RİYÂZÎ, Mehmed Riyâzî Efendi

(d. 980/1572 - ö. 1054/1644)
divan şairi
(Divan/Yazılı Edebiyat / 17. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Asıl adı Mehmed’dir. 980/1572’de dedesi Samsunîzâde Mahmûd Efendi’nin Mekke kadılığı sırasında Mekke’de doğdu. Babası 3. Murad (saltanatı: 1574-1595) devri âlim ve kadılarından Birgilili Mustafa Efendi’dir. Anne tarafından bilginleri ile ünlü köklü bir aileye mensuptur. İsmail Beliğ, Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ve Vefâyât-ı Dânişverân-ı Nâdiredân’da Riyâzî’nin anne tarafından soyunun, Sultan Yıldırım Bâyezîd (saltanatı: 1389-1402)’in annesi Gülçiçek Hatun’a dayandığını kaydeder. Riyâzî, ilmiye sınıfına mensup bir ailede yetişmenin de etkisiyle iyi bir eğitim görerek, Müeyyedzâde Abdülkâdir Efendi’den mülazım olmuş müderrislik ve kadılık yapmıştır. Osmanlı Müellifleri’nde Ebussuud Efendi’den mülazım olduğu kayıtlıysa da, Ebussuud Efendi’nin ölüm tarihi olan 1574’te Riyazî iki yaşında olduğundan bu bilginin doğru olması mümkün değildir. 1033/1623’de tayin edildiği Kahire kadılığı sırasında işitme probleminin artması sebebiyle 1034/1624’te emekliye ayrılmıştır. İlerleyen yaşlarında kulağı ağır işittiği için “el- esamm” ya da “el-utrûş” lakabıyla anılan Riyâzî’nin ölüm tarihi 1054/1644’tür. İstanbul’da ölen Riyâzî’nin mezarının yeri bilinmemektedir.

Riyâzî’nin Mahmûd, Abdüllatîf ve Nasûhî isimli 3 oğlu vardır. Abdüllatîf Efendi, Lutfî mahlasıyla şiirler yazmış bir şairdir. 16.yy. şairlerinden Hayâlî Abdülvehhâb Çelebi’nin Riyâzî’nin anne tarafından akrabası olduğu Riyâzü’ş-Şu’arâ’da Riyâzî tarafından ifade edilmiştir.

Riyâzî’nin kadılık yaptığı dönemlerde iyi bir maddi birikime sahip, hırslı bir kişi olduğu kaynaklarda kayıtlıdır. Ancak Dîvân’ındaki kimi şiirlerden hareketle, emekli olduğu tarihten (1034/1624) ölümüne kadar (1054/1644) geçen 20 yıllık sürede herhangi bir resmi görev almaması sebebiyle ekonomik sıkıntılar yaşamış olabileceği tahmin edilmektedir. Bir dönem, evinin sorumluluğunu eşine yükleyip oyun ve eğlenceye düşkün olduğu Uşşâkîzâde Zeyli’nde kayıtlıdır (Kissling 1965: 96).

Riyâzî, nüfuzlu bir aileden gelmesi dolayısıyla çocukluk yıllarından itibaren babasının görev yaptığı yerlerde ilim ve şiir meclislerinde bulunarak devrinin entelektüellerini doğrudan tanıma fırsatı bulmuştur. Riyâzî’nin Kafzâde Fâizî, Azmîzâde Hâletî, Şeyhülislâm Yahyâ ve Nev’îzâde Atâyî ile yakın dostluklar kurduğu ve birbirlerine nazireler yazdığı; Nef’î ve Tıflî ile aralarında husumet olduğu ve Sihâm-ı Kazâ’da Nef’î’nin hiciv kıt’alarından birine konu edildiği bilinmektedir. Gerek mensup olduğu aile, gerek ilmiye sınıfından olması, gerekse tezkireciliği ve şairliği dolayısıyla Riyâzî, hem çağdaşları hem de kendisinden sonra gelen tezkireci ve şairler tarafından hürmetle anılmıştır. Şeyhî ve Uşşâkîzâde Şakayık Zeyillerinde Riyâzî’nin Arapça bilgisi ve ilmini övmüş, Şeyhî ondan melikü’ş-şu’arâ diye bahsetmiştir. Safâyî de Riyâzî’nin şairlik yeteneğini överek Şeyhî’nin isnat ettiği melikü’ş-şuarâ unvanını kullanmıştır. Nedîm ve Ziya Paşa Riyâzî’nin şairliğinden övgü ve hürmetle bahsetmişlerdir. Türk şiirinde Fuzûlî ve Bâkî, Fars şiirinde Selmân-ı Sâvecî (ö. 778/1376) Riyâzî’nin şiir anlayışı olarak etkisinde kaldığı şairlerdendir.

En önemli eseri Riyâzü’ş-Şu’arâ isimli şairler tezkiresidir. Tezkiresi’nin yanı sıra Dîvân, Sâkînâme ve Düstûru’l-Amel isimli eserleri bulunmaktadır.

Riyâzü’ş-Şu’arâ, 1018/1609’da tamamlanarak Sultan 1. Ahmed (saltanatı: 1603-1617)’e sunulmuştur. 424 biyografi içeren tezkire, kime ait olduğu ihtilaflı şiirlerin gerçek sahiplerini tespit etmesi ve özellikle dibace kısmındaki poetik görüş sebebiyle dikkati çeker. Ayrıca tezkirenin bir başka önemli özelliği, şairlerin ihtilaflı ölüm tarihlerini, bu ölümlere düşülen tarihlerle teyit etmesidir. 17. yy. tezkirecileri kendi çağdaşları olan şairlerin biyografilerini yazarken, Riyâzî, 15.yy.dan kendi devrine gelinceye kadar yetişen şairler içinden şairlik kabiliyetine göre bir seçme yaparak tezkiresini oluşturmuştur. Riyâzü’ş-Şu’arâ üzerine Namık Açıkgöz tarafından yüksek lisans tez çalışması yapılmıştır.

Riyâzî’nin Dîvân’ı, 25 kaside, 1 terkib-bend, 669 gazel, 9 kıt’a, 171 rubai, 89 matla ve 11 beyitten oluşmaktadır.

Sâkînâme, mef’ûlü mefâ’ilün fe’ûlün kalıbıyla kaleme alınmış, 1054 beyitlik bir mesnevidir. Sakinamelerde görüldüğü üzere musiki ve eğlence meclislerinden, içki terimleri ve içkinin insan üzerindeki etkilerinden bahsedilir. Ayrıca, Riyâzî Sâkînâme’de mevcut içki yasağından da şikayet etmektedir.

Düsturu’l-Amel, 1607 yılında yazıldığı tahmin edilen, 1050 kadar Farsça kelime ve deyimlerin beyit tanıklıklarıyla açıklandığı bir eserdir. Riyâzî’nin Dîvân’ı, Sâkînâme’si ve Düstûru’l-Amel’i üzerine Namık Açıkgöz tarafından doktora tez çalışması yapılmıştır.

Franz Babinger, Tezkire-i Safâyî ve Şeyhî’nin Vekâyiü’l-Fudâlâ’sına dayanarak Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri’nde Riyâzî’nin İbn Halikan’ın Vefeyât el-Ayân adlı eserinin Türkçeye tercümesi ile Risale fi-İlm-i Beyân, Keşfü’l-Hicâb an-Vechi’s-Savâb, Sahâyifü’l-Letâyif fi Envâ’il-Ulûm ve’l-Ma’ârif, Siyer isimli eserlerinin varlığını bildirmektedir. Ancak Riyâzî’ye isnat edilen bu eserler bugün için kayıp eser kategorisindedir.

Riyâzî, eserlerinin dibacelerinde Türkçe hakkındaki görüşlerini de ifade eder. Riyâzü’ş-Şu'arâ dibacesinde, Türkçe’nin şiire elverişli bir dil olmadığını belirterek Türkçeyi akıcılıktan uzak bulur. Düstûru’l-Amel dibacesinde ise Farsçanın akıcı, şiir ve inşaya uygun işlenmiş zarif bir dil olduğundan bahseder, Türkçenin ise bu özellikleri taşımadığını iddia eder. Âşık Paşa’dan itibaren görmeye alışkın olduğumuz Türkçeyle şiir yazmanın zorluklarını anlatan, Türkçenin aruza uydurulmasının sıkıntılarından bahseden bu tarz ifadeler, Anadolu sahası Türk edebiyatının oluşum dönemlerinde normal karşılanırken, 17.yy.da böylesi ifadeler yadırganmaktadır. Çünkü Türk şiir dili bu yüzyıla kadar çok iyi şairlerin elinde işlenerek başarılı ve klasik örneklerini vermiştir. Türkçenin şiire uygunluğu, ahenk ve işlenmişliği açısından çok olumlu kanaatlere sahip olmayan Riyâzî yine de Türkçe Dîvân tertip etmiş ve Dîvân’ında kullandığı dil de kendi devrinin şiir dili olmuştur. Riyâzî’nin şiirlerinde genelde beşerî aşkın işlendiği rindâne bir eda vardır. 

 

Kaynakça

Abdulkadiroğlu, Abdulkerim (hzl.) (1998). İsmail Beliğ Güldeste-i Riyaz-ı İrfan. Ankara: Anıl Matbaa ve Ciltevi. 401

Açıkgöz, Namık (1990). Riyâzî Divanı’ndan Seçmeler. Ankara: KB Yay.

Açıkgöz, Namık (2008). “Riyazi”. İslam Ansiklopedisi. C. 35. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 144-145.

Açıkgöz, Namık (hzl.)(1982). Riyâzî Riyâzü’ş-Şu’arâ. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi.

Açıkgöz, Namık (1986). Riyâzî: Hayatı, Eserleri ve Edebî Kişiliği, Dîvan, Sâki-nâme ve Düstûru’l-Amel’in Tenkildi Metni. Doktora Tezi. Elazığ: Fırat Üniversitesi.

Akbayır, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyya Sicill-i Osmânî- Osmanlı Ünlüleri. (yeni yazıya akt. Seyit Ali Kahraman). C.1. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay. C.5. 1398.

Altun, Kudret (hzl.) (1997). Tezkire-i Mucîb İnceleme-Tenkidli Metin-Dizin-Sözlük. Ankara: AKM Yay. 33.

Babinger, Franz (1992). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri. Çev. Coşkun Üçok. Ankara: KB Yay. 195-196.

Balcı, Rüştü (hzl.) (2007) Katip Çelebi Keşfü’z-Zünun An Esâmil Kütübi ve’l-Fünûn. C.1. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Bursalı Mehmed Tâhir (2000). Osmanlı Müellifleri ve Ahmed Remzi Akyürek Miftâhu’l-Kütüb Ve Esâmî-i Müellifîn Fihristi. C. 2. Ankara: Bizim Büro Basımevi. C. 2. 183-184.

Coşkun, Ali Osman (1985). Seyrekzâde Mehmet Âsım. Zeyl-i Zübdetül-Eş'âr. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Çapan, Pervin (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî: Nuhbetü’l-Âsâr Min Fevâ’idi’l-Eş’âr İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM Yay. 201-202.

Alpay, Gönül (1964). “Riyazi”. İslam Ansiklopedisi. C. IX. İstanbul: MEB Yay. 751-753.

Kayabaşı, Bekir (hzl.) (1997). Kâf-zâde Fâizî’nin Zübdetü’l-Eş’âr’ı. Doktora Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi. 326-333.

Kissling, Hans Joachim (hzl.) (1965). Usâqizâde’s Lebensbeschreibungen berühmter gelehrter und Gottesmänner Des Osmanischen Reiches İm 17. Jahrundert (Zeyl-i Saqâyıq). Wiesbaden: Otto Harrassowitz. 95-96.

Kurnaz, Cemal ve M. Tatçı (hzl.)(2001). Mehmed Nâil Tuman Tuhfe-i Nâilî-Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. Ankara: Bizim Büro Yay. 386-387.

Müstakimzade Süleyman Sa’deddin Efendi (2000). Mecelletü’n-Nisâb (Tıpkıbasım). Ankara: KB Yay. 237.

Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Şeyhî Mehmed Efendi Şakâ’ik-i Nu’mâniyye ve Zeyilleri “Vakâyiü’l-Fuzalâ”. C. 3. İstanbul: Çağrı Yay. 115-118.

Riyâzî. Tezkire-i Riyâzî. Millet Ktp. Nu: 765. 149b.

Zavotçu, Gencay (hzl.) (2009). Rıza Tezkiresi (İnceleme-Metin). İstanbul: Sahhaflar Kitap Sarayı. 237-238.

 

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DOÇ. DR. AYŞE YILDIZ
Yayın Tarihi: 17.11.2014
Güncelleme Tarihi: 26.11.2020

Eserlerinden Örnekler

Gazel

Dilde senden gizlü bir derd ü gamı mihnet mi var

Bir senün gibi cihânda çok bilür âfet mi var

 

Cânumı al câna minnetdür didüm cânâneye

Didi bin nâz ile ol dem ana da minnet mi var

 

Bir gönül bağlu perîşân zülfünün her târına

Bu perîşânlıkda hâtırlarda cem’iyyet mi var

 

Hâce-i dehrün değişmem bâliş-i hârâsına

İşigün taşı gibi bir mesned-i İzzet mi var

 

Ana yârân-ı safâdan rağbet eyler kimse yok

Şimdi künc-i gam gibi bir gûşe-i ‘uzlet mi var

 

Subha karşu arturursın ıztırâbı her gice

Yoksa ey pervâne bîm-i mihnet-i fürkat mi var

 

Ey Riyâzî n’ola nâzük düşse anda sözlerün

Kaşları vasfı gibi bir gûşe-i dikkat mi var

(Açıkgöz, Namık (1990). Riyâzî Divanı’ndan Seçmeler. Ankara: KB Yay. 146-148)

 

Gazel

Senden ey dîde ne hûn-âbe ne hûn isterler

Aşka germ-âbe gibi sûz-ı derûn isterler

 

Hem alurlar dili bî-sabr u karâr eylerler

Yine uşşâkdan ârâm u sükûn isterler

 

Zûr-bâzûsı ne kâr eyledi gör Kûhken’e

Bunda bîmârî-i dil baht-ı zebûn isterler

 

Aşkda bûlâlemûnî-i hıred el virmez

Sâde-dil ‘âşık-ı yek-reng-i cünûn isterler

 

Ey Riyâzî mey-i şevk içmek ile aşk olmaz

Bunda ser-mestî-i hûn-âb-ı derûn isterler

(Açıkgöz, Namık (1990). Riyâzî Divanı’ndan Seçmeler. Ankara: KB Yay. 152-154)

 

Riyâzü’ş-Şu’arâ’dan

Yahyâ Efendi: Dest-ârâ-yı sadr-ı fetvâ Zekeriyyâ Efendi’nin ferzend-i fazîlet-mendidür. Ma’lûl-zâde Mehemmed Efendi’den mülâzemetle kâm-revâ olup dest-be-dest kat’-ı merâtib-i ‘izz ü ‘alâ ile pâdşâhumuz ‘asrınun iki def’a Rûm ili sadrına pîrâye-bahş olmışlardur. Tab’-ı güher-efşânı lücce-i fazl u ‘irfân ile âşnâ ve dîde-i dil ü cânı kuhlu’l-cevâhir-i belâgat u beyân ile rûşenâ olup lutf-ı meşreb-i pâkî âb u tâbda reşk-i çeşme-i hurşîd-i tâb-dâr ve reng ü bûda hüsn-i hulk-ı müşg-bârından gül-i rengîn-‘ızâr şermendedür.

Âb-ı lutf-ı meşrebeş der-zîr nüh dûlâb nist

Reng-i bûy-ı hüsn-i hulkeş der-gül-i sîr-âb nist

Nesr: Bu rakam-güzâr-ı sahîfe-i ‘acz u ıztırâr ol cenâb-ı fezâ’il-şi’âra takdîm itdigi şem’iyyedendür ki sebt olındı […]

(Riyâzî. Tezkire-i Riyâzî. Millet Ktp. Nu: 765. 149b)

 

Sâkî-nâme’den

Hamd ol ehad-i kadîm-i pâke

Feyz-i keremi su virdi tâke

 

Halk eyledi nüh hum-ı sipihri

Ol humlara bâde itdi mihri

 

Kıl vasfın o bâde-i devânun

Kim oldı bir adı ‘ışk anun

 

Bu deyre o bâdedür viren nâm

O bâde ile döner bu nüh câm

 

Mutrib okur âteş müdâmı

Ol puhte ider bu ‘akl-ı hâmı

 

Sûz-ı demün urdı ‘ûda âteş

Bezm-i dili tutdı bûy-ı dil-keş

 

Hem ur el’ele hem ol nevâ-sâz

Çün çıkmaz imiş bir elden âvâz

 

Mey kim sala meclise ziyâsın

Kimse göremez şebün karasın

 

Ey duhter-i gül-‘izâr-ı engûr

Gördi seni gözin açdı mahmûr

 

‘Işk oldı ‘aceb bülend eyvân

İrişmez ana kemend-i ‘irfân

 

Ol zîr-i hümâ-yı himmet-i ‘ışk

Dirsen kona başa devlet-i ‘ışk

 

Mûm eylesün âheng-i gam-ı ‘ışk

Ol kâbil-i nakş hâtem-i ‘ışk

 

Bu lüccede ol şinâver ey dil

Esbâb-ı vücûdı ber-taraf kıl

 

Sahn-ı çemen oldı reşk-i gerdûn

Çıksun göge şimdi câm-ı gülgûn

 

Al destüne câm-ı hoş-güvârı

Tîz tut ki geçer dem-i bahârı

 (Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Şeyhî Mehmed Efendi Şakâ’ik-i Nu’mâniyye ve Zeyilleri “Vakâyiü’l-Fuzalâ”. C. 3. İstanbul: Çağrı Yay. 116)

 


İlişkili Maddeler

Sn.Madde AdıD.Tarihi / Ö.TarihiBenzerlikİncele
1İsmail Safad. 1867 - ö. 24 Mart 1901Doğum YeriGörüntüle
2MEKKÎ, Mehmed Efendid. 1714 - ö. 1797Doğum YeriGörüntüle
3Ali Kâmi Akyüzd. 1873 - ö. 11 Mart 1945Doğum YeriGörüntüle
4KADRÎ, Suûdî-zâde Seyyid Abdülkadir Efendi b. Mîr Hasan-zâde Suûdî Mehmed Efendid. 1572 - ö. 1596Doğum YılıGörüntüle
5ŞERİFÎ, Hüsam-zâde Seyyid İbrahim Efendid. 1572 - ö. 1607Doğum YılıGörüntüle
6NÂDİRÎ, Abdülganî-zâde Mehmed Nâdir Efendid. 1572 - ö. 17. 02. 1626Doğum YılıGörüntüle
7PÂKÎd. ? - ö. 1644Ölüm YılıGörüntüle
8BOSNEVÎ, Abdullah (Rumî)d. 1584 - ö. 1644Ölüm YılıGörüntüle
9ABDÎ, Lütfullahd. ? - ö. 1644Ölüm YılıGörüntüle
10SÂKÎ, Alî, Baldır-zâde, Baldıroğlud. ? - ö. ?MeslekGörüntüle
11EŞREF, Çelebi-zâde Eşref Mollad. ? - ö. Ağustos-Eylül 1791MeslekGörüntüle
12CÛDÎ, Mehmed Çuhacî-zâded. ? - ö. 1815MeslekGörüntüle
13SELÎSÎ/MEHMED, Baldır-zâde Şeyh Mehmed Selîsî Efendi b. Mustafa Efendi b. Tokadî Ali Deded. ? - ö. Haziran-Temmuz 1650Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
14NAÎMÂ, Mustafâ Naîmâ Efendid. 1655 ? - ö. 1716Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
15KÂMÎ, Mustafa Kâmî Çelebid. ? - ö. 1673-1674Alan/Yüzyıl/SahaGörüntüle
16AVAZ, Avaz Otard. 1884 - ö. 1919Madde AdıGörüntüle
17B‘İS, Kasab-zâde Ahmed Bâ‘is Efendid. ? - ö. 1800-1801Madde AdıGörüntüle
18NESRÎ, Nesrî Çelebid. ? - ö. ?Madde AdıGörüntüle