuyruklu Yıldız”, “Rüya”. Hilmi Yücebaş’ın Şair Eşref Bütün Şiirleri ve 80 Yıllık Hatıraları da daha önce yayımlanmamış pek çok şiire yer vermesi bakımından önemlidir.

Eşref, II. Meşrutiyet’ten sonra söylediği veya kaleme aldığı eserlerinde özellikle dönemin devlet adamlarını hicvetmiştir. Bunların büyük bir çoğunluğu 1910-1911 yıllarında İbrahim Hakkı Paşa kabinesinde yer alan şahsiyetlerdir. Hakkı Paşa, Meşrutiyetin üçüncü kabinesi olan İttihat ve Terakki kabinesini kurmuştur. Şair, “Tercüman-ı Millet yahut Kaside-i Hürriyet”te daha çok Hakkı Paşanın “adl ü ihsan” politikasını ve yönetimdeki başarısızlığını, “Rüya”da ise Trablusgarb savaşındaki kötü yönetimi hicvetmiştir.

Eşref’in hicivleri dışında dinî olaylar ve şahsiyetler hakkında yazdığı şiirler, tarih şiirleri, methiyeler, rindâne, hikemî, didaktik şiirler ve gülmeceler olmak üzere değişik konular ve tonlarda yazdığı şiirleri de vardır.

Eşref, gerek değişik tonlarda söylediği şiirler gerekse nazım şekilleri, vezin ve diğer anlatım vasıtaları bakımından geleneğe bağlı bir şairdir. Bu yüzden pek çok kaynak Eşref’i, Servet-i Fünun döneminde eser vermesine rağmen geleneksel hiciv edebiyatının son halkası olarak değerlendirir. Kendisini sık sık Hz. Muhammed’in şairi Hassan’a ve bir yerde de İran şairi Firdevsi’ye benzeten Eşref, Şah ve Padişah’ta hür bir ortam olduğu için İran’a gitmek istediğini, Hafız ve Sadi’ye birer Yasin borcu olduğunu söyler. “Tercüman-ı Millet yahut Kaside-i Hürriyet”in fahriye bölümünde ise, Naimâ, Fuzulî, Nefî gibi Türk şairlerinden Molla Camî, Fahreddin Razî, İbn-i Sina gibi büyük İran şair ve âlimlerinden daha üstün olduğunu söyleyerek kendisini öven Eşref, aynı zamanda hangi gelenekten beslendiği, kimleri örnek aldığı konusunda da ipucu vermektedir. Eşref bununla yetinmeyerek zaman zaman şiirlerinin açıklaması mahiyetinde olan dipnot kısımlarında Molla Cami ve Sadi’den fıkralar da anlatır. Sık sık atıfta bulunduğu bir başka isim de Mevlana’dır. Divan edebiyatında en çok atıfta bulunduğu şairse Nef î’dir. Kimi yerde Nef î’den övgüyle söz edip amacının ona yetişmek olduğunu ima ederken kimi yerde de hiciv alanında ondan üstün olduğunu iddia eder. Eşref’in Tanzimat aydınlarından gerek ihtilalci fikirleriyle gerekse edebî eserleriyle en çok takdir ettiği ve tesirinde kaldığı iki şahsiyet Namık Kemal ve Ziya Paşadır. Özellikle Hasbihal yahut Eşref ve Kemal'in baş kısmında bu Tanzimat aydınlarına geniş yer ayırmış, ayrıca Namık Kemal’in “Hürriyet Kasidesi” başlıklı manzumesini tehzil etmiştir. Bu esere nazire yazmanın kendi harcı olmadığını söy­leyerek de Namık Kemal’in karşısında aczini bildirmiştir.

Eşref in eserleri kompozisyon şekilleri açısından incelendiğinde kitaplarında ve kitap çapında olan uzun manzumelerinin bir kısmında nesir-nazım karışık bir yapıyla karşılaşılır. Daha çok kıtalardan oluşmuş eserlerinde tahkiyevî özellik gösteren açıklama cümleleri, fıkra, fabl, hikâye, muhavere parçaları aralara yerleştirilirken kaside ve muhammes tarzındaki eserlerde bu tür açıklamalar dipnotlara kaydırılmıştır.

Şairin şiirleri, nazım şekilleri bakımından Divan şiirine bağlı kalmakla birlikte, bir divanın oluşumundaki tertip bakımından gelenekten ayrılmaktadır. O yeni formlar denemek yerine eski formları ve geleneksel divan tertibini deforme ederek hicvi diğer tonların önüne geçirmiş ve bu anlamda bir yenilik yapmıştır. En fazla kıta nazım şeklini tercih etmiş ve kendisini bir kıta şairi olarak tanımlamıştır. Uzun uzadıya anlatılacak bir konuyu, dört satırla anlatmayı bir meziyet olarak gördüğü için kıtayı divana tercih ettiğini söyler: Kıt'ayı dîvâna tercîh eylerim / Bence çok yazmak usûlü batmalı / Dâimâ birçok satırlık bir sözü / Dört satırla, ma'rifet, anlatmalı.

Elimizdeki istatistik verilere göre kıtaların sayısı bakımından Eşref istisnaî bir yere sahiptir. Benzer şekilde iki yüz on bir bentlik “Tercüman-ı Millet yahut Kaside-i Hürriyet” başlıklı muhammesiyle de en hacimli muhammesin sahibidir.

Eşref’in ölümünden sonra muhtelif zamanlarda kaleme alınmış hatıra nev‘inden yazılarda ve değişik vesilelerle hazırlanmış röportajlarda onun mizacına dair pek çok bilgiye, anekdota ve fıkraya yer verilmiştir. Hicve meyilli tabiatı, nüktedan mizacı, hazır cevaplığı, içkiye düşkünlüğü ve cimriliği en çok üzerinde durulan hususlardır. Öyle ki Eşref in pek çok fıkraya ve anekdota konu olmuş, ayrıca pek çok şiirinde de karşımıza çıkan bu özelliklerin şairin memuriyet hayatında ve yazı faaliyetinde önemli rol oynadığını görmekteyiz. Sadrazamlıktan azledilip İzmir’e vali olarak atanan Kâmil Paşa ile Eşref arasında geçen latife niteliğindeki anekdot ve kıtalar en çok bilinenler arasındadır. Bütün bunlar Eşref’in şiirleri kadar bu yönüyle de şöhret kazandığının açık bir delilidir.

Hicve meyilli tabiatı, şairin daha memuriyet hayatının başında bakışları üzerine çekmiş ve ağzının içinde tutamadığı dili yüzünden hayatının büyük bir kısmını sıkıntı içinde geçirmek zorunda kalmıştır. Niçin hiciv yazdığı sorulduğunda verdiği şu cevap haksızlıklara tahammül edememesinin yanı sıra bunu bir yaşam tarzı hâline getirdiğini de açıkça göstermektedir: Eylemem ölsem de kizbi ihtiyâr / Doğruyu söyler gezer bir şâirim / Bir güzel mazmûn bulunca Eşrefâ / Kendimi hicv eylemezsem kâfirim.

Kaynakça

Çağın, Şerife (2007). Bir Hiciv Ustası Şair Eşref. İstanbul: Dergâh Yay.

Eşref Bütün Eserleri (2006). Haz. Ö.Faruk Huyugüzel ve Şerife Çağın. İstanbul: Dergâh Yay.

Yücebaş, Hilmi (1978). Şair Eşref Bütün Şiirleri Ve 80 Yıllık Hatıraları, İstanbul.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. ŞERİFE ÇAĞIN
Yayın Tarihi: 13.11.2019

Eser AdıYayın eviBasım yılıEser türü
Deccal. Birinci Kitap- / Mısır30 Teşrinisani 1320/ 13 Aralık 1904Şiir
İstimdad- / Mısır27 Ramazan 1323/ 26 Kasım 1905Şiir
Şah ve PadişahMatbaa-i İctihad / Mısır15 Kanunuevvel / Aralık 1906Şiir
Deccal. İkinci Kitap- / Mısır1907Şiir
Deccal. Üçüncü Kitap- / --Şiir
Hasbihal. Birinci Kitap.- / Mısır1908Şiir
İran'da Yaygın VarYeni Gazete Matbaası / İstanbul1324/ 1909Şiir
Eşref'in Meclis-i Mebusanı Yahut Mahsul-i HayaliVakit Gazetesi, nr. 3886-3919 / İstanbul1 Teşrinisani / Kasım - 5 Kanunuevvel / Aralık 1928Şiir
Tercüman-ı Millet Yahut Kaside-i HürriyetVakit Gazetesi, nr. 3768-3800 / İstanbul5 Temmuz - 6 Ağustos 1928Şiir
Eşref'in BergüzarıVakit Gazetesi, nr. 3920-3962 / İstanbul6 Kanunuevvel / Aralık 1928 - 18 Kanunusani / Ocak 1929Şiir
Kuyruklu YıldızVakit Gazetesi, nr. 3963- 4005 / İstanbul19 Kanunusani / Ocak - 28 Şubat 1929Şiir
RüyaVakit Gazetesi, nr. 4006-4012 / İstanbul1 - 7 Mart 1929Şiir

İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1Bertan, İsmetd. 1959 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
2Ahmet Büked. 19 Haziran 1970 - ö. ?Doğum YeriGörüntüle
3SENÂYÎ, Mehmed Senâyî Çelebid. ? - ö. 1562-63Doğum YeriGörüntüle
4Şevket, Şakird. 1847 - ö. 1878Doğum YılıGörüntüle
5ŞEVKET, Şâkird. 1847 - ö. 1878Doğum YılıGörüntüle
6HAYRET, Mehmed Bahâeddîn Hayret Efendi, Adanalı Hoca Hayret Efendid. 1847-48 - ö. 1913Doğum YılıGörüntüle
7İKBÂL BACId. 1860 - ö. 1912Ölüm YılıGörüntüle
8AHMED MİDHAT EFENDİd. 1844 - ö. 1912Ölüm YılıGörüntüle
9Ahmet Mithat Efendid. 1844 - ö. 28 Aralık 1912Ölüm YılıGörüntüle
10Alkaya, Orhand. 5 Şubat 1958 - ö. ?MeslekGörüntüle
11Hazar, Özdemird. 1 Ocak 1927 - ö. 11 Ocak 1990MeslekGörüntüle
12Ural, Yalvaçd. 24 Temmuz 1945 - ö. ?MeslekGörüntüle
13Ozanoğlu, Yahya Saimd. 1894 (1898) - ö. 3 Temmuz 1962Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14Ahmet Şuayipd. 1876 - ö. 1910Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15Süleyman Nazifd. 29 Ocak 1869 - ö. 4 Ocak 1927Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16MEHMED EŞREF, İzmirlid. ? - ö. 19. yy.Madde AdıGörüntüle
17EŞREF, İstanbullud. ? - ö. 1848 ds.Madde AdıGörüntüle
18YEKTÂ, Mehmed Eşrefd. ? - ö. 24 Şubat 1796?Madde AdıGörüntüle